12 Eylül 2014

Vladimir Nabokov - Lolita

Bu kitabı çok iyi anlatan bir cümle: “The book is internationally famous for its innovative style and infamous for its controversial subject.” Tercümesini de şöyle yapabiliriz: “Bu kitabın uluslar arası ünü yenilikçi tarzından gelirken, tartışmalı konusu ile de kötü bir üne sahip.”



Klasikleri okumaya devam ediyorum. Don Quijote’den sonra Nabokov’un Lolita’sını elime aldım. Bu aralar ismine çok sık rastladığım bir kitap. İlk başlarda Cervantes’te yaşadığım gibi burada da hayal kırıklığına uğrama endişesi vardı. Ancak kitaba başladıktan sonra karışık ve çok ilginç anlatımı ile Nabokov bu endişemi giderdi. Şimdi o karmaşık anlaşılması zor cümlelerin nasıl güzel bir şekilde sıraladığını ve okuru sıkmadan yaptığı anlatımının cazibesi içinde kayboldum.

Ana tema ve olayla tamamen ilgisiz olayları bazen o kadar ayrıntılı ve ilginç bir üslupla anlatıyor ki, yazarın bu kadar farklı bölge ya da olayla ilgili çok ayrıntıyı nasıl öğrendiğini ve bildiğini merak ediyorum.

Ayrıca bazen bir olaya çok farklı ek detaylar ekliyor ve ilginç bir üslupla aktarıyor. Sadece bir örnek olarak bu paragrafı gösterebiliriz: “Kasbeam'de oldukça yaşlı bir berberde kötü bir saç tıraşı oldum. Çenesi hiç durmuyor, harıl harıl beyzbol oyuncusu oğlundan söz ederken, konuşmasının heyecanlı yerlerinde enseme tükürük sıçratıyor, ara sıra boynuma bağladığı beze gözlüklerini siliyor, ya da sararmış gazete kupürleri çıkarıp göstermek için titrek makasına ara veriyordu. Öylesine ilgisizdim ki, parmağıyla yıllanmış, boz renkli traş losyonlarının arasına sıkıştırılmış bir resmi gösterdiğinde, resimdeki genç beyzbolcunun otuz yıl önce ölmüş olduğunu büyük bir şaşkınlıkla fark ettim.”

Yazarın “yenilikçi stili” derken kitaptaki tabanca ile ilgili kısmı ilgimi çekti ve çok ilginç. İlk önce satranç oynadığı adam ve kırık satranç kutusunu anlatıyor. Sonra doğu süslemeli kutunun kim tarafından hediye edilişi ve kim tarafından getirilişi. Sonra içine satranç taşlarının sığmaması ve tabancı kabı olarak kullanmasını. Sonra bu tabancanın kime ait olduğu ve atış talimi yapması ve kiminle ve nasıl atış yaptıkları. En sonunda bir sincabı yaralaması. Bu kitapta kısa bir 17. Bölümde yer alıyor.

17. bölüm şöyle: “Şişko Gaston kendi pısırık yordamınca armağanlar vermeyi severdi. Alışılmışlığı bir pısırık arpa boyu aşan armağanlardı bunlar, ya da onun pısırık aklınca öyleydiler. Bir gece, satranç kutumun kırık olduğunu görmüş, ertesi sabah küçük oğlanlarından biriyle bana bakır bir kutu yollamıştı. Kutunun kapağında pek ince işlenmiş bir Doğu süslemesi olduğu gibi, çok da güzel kilitlenebiliyordu. Bir bakışta bunların Cezayir falan gibi yerlerde satılan, adına da nedendir bilinmez 'luizetta' denilen, alıp da sonradan ne yapacağınızı bilemediğiniz ucuz para kutularından biri olduğunu fark etmiştim. Benim tombul piyonlarımı alacak derinlikte değildi ama atmadım - bambaşka bir işte kullandım.
Lo'nun gözle görülür derecede öfkelenmesine karşın, nedendir bilmem kendimi içinde bulduğum kaderin ağını parçalamak üzere Kestane Motel'de bir gece daha kalmaya karar vermiştim. Sabah saat tam dörtte uyandım, Lo'nun (ağzı hepimizin biraraya gelip de ona hazırladığımız bu serseri hayat karşısında şaşkına dönmüşçesine açık olarak) uyuduğundan iyice emin olduktan sonra, 'luizetta'mı açtım, içindekinin yerinde olduğunu görerek ferahladım. Orada kutunun içinde, beyaz yünlü eşarba sarılı otomatik bir cep tabancası duruyordu; 32 kalibre, sekiz mermilik kartuşla çalışan, boyu Lolita'nın boyunun dokuzda birinden biraz daha kısa, kabzası ceviz, çeliği mavi cilalı, Harold Haze'den bana kalanlar arasındaydı bu da, 1938 tarihli katalogunda pek aldırışsız bir dille şöyle deniliyordu. 'Özellikle evde ve arabada, ayrıca kişisel kullanımlarda üstüne yoktur.' İşte oracıkta, bir ya da birden fazla kişisel kullanımda hemen göreve hazır, sinsi sinsi bekliyordu tabanca. Doluydu, kazara ateş almasın diye emniyeti çekilmişti, Unutmayınız ki tabanca Freud'a göre dünya yüzündeki ilk babamızın belden aşağısının ortasına düşen organının simgesidir.
İyi ki almıştım yanıma - daha da iyisi iki yıl önce Charlotte ile benim gölümüzün oralardaki çam ormanında tabancayı kullanmayı öğrenmiş olmamdı. Şimdi uzaklarda kalan o ormanlarda birlikte gezip dolaştığım Farlovy keskin nişancıydı, 38 kalibrelik tabancasıyla bir arıkuşunu vurmayı başarmıştı -ire yalan söylemeli, bu vuruşun ebemkuşağı rengi bir avuç tüyden başka kanıtını da görmemiştim ya... Sonra 20lerde iki kanun kaçağını vurmuş olan Krestovski adında bir polis eskisi de aramaza katılmış, minik bir ağaçkakanı, hem de mevsimi değilken öylesine vurmuştu. Bu iki sportmen arasında kalmış bir acemi olduğum için ben her şeyi ıskalayıp durduydum. Ha, sonra tek başıma çıktığım bir keresinde ben de bir sincap yaralamıştım, söylemeden geçmeyeyim. 'Sen yat. burada,' dedim tüy siklet ama dörtbaşı mamur küçük dostuma, sonra da şerefine bir yudum cin içtim.”

Çok ilginç bir kısım daha, benzetme çok farklı: “O susarsa ben de susabilirdim. Bu yatışmış, gözü korkmuş sallanır koltukta biraz dinlenmek iyi bile gelirdi bana. Sonra da gider, düşmanın inini bulur, tabancamın sünnet derisini sıyırır, büzüşmüş tetiğin orgazmının tadını çıkarırdım.”

Kitabın konusu ya da olayı anlatan Humbert Humbert’in öyküsü çok tartışmalara yol açtı. Hatta yazarın görüştüğü 3 yayınevi, kitabı basmak istemedi ya da basmaktan korktu. Tabii bunu anlayışla karşılıyorum, çünkü gerçekten Humbert’in yaptıkları çok iğrenç ki, zaten kendisi de kitapta kendisini sapık, ahlaksız gibi ifadelerle anlatıyor ve bunu kabul ediyor.

Konusu hiç caiz değil, çok karmaşık ya da sürükleyici bir öyküsü ve karakterleri de yok. Ancak kitabın yazılış şekli çok yenilikçi ve ilginç. Bir de anadili Rusça olan Nabokov’un eseri İngilizce yazdığını ve çok beğenildiğini düşünürseniz, okunmaya değer bir kitap. Tabii konusuna takılmamak lazım.

Vladimir Nabokov - Lolita
Çevirmen: Fatih Özgüven
İletişim Yayıncılık
Sayfa Sayısı: 360

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder