5 Eylül 2017

Edgar Allan Poe - Ölümcül Öyküler

Ünlü Amerikalı yazar Edgar Allan Poe, birçok yönüyle ilklerin adamı olarak tanınıyor. Başta öyküleri ile bilinen Poe, ayrıca Amerika’da kısa öykü yazan en eski yazarlardan da biridir. Poe en çok gizem, ölüm, korku türü eserleri ile biliyor. Ayrıca polisiye türü eserlerin kurucusu olarak da adlandırılıyor ki, ondan sonra polisiye roman yazanlara da ilham olmuştur. Bunlara ek olarak Poe ayrıca bilim kurgu eserler türünün gelişmesine de katkı sağlayan yazar olarak biliniyor. Edgar Allan Poe’nun öyküsü “Hans Pfaall'ın Duyulmadık Serüveni”,  aya yapılan bilim kurgu bir hikâye sunuyor okura.

“Ölümcül Öyküler” başlığı ile yayımlanan ve Poe’dan 9 öykünün yer aldığı bu kitapta ünlü Amerikalı yazarın “ölüm” konusunun işlendiği öyküleri yer alıyor. Tabii bu öyküler Poe’nun genel tarzını da yansıtan eserlerdir. Karamsarlık, korku, gotik, gizem öğeleri ile süslenmiş öyküler, diğer hiçbir yazarda bulunmayan farklı bir atmosferde yazılmıştır.

Poe’nun bu öykülerini hangi şartlarda yazdığı ile ilgili ilginç bir bilgiye Varlık Yayınları’nın derlediği öyküler kitabında rastlamıştır. Poe ile ilgili verilen kısa bilgide şöyle deniliyor: “Richmond'da bir gazetenin müdürü olduktan sonra akrabasından bir kızla evlendi, sefalet içinde eserlerini vermeye koyuldu. Kendini içkiye de kaptırmıştı. Gerçek hayattan kaçarak bu dünyamızla hiçbir ilişiği olmıyan bir sonsuz hayal ve fantazi dünyasında yaşıyordu. Korkunç bir muhayyelenin ve keskin bir zekânın ışığında garip ve olmıyacak vakaları anlatan hikâyeleri işte bu içine kapanmış hayatın mahsulü oldu.” (s. 69)[1]

Poe’nun öykülerini okurken bir yandan bana Jorge Luis Borges’in öykülerini anımsatıyor. Birçok açıdan bu iki ünlü öykü yazarının hikâyelerinde benzerlikler var. Borges ise Poe ile ilgili övgüyle bahseder ve bize şunları söyle:

“Poe'yu Amerikalı bir yazar değil de, İngiliz bir yazar olarak görüyorum. Walt Whitman'ın aksine, en azından hiçbir zaman Amerikalı olmaya çalışmadı. Poe'nun bu türden şeyler için kullanılabileceğini düşünmüyorum. Yalnızca hayallere dalıp bize harika düşler bırakıyordu. Polisiye öyküyü icat etti ve bu alanda çok sayıda takipçisi oldu: Chesterton belki de bunlar arasında en önemlisiydi. Ama bunların hepsi Edgar Allan Poe'dan doğdu.” (Borges Borges’i Anlatıyor, s.46) [2]

Şimdi kitaptaki öykülere geçelim.  “Ölümcül Öyküler” başlığı ile yapılan bu seçkide Poe’nun 9 öyküsü yer alıyor ve başlıkları şöyle:

Şişede Bulunmuş Yazma
Berenice
Morella
Bir Aslanın Yaşamından Bazı Parçalar
Bon-Bon
Gölge-Bir Mesel
Hans Pfaall'ın Duyulmadık Serüveni
Buluşma
Soluğu Yitirmek


Kitaptaki bütün öykülerde gizem ve ölüm karışımı gri bir ortam hâkim. İlk defa Poe okuyacak biri için puslu bir ortam sunar. Ancak her bir öykü Poe’nun yazarlık yeteneğine hayran bırakır okuru.

Kitaptaki ilk öykü “Şişede Bulunmuş Yazma”, bir deniz seyahatini anlatıyor. Ancak ana karakterin olduğu gemi bir kasırgaya yakalanır. Sonra garip ve açıklanamaz olayların olduğu bir serüven yaşar. İşte bütün bunları anlatmak için gördükleri yazar ve bir şişeye koyarak denize atar. Çünkü kendisi için artık kurtuluş yoktur, bulunduğu yer ve durum dönüşü olmayan bir ortamdır.

ÖLÜMCÜL ÖYKÜLER

Şimdi kitaba da başlık olarak verilen “ölümcül öykülere” değinelim. Örnek olarak “Morella” başlıklı bir öykü. Gotik korku türü olan öyküde anlatıcı evlendiği ve Morella isimli kadından bahseder. Morella hastadır ve gününün çoğunu yatakta geçirir ve durumunun giderek kötüye gitmesi kocasını korkutur ve bundan dolayı da bir an önce ölmesini diler:

“Morella'nın ölüm anının özlemini içten ve tüketen bir arzuyla çektiğimi söylememe gerek var mı? Bunu istedim; ancak kırılgan ruh balçıktan meskenine günler boyunca yapıştı-haftalarca ve usandırıcı aylarca-ta ki işkence altındaki sinirlerim aklımı ele geçirene dek ve ölümü geciktikçe kızgınlığım büyüdü ve bir iblisin yüreğiyle, onun nazik canı çekilirken-gün bitimindeki gölgeler gibi-uzadıkça uzar görünen günleri ve saatleri ve acılı anları lanetledim.” (Morella, s. 35)

Morella sonunda ölür ama ölmeden önce kocasına sürpriz bir haber verir. Bir lanet gibi belki de sonsuza kadar devam edecek bir haber.

Edgar Allan Poe’nun öykülerinde en çok dikkatimi çeken özellik, uzun uzun ve ayrıntılı bir şekilde yapılan tasvirlerdir. Örneğin Bon-Bon başlıklı öyküde Bon-Bon isimli hem restoran sahibi hem de bir filozof olan kişinin özellikleri sayfalarca anlatılır. Diğer öykülerdeki olay, eşya ve çevre tasvirleri de gerçekçi olacak kadar da ayrıntılıdır.

RUHLARINI ŞEYTANA SATANLAR

Bon-Bon isimli öykünün konusu ise ilginçtir. Öykünün ana karakteri olan filozofu bir gün şeytan ziyaret eder. İkili uzun süre sohbet eder. Şeytan, gıdası olan insan ruhlarından bahseder filozofa. Özellikle yediği filozof ruhlarının her birinin nasıl tattığını anlatır. Ancak bir sorunu vardır. Kendisine teslim edilen ruhlar çok kısa sürede bozulur ve bu durumu şöyle anlatır:

"Çünkü bazen fazlasıyla besin depolamamız gerekir. Sen de biliyorsundur ki, benimki gibi çok bunaltıcı bir iklimde, bir ruhu iki, bilemedin üç saatten fazla canlı tutmak çoğunlukla olanaksızdır; ve ölümden sonra, hemen turşusu kurulmazsa (ruh turşusu da iyi olmaz), kokarlar-anlıyorsun ya? Ruhlar bize olağan biçimde gönderildiklerinde daima çürümenin önü alınmalıdır." (Bon-Bon, s. 66)

İşte bu soruna çözüm olarak şeytan, insanlar daha ölmeden, yaşarken onların ruhlarını satın almadan bahseder. Zaten yaşamları boyunca binlerce kişinin ruha sahip olmanın ne olduğunu bile bilmediğini anlatır. Şeytan onlarla bir sözleşme imzalar. Ruhunu şeytana satan kişiler ise sözleşmede “Ruh denen gölgemi bütün hakları, ünvanları ve ilaveleriyle bu sözleşmeyi taşıyan kimseye devrediyorum.” sözlerini altına imza atarlar.

"Gövde, gövde-iyi de, gövdenin nesi? -ah! sahi! Anladım. Niçin beyefendi, gövde alışverişten hiçbir biçimde etkilenmez. Ben zamanında bu yolla sayısız ruh satın aldım ve insanlar hiçbir rahatsızlık duymadılar. Kabil ve Nemrut, Neron ve Caligula, Dionysos ve Pisistratus ve -yaşamlarının son bölümü süresince ruhu olmanın ne demek olduğunu hiç bilmeyen binlercesi vardı; yine de, beyefendi, topluma bu insanlar çekidüzen verdi. Benim kadar iyi tanıdığın A- yok mu; ussal ve bedensel bütün yeteneklerinin sahibi değil mi? Kim daha sert bir taşlama yazıyor? Kim daha zekice akıl yürütüyor? -ama, dur! Onunla yaptığım sözleşme cüzdanımda." (s. 67)

BİR BİLİM KURGU ÖYKÜSÜ VE AYA YOLCULUK

Kitaptaki en uzun ve diğerlerinden tür olarak da farklı olan öykü “Hans Pfaall'ın Duyulmadık Serüveni”dir. Bir bilim kurgu öyküsüdür ve konusu Ay’a giden ve yolculuğu sırasında gördüklerini ve deneyimlerini anlatan bir mektubu Dünya’ya gönderen bir adamın hikâyesini anlatıyor. Hans Pfaall, mektubunu ise bir Ay sakini aracılığıyla gönderiyor.

Poe bu öyküyü Haziran 1835’de bir şaka, bir mizahi öykü olarak yazmıştır. Günümüz koşullarında değerlendirildiğinde öykü çok absürt, hatta bilim kurgu olmaktan da çok uzak olarak görülebilir. Ancak 1835 koşullarında değerlendirildiğinde bilim kurgunun öncüleri arasında yer alıyor. Hatta Jules Verne’in “Ay’a Yolculuk” romanına da ilham olan bir öyküdür.

Günümüzde herkes Dünya atmosferinin belirli bir yükseklikten sonra bittiğini bilir. Ancak bu öykünün kahramanı tam tersi teori ile yola çıkıyor. Hatta Ay’da da atmosfer olduğunu düşünüyor ve şöyle diyor öykünün ana karakteri Hans Pfaall:

“Dolayısıyla ne kadar yükselirsek yükselelim, sözlük anlamıyla hiç atmosferin olmadığı
bir sınıra ulaşamıyacağımız açıktır. Ben, sınırsız bir azalmayla da olsa, atmosferin her koşulda var olması gerektiğini ileri sürüyordum.” (Hans Pfaall'ın Duyulmadık Serüveni, s. 92)

Öykünün ana karakteri, yeni icat ettiği bir bileşimden elde ettiği gazla ve balonla Dünya’dan yükselerek Ay’a gitmeyi planlıyor. Onun hesaplarına göre balonu yükseldikçe atmosfer seyrekleşecek ancak Ay’a yaklaştıkça hava yoğunluğu yeniden artacak. Ayrıca Dünya’dan uzaklaştıkça yer çekimi azalacak ama daha sonra Ay’ın çekimi artacak ve balonu Dünya’nın çekiminden çıkarak Ay’ın çekiminin etkisiyle Ay’a doğru çekilecek.

Tabii bütün bunlar ve Hans Pfaall diğer icatları ayrıntılı bir şekilde anlatılıyor. Peki Hans Pfaall neden Ay’a gitmeye karar verdi. Öykünün ana karakteri bir körük tamircisi. Kimse artık körük kullanmayınca yapacak işi yoktur ve çok kişiye borçlanır. Özellikle üç alacaklı onu sürekli sıkıştırır. Bu durumda ölümü dünürken, bir gün bir kitapçıda bir astronomi kitabı bulur ve okur. İşte alacaklarından kurtulma ve sonra da Ay’a gitme fikri aklına gelir.

Hans Pfaall sonunda Ay’a varır, oradaki sakinleri ve yaşamları ile ilgili mektubunda çok az bilgi verir. Çünkü karşılığında yaşadığı şehir olan Rotterdam yetkililerinden bazı istekleri bulunuyor. Ancak buna rağmen Ay sakinleri ile ilgili şu ayrıntıya yer verir mektubunda: “Aydaki her bireyin dünyadaki bir kişiyle olan kavranılmaz bağıntısı-gezegenle uydusu arasındaki ilişkiye benzer ve ona dayanan bir bağıntı ve birindekinin yaşam ve yazgısının ötekindekinin yaşam v e yazgısı ile birlikte örülüşü…” (Hans Pfaall'ın Duyulmadık Serüveni, s. 122)

Poe, öykünün sonunda kendi eseri taklit edilerek ve çok beceriksizce yazıldıklarını savunduğu Ay’a yolculuklarla ilgili aynı yıl yazılan ve gazetelerde yayınlanan makalelere değiniyor. Özellikle Ağustos 1835’te New York Sun’da yayınlanan “Ay Hilesi” (Great Moon Hoax) yazıları ile kıyaslıyor ve diğer yazıları eleştiriyor. Kısacası bu konuda şu alıntıyı yapabiliriz:

“Bu çeşit çeşit broşürler hep yermeyi amaçlıyor; Aylıların geleneklerini bizimkilerle karşılaştırma ana konuyu oluşturuyor. Hiçbirinde yolculuğun kendisiyle ilgili ayrıntılarda akla yakın olma kaygısı yok. Yazarlar, bütün örneklerde, astronomi açısından tamamıyla bilgisiz görünüyorlar. "Hans Pfaall"daki tasarım ise özgündür ve (mizahi konunun izin verdiği ölçüde) dünyayla ay arasındaki gerçek bir geçişte bilimsel ilkelerin uygulanması için gerçeğe benzeme çabası içindedir. (Hans Pfaall'ın Duyulmadık Serüveni, s. 133)

Edgar Allan Poe
Ölümcül Öyküler
Çev: Hamide Koyukan
2. Basım
Kabalcı Yayınevi
İstanbul
1999
164 sayfa.

Kaynakça:

[1] Der. Yaşar Nabi, Dünyanın En Güzel Hikâyeleri, Varlık Yayınları, İstanbul, 1952.

[2] Borges Borges’i Anlatıyor, Notos Öykü, Sayı: 54, 2015/05, Ekim - Kasım 2015.

4 yorum:

  1. Ilginç. Ben hep Jules Verne'in bu konuda ilk kitabı yazdığını sanırdım. Yazınızı okuyunca tarihlerine baktım. Poe Verne'den otuz yıl önce yazmış Hans Pfaall'ın Duyulmadık Serüveni öyküsünü

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sadece bu değil, Verne ayrıca Poe'nun Gordon Pym romanına da devam kitabı yazmıştı (romanın adı An Antarctic Mystery). Çünkü Poe'nun romanı beklenmedik bir yerde bitiyor.

      Sil
  2. Okunması gerekenler listeme ekliyorum.
    Blogunuzu takibe aldım.Banada beklerim
    Sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de sizi takip ettim. Teşekkürler.

      Sil