30 Nisan 2016

Stefan Zweig - Satranç

Stefan Zweig’in “Satranç” isimli uzun öyküsü, çok akıcı bir şekilde, size adeta oynanan satrancın heyecanını yaşatarak, sürükleyici anlatımı ile kitabı bir kaç saatte bitirmenizi sağlıyor. Konusu isminden de anlaşıldığı gibi satrançla ilgili. Ancak bir kaç satranç oyunu sırasında oynayanların geçmişi, karakterleri ile ilgili detaylı anlatımlar var.

Kitabın girişinde satrancın edebiyatta ilgi görmesi ile ilgili şu ifadeleri okuyoruz:

“Edebiyatın da ilgi alanına giren bir motiftir satranç, bu açıdan ele alındığında, pek çok ünlü yazanı yapıtının da konusudur. Sözgelimi Gustav Meyrink’in Golem’i, Elias Canetti’nin Körleşme’si, Samuel Beckett'in Murphy’si Vladimir Nabokov’un Lujin Savunması ve hiç kuşkusuz, Stefan Zweig’ın Satranç’ı bunlardan yalnızca birkaçıdır.” (Şebnem Sunar, Satranç tahtasında bir Avrupalı, s. 9)

New York’tan Buenos Aires’e giden yolcu vapurunda anlatıcı bize satranç ustası, ve Avusturya’dan Nazi işgali ve baskısı sonucu kaçmak zorunda kalan Dr. B’nin hikayelerini ve satranç oynamalarını anlatıyor.

Sürükleyici bir anlatımla yazılan bu satranç karşılaşmaları, anlatıcının “parasına” güvenen bir yolcu ile satranç oynamaya başlaması sonucu doğar. Aslında amaç bu oyunlar ile satranç ustası Czentovic'in ilgisini çekmek ve onun hasıl biri olduğunu gözlemleme şansı elde etmektir. Bu satranç oyunu sırasında ilk önce Bay McConnor’in nasıl biri olduğunu öğreniyoruz.

“...Bay McConnor, en önemsiz oyunda bile yenilmeyi kişiliklerine yapılmış bir hakaret olarak gören o kendinden emin, başarılı insanlardandı. Yaşamda önüne çıkanı devirerek yol almaya alışmış ve somut başarıdan şımarmış, kendi kendinin mimarı bu iriyarı adam, üstün olduğu düşüncesine kendini öyle kaptırmıştı ki, ona karşı koyulmasını kendisine karşı haksız bir ayaklanma ve neredeyse hakaret olarak algılıyordu.” (s. 24)

Bay McConnor’in girişimleri sonucu vapurdaki satranç ustası ile düzenlenen oyun sırasında bu sefer beklenmedik bir anda Dr. B ile karşılaşıyoruz. Satrancı çok iyi bildiği anlaşılıyor, ancak satranç ustası kadar kibirli değildir. Hatta kendisine oyun teklif edildiğinde ise şöyle cevap verir:

“Kesinlikle olmaz beyler,” diye kekeledi gözle görülür bir utangaçlıkla. “Olanaksız bu... benim oynamam söz konusu bile olamaz... yirmi, hayır, yirmi beş yıldır satranç tahtasının başına oturmadım ben... ve sizden izin almadan oyununuza burnumu sokmakla ne kadar terbiyesizlik ettiğimi ancak şimdi anlıyorum... Lütfen, karıştığım için beni bağışlayın... sizi daha fazla rahatsız etmeyeceğim.” Ve biz şaşkınlığımızı üzerimizden atamadan, salondan çıkmıştı bile.” (s. 34)

Dr. B. ne kadar alçak gönüllü ise satranç ustası ise tam zıt bir karaktere sahip. Berabere kalınan -aslında bir amatör oyuncuya karşı beraberlik onun için yenilgidir- oyun sonrası kendi rahatını bozmadan, yenilgisini de kabul etmeden, “Bu konuda yorum yapamam. Beyefendi özgün ve ilginç bir oyun çıkardı; bu nedenle ben de bilerek ona bir şans verdim.” (s. 34) demesini de biliyor.

“Bıyık altından gülmeden edemedik. Czentovic'in tanımadığımız yardımcımıza büyüklük edip de şans falan vermiş olmadığını, bu açıklamanın kendi başarısızlığını örtbas etmek için uydurduğu saf bir bahane olduğunu hepimiz biliyorduk. Böyle sarsılmaz bir kibrin kırıldığını görme isteğimiz daha da arttı. Bizim gibi uysal, zararsız gemi yolcularının üzerine bir anda yabanıl, hırs dolu bir savaşma hevesi gelmişti, çünkü okyanusun ortasındaki gemimizde satranç şampiyonunun tahtından edilebileceği düşüncesi -bütün telgraf bürolarının tüm dünyaya ilan edeceği bir rekor- aklımızı başımızdan almıştı. En can alıcı anda beklenmedik bir biçimde oyuna karışan kurtarıcımızın yarattığı gizemli havanın çekiciliği ve adamın neredeyse korku dolu alçakgönüllülüğü ile profesyonel oyuncunun sarsılmaz özgüveni arasındaki karşıtlık da eklendi buna.” (s. 34 – 35)

Satranç, Zweig’in bir oturuşta okunabilecek, akıcı bir eseridir. Bir satranç oyunu çerçevesinde farklı karakterlerde insanların kişiliklerini ortaya koyarken, bir taraftan da Nazi Almanyası döneminde yaşananlara da değiniyor. Öyküde özellikle Dr. B’nin nasıl bu kadar mükemmel, hatta kendisini delirtecek derecede güzel satranç oynamasını öğrenme hikâyesi okurun çok daha fazla ilgisini çekiyor.

“... her iki rakibin yaradılışlarındaki tinsel karşıtlık, oyun ilerledikçe giderek daha somut olarak ortaya çıktı. İşin ustası Czentovic bütün oyun boyunca bir kaya gibi kıpırdamadan durdu, donuk gözlerini satranç tahtasından ayırmadı; onun için düşünmek, bütün organlarının en yüksek düzeyde çalışmasını gerektiren fiziksel bir zorlanmaydı sanki. Buna karşın Dr. B.’nin devinimleri son derece rahat ve kayıtsızdı. Sözcüğün tam anlamıyla bir amatör olarak yalnızca oyunun keyfini çıkarırken kendini hiç sıkmıyordu...” (s. 64)

Stefan Zweig
Satranç
Almanca aslından çeviren: Ayça Sabuncuoğlu
34. Baskı
Can Yayınları
İstanbul
2012
71 sayfa.

6 yorum:

  1. Bu güne kadar çoktan okumam gereken bir kitaptı. Ancak ben hala okuyamadım :) En kısa zaman da okumalıyım sevgiler..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 2-3 saatte rahatlıkta bitiyor. Pek zamanınızı da almayacak.

      Sil
  2. Ben de çok beğenerek okumuştum bu kitabı, gerçekten çok güzel anlatmıştım. Eline sağlık :)))

    YanıtlaSil