14 Kasım 2016

Gabriel García Márquez - Benim Hüzünlü Orospularım

Kolombiyalı yazar Gabriel García Márquez’in “Benim Hüzünlü Orospularım” romanı, hayatını yalnızlık içinde geçiren bir kişinin 90. yaş gününden sonra ilk defa aşık olmasını ve mutluluğu tatmasını anlatıyor.

Kitap, 90. yaş gününü kutlayan bu gazetecinin bu günden başlayarak kendi hikâyesini anlatması şeklinde yazılmış. Ana karakter yaş gününde kendine farklı bir hediye vermeye karar verir ve eskiden tanıdığı bir genelev sahibesini arayarak bakire bir kız ister. İşte bu olay 90. yaş gününden sonra ona aşkı yaşatır, gençler gibi sıkılarak, acı çekerek aşık olur ve ne yapacağınız bilemez.

Genç kıza bir İspanyol romanındaki “Delgadina” ismini veren ana karakter, özellikle romanın ilk kısımlarda yaşlılık ile ilgili düşüncelerini ve yaşlılığın ona yaşattıklarını okurla paylaşır. Buna ek olarak bu ihtiyar gazetecinin yaşamını, gençliğini ve yalnızlığını okuyoruz.

Yalnızlığını unutmak için hayatının genelevlerde geçtiğini öğrendiğimiz bu ana karakter, “yaşamı boyunca hiçbir kadınla parasını ödemeden sevişmediğini” de itiraf ediyor.

Artık yaşlı olduğunu da kabul etmek zorundadır. Ne zaman yaşlandığını düşünürken, hayatını on yıllara ayırarak anlatır. Artık 50 yaşından sonra çok kişinin kendinden küçük olduğu için yaşlandığı gerçeği ile yüzleştiğini söylüyor. Bir de sonunda ölüm var. Belki de onun için korkulu bir şeydir. Ancak korktuğu ölüm değil, yalnızlık içinde ölmektir. Çünkü ölüyü bitlerin bile korku içinde terk ettiğini duymuştu küçüklüğünde.

“Çok küçükken duymuştum, bir insan öldüğünde uzamış saçlarının içinde kuluçkaya yatan bitler yastıkların üzerinden korku içinde kaçışıp aileyi rezil ederlermiş. (s. 14)

Yaşlılık üzerinde dururken, yaşlılık ile birlikte gelen hastalıklar ya da olumsuzluklardan da bahsediyor. Ancak “...yaşlı insanların önemli olmayan şeyler konusunda bellek kaybına uğramaları, oysa kendilerini gerçekten ilgilendiren şeyleri pek ender unutmaları da hayatın bir zaferi. Cicero bunu yazılarında bir çırpıda anlatıvermiştir: Hâzinesini nereye gizlediğini unutan ihtiyar hiç yoktur, diye.” (s. 16) de hatırlatıyor.

İHTİYAR ADAM, ESKİ EV VE YAŞLI KEDİ

Yaşlanmak, eskimek, hayatın gerçeğidir. Buna çok vurgu yapıyor Kolombiyalı yazar Gabriel García Márquez “Benim Hüzünlü Orospularım” romanında. Yaşlanan sadece ana karakter değildir. Aynı zamanda ailesinden ona kalan ev de eskimiştir yıllar geçtikçe. Onun gibi ev de eskimiş, yıpranmış ve bazı eşyaları, hatta çoğunu satmıştır. Bir anlamda evi ile kaderi aynıdır. Evinde tek başına mutsuz bir şekilde yalnızlığı ile baş başadır. Bu yalnızlığını 90 yıl sonra doğum gününde ona hediye edilen yine yaşlı bir Ankara kedisi paylaşır. Çalıştığı gazetedeki meslektaşları ona hediye etmiştir. Bu kedi ile kendisinin durumu da artık benzerlik gösteriyor.

Peki akla gelen ilk soru ana karakter 90 yaşına kadar hiç evlenmemiş mi, hiçbir zaman aşkın ya da mutluluğun eşiğine gelmemiş mi? Aşktan çok bir ara evliliğin eşiğine gelir ancak bunu da kendisi isteyerek elinden kaçırır. Soranlara da şöyle der: “Soran olursa her zaman doğruyu söyleyerek yanıt veririm: Orospulardan evlenmeye vakit bulamadım, derim.” (s. 38)

Bu yalnız yaşamını ise çirkin ve ihtiyar olarak genelevlerde geçirir. Çoğu zaman buralarda uyur. “Seks, insanın aşkı bulamadığında elinde kalan bir tesellidir.” (s. 60) diyerek bu genelevlere gitmesinin ancak yalnızlık ve aşkı bulamamasına teselli olarak açıklamaya çalışıyor.

Ancak 90. yaş gününün gecesi hayatı değişir. Huzuru, mutluluğu, üzüntüyü, kıskançlığı, acıyı, umudu ve yaşama sevincini hepsini sırasıyla tadar. Bunları ona gerçek ismini bile bilmediği, “Delgadina” ismini taktığı genç kızın sadece varlığı ve çoğu zaman da hayali yaşatır. Kızdan çok onun hayali ile yaşar, aşık olur ve hayatında ilk defa yaşama arzusu duyar. Artık 90 yıl sonra cinselliğin karışmadığı saf bir aşka tutulur.

“...dünyayı harekete geçiren o yenilmez gücün mutlu değil mutsuz aşklar olduğunun bilincine varmıştım.” (s. 57) diye yazarken, bir yandan da bu durumu ona aşk yazıları kaleme aldırır ve gazetede yayınlanan bu yazılardan dolayı üne kavuşur. Artık yaşamının bir anlamı olduğunu hisseder. Yıllardır kendisi gibi çürümeye bıraktığı evini tamir etmeye başlar, düzene sokar.

Ancak bu mutluluğu uzun sürmez. Daha önce kedisi ile kendi yaşamının benzerlik gösterdiğini kaydetmiştim. Kedisi kaybolur, hastalanır, ölmenin eşiğine gelir. Aynısını kendisi de yaşar. Çünkü kalbi ile aklı arasında gidip gelir. Kendi değimi ile bir kâbus yaşar, ancak “Yaşadığım kâbusun verdiği zevki dünyada hiçbir şeye değişmezdim.” (s. 72) der.

Onu o kâbustan kurtaracak nasihati ise yıllarca genelevde çalışmış, bu çirkin ihtiyara bile katlandığını söyleyen ve en sonunda yaşlandığında da kendisini bir Çinli ile evlenerek kurtaran bir fahişe verir. Çünkü yalnızlığının tek çaresi de budur. Tavsiyesi aşık olduğu kızı kaçırmaması: “Ne yaparsan yap, ama o çocuğu kaçırma,” dedi. "Dünyada tek başına ölmekten daha büyük bir felaket olamaz.” (s. 82)

Gabriel García Márquez
Benim Hüzünlü Orospularım
Özgün adı: Memoria de mis putas tristes
İspanyolca aslından çeviren: İnci Kut
29.Basım
Can Yayınları
İstanbul
2012
94 sayfa.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder