25 Mart 2017

Arthur Conan Doyle - Sherlock Holmes - Baskerville'lerin Köpeği

İngiliz yazar Sir Arthur Conan Doyle, polisiye edebiyatında açtığı çığır ve kurguladığı Sherlock Holmes karakteri ile biliniyor ve ün salmıştır. Sherlock Holmes’un en çok bilinen maceralarından biri ise “Baskerville'lerin Köpeği” başlığını taşıyor. Kitapta bir yandan gizem, gerilim varken, bir yandan da okur güzel bir polisiye hikâyenin tadını çıkarıyor.

Sir Arthur Conan Doyle’un ilk defa 1902 yılında basılan “Baskerville'lerin Köpeği” (The Hound of the Baskervilles) başlıklı romanı şimdiye kadar 20’den fazla televizyon ve sinema filmine uyarlanmıştır. Romanda korku, gerilim, gizem ve tabii ki polisiye (zaten Sherlock Holmes denilince ilk önce akla polisiye gelir) aynı anda okura farklı tatlar sunuyor.

Romanın hikâyesi kısaca şöyle: Sherlock Holmes ve arkadaşı Doktor Watson’u görmeğe gelen Doktor Mortimer, arkadaşı olan Sir Charles Baskerville’in ölümünü araştırmasını ister. Sir Charles Baskerville bir gece evinin yakınındaki bozkırda ölü bulunmuştur. Ölüm sebebi ise kalp krizidir. Ancak Doktor Mortimer ünlü dedektife bir hikâye anlatır. Çok eski bir rivayete göre Sir Charles Baskerville’in atalarından biri olan Sir Hugo Baskerville çok zalim bir adammış ve bir kızı kaçırmış. Ancak o gece kocaman ve korkunç bir köpek tarafından öldürülmüş. Olay bununla bitmemiş. Bir canavar olarak görülen  “Baskerville'lerin Köpeği” ismi verilen yaratık, bir lanet olarak bütün aileyi nesilden nesle takip ediyormuş. Olayın yaşandığı gece olanlar ise şöyle anlatılıyor:

"Ay ışığı o kadar parlakmış ki düzlüğü bütün ayrıntılarıyla aydınlatıyormuş. Adamlar yaklaştıklarında gördükleri manzara karşısında ne yapacaklarını bilememişler. Düzlüğün tam ortasında korkudan ve yorgunluktan ölen zavallı kız yatıyormuş. Ama, bu üç zamparanın aklını başından alan şey, ne kızın cesedi, ne de kızın cesedinin yanında yatan Hugo Baskerville'in cesediymiş; Hugo'nun üstünde, boğazına sarılmış, iğrenç bir yaratık varmış, büyük, kara bir hayvan, ama ölümlü gözlerin gördüğü, göreceği herhangi bir köpekten daha büyükmüş. Onlar bakarken o şaşkınlık verecek kadar ucube olan şey Hugo Baskerville'nin gırtlağını ısırıp koparmış. Sonra alev saçan gözlerini ve kan damlayan çene kemiklerini onlara çevirerek açıp kapamaya başlayınca üçü de korkudan kanları donmuş ve tatlı canlarını kurtarmak için çığlık çığlığa bozkırda kaçmaya başlamışlar. Söylendiğine göre aralarından biri, o gördüğü yaratık yüzünden çok kısa bir süre sonra ölmüş. Diğer ikisi ise, yaşadıkları sürece yarım akıllı kalmışlar."

Doktor Mortimer, Sir Charles Baskerville’in cesedinin yanında gördüğü koca köpek izleri ve ölünün yüzündeki korkudan dolayı bu lanetin ve rivayetin doğru olduğunu düşünüyor. Ancak Sherlock Holmes’a başvurmasının sebebi sadece olayı araştırmasını istemesi değildir, aynı zamanda arkadaşının tek varisi olan ve şimdi de miras olara aldığı eve ve mülke sahip olmak için gelen Sir Henry Baskerville’i de korumak istiyor. Eğer bu gizem çözülürse, tehlike de ortadan kalkar. Sir Henry Baskerville ise Londra’ya gelince tehdit mektupları alır ve başına açıklanamayan olaylar gelir. Mesela oteldeki ilk gününde çizmelerinden birinin teki kaybolur, daha sonra başka bir çizmesinin teki kaybolur ve ilk kaybolan bulunur.

Tabii Sherlock Holmes ve Doktor Watson hemen işe koyulur ve bu gizemi çözmek için çalışırlar. Ancak ilk günden ünlü dedektif karşısında kendisine denk biri olduğunu anlar ve ona göre planlar yapar. Sir Henry de miras aldığı mülke giderken, Sherlock Holmes yanına arkadaşı Doktor Watson’u verir.

Bu arada hikâyeyi bize Doktor Watson anlatıyor. Doktor Watson romanın ilerleyen sayfalarında ise anlatımını günlüğünden bir kısmını koyarak, bazen Londra’da kalan Sherlock Holmes’a gönderdiği mektuplar, aldığı notlar şeklinde sürdürüyor. Böylece Arthur Conan Doyle hikâyeyi farklı anlatımlarla aktarıyor.

Romanın büyük bir kısmında Sherlock Holmes görünürde yoktur. O görünmeden araştırmasını arka planda yapıyor. Onun yerine ise görünürde araştırmayı Doktor Watson üstleniyor. Watson ise arkadaşına onun yöntemlerini öğrendiğini göstermek ve itimadını boşa çıkarmamak için elinde geleni yapıyor. Ancak Watson her ne kadar arkadaşı olan ünlü dedektifin yöntemlerini izlemeye çalışsa da ona denk olamaz.

Sherlock Holmes ise çok ilginç bir karakter. Gördüklerinden ve duyduklarından hiç kimsenin fark etmediği ayrıntıları bulup çıkarıyor. Ayrıca olaylara farklı yaklaşımla bakabiliyor. Bu da ona sahip olduğu ünü kazandırmıştır. En ince ayrıntıya bile dikkat ediyor, önemsiz gibi görünen olayları bile es geçmiyor. Onun için her şeyin önemi var. Her ayrıntı değerlidir. Aslında olayları çözmesine yardımcı olan olaylar ve ayrıntılar da işte bunlardır.

Sir Arthur Conan Doyle, roman boyunca okura da bir dizi ipucu veriyor. Bu ipuçlarının bazılarını okurken çözdüğümde okuma eylemi daha zevkli hale geliyor. Zaten yazarın hikâyede verdiği izlerin amacı okurdan işbirliği istemesidir. Yazar, Sherlock Holmes’a verdiği ipuçlarını okurun da takip etmesini istiyor. Bana göre polisiye eserlerin güzel yanı da budur aslında. Okur, olayı dedektif ile birlikte araştırıyor.

Bu romanın hikâyesinde birkaç husus var. Yukarıda bahsettiği gibi bir lanet ve canavarımsı bir köpekten bahsedilen gizem ve korku içeren yönü, bir de ölüm, tehdit mektupları ve tabii işin içinde bir milyon poundluk bir servet. Olaylar gerçekten bir lanetin gerçekleşmesi sonucu mu yaşanıyor, yoksa asıl mesele Baskerville'lerin serveti midir? İşte okur ve Sherlock Holmes’un bulması gereken de budur.

Sir Arthur Conan Doyle
Sherlock Holmes - Baskerville'lerin Köpeği
Özgün adı: The Hound of the Baskervilles (Sherlock Holmes, #5)
Çev: Deniz Akkuş
Avrupa Yakası Yayınları
İstanbul
2010
210 sayfa.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder