9 Aralık 2017

A. S. Byatt - Ragnarök: Tanrıların Alacakaranlığı

İngiliz yazar A. S. Byatt,  “Ragnarök: Tanrıların Alacakaranlığı” başlıklı eserinde okura İskandinav mitolojisini anlatıyor.  Az çok mitolojiye ilgi duyan ya da İskandinav mitolojisinden uyarlanan çizgi roman ile filmleri izleyenler, Odin, Thor ve Loki gibi isimleri bilirler. İşte Byatt da bu kitapta bu üçlünün ortaya çıkma ve sonları ile ilgili mitolojiyi aktarıyor bize.

A. S. Byatt, İskandinav mitolojisini anlatırken bir yandan da İkinci Dünya Savaşı döneminde babası savaşa giden bir çocuğun da öyküsünü anlatıyor. Yazar bu çocuğu bize “çelimsiz bir çocuk” olarak tanıtıyor. Kitabın sonunda yaptığı açıklamada çocuğun çelimsizliği fiziki zayıflığından değil içinde yaşadığı ortam ve dünya ile bağıyla ilgili olduğu bilgisini veriyor.

Babası savaşa gittiği ve uzun süre haber alınamadığı için babasının öldüğünü düşünür bu çocuk. Annesi ile Alman bombardımanından uzak olmak için de kırsala taşınırlar. Çocuk bu yaşadıkları ve çevresini de sorgulamaktan geri durmaz. Anlatıcı/yazar bize bu çocukla ilgili şu bilgiyi veriyor:

“Mantıklı bir çocuktu o; bir çocuk ne derece mantıklı olabilirse artık. Bundan dolayıdır ki, kendilerine devamlı olarak ona yakarmaları empoze edilen Tanrı gibi yüce ve kusursuz bir varlığın nasıl olup da üzerinde yaşayanları günaha boğuldukları gerekçesiyle cezalandırmak için tüm dünyayı devasa bir tufana maruz bıraktığını ya da tek Oğlunu herkesin günahlarının ceremesini çekmek üzere korkunç bir ölüme mahkûm ettiğini bir türlü aklı almıyordu. Kaldı ki bu ölüm, pek de bir işe yaramışa benzemiyordu. Sürüp gitmekte olan bir savaş yok muydu sanki? (s. 15)

Aslında bu çocuk yazarı kendisidir. Çocukken okuduğu ve onu çok etkileyen İskandinav mitolojisini şimdi de kendisi yorumlayarak okura sunuyor. Hem yazar, hem de kitaptaki çocuk, “Asgard ve Tanrılar” kitabını okuyor, İskandinav mitolojisiyle ilgili bilgileri buradan alarak yorumluyor.

Yukarıda da bahsettiğim gibi benim İskandinav mitolojisi ile ilgili sınırlı bilgimde Odin, Thor ve Loki vardır ancak, onları da çok ayrıntılı bilmem. İşte bu kitap Odin’den de çok önceleri anlatarak başlar. İskandinav mitolojisine göre dünya nasıl oluşmuş, şekillenmiştir konularına değiniyor. En başta dünyanın merkezindeki Dişbudak Ağacı ve karada yaşayan pek çok canlıya mesken olmasını, ayrıca bir de denizde Deniz-Ağacı’nın olduğunu öğreniyoruz.

Sonra biri ortaya çıkar. Aslında bu insan da dünyanın şekillenmesinde büyük rol oynayacaktır: “Bunu izleyen baş döndürücü kargaşada, havaya doğru püsküren alev bulutlarının arasında, bir insan vücuda geldi: İsminin anlamı “haşlanmış kil” veya “narasından taş fışkıran” olan Aurgelmir, diğer bir deyişle, dev Ymir’di bu. Bazıları onun Nornlarm Yggdrasil’i beslemekte kullandığı saf beyaz kilden meydana geldiğini öne sürerdi. Devasa bir cüssesi vardı Ymir’in: Onun her şey olduğu da söylenebilirdi, veya hemen hemen her şey.” (s. 29)

Tabii bu yaratılışlar devam eder. Ortaya birçok canlı çıkar ve bu arada bir de üç tanrının doğduğunu öğreniyoruz. İsimleri: Odin, Wili ile We. Daha sonra bunlar, Hönir ve Loki, sonra da Odin, Thor ve Loki şeklini alıyor. Yazar mitolojideki isimler kullanırken sadece bir kaynak ve bir versiyona bağlı kalmamış, bir ismin farklı versiyonlarına da yer vermiştir. Bu üç tanrı isminde olduğu gibi.

Tabii bu üçlü de kendi keyfi için Asgard’ı yapıyor ve yine çeşitli yaratıklar yapıyorlar. Onları yarattıklarını okurken de sanki Tolkien’in eserlerini okuyorum hissine kapılıyor olabilirsiniz. Sebebini bu alıntıyı okurken anlayacaksınız:

“Cüceleri ve Trolleri, Elfleri ve Karanlık Elfleri yaratmışlardı. Kendi zevkleri ve de eğlenceleri için kullanmak üzere neredeyse tesadüf eseri insanoğlunu da yaratmaları, işte tam bu döneme rastlar.” (s. 33)

Bu arada yazar neden İskandinav mitolojisinde üç tanrı olduğundan bahsediyor. Mesela Türk mitolojisi ve Dede Korkut Destanı’nda genellikle 7 ve 40 rakamları öne çıkar. Byatt da İskandinav mitoloji ile Hıristiyanlık dinindeki üç kuralından bahsediyor.

“Hem efsanelerde hem peri masallarında, başlıca karakterler hep üç kişi olmaz mıydı zaten? Üçün Kuralı’ydı bu. Hıristiyanlık dininin esasını teşkil eden öyküde bu üçlü, haçın sembolize ettiği büyükbaba, işkence gören temiz yürekli adam ve kanat çırpan beyaz kuş olarak karşımıza çıkıyordu.” (s. 33)

Bu arada dünyanın oluşmasında tanrıların Ymir’i öldürüp parçalamalarının önemli bir rolü vardır. Mesele gökyüzü Ymir’in kafatasından oluşuyordu. Çelimsiz çocuk bir yandan kitabı okuyarak mitolojiyi öğreniyor, bir yandan da anlatıcı bize ne öğrendiğini aktarıyor. Bu kısımdan sonra olaylar Odin, Thor ile Loki’nin “yaramazlıkları” etrafında cereyan ediyor. Şimdi bu tanrılar ne iş yapar ona bakalım.

“Asgard’daki tanrılar altın tabaklarda sunulan yemeklerle ziyafet çekiyor, altın kupalardan bal likörü içiyordu. Maden işleme zanaatine, özellikle de altına düşkündüler ve Cücelerin karanlık demirci atölyelerinden temin ettikleri sayısız ıvır zıvır ve büyülü yüzük istiflerlerdi. Birbirlerine basit şakalar yapar ve kendi aralarında kavga ederlerdi. Midgard çemberinin sınırlarına kadar gidip devlere meydan okur, geri döndüklerinde ise kendilerine övgüler yağdıran şarkılar söylerlerdi.” (s. 41)

Bu tanrıların arasında Loki farklı özelliklere sahiptir. Zekidir ve ona çok işleri düşer. Zekası ile onları sorunlarını çözer. Çünkü her işin püf noktasını çok iyi bilir. Hile ve aldatma işlerinde de ustadır. Ayrıca Odin ve Thor’dan farklı olarak bir de şekil değiştirebiliyor. Bu şekil değiştirmeleri sonucu farklı yaratıklardan farklı türden çocukları olur. Biri dev bir Kurt Fenris, diğeri ise dev bir yılan Jörmungander. Bir de Loki’nin Asgard’dan kovulan ve yeraltı ölüler diyarının hakimi olan bir çocuğu daha var, ismi Hel. İşte kızı yılana Loki’nin şu öğüdü verdiğini görüyoruz.

“Bundan ötürü,” dedi alaycı Loki, kızı yılana, “her şey, her şey olmasa bile olabildiğince çok şey hakkında bilgi edinmeliyiz. Avda başarıya ulaşmak veya savaş alanından zaferle ayrılmak için, sırrı gizli tutulan sembolik işaretlerin gücünden faydalanır tanrılar. Tek bildikleri vurmak ve yırtıp parçalamak. İncelemek hiç gelmez akıllarına. Ama ben inceliyorum. Ve bu sayede, biliyorum.” (s. 65)

Asgard tanrıları Loki’nin bu özelliklerini sevmezler. Bundan dolayı da Loki’nin çocuklarını avlarlar. Bütün bunların sonucu Loki’nin de bir oyunu ile bir gün bir tanrı ölür Asgard’da. İşte bu olay tanrılar için sonun başladığının bir göstergesiydi. Kısacası Ragnarök, yani tanrıların sonu.

“İçlerinde en çok sarsılmışa benzeyeni ise Odin’di: Normal şartlarda tanrıları öldürmek mümkün değildi, gelgelelim tanrıların en şefkatli ve nazik olanı bile, hem de bir oyun esnasında öldürülebildiyse, ufukta çok daha beteri görünüyor demekti. (s. 99)

Tanrılar bu ölümden Loki’yi sorumlu tutar. Loki yakalanır ve bir mağarada zincirlenir. Başının üstüne de zehiri damla damla akan bir yılan asılır. Artık bu olaydan sonra Asgard tanrılarını bekleyen tek olay Ragnarök’tür. Kısacası tanrılar arasından büyük bir savaş, hesaplaşma ve kıyamet kopacaktır.

Ragnarök’ün kelime anlamını da öğreniyoruz: “Ragnarök isminin tam karşılığının Hesaplaşma Günü ya da Kader Günü oluşu ( ragna kökü Regin’in - in hali olup, sözcüğe çoğul anlam kazandırmaktadır) göz önüne alınınca. Ragnarokkr kelimesi tamı tamına tanrıların alacakaranlığı anlamına gelmekle beraber…” (s. 124).

Bu arada İskandinav mitolojisini okurken, diğer yandan da Yunan mitolojisi ile benzerlikler dikkatimi çekti. İkisini burada belirteceğim. İskandinav mitolojisinde Odin ve diğer tanrılar babaları sayılabilecek Ymir’i öldürürler. Yunan mitolojisinde ise Zeus üçüncü nesil bir tanrıdır. Kendi babasını hapseder, onlar da daha önce kendi çocuklarını yiyen babalarını yaralamıştı.

Bir diğer benzerlik ise İskandinav mitolojisinde tanrılar Loki’yi zincirler ve başının üstüne zaman zaman zehir damlatarak canını yakan bir yılan asarlar. Yunan mitolojisinde ise Zeus, Prometheus’u bir kayalığa zincirler ve bir kartal her gün gelerek karaciğerini yer.

A. S. Byatt
Ragnarök: Tanrıların Alacakaranlığı
Özgün adı:  Ragnarök: The End of the Cods
Çev: Kemal Baran Özbek
İstanbul
İthaki Yayınları
2013
179 sayfa.

4 yorum: