17 Mayıs 2016

Italo Calvino - Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu

“Italo Calvino’nun yeni romanı Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu romanını okumaya başlamak üzeresin. Gevşe. Dikkatini topla. Bütün öteki düşünceleri sav kafandan. Çevredeki dünya bırak silinsin. En iyisi kapıyı kapatmak; yan odadaki TV hep açık. Hemen ötekilere söyle, “Hayır, ben televizyon izlemek istemiyorum.” Sesini yükselt –yoksa seni duymazlar- “Okuyorum! Rahatsız edilmek istemiyorum.!” Belki duymadılar, onca gürültünün arasında; daha yüksek sesle söyle, bağır: “Italo Calvino’nun yeni romanını okumaya başlıyorum!” Ya da istersen hiçbir şey söyleme; belki seni rahat bırakırlar.” (s. 11)

Calvino’nun romanı bu cümlelerle başlıyor. İlk cümleyi okumaya başladıktan sonra henüz bitirmeden ara verdim. Çünkü romanın başlayacağını düşünüyordum, şimdi ise sanki önsöz okuyorum hissine kapıldım. Kontrol ettim, hayır, bu cümleler romanın ilk cümleleri. Artık romanın başladığından eminim. Bu cümleler ve devamında gelen paragraflarla çok farklı bir tarzda yazılmış bir eser ile karşı karşıya olduğumu anlıyorum.

Kitabın ilk sayfalarından Calvino ve eserleri ile ilgili verilen kısa bilgide Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu, “okurun anlatı sanatıyla ilişkisini ele alan roman” olarak tanıtılmış. Umberto Eco da anlatı sanatını ele aldığı “Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti” kitabını Calvino’nun “Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu” kitabındaki “anlatıda okurun varlığı” konusuna ayırdığını ve eserin en güzel kitaplarından biri olduğunu ifade ediyor.

Roman anlatıcının okur ile sohbet etmesi şeklinde başlıyor. Bir dizi tavsiyede bulunuyor. Okuma pozisyonu, okumayı bölmemesi için bazı tedbirleri almasını öğütlüyor. Hangi okura? Kitabı okuyan bana mı, yoksa kitabın içinde seslendiği okura? Bu ikisi aynı kişi mi, yoksa farklı? Bunun cevabını ilerleyen sayfalarda Calvino (ya da anlatıcı, çünkü her zaman yazarla anlatıcı aynı kişiler olmayabilir) kendisi veriyor. Şimdi ise okura verilen tavsiyelerden ilginç birkaçına göz atalım.

“Işığı ayarla ki gözlerin zorlanmasın. Bunu şimdi hemen yap yoksa bir kez okumaya daldın mı hiçbir şey seni yerinden kımıldatamayacak. Aman sakın sayfa loşlukta kalıp da, gri bir fon üzerinde fare ordusu gibi, hepsi aynı biçimde kara harflerden oluşan bir pıhtıya dönüşmesin; ama dikkat, sayfanın üzerine düşen ışık çok güçlü de olmamalı, kâğıdın acımasız beyazı üzerinde parlayıp, güney öğlelerinde olduğu gibi, harflerin gölgelerini kemirmesin. Okumanı nelerin yarıda kesebileceğini önceden düşünmeye çalış. Sigara şuracıkta olmalı, içiyorsan, kül tablası da. Başka? Çişin var mı? Peki, kendin bilirsin.” (s. 12)

Calvino kitapta kurmaca ve anlatı sanatı ile birlikte aynı zamanda okuma eylemi üzerinde de duruyor. İlerleyen sayfalarda yazarın okuru, okuma eylemini çok iyi tahlil ettiğini ve romanında bunları yansıttığını görüyoruz. “Evet, artık odandasın, sakin; kitabın birinci sayfasını açıyorsun, hayır, son sayfasını, ilkin ne uzunlukta olduğunu görmek istiyorsun. Çok uzun değil, allahtan.” (s. 16) Her okurun bir kitaba başlamadan önce mutlaka sayfa sayısına  baktığından eminim. Çoğu zaman bilinçsizce yapılan bir eylemdir belki, ancak ilk defa bu küçük ve önemsiz görünen olaya bir kitapta değinildiğini görüyorum.

Okumaya devam ettikçe ise sanki roman okurla birlikte yazılıyor hissine kapılıyorsunuz. Romanın konusu şöyle: Bir okur Calvino’nun Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu romanını alır ve okumaya başlar. Birinci bölüm bitince kitapta basım hatası olduğunu ve devamının bulunmadığını görür. Kitapçıya gider ve yayınevinin hatası olduğunu ve ayrıca da okuduğunun aslında başka bir yazarın kitabı olduğunu öğrenir. Bu sefer öyküyü beğendiği için bu kitabı alır, ancak daha önce okuduğu ile ilgisinin olmadığını anlar. Böylece her defasında okuduğu romanın devamını ararken farklı bir roman okur ve hepsi de yarım kalır. Romanda her bölümde birer roman başlangıcı okuyoruz ya da kısa öykü. Çoğunun sonu yok. Ya da bilerek ve devamını okurun hayal etmesi, tasarlaması isteniyor.

50 sayfadan sonra okurun kitabı yeniden ne zaman okumaya başlayacağını beklemeye başlıyorsun. Halbuki gerçek okur sensin (istediğin zaman başlama ve durma özgürlüğün olmalı, özgürlüğün elinden mi alınmış?). Gerçek yazar yerine şimdi farklı yazar isimleri konuşuluyor. Ancak hepsini yazan Calvino.

Kitapta öyküler (ya da eserdeki ifadeyle roman başlangıçlarının) haricinde anlatıcı direkt okura konuşuyor, sen diye hitap ediyor; buluşacaksın, yapacaksın, anlıyorsun, geçiyorsun.

Romanda anlatıcının sen diye hitap ettiği Okur’un bir ismi yok. Ancak diğer karakterlerin var. Bir önemli karakter ise Okur’un kitapçıda karşılaştığı ve araştırmalarının bir kısmını da beraber yapacağı ve Öteki Okur olarak adlandırılan Ludmilla (bir kadının olmadığı öykü pek ilgi çekmezdi değil mi? Calvino da aynı görüşte ve buna daha sonra değiniyor). Sayfa 57’ye geldiğimde artık romanın ana konusunun Öteki Okur Ludmilla olduğunu düşünüyorum. Tam doğru olmasa da önemli yeri olan bir karakter.

Sayfa 60: Üçüncü öyküyü (ya da üçüncü roman başlangıcını) okuyorum. Romanın bu özellikleri bana Cervantes’in Don Quijote’unu hatırlatıyor. Roman içindeki kısa öyküleri. Tek fark bunlar kısa öykü değil yarım kalmış kısa öyküler ya da sonu gelmeyen roman başlangıçları.

Sayfa 82: Şimdi ne zaman sonunu öğreneceğin bir roman okuyacağımı merak ediyorum (çünkü hâlen asıl okurun ben, gerçek romanın da Okur ile Öteki Okur’un yer aldığı roman olduğunu unutuyorum. Kafam çok karışıyor).

Romanların devamını kovalarken her şey çok karışıyor:

“Bir kahvede bir masaya oturup durumu özetliyorsunuz, Ludmilla ile ikiniz. “Yeniden özetlersek: Rüzgârdan ya da Baş Dönmesinden Korkmaksızın’ın Sarp Yamaçtan Aşağı Eğilir ile bir ilgisi yok, onun Malbork Kasabasından Irakta ile ilgisi yok, onun da Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu ile. Yapılacak tek şey bütün bu karışıklıkların kaynağına gitmek.” (s. 98)

Kitapta bir kaç sayfada bu sefer anlatıcı “sen” diye Ludmilla’ya hitap etmeye başlıyor. Bu sefer Okur üçüncü şahıs oluyor. Bunu yaparken de Calvino isim verilmiş ve verilmemiş okurun farkını gösteriyor ve açıklıyor. Bu durum bir kaç sayfa sonra değişecek, yine eski halini alacak.

“Bu kitap şimdiye kadar okuyan Okur’a, kendisini okunan Okur ile özdeşleştirme olanağını açık tutmuştur: İşte bu yüzden ona bir ad verilmedi, böyle bir şey onu hemen bir Üçüncü Şahıs, bir roman kişisi yapardı (oysa Üçüncü Şahıs olarak sana bir ad verilmesi gerekiyordu, Ludmilla), bu yüzden bir zamir olarak tutuldu, zamirlerin her nitelik ve eyleme uygun soyutlukları içinde. Dur bakalım, Öteki Okur, acaba kitap senin doğru bir portreni yapmayı başarabiliyor mu, çerçeveden başlayıp seni dört yandan kuşatarak biçiminin ana çizgilerini çizebiliyor mu?” (s. 147 – 148)

Calvino bir yandan bize bir roman sunarken, bir yandan da romanda satır aralarında ne yapmaya çalıştığını, ne yaptığını anlatıyor. Anlatıcının “sen” diye hitap ettiği ifadelerin bir kısmı Okur’a aitse de bir kısmı da gerçek okura hitaben yazıldığı kesindir. Bunu yukarıdaki alıntıdan açık bir şekilde anlıyoruz.

Romanda bir de bu aralar bir şeyler yazamayan bir yazar var. Okur kitapların devamını ararken onunla da karşılaşır. Bunu bir bölümde yazarın günlüklerini okurken öğreniyoruz. Yazar ayrıca bir roman fikrini de yazıyor günlüğüne. Bu da aslında Calvino’nun yazdığı romandır. Bu kısımda romanın çok kısa bir özetini okuyoruz yazarın günlüğünden.

“Roman başlangıçlarından oluşan bir roman yazma düşüncesine kapıldım son zamanlarda. Kahramanı da okuması sürekli yarıda kesilen bir Okur olabilir. Okur, Z. adlı yazarın A adlı yeni romanını satın alır. Ama kusurlu bir kopyadır, başlangıcından öteye gidemez... Kitabı değiştirmek için kitapçıya döner...
            Bütün romanı ikinci şahısla yazabilirim: Sen, Okur... genç bir bayan da sokabilirim araya, Öteki Okur, bir de düzenbaz bir çevirmen ile benimki gibi bir günlük tutan yaşlı bir yazar...
            Ama kalpazanın elinden kaçan genç bayan Okur’un, sonunda kendisini Okur’un kollarında bulmasını istemiyorum. Okur’un, çok uzak bir ülkede saklanan kalpazanı bulmak için yollara düşmesi ve yazarın genç bayan Öteki Okur ile başbaşa kalması için birşeyler yapacağım.
            Elbette bir dişi olmayınca Okur’un yolculuğu heyecanını yitirecek: Yolda bir başka kadına rastlaması gerek. Belki de Öteki Okur’un bir kız kardeşi vardır...
            Gerçekten de Okur gitmek üzereymiş gibi görünüyor. Yolda okumak için yanına Takakumi İkoka’nın Ayın Aydınlattığı Yapraklardan Bir Halının Üzeriinde’sini alacak.” (s. 203 – 204)

Romandaki yazarın bahsettiği (yazarlar, okurlar hepsinin bir birine karışması an meselesidir eğer dikkat etmezsem) Takakumi İkoka’nın Ayın Aydınlattığı Yapraklardan Bir Halının Üzeriinde kitabı da Okur’un başlangıcını okuyacağı başka bir romandır, elinden alınmadan önce. Peki bütün bu karışıklıklar nasıl yaşandı. Bu durum sahtekâr bir çevirmen ile açıklanıyor. Okur da onun peşine düşüyor ve her şeyin sahteci olduğu bir ülkede buluyor kendini.

“Sahtecilik süreci bir kez başladı mı durmaz. Sahtesi yapılacak her şeyin sahtesinin yapıldığı bir ülkede yaşıyoruz: Müzelerdeki tabloların, külçe altının, otobüs biletlerinin. Karşıdevrim ile devrim sahtecilik salvolarına karşı savaşıyorlar. Sonuç şu: Hiç kimse neyin sahte neyin sahici olduğunu söyleyemiyor, siyasi polis gizlice devrimci eylemler düzenliyor, devrimciler polis kılığına giriyor.” (s. 218)

Artık belli bir süre sonra asıl romanın benim elimde olan ve okuduğum kitap değil, kitapta yarım kalmış ve devamı kovalanan romanlar olduğu hissi iyice pekişiyor. Elimdekinin, benim okuduğumun, asıl roman olduğunu unutuyorum. Tabii anlatıcı sonunda müjdeyi veriyor.

“Fırtınayla oradan oraya savrulan teknenin bir limana varmasının zamanı geldi, Okur. Hangi liman büyük bir kitaplıktan daha güvenli olabilir? Kuşkusuz kentte bir kitaplık var, o kitaplıktan yola çıkmıştın, kitaptan kitaba atlayıp bütün dünyayı dolaştıktan sonra gene o kitaplığa döndün. Bir tek umudun kaldı, o da , okumaya başladığın an buharlaşıp elinden uçan o on romanı bu kitaplıkta bulabilmek.” (s. 260)

Peki bu sefer Okur kütüphanede sadece başlangıçlarını okuduğu ve merakını uyandıran o romanların devamını bulabilecek mi? Onu da artık bulmak sana kalıyor.

Son olarak anlatıcının/yazarın kitap okuma eylemi ile ilgili bir görüşünü alıntı yapmak istiyorum romandan. Benim de bazen başıma gelen bir durum.

“Bir kitap gerçekten ilgimi çekiyorsa daha bir kaç satır okumadan zihnim, metnin esindirdiği bir düşünceye ya da duyguya, bir soru ya da imgeye takılıp atlamaya, bir düşünceden ötesine, bir imgeden ötekine geçmeye başlıyor, ta sonuna kadar izlemeden edemeyeceğim bir uslamlama ve fantezi yolculuğuna çıkarak kitaptan uzaklaşıp onu gözden yitiriyorum.” (s. 261)

Italo Calvino
Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu
Özgün adı: Se una d’inverno un viaggiatore
Çev: Ülker İnce
3. Basım
Can Yayınları
İstanbul
2000
267 sayfa.

2 yorum: