21 Ağustos 2015

Antoine de Saint-Exupéry - Küçük Prens

Fransız yazar Antoine de Saint-Exupéry’nin Küçük Prens kitabı çocuk kitabı olarak basılıyor ve satılıyor. Ancak çocukların beğeneceği ve çok seveceği yerler olmakla birlikte, büyükler için de çok önemli nasihatler içeriyor kitap.

En başta büyüklerin “çok önemli” işlerle uğraşmaktan çocuklara vakit ayırmaması, onların yaptığı “küçük” şeyleri takdir etmemesi ve anlamaya çalışmamasını gösterebiliriz. Kitapta anlatıcı, küçüklüğünde fil yutmuş bir boa yılanı çizerek büyüklere gösterdiğini söylüyor. Ancak büyükler bunun şapka olduğunu düşünüyor. Daha sonra resmi daha da anlaşılır hale getiriyor. Ancak aldığı cevap resim yapmaya küstürüyor kendisini:



“Büyükler bu kez de boa yılanının içten ve dıştan görünümleriyle ilgili resimleri bir yana bırakıp, coğrafya, tarih, aritmetik ve dil bilgisiyle ilgilenmemi öğütlediler. Böylece daha altı yaşındayken büyük bir ressam olma fırsatınım kaçırmış oldum.” (s. 8)

Yazarın büyüklerle ilgili kısımları sadece bunlar değil. Aslında büyüklere birer tavsiyedir bunlar. Çocukların kendi dünyaları ve anlama tarzları olduğunu ifade ediyor. Onların bakış açılarının ve dünyayı görme ve algılama yeteneklerinin henüz büyükler kadar daralmadığını ve bozulmadığını söylüyor. Bu iki paragraf bakalım:

“Büyükler rakamlara bayılırlar. Onlara yeni bir arkadaşınızdan söz ettiğiniz zaman, size esas sormaları gereken sorulan sormazlar. Mesela asla şunları merak etmezler: “Arkadaşının sesi nasıl? Hangi oyunları seviyor? Kelebek koleksiyonu var mi?” Onun yerine, “Arkadaşın kaç yaşında?” diye sorarlar. “Kaç kardeşi var? Kaç kilo? Babası ne kadar para kazanıyor?” Onu yalnızca bunlarla tanıyabileceklerini sanırlar.” (s.21)

“Eğer büyüklere, “Kırmızı tuğlalı güzel bir ev gördüm, pencerelerinde sardunyalar ve çatısında kumrular vardı...” derseniz, bu evi bir türlü hayallerinde canlandıramazlar. Onlara şöyle demeniz gerekir: “Yüz bin franklık bir ev gördüm.” O zaman şöyle haykırırlar: “Ah, ne kadar da güzel!” (s.21-22)

Anlatıcı daha sonra Sahra Çölü’nde uzayda küçük bir gezegende yaşayan Küçük Prens ile karşılaşır. Prens ise buraya gezegenindeki gülü bırakarak gelmiştir. Ancak şimdi bunun pişmanlığını yaşıyor ve “Bense çiçeğimi sevmeyi bilemeyecek kadar küçüktüm o zamanlar.” itirafında bulunuyor. Küçük olmasına rağmen büyüklerde bile çoğu zaman bulunmayan, hatasını anlama ve itiraf etme erdemini hatırlatıyor.



“Bir gün Küçük Prens, “Onu dinlememeliydim,” diyerek itirafta bulundu bana. “Çiçeklere asla kulak vermemeli insan. Onları yalnızca seyretmeli ve koklamak. Çiçeğimin güzel kokusu bütün gezegeni sarmıştı ama buna bile sevinemedim. Şu pençe meselesinde sinirleneceğime, şefkat duymalıydım ona.”
Küçük Prens içini dökmeye devam etti:
“O zamanlar hiçbir şeyi anlamıyordum. Onu söylediklerine göre değil, yaptıklarına göre değerlendirmeliydim. Etrafına güzel kokular yayıyor, ışık saçıyordu. Ondan asla kaçmamalıydım. Onun o küçük hesaplarının ardındaki gizli sevecenliğini anlamalıydım. Çiçekler öylesine çelişkilidir ki! Bense çiçeğimi sevmeyi bilemeyecek kadar küçüktüm o zamanlar."  (s. 39 – 40)

Ancak Dünya’ya gelmeden önce farklı gezegenlere uğrayan Küçük Prens, buralarda farklı insanlarla karşılaşmıştı. İlk önce “mantıklı” ancak hükmedecek kimsesi olmayan bir kral ile karşılaşır:

“Ah işte bir uyruk!”
Küçük Prens'in tuhafına gitmişti:
“Beni daha önce hiç görmedi ki... Nereden tanıdı acaba?”
Krallar için her şeyin çok basit olduğunu henüz bilmiyordu. Krallara göre bütün insanlar onların uyruğuydular.” (s. 46)

“Kesinlikle. Herkesten verebileceği neyse onu istemek
gerekir," dedi kral. “Otorite her şeyden önce mantığa dayanmalıdır. Eğer halkına, gidip kendilerini denize atmalarım emredersen, onlar da sana karşı devrim yaparlar. Ama bana itaat edilmesini istemeye hakkım var, çünkü benim emirlerim mantıklıdır." (s.48)

“Gitme,” dedi bir uyruğa sahip olmaktan gururlanan kral. “Gitme, seni bakan yapıyorum!”
“Ne bakanı?”
“Eeee... adalet bakanı!”
“Ama burada yargılanacak kimse yok!” (s.49)

“Kişinin kendisini yargılaması, başkasını yargılamasından çok daha zordur. Eğer kendini doğru bir biçimde yargılamayı başarırsan, gerçek bir bilgesin demektir.” (s. 50)

İkinci gezegende kendini beğenmiş adam ile karşılaşır Küçük Prens ve anlatıcı bize  “kendini beğenmiş insanlar sadece övgüleri duyarlar” (s. 53) uyarısını yapar. Her bir gezegen ziyaretinin sonunda ise Küçük Prens karşılaştığı olaylar ve konuşmalar sonucu “Şu büyükler gerçekten de çok tuhaflar.” ifadelerini kullanıyor.

Çok kısa süren üçüncü gezegen ziyaretinde ise Küçük Prens, içki içmek utancından içki içen sarhoş ile karşılaşır. Dördüncü gezegende ise bir işadamı yaşıyor. Ciddi ve gevezelik edecek vakti yok. Küçük Prensi bile fark etmedi. İşkolik ve yaşama, çevreyi görmeye bile zaman ayırmıyor ve şöyle diyor:

“Bu gezegende yaşadığım elli dört yıl boyunca yalnızca üç kez çalışmaya ara verdim. İlki, yirmi iki yıl önceydi. Nereden geldiğini bilmediğim bir mayıs böceği konmuştu yanıma. O kadar yaygara koparmıştı ki toplama yaparken tam dört kez hata yapmama neden olmuştu. İkincisi, on bir yıl önce, romatizma krizim tuttuğunda oldu. Burada pek hareket etmiyorum. Gezip tozacak vaktim yok. Çok ciddi bir adamım ben. Üçüncüsü ise... işte şimdi oldu! Evet, beş yüz bir milyon diyordum.” (s. 58)

Kendi aptallıklarında, kısır döngülerinde sürelik aynı şeyi tekrarlayıp duran insanlar. Diğer gezegenlerde ise Küçük Prens, fenerci ve coğrafyacı ile karşılaşıyor.

Çocuklar için yazılmış ancak büyüklerin de okuduğu bir kitap Küçük Prens. Hep bildiğimiz ama pek önemsemediğimiz ama çok önemli gerçeklere değiniyor ve bize hatırlatıyor. Küçük Prens’in serüveninin ne olduğunu merak edenler için okumalarını tavsiye ederim. Kitabı okuduktan sonra eğer çocuğunuz varsa onunla nasıl ilgilendiğiniz, zaman ayırıp ayırmadığınız sorgulayın.

Yazıyı ise yine kitaptan bir alıntı ve önemli bir eleştiri ile tamamlıyorum:

“İnsanların hiçbir şeyi tanımaya zamanları yok. Her şeyi, dükkânlardan hazır olarak satın alıyorlar. Ve dostların satıldığı dükkânlar da olmadığından, insanların hiç dostları yok.” (s.89)


Antoine de Saint-Exupéry
Küçük Prens
Fransızca aslında çeviren: Onur Tunç
Yuva Yayınları
2015
116 sayfa

3 yorum:

  1. Harika bir eserdi.Her zaman okunacak bir klasik.Kalemine sağlık;)

    YanıtlaSil
  2. Evet güzel ama daha güzel kitaplarda var inanın Küçük kara balığı da tavsiye ederim. Hatta Okudum kısmında bende çocuk kitapları çoktur :) Tavsiye ederim bakmak isterseniz tabiki :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tavsiyeniz için teşekkürler. Mutlaka göz atarım belirttiğiniz kitaba. Böyle tavsiyeler benim için değerlidir.

      Sil