1 Mart 2021

Kitap yorumu: Philip Pullman – Altın Pusula (Karanlık Cevher Serisi 1)

Kitap yorumu: Philip Pullman – Altın Pusula (Karanlık Cevher Serisi 1)


İngiliz yazar Philip Pullman’ın Altın Pusula (Kuzey Işıkları) romanı, çocuk ve genç yetişkinler için fantastik bir kitap. Aynı zamanda Karanlık Cevher Serisi’nin (His Dark Materials) birinci romanı. Her ne kadar çocuklar için yazılan ve bir genç yetişkin romanı olarak görülse de kitabın konusunun temelinde çocukların anlayabileceğinden çok daha derin ve karmaşık bir kurgu var.

Altın Pusula mı, Kuzey Işıkları mı?

Kitabı okurken ilk fark ettiğim şey iki farklı başlığı olduğu oldu. İthaki Yayınları da daha önce kitabı Kuzey Işıkları (Northern Lights) olarak bassa da sonraki baskılarını Altın Pusula (The Golden Compass) başlığı ile yayımladığını görüyoruz. 

Bunun sebebi ise şöyle. Kitap ilk önce İngiltere’de Kuzey Işıkları olarak basıldı. Amerika baskısında ise Altın Pusula başlığı kullanıldı. Tabii filmi de Altın Pusula olarak çekilince serinin birinci kitabı için Altın Pusula daha çok tercih edilir oldu. Bazı baskılarda her iki başlığı da kapakta görmek mümkün.

Kitap yorumu: Philip Pullman – Altın Pusula (Karanlık Cevher Serisi 1)


Kitap önerileri: En iyi fantastik kitaplar (25 fantastik roman serisi listesi)

Philip Pullman – Altın Pusula – Konusu

Philip Pullman, Karanlık Cevher serisinin birinci kitabında okuru alternatif bir fantastik dünyaya götürüyor diyebiliriz. Alternatif diyorum çünkü kitabın konusu da alternatif dünyalardan bahsediyor. Olayların yaşandığı da bu alternatif evren ya da dünyalardan birisi.

Peki, Altın Pusula’daki dünya nasıl bir yer? Bu fantastik dünyada her bir insanın bir cini var. Cin deniliyor ama bu cinler insanların ruhları gibi. Onlara bağlı, onlarla yaşıyor ve onlarla ölüyorlar. Bu cinler hayvan şekillerini alıyor. Çocuklar küçükken farklı hayvanların şekline dönüşebiliyor. Ancak yetişkinliğe geçişle birlikte bir şekil alıyorlar ve bir daha değişmiyorlar. En önemli özellikleri ise insanlarından çok fazla uzağa gidememeleri. Sürekli birlikteler.

Bu dünyada insanlar dışında farklı yaratıklar da yaşıyor. Serinin birinci kitabında en çok cadıları ve zırhlı ayıları görüyoruz. Cadıların da cinleri var. Ancak daha uzağa gidebiliyorlar. Ayıların ise yok ve bu ayılar kutupta yaşıyor, kendi kralları ve yönetimleri var. Cinleri olmayan canlılardan. Bunun yerine onların ruhu sayılabilecek zırhları var. 

Altın Pusula romanındaki dünyada bir de çok gizemli bir şey var. Buna Toz (Dust) deniliyor. Bu görünmeyen Toz uzaydan ya da farklı evrenlerden geliyor ve en çok da yetişkinlere doğru çekiliyor. Çocukların daha az bir çekimi var. İşte, romanın ana karakterleri de bu gizemli madde ile ilgili bir dizi macera yaşar. 

Çünkü bu dünyada Toz ile ilgili deney yapan insanlar ve gruplar var. Bu deneyleri için ise çocukları seçiyorlar. Daha doğrusu çocukları kaçırarak onlar üzerinde korkunç deneylerini uyguluyorlar. Romanın çocuk olan ana karakteri Lyra Belacqua da arkadaşı Roger Parslow kaçırılınca onu aramak için yola çıkar. Bu yolculukta ona eşlik eden insanlar, cadılar ve kutup ayıları var. Tabii düşmanları da az değil.

Altın Pusula romanının ana karakterleri

Lyra Belacqua – Romanın ana karakteri. Arkadaşı Roger Parslow ve kaçırılan diğer çocukları Hükmi Adak Meclisi isimli ve kiliseye bağlı bir örgütten kurtarmak için tehlikeli bir yolculuğa çıkar. Her bir insanın bir cini olduğunu söylemiştik. Lyra’nın cininin ismi de Pantalaimon.

Lord Asriel – Lyra onu amcası olarak biliyor. Gizemli madde Toz’u araştıran bir bilim adamı.

Mrs. Coulter – Zengin ve nüfuzlu bir kadın. Bir süre Lyra’yı himayesine alır. Ancak daha sonra Lyra çocukları kaçıranın o olduğunu öğrenir. Söz konusu Adak Meclisi isimli örgütün başında da o var.

Iorek Byrnison – Bir panserbjørne yani bir ayı. Aslında zırhlı bir ayı. Hikâyede önemli bir yere sahip ve Lyra’ya çok yardım edecek.

Benzer kitap serisi: Narnia Günlükleri - Konusu - Kitap yorumları

Karanlık Cevher serininin dünyası

Kitap yorumu: Philip Pullman – Altın Pusula (Karanlık Cevher Serisi 1)


Yazar, Karanlık Cevher serisinde dünya üzerinde keşiflerin popüler olduğu döneme benzer bir evren kurgulamış. Bahsettiğimiz karakterlerden Lord Asriel de farklı bölgelere seyahat ederek daha sonra bu keşiflerde bulduklarını bağlı olduğu Jordan Koleji’nde paylaşıyor. 

Buradaki dünyanın bizim dünyamıza paralel bir evren olarak da görülebileceğini belirtmiştik. Ancak bazı olaylar ve isimler farklı şekilde geçiyor. Ancak yine de benzerlikler çarpıcı. Mesela kitaptaki belli başlı isimler ve yerler şöyle: Tatarlar, Muskovi, Çinganlar, Laponya ve sair. Bu dünyada yaşanan önemli olaylardan biri de şöyle anlatılıyor:

“Sonra Kolej hizmetkarlarının günlerdir fısıldaşıp durmalarına yol açan rivayet de vardı. Tatarlar'ın Muskovi'yi istila ettiği ve dalgalar halinde kuzeye, St. Petersburg'a doğru ilerledikleri, oradan Baltık Denizi'ne hakim olup sonunda Avrupa'nın batısının tümünün hakkından gelecekleri söyleniyordu. Ve Lord Asriel de en Kuzey'de bulunmuştu: Onu en son gördüğünde, Laponya'ya bir keşif seferi için hazırlık yapıyordu...”

Büyük siyasetin merkezindeki kilise

Seride dünya üzerinde büyük güç sahibi olan önemli bir kurum var. Bu kurum kilisedir. Kilise farklı örgütler üzerinden dünyayı yönetiyor ve nüfuzu altında tutuyor diyebiliriz. Bu kilisenin nasıl geliştiği de şöyle anlatılıyor:

“Papa John Calvin Papalık makamını Cenevre'ye taşıyıp Yüksek Disiplin Divan'ını kurdu kuralı, Kilise'nin hayatın her yanı üzerindeki gücü mutlak olmuştu. Calvin'in ölümünden sonra Papalık'ın kendisi de ortadan kaldırılmıştı ve onun yerine hepsine birden Majisteryum denen bir mahkemeler, kolejler ve konseyler kördüğümü türemişti. Bu organlar her zaman birlik halinde de değillerdi; bazen aralarında şiddetli bir rekabet gelişirdi. Bir önceki yüzyılın büyük bölümünde bunların en güçlüsü Piskoposlar Koleji olmuştu, ama son yıllarda Yüksek Disiplin Divanı, bütün Kilise organlarının en faal ve en korkulanı olarak, onun yerini almıştı.”

Aletiyometre, Toz ve gizemli bir örgüt

Kitabın isminin Amerika baskılarında Altın Pusula konulmasının sebebi, romanda önemli bir yere sahip “aletiyometre” ismi verilen ve pusulaya benzeyen bir cihaz. Dünyada sadece birkaç tane olan bu cihaz, doğruyu bulma cihazı olarak da adlandırılabilir. Nasıl çalıştırılacağını bilen çok az kişi var. Ana karakter Lyra’nın bir özelliği de içgüdüleri ile bu cihazı çalıştırabilmesi.

Bu alet aynı zamanda Toz ismi verilen gizemli madde ile de yakından bağlantılı. Her ne kadar kilise bu madde hakkında az da olsa bilgi sahibi olsa da insanlardan gizli tutuyor. Ama kendi gizli örgütü bununla ilgili deneyler yapıyor. Hem de çocuklar üzerinde.

"Bir Muskovit tarafından keşfedildi … Rusakov diye bir adam. Onun adını verip Rusakov zerrecikleri demişler. Hiçbir şekilde başka zerreciklerle etkileşmeyen temel zerrecikler, saptanması çok zordur, ama işin asıl olağanüstü yanı, insanların onları çekiyor görünmesi. … Ve daha da olağanüstü olanı … bazı insanlar diğerlerinden fazla çekiyor. Yetişkinler çekiyor, ama çocuklar çekmiyor. En azından, ergenlik çağına kadar pek çekmiyorlar. Aslında esas neden de... Adak Meclisi'nin kurulmasının esas nedeni de bu.”

Bir teoriye göre bu Toz paralel evrenlerden geliyor. Bu paralel evrenler ise zaman zaman aurora’da (kutup ışıkları) görülebiliyor. 

Kitap önerileri: En popüler ve en çok okunan fantastik kitaplar (20 roman/seri listesi)

Film uyarlaması Altın Pusula ve dizi uyarlaması His Dark Materials

Kitap yorumu: Philip Pullman – Altın Pusula (Karanlık Cevher Serisi 1)


Serinin birinci kitabı 2007 yılında “Altın Pusula” başlığı ile filme uyarlanmıştı. Ancak devam filmleri yapılmadı. Başlıca sebep prodüksiyon şirketinin beklediği gişe gelirini elde edememesi olmuştu.

2019 yılında bu sefer “His Dark Materials” isimli dizi uyarlaması yapıldı ki bu yazı hazırlanırken artık iki sezon yayımlandı ve üçüncü (son sezon) sezonun da yapımına onay aldı.

Karanlık Cevher serisinin kitapları

Altın Pusula serinin birinci kitabı. Ancak Karanlık Cevher bir üçleme. Üçlemenin tamamı ise şöyle:

  • Altın Pusula (Northern Lights - The Golden Compass)
  • Keskin Bıçak (The Subtle Knife)
  • Kehribar Dürbün (The Amber Spyglass)

Philip Pullman’ın Karanlık Cevher serisi, en iyi fantastik kitaplardan sayılıyor. Yakın zamanda yapılan dizisi de kitaba olan ilgiyi daha da artırır.

Kitap yorumu: Philip Pullman – Altın Pusula (Karanlık Cevher Serisi 1)


Philip Pullman

Altın Pusula (Kuzey Işıkları)

Özgün adı: Northern Lights (The Golden Compass)

Karanlık Cevher (His Dark Materials) serisi 1. kitap

Çev: Sevin Okyay

İthaki Yayınları

İstanbul

2005

17 Şubat 2021

Noam Chomsky – Medya Denetimi (Propagandanın Olağanüstü Başarıları) – Kitap özeti

Noam Chomsky – Medya Denetimi (Propagandanın Olağanüstü Başarıları) – Kitap özeti

Amerikalı dilbilimci ve siyaset bilimci Noam Chomsky, Medya Denetimi (Propagandanın Olağanüstü Başarıları) başlıklı kitabında siyasi seçkinlerin propagandayı medya üzerinden nasıl “rıza üretiminde” yani halkı ikna etmede kullandığını ele alıyor. 

Chomsky, kitaba propagandanın erken dönem tarihi ile başlıyor. Örnek olarak ABD’de Birinci Dünya Savaşı döneminde propagandanın halkı savaşmaya nasıl ikna etmede kullanıldığını gösteriyor. Bu ikna etme olayına ABD’li siyaset bilimciler “rızanın imalatı” (manufacturing consent) diyor. Sonuçta propaganda devletin siyasi bir aracı haline gelmişti. Tabii bu propagandanın kitlelere ulaştırılması için de en iyi yol medyadan geçiyor. Bunun için de medya sıkı bir şekilde denetim altında tutuluyor. Tabii totaliter rejimlerdeki gibi zor kullanarak değil.

Chomsky, Edward S. Herman ile birlikte bir Propaganda Modeli geliştirdi. Burada medyaya altı süzgeç uygulandığı belirtiliyor. Yani medya denetimi zor kullanılmadan uygulanıyor. 

Ayrıntılar için bakınız: Edward S. Herman, Noam Chomsky - Rızanın İmalatı (Kitle Medyasının Ekonomi Politiği)

Noam Chomsky – Medya Denetimi – Kitap özeti

Medya Denetimi kitabında ise Chomsky geliştirdikleri Propaganda Modeli’ni özet bir şekilde anlatıyor diyebiliriz. Ama önce propagandanın tarihine kısa bir bakış sunuyor. Propaganda ABD’de 1920’lerden başlayan ve aktif bir şekilde kullanılan bir araç. Yazar da ABD’de bu propaganda sürecini yönetmek için Creel Komisyonu kurulduğundan bahsediyor. Sonuçta bir devlet propagandası başlatılmıştı ki bu da eğitimli sınıflar üzerinden yürütülüyordu.

“Devlet propagandası, eğitimli sınıflar tarafından desteklendiği ve herhangi bir dönekliğe izin verilmediği takdirde, büyük bir etki yaratabilir. Hitler ve daha birçoğundan alınan bu ders, günümüze dek izlenmiştir.” (s. 2)

Chomsky kitapta Walter Lippmann’ın propaganda ile ilgili görüşlerine yer veriyor. Zaten yukarıda bahsedilen “rızanın üretimi” ifadesini de Lippmann’dan ödünç almıştı. Sonuçta halkın rızası, özenle düşünülmüş bir süreç sonucunda oluşuyordu ki bu da adeta bir üretim sürecine benzer. 

“Lippmann, bu propaganda komisyonlarına dahil edilenlerden biriydi ve bu komisyonların başarılarının farkındaydı. “Demokrasi sanatında devrim" olarak tanımladığı şeyin “rıza üretimi” için, yani propagandanın yeni yöntemlerini uygulayarak halkın istemediği bir şeyi halka kabul ettirmek için kullanılabileceğini savunuyordu. Bunun sadece iyi bir fikir değil aynı zamanda da bir gereklilik olduğunu düşünüyordu. Gereklilikti; çünkü “kamuoyunun ortak çıkarları tamamen bir kenara attığını” ve bunun, ancak sorun çözme yetisine sahip “sağduyulu insanlardan” oluşan “seçilmişler sınıfı” tarafından anlaşılıp yürütülebildiğini öne sürüyordu.” (s. 3-4)

 Okunması gereken kitaplar - Amerikan üniversitelerinde öğrencilere en çok okutulan 101 kitap

Lippmann ve propaganda

Lippmann, “Liberal Demokrat Düşüncenin İlerlemeci Kuramı” gibi yazılar kaleme alsa da halkı “şaşkın sürü” olarak ve ortak çıkarları anlamadan yoksun kitle olarak gören birisi. Yani ona göre seçkinler sınıfının yani küçük bir grubun yönetimine ihtiyaç var. Tabii burada da en iyi araç propaganda.

“Küçük grubun dışında kalan ötekilerse Lippmann’ın “şaşkın sürü” olarak tanımladığı büyük çoğunluktan oluşur. Kendimizi “kükreyen ve düzene karşı gelen şaşkın sürüden" korumalıyız. O halde demokrasinin iki “işlevi” var: Sağduyulu insanlardan oluşan seçilmişler sınıfı, düşünmek, planlamak anlamına gelen idari işleri yürütür ve ortak çıkarları anlarlar. Sonra şaşkın sürü gelir, onların da demokraside bir işlevi vardır. Onların işlevi, Lippmann’a göre, aktif katılımcı değil “seyirci” olmaktır.” (s. 5)

ABD ve seyirci demokrasisi

Sonuçta Chomsky ABD’deki demokrasiyi eleştiriyor. Çünkü buradaki demokrasi, tanımı gereği halkın yönetimi anlamında değil. Bu “yeni tür demokraside” halkın bir işlevi var. Yetkiyi küçük bir gruba devretmek ve sonra da seyirci olarak oturup izlemek. Bu küçük grup da ortak çıkarların ne olacağına karar verecek ve onların sunduğu her şey de halk tarafından onaylanacak. Onay alamadıklarında ise medya üzerinden propaganda devreye giriyor ki “rıza üretimi” başlıyor. 

“Günümüzde, totaliter ya da askeri rejim olarak tanımlanan yönetimlerde bu oldukça basittir. Kafalarının üstünde bir copu hazır bekletirsiniz ve yoldan çıktıkları takdirde onu kafalarında parçalarsınız. Ama toplum, daha özgür ve demokratik bir hale dönüşmüşse bu gücü kaybedersiniz. Bu nedenle artık propaganda tekniklerine yönelmek zorundasınız. Mantık çok açık. Totaliter devlette cop neyse demokraside de propaganda odur. Bu bilgecedir ve iyidir; çünkü yine, şaşkın sürü ortak çıkarları bir kenara atar. Onları anlayamazlar.” (s. 7)

Propaganda ve halkla ilişkiler

Chomsky, propaganda sürecinde halkla ilişkiler çalışmalarının büyük bir rol oynadığını da belirtiyor. Ayrıca halkla ilişkiler çalışmalarındaki slogan kullanımına da örnek veriyor. Örnek olarak ise ABD askerlerinin yurt dışına gönderilmesinde halka yönetilen sorulardan bahsediyor. Çünkü halkla ilişkiler çalışmalarında halka neyin ve nasıl sorulduğu çok önemli. Özellikle de hedeflenen sonuca varmak açısından.

“Birliklerimizi destekleyin” gibi halkla ilişkiler sloganlarının amacı bu; hiçbir anlam ifade etmemeleri. Iowa’daki insanları destekleyip desteklemediğiniz ne kadar anlam ifade ediyorsa bu sloganların da o kadar anlamı var. Tabii ki bir soru vardı. Soru, “politikamızı destekliyor musunuz?” idi. Ancak insanların bu soruyu düşünmesini istemezsiniz. İyi propagandanın püf noktası işte budur. Hiç kimsenin karşı olamayacağı ve herkesin kendini feda edebileceği bir slogan yaratmak istersiniz. Hiç kimse ne anlama geldiğini bilmez çünkü anlamı yoktur.” (s. 10)

Aslında Chomsky’nin bahsettiği propaganda sadece insanları bir şeylere ikna etmek için değil. En önemli konulardan birisi de yönetici sınıfın istediği tarzda bir “demokrasi modelinin” işlemesini sağlamaktır. Yani bahsettiğimiz seyirci demokrasisinin. Yoksa zaman zaman 1960’da olduğu gibi “demokrasi krizi” çıkması işten bile değil. 

Bu demokrasi krizi ne zaman çıkar? Toplum örgütlenmeye başlayıp bir şeyler istemeye başladığında, yönetimde söz sahibi olmaya kalkıştığında. 

“Halkla ilişkiler endüstrisindeki insanlar, bu işin eğlencesi için orada değiller. İşlerini yapıyorlar. Doğru değerleri aşılamaya çalışıyorlar. Aslında, demokrasinin ne olması gerektiği hakkında bir fikirleri var: Demokrasi, seçilmiş sınıfın, toplumun sahibi olan efendilerinin hizmetinde çalışmak üzere eğitildiği bir sistem olmalıdır. Nüfusun geri kalan bölümü, her çeşit örgütlenmeden yoksun bırakılmalıdır, çünkü örgütlenmek sadece başa bela olur.” (s. 11)

Peki bütün bu propaganda çalışmalarının amacı nedir? Özet olarak hedefleri şöyle sıralayabiliriz:

  • Halk seyirci olarak kalacak
  • İkna edilecek, rızası üretilecek
  • Korku önemli bir unsur ve sürekli korku unsuru olmalı (komünizm, Rusya, terörizm gibi)
  • Şaşkın sürünün örgütlenmesine ve taşkınlığına izin verilmeyecek
Benzer kitap önerisi: Noam Chomsky - Medya Gerçeği

Propagandada düşman korkusu 

Bu hedeflere ulaşmada araçlardan biri de televizyon. Hedef kitleler televizyon karşısında (şimdi buna internet ve oyunlar eklenebilir) eğlence programlarının önünde oyalandığı sürece aktif siyaseten uzak durarak seyirci demokrasisinin bir parçası olmaya devam edebilir. Ama sadece bu yeterli değildir. Bir düşman korkusu da işte burada iş başı yapar. 

“Yalnızca süper lig maçlarını ve televizyon dizilerini izlemesini sağlamak yeterli olmayabilir. Onları düşman korkusuyla körüklemeniz gerekir. 1930’larda Hitler, Çingene ve Yahudi korkusuyla körüklemişti sürüyü. Kendinizi korumak için onları yok etmek zorundaydınız. Bizim de yöntemlerimiz var. Son on yıl boyunca, her iki yılda bir, hatta her yıl, kendimizi onlardan korumamız gerektiği söylenen bazı esaslı canavarlar yaratıldı. İçlerinden özellikle bir tanesi her zaman kullanıma hazırdı: Ruslar. Kendinizi her zaman Ruslara karşı koruyabilirsiniz. Fakat bir düşman olarak çekiciliklerini kaybetmek üzereler ve kullanımı gittikçe zorlaşıyor; bu yüzden yenilerinin yaratılması şart.” (s. 23) 

Chomsky bu satırları yazarken (kitabın ilk baskısı 1991 yılında, bu çeviri yapıldığında son baskısı ise 2002 yılında yapıldı) “Rus tehdidi” fikri ABD’de geçerliliğini yitirmek üzereydi. Bundan dolayı yeni tehditler bulundu. Yazar bunları “uluslararası teröristler, uyuşturucu kaçakçıları, çıldırmış Araplar ve dünyayı ele geçirecek olan yeni Hitler, Saddam Hüseyin” şeklinde sıralıyor. Ancak bugün bu tehditlerin de artık eskidiğini görüyoruz. Çünkü Ruslar yeniden birer tehdit olarak ABD propaganda sahnesinde yerini alıyor. Rusya’nın Donald Trump iktidara gelirken seçimleri manipüle ettiği iddiaları, Kırım’ı ilhak etmesi, Suriye’de Esad rejimine destek vermesi ve diğer gelişmelerle Rusya yeniden bir “tehdit” malzemesi oluyor. 

Kitabın sonunda ise Marslı Gazeteci başlıklı bir bölüm var. Bu bölüm Chomsky’nin 2002 yılında yaptığı bir konuşma. Yazar burada ABD medyasının iki yüzlülüğü konusuna değiniyor. Çünkü medya bir yandan ABD’ye karşı olan olayları görürken, ABD’ni yaptığı çok daha büyük yıkımları görmezden geliyor. Örnek olarak Vietnam, Irak ve Afganistan savaşlarını ve bu ülkelerin “terörizm tehdidi” bahanesi ile bombalanmasını gösteriyor. 

Noam Chomsky – Medya Denetimi (Propagandanın Olağanüstü Başarıları) – Kitap özeti


Noam Chomsky

Medya Denetimi: Propagandanın Olağanüstü Başarıları

Özgün adı: Media Control: The Spectacular Achievements of Propaganda

Everest Yayınları

2. Basım

İstanbul

2008

62 sayfa.

14 Şubat 2021

Kitap yorumu: Hasan Saraç – Çapraz Oyun

Kitap yorumu: Hasan Saraç – Çapraz Oyun


Hasan Saraç, Çapraz Oyun isimli romanında okura fantastik ve gizemli de bir yönü olan hikâye anlatıyor. Bir oturuşta okuyabileceğiniz ve sürükleyici bir kitap. 

Hasan Saraç – Çapraz Oyun – Konusu

Romanın konusu aslında sade ama çok ilgi uyandırıcı. Ana karakterlerin ismi Kâmil Yalçın ve Mustafa Yılmaz. Kâmil ünlü ve zengin bir iş adamı. Mustafa ise psikoloji profesörü ve bir üniversitede çalışıyor. 

Kâmil ve Mustafa birbirini tanımıyor. Olaylar da ikisinin aynı gün yurt dışına yaptığı uçak yolculuğu ile başlıyor. Kâmil bir iş görüşmesi için Almanya’ya gidiyor. Mustafa ise bir psikoloji konferansı için Fransa’ya. Ancak ikisi de fantastik sayılabilecek bir olay yaşarlar. Uçak yolculuğunda uyurlar ve uyandıklarında farklı vücutları olduğunu görür ve şok yaşarlar. 

Mustafa, Kâmil’in vücudunda ve Almanya uçağında, Kâmil de Mustafa’nın vücudunda ve Fransa uçağındadır artık. Mustafa bir bacağındaki sorundan dolayı kol değneği ile yaşayan biri. Ama şimdi sağlam bacaklı bir vücutta bulur kendini. Aslında rüya gördüğünü zanneder ve uyanmaya çalışır.

Kâmil ise Mustafa’nın vücudunda adeta kâbusa uyanmıştır. Yerinden kalkamadığını ve kol değneği olduğunu görür ve ilk önce olayın şokunu atlatamaz.

Kitap önerisi: Hasan Saraç - Yazdıklarıyla Yaşayanlar 2 (Hikayelerin Hikayesi)

Bir rüya mı bir kâbus mu?

Ana karakterlerden biri rüya gibi bir olay yaşar. Diğeri ise kendini bir kâbusta bulur. Aslında farklı mizaca sahip, farklı yaşamları olan iki kişi. İstanbul’da yaşamaları dışında başka bir ortak yanları da yok. Tabii ikisinin de aynı İtalyan marka özel yapım çantaya sahip olmaları dışında. Kitabın kapağındaki çanta bu olsa gerek. Peki, bu iki karakter karşılaştığı duruma nasıl tepki verir?

Kâmil, katı bir disiplinle, sert ve acımasız olmak için yetiştirildi. Zengin bir iş adamı. Sağlam bir vücuda sahip. Buna rağmen Mustafa hocanın yaşamına imreniyor. Çünkü onun yaşadığı insancıl duygularla dolu yaşamı kendi kendine yasaklamış birisiydi.  

Mustafa ise Kâmil’in vücudunun keyfini çıkarıyor. Kol değnekleri ile geçirdiği yıllardan sonra sağlam bir vücut ile dolaşmak ona hasretini çektiği bir özgürlük kazandırıyor. Sonuçta da rüya görüyor zannediyor ki anı yaşamaya karar verir.

Tabii her ikisi de bu yeni vücutlarla yaşamlarına nasıl devam edeceklerinin endişesini taşıyor. En büyük soru da bu vücut değişimi, başkasının vücudunda oynadıkları oyun yani bir anlamda bu çapraz oyun ne kadar devam edecek? İkisi de bir başkasının yaşamının oyununu oynuyor. 

Yazarın benzer konuları işleyen kitaplara göndermeleri

Yazar Hasan Saraç’ın daha önce okuduğum kitaplarında (Bknz: Zaman Gezginleri: Kerim ile Sibel) dünya edebiyatının iyi bilinen eserlerine atıf yaptığını, onlardan bahsettiğini gözlemlemiştim. Bu kitapta da aynı şey var. Bu romanda da Stevenson’un Dr. Jekyll ve Mr. Hyde ve Franz Kafka’nın Dönüşüm kitaplarından bahsediyor. 

Aslında bu iki kitaptan bahsetmesi boşuna değil. Çünkü Çapraz Oyun da bu iki kitapla az da olsa benzer bir konuyu işliyor. Hem Dr. Jekyll ve Mr. Hyde hem de Dönüşüm’de (ya da Metamorfoz) ana karakterler bir tür dönüşüm geçiriyor. Çapraz Oyun’da ise ana karakterlerin yer değiştirmesi söz konusu. Aslında onlar da dönüşüm geçiriyor. Çünkü birbirlerinin bedenlerinde yaşarken dönüşümleri de başlar.  

Romanın ana karakterlerinden Kâmil, Mustafa hocanın bedeninde kendisine bakarken Kafka’nın öyküsünün ana karakteri Gregor Samsa’yı hatırlıyor ve şunları düşünüyor:

“Gregor Samsa mı oturuyordu yoksa o koltukta? Kafka’nın, Metamorfoz’unda sıradan bir insan olarak akşam yatağına yatıp, sabah kalktığında kendini yerde debelenen devasa bir hamamböceğine dönüşmüş olarak bulan Gregor Samsa. Gregor ilk uyandığında, o iğrenç vücuduna bile doğru dürüst bakmadan bu halimle işe nasıl giderim diye hayıflanmamış mıydı? Sonra da o tüylü devasa bacaklarına bakıp yaşadığı “değişimi” görmezden gelmeye çalışmamış mıydı?” (s. 38)

Kitap önerileri: Sürükleyici kitaplar - Elinizden bırakamayacağınız 25 akıcı roman

Değişim bir oyuna dönüşür

Kâmil ve Mustafa yaşadıkları fantastik olay sonrasında yeni kimliklerinin üzerine düşen rolleri oynamaya başlarlar. Tabii garip bir durum. İkisi de birbiri hakkında bir bilgiye sahip değil. Ama sonuçta ikisi de bir diğeriymiş gibi rol yapmaya başlar. Peki, bu garip durum karşısında fiyasko yaşamadan çapraz oyunu oynayabilecekler mi?

Okur ise en çok şunu merak eder: Böyle fantastik bir olay nasıl oldu da iki farklı ve birbirini tanımayan kişinin başına geldi? Bu yaşanan vücut ve kimlik değişiminin arkasındaki gizem ve sebep nedir? Bu olayın bir açıklaması var mı? Roman sona yaklaşırken okur da bu soruların cevabını tatmin edici bir şekilde alacak.

Kitap yorumu: Hasan Saraç – Çapraz Oyun


Hasan Saraç

Çapraz Oyun

Parana Yayınları

2. Baskı

İstanbul

2020

199 sayfa.


23 Ocak 2021

Kitap yorumu: Andrzej Sapkowski - Son Dilek (The Witcher Serisi 1)

Kitap yorumu: Andrzej Sapkowski - Son Dilek (The Witcher Serisi 1)


Andrzej Sapkowski, Polonyalı fantastik edebiyat yazarı. The Witcher Serisi de yazarın en ünlü eseri diyebiliriz. Öyle ki son yıllarda çekilen dizisi de serinin ününe ün kattı. 

Her ne kadar yazar seriye başka kitaplar da ekleyebileceğinin imasında bulunsa da şu an seri 8 kitaptan oluşuyor. Son Dilek başlıklı The Witcher serisi birinci kitabı da farklı öykülerin bir araya getirilmesi ile oluşmuş. Ancak kronolojik olarak sıralandığında ilk kitap. 

Her ne kadar öykülerden oluşan bir kitap desek de Son Dilek The Witcher evreni için bir temel oluşturuyor. Ayrıca öyküler öyle bir sırayla ve birbirine bağlantı anlatılıyor ki aslında bir roman havasında okunuyor.

Kitap önerileri: En popüler ve en çok okunan fantastik kitaplar (20 roman/seri listesi)

Andrzej Sapkowski - Son Dilek – Konusu

Kitabın ana karakterinin ismi Rivyalı Geralt ve kendisini tanıtırken Witcher olduğunu söylüyor. O bir canavar avcısı. Dünyada insanlar dışında çok sayıda farklı yaratık var. Gerald da para karşılığı onları avlıyor. Tabii önüne gelen her canavarı avladığını da söyleyemeyiz. Aslında kendine göre bazı kuralları var ve insanlara zarar vermeyen canavarlara dokunmadığını da söyleyebiliriz. 

İlk öyküde Gerald’ın “striga” ismi verilen bir yaratıkla mücadelesini görüyoruz. Aslında canavardan çok büyü sonucu insan yiyen yaratığa dönüşmüş bir prenses. Gerald da bir ödül karşılığında bu yaratıkla yüzleşecek. Sonuçta onun işi bu. Çünkü o bir Witcher.

Witcher ne demek, Witcher kimdir?

Kitap yorumu: Andrzej Sapkowski - Son Dilek (The Witcher Serisi 1)
Rivyalı Geralt illüstrasyonu


Peki, Witcher ne demek, Witcher kimdir? Aslında Witcherler özel eğitim almış, belli ölçülerde büyü kullanan ama büyücü olmayan kişiler. Bu öykülerin hiçbirinde Gerald başka bir Witcher ile karşılaşmıyor. Ancak aldıkları eğitimin zorluğu göz önüne alındığında sayılarının çok az olduğunu tahmin edebiliriz. 

Gerald ise bir öyküde kendisini ve Witcher olmasını şöyle anlatıyor. Aslında anlattıklarına bakılırsa çok üzücü bir geçmişi ve hikayesi var diyebiliriz.

"Adım Geralt. Geldiğim yer... Hayır, Geralt işte. Yerim yurdum yok benim. Witcher'ım. 

"Evim Kaer Morhen'dir, Witcherların yurdu. Oralıyım. Orada şimdi... Hayır, eskiden bir burç vardı. Ama geriye pek bir şey kalmadı artık. Kaer Morhen... Orada benim gibiler yaratıldı. Şimdilerde olmuyor aslında ve Kaer Morhen'de kimseler yaşamıyor artık. Vesemir'den başka kimse kalmadı. Vesemir kim mi diyorsun? Babam. Neden şaşırdın öyle? Bunda şaşılacak ne var? Herkesin bir babası vardır. Benimki de Vesemir. Gerçek babam olmaması önemli mi? Gerçek babamı da annemi de hiç tanımadım. Hayatta olup olmadıklarını bile bilmiyorum. Aslına bakarsan pek umurumda da değil.

"Evet, Kaer Morhen... Bildik mutasyonu orada geçirdim. Otların yargısı, sonrasında olağan yöntemler. Hormonlar, otlar, virüs enfeksiyonu. Sonra yeni baştan. Ve defalarca. En sonuna kadar. Dönüşümleri bünyem iyi kaldırdı sayılır, yalnızca kısa süreliğine hastalandım. Böylece beni dayanıklı bir velet olarak görüp belli zor ve karmaşık... deneyler için seçtiler. O deneyler daha kötüydü. Çok daha kötü. Ama gördüğün gibi hayatta kalmayı başardım. Üstelik o deneyler için seçilmişler arasından kurtulan tek kişi olarak. Saçlarım o zaman ağardı. Pigmentlerim tamamen devre dışı kaldı. Buna yan etki deniyor. Ufak bir şey. Rahatsız değilim. "Sonrasında bana çeşitli şeyler öğretildi. Uzunca bir süre. Sonunda Kaer Morhen'den ayrılıp yollara düştüğüm gün geldi.” (s. 171)

En iyi fantastik kitaplardan biri: Brandon Sanderson - Kralların Yolu (Fırtınaışığı Arşivi Serisi 1. Kitap) 

Sapkowski’nin masalları yeniden anlatması

Kitap yorumu: Andrzej Sapkowski - Son Dilek (The Witcher Serisi 1)


Bu kitaptaki tüm öykülerde olmasa da bazılarında şu açık bir şekilde görülüyor. Polonyalı yazar Sapkowski, masallarda olan canavarları ve bazı ünlü masalları alarak yeniden anlatıyor. Tabii farklı bir şekilde. Mesela bunlardan biri Pamuk Prenses olarak bildiğimiz masal. Tabii, Sapkowski’nin anlattığı masal artık bir çocuk masalı değil. Çok daha acımasız bir öyküye sahip.

Burada da üvey anne, onun sihirli aynası, öldürmek istediği prenses, yedi cüceler var ama olaylar farklı şekilde yaşanıyor. Söz konusu öyküden prensesi ve onu öldürmek isteyen üvey anne kraliçe (Aridea) şöyle anlatılıyor.

“Aridea'dan dört yıl sonra bir haber aldım. Kızın yerini bulmuştu; kız Mahakam'da yedi cüceyle birlikte yaşıyordu. Maden ocağında ciğerlerini kömür tozuyla doldurmaktansa tacirlere saldırmanın daha uygun olduğuna cüceleri inandırmıştı. Kızın Örümcekkuşu olarak namı yürümüştü çünkü aynı adı taşıyan kuşun yaptığı gibi esirlerini canlı canlı sivri kazıklara çakmaya bayılıyordu. Aridea birkaç kez kiralık katil tuttu ancak hiçbiri geri dönmedi. Sonraları katil bulmak zorlaştı çünkü kız artık oldukça ünlenmişti. Öyle bir kılıç kullanıyordu ki erkekler karşısına çıkmak istemiyordu.” (s. 132)

Başka bir öyküde ise “Güzel ve Çirkin” masalı tarzında bir hikâye var. Bu açıdan yazarın bildiğimiz masalları fantastik dünyaya kendi yöntemi ile uyarladığını söyleyebiliriz. Zaten serideki canavarların çoğu da dünyanın farklı yerlerinde anlatılan masallardaki yaratıkları temsil ediyor. 

Kitap yorumu: Andrzej Sapkowski - Son Dilek (The Witcher Serisi 1)
Netflix The Witcher dizisi


The Witcher Serisi hangi sırayla okunmalı?

The Witcher Serisi şu an sekiz kitaptan oluşuyor. Ancak Türkçe’ye şimdiye kadar yedisi çevrildi. Bu seriyi okurken en çok kronolojik sıra öneriliyor. Bu kronolojik sırada ilk iki kitap (Son Dilek ve Kader Kılıcı) öykü toplusu. Devamında gelen beş kitap ise “The Witcher saga” olarak biliniyor ve asıl seri romanlar buradan başlıyor. Ancak yine de ilk iki kitaptaki öyküler The Witcher evreninin temellerini oluşturması açısından önemli. Çünkü burada Gerald’ı tanıyoruz. Son çıkan Season of Storms (2013) ise tek başına bir roman olarak değerlendiriliyor. Ancak isteğe göre ilk iki kitaptan sonra da okunabilir. 

The Witcher Serisi bu sıraya göre okunabilir:

  1. Son Dilek (The Last Wish - 1993) 
  2. Kader Kılıcı (Sword of Destiny - 1992) 
  3. Elflerin Kanı (Blood of Elves - 1994) 
  4. Nefret Çağı (Time of Contempt - 1995) 
  5. Ateşle İmtihan (Baptism of Fire - 1996) 
  6. Kırlangıç Kulesi (The Tower of the Swallow - 1997) 
  7. Gölün Hanımı (The Lady of the Lake - 1999)
  8. Season of Storms (2013) 

Buradaki yıllar kitabın Lehçe basımlarının tarihini gösteriyor. 

Geniş kitap önerileri listesi - Farklı tür ve temalara göre kitap tavsiyeleri

Kitap yorumu: Andrzej Sapkowski - Son Dilek (The Witcher Serisi 1)


Andrzej Sapkowski

Son Dilek

The Witcher Serisi 1. Kitap

Özgün adı: Ostatnie Zyczenie

Çev: Regaip Minareci (Almancadan çeviri)

Pegasus Yayınları

İstanbul

2016

399 sayfa.

17 Ocak 2021

Kitap yorumu: Josh Malerman - Malorie: Bir Kafes Romanı

Kitap yorumu: Josh Malerman - Malorie: Bir Kafes Romanı


Josh Malerman’ın “Malorie: Bir Kafes Romanı” başlıklı kitabı, yazarın daha önce büyük ilgi gören ve kısa sürede film uyarlaması yapılan “Kafes” (Bird Box) romanının devam kitabı. Malerman, burada kıyamet sonrası dünyasının öyküsünü anlatmaya devam ediyor. 

Malorie: Bir Kafes Romanı üzerine kitap yorumuna devam etmeden önce Kafes romanı incelemesine aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz. 

Kitap yorumu: Josh Malerman - Kafes

Josh Malerman – Malorie: Bir Kafes Romanı – Konusu

Bir kıyamet sonrası dünya hayal edin ki insanlar burada sürekli gözleri bağlı yaşıyorlar. Çünkü gözlerin kapalı olması artık bir ölüm kalım meselesidir. Malorie: Bir Kafes Romanı, olayları iki yıl sonrasından anlatmaya başlıyor. Malorie, büyük bir felaketin yaşandığı dünyada iki çocuğu (Tom ve Olympia) ile eskiden körler için olan bir okulda yaşamaya başlamıştı. Buradaki iki yıllık bir nebze de olsa huzurlu yaşamları sona erer. Çünkü söz konusu felaket burada da yaşanır. Altı yaşlarındaki oğlu ve kızı ile birlikte yeniden gözü bağlı bir şekilde yola koyulur. 

Roman ilk bölümden hemen sonra 10 yıllık bir sıçrayış yapıyor. Malorie iki çocuğu ile birlikte bir yaz kampı alanına sığınmış ve sadece üçü burada yaşıyor. Artık şunu gördü. Bu kıyamet sonrası dünyada kimseye güvenilmez, herkesten uzakta yaşamlı ve kendi kendine koyduğu kurallara sıkı sıkı bağlı yaşamalı. 

Zaten bundan dolayı dünya yıkılmaya başladıktan sonra dünyaya gelen oğlu ve kızını 16 yaşına kadar büyütmeyi başarmıştı.

Bird Box’un kıyamet sonrası dünyasının yaratıkları

Kitap yorumu: Josh Malerman - Malorie: Bir Kafes Romanı
Bird Box (2018) filmindeki yaratıkların çizimleri


Birinci kitap Kafes (Bird Box) romanında insanların çıldırdığını, çoğu zaman kendi yaşamlarına kıydığını ve zaman zaman da diğer insanlara zarar verdiklerini öğrenmiştik. Bunun sebebi ise nereden ve nasıl ortaya çıktıkları bilinmeyen yaratıklardı. 

Devam kitabında ise hayatta kalmayı başaran insanların bu yaratıkları anlama, onlarla yaşayabilme ve onlara çıldırmadan bakabilmenin yollarını arama çabalarını görüyoruz. Malorie’nin oğlu Tom da dışarıda gözü bağlı olmadan dolaşmak için çeşitli icatlar denemek istiyor. Ancak annesinin katı kuralları buna engel.

“Peki ya artık eskisinden daha çok yaratık olduğunu biliyor muydunuz? Tahminler, geldikleri zamanki sayılarını üçe katladıklarını söylüyor.” (s. 32)

Burada bir şey daha öğreniyoruz kitabın başında. Daha önce insanların sadece yaratıklara bakmaları durumunda çıldırdığını öğrenmiştik. Şimdi ise Malorie kör insanların da çıldırdığına şahit olmuş. Bundan dolayı yaratıkların insanlara dokunması durumunda da delirebileceğini düşünüyor. 

Tabii bunların hepsi birer teori ve aslında kimse bu yaratıkların nereden geldiğini, neden onları gören insanların delirerek kendi canlarına kıydığını bilmiyor. Tabii Gary gibi kendilerini ayrıcalıklı gören insanlar yaratıkları görmelerine rağmen çıldırmayan insanlar. Ya da zaten akli dengeleri pek yerinde olmayan insanlardı en başından.

Kitap önerileri: En iyi bilim kurgu kitapları (25 bilim kurgu roman / seri listesi)

Malorie, Kör Tren ve yeni bir yolculuk

Kitap yorumu: Josh Malerman - Malorie: Bir Kafes Romanı
Yazar Josh Malerman


Malorie 10 yıl boyunca herkesten ve her şeyden uzakta iki çocuğu ile birlikte hayatta kalmayı başarmış. En başta koyduğu sıkı kurallar ve Gary gibi insanlardan uzak durmayı başardığı için. Ancak yine de hayatta olsalar da zor bir yaşam bu. Dışarıda sürekli gözü bağlı olmak, içeride de sürekli tedbirli olmak gerekiyor. 

Tabii bir gün her şey değişir. Kapılarına gelen bir adam, kendilerine nüfus memuru olduğunu söyler ve hayatta kalan insanların listesi içeren kağıtlar bırakır. Malorie burada anne ve babasının ismini görür. Sandığının aksine hayatta olduklarını öğrenir. 

“Olympia el yazısıyla kâğıda dökülmüş sonraki birkaç satırı içinden okudu. “Bu ilginç,” dedi. “Ohio’daki bir tesiste kalan hastalar, öleceklerini bildiklerinden, yaratıklara bakma teorilerini test etmek için gönüllü oldular.”

“Vay canına,” dedi Tom. “Çok cesurlarmış.”

“Kesinlikle. Adamlardan biri dışarıdaki dünyayı videoteypten izleyerek aklını kaçırdı.”

“Annemin hikâyesi gibi.”

“Evet. Bir diğeri dış dünyanın fotoğraflarına bakarak aklını kaçırdı. Bir başkasının aklını kaçırması için o fotoğrafların negatiflerine bakması yetti.” (s. 38)

Sadece bu değil. İnsanların bir treni çalıştırmayı başardığını ve bazı yerlerde yerleşimler kurduklarını öğrenir. Hatta bir yerde yaratıklardan birini yakalamayı başaran insanlar olduğunu da okur. Ama en önemlisi anne ve babasının yaşadığını öğrenmesi. Sonuçta çocukları ile yeniden yola çıkarlar. Kör Tren ile yolculuk da var önlerinde.

Geniş kitap önerileri listesi - Farklı tür ve temalara göre kitap tavsiyeleri

Malorie, Tom ve Olympia

Malorie, çocukları Tom ve Olympia’yı 16 yıl hayatta tutmayı başarmıştır. Başta koyduğu kurallar var. Sürekli göz bağı takmak, dışarı ile teması kesmek, çok dikkatli olmak ve sair. 

Diğer yandan ise çocukları böyle kıyamet sonrası bir dünyaya göz açmış. Bundan dolayı işitme duyuları aşırı gelişmiş. Tom ve Olympia, uzaktaki bir çatırtının ne olduğunu kolayca anlayabiliyor. Ya da gözleri bağlı olduğu halde çevrede kaç yaratık olduğunu da. 

Sonuçta insanlar belli bir süre sonra böyle bir dünyada yaşamaya adapte olmuş görünüyorlar. Ayrıca yaratık sorununa da çözüm bulma arayışları bitmemiş. Tom da bunlardan biri ki Molorie, anne ve babasını bulmak için çıktığı yolculukta ergenlik döneminin başkaldırılarını yaşayan Tom’la sorunlar yaşayacak.

Kitap önerisi ve yorumu: Josh Malerman - Gölün Dibindeki Ev

Josh Malerman’ın Kafes romanının devam kitabı

Öyle görünüyor ki yazar Malerman, büyük ilgi gören ilk romanını bir devam kitabı ile sürdürdü. Aslında Malorie: Bir Kafes Romanı da devamı gelebilecek türden bir sonla bitiyor. Sonuçta yaratıklar konusunda hala çok az şey biliyor insanlar. Bundan dolayı Kafes her zaman üçüncü bir kitap ile bir seriye dönüşebilecek türden bir öyküye sahip.

Kitap yorumu: Josh Malerman - Malorie: Bir Kafes Romanı


Josh Malerman

Malorie: Bir Kafes Romanı

Özgün adı: Malorie: A Bird Box Novel

Çev: Aslı Dağlı

İthaki Yayınları

İstanbul

2020

332 sayfa.

11 Ocak 2021

Kitap yorumu: Josh Malerman - Kafes

Kitap yorumu: Josh Malerman - Kafes

Josh Malerman’ın Kafes (Bird Box) kitabı, kıyamet sonrası (post-apocalyptic) bir dünyayı anlatan bir roman. Roman aynı zamanda yazarın ilk eseri. Korku ve gerilim türü kitabın ilginç bir konusu var. Zaten bundan dolayı 2014 yılında çıkan kitabın birkaç yıl sonra film uyarlaması Bird Box (2018) yapıldı. 

Öyle görünüyor ki okurlar bu kitabı ve filmini de çok beğenmiş. Çünkü romanın ana karakterinin ismini taşıyan devam kitabı “Malorie” de 2020 yılında yayımlandı.

Josh Malerman – Kafes – Konusu

Kafes romanının konusu çok ilginç. Romanın ana karakterinin ismi Malorie. Kız kardeşi Shannon ile birlikte yaşıyor. Bir gün dünyanın farklı bölgelerinden korku dolu haberler gelmeye başlar. Sibirya’dan, Rusya’dan ve sonra da yaşadıkları Amerika’nın farklı bölgelerinden. İnsanlar intihar etmeye başlar. Sadece intihar etmiyorlar. Çıldırıyorlar, ölümleri de çok acımasız oluyor. Bazen çevrelerindeki insanlara da zarar veriyorlar.

Bu olaylar kısa sürede Malorie’nin yaşadığı bölgeye de ulaşır. Haberlerde bu olaylarla ilgili çok az bilgi yer alıyor. Aslında insanların neden çıldırdığı ve kendilerini öldürdüğü bilinmiyor. Sadece ortada dolaşan teoriler var. Ancak kesin olan bir şey var ki o da insanların kendilerini öldürmeden önce bir şeyler görmeleri. Kardeşler de bu olayı kendi aralarında şöyle konuşuyorlar.

“Shannon’a, “İnsanların ne gördüklerini düşünüyorsun?" diye sordu Malorie.

“Bilmiyorum, Malorie. Gerçekten bilmiyorum."

Kardeşler sık sık birbirlerine bu soruyu soruyorlardı. İnternette bahsi geçen teorileri saymak mümkün değildi. Her biri Malorie nin ödünü patlatıyordu. Kablosuz teknolojinin kullanımından kaynaklanan radyo dalgalarının neden olduğu ruhsal bozukluk bunlardan biriydi. İnsanoğlunun evrimindeki bir hata da başka bir tanesiydi. Yeniçağ akımının takipçileri, yaşananların insanoğlunun patlamak üzere olan bir gezegenle ya da ölmekte olan bir güneşle temasından kaynaklandığını söylüyordu. 

Bazı insanlar dışarıda tehlikeli yaratıkların olduğuna inanıyordu.

Hükümet ise kapılarınızı kilitleyin demek dışında hiçbir şey söylemiyordu." (s. 38)

Olaylar o kadar hızlı yaşanır ki Malorie evine kapanır. Bu arada tek sorunu da bu değil. Bu olaylar başlamadan birkaç ay önce hamile olduğunu öğrenir. Dünyada bir kıyamet yaşanıyor ve Malorie de hamile. Hem de hiçbir yere gidemiyor. Evdeki tüm pençeleri battaniyeler ile kapatırlar. Ama ne kadar süre burada yalnız kalabilir ki? O zaman bu olaylar tam başladığında gazetede gördüğü bir ilanı hatırlar. Güvenli bir yer ile ilgili bir ilanı. Malorie de gözü kapalı bir şekilde oraya ulaşmaya çalışacak.

Geniş kitap önerileri listesi - Farklı tür ve temalara göre kitap tavsiyeleri

Kafes’in ana karakteri Malorie ve “sorun”

Malorie, gazetede gördüğü eve varır ve burada bu olaylardan kurtulan birkaç kişi ile tanışır. Bunlar Jules, Felix, Tom, Don, Cheryl ve daha sonra onun gibi hamile olan Olympia. Bu insanlar yaşadıkları olaya “sorun” diyorlar. Şimdiye kadar bildikleri bir şey var ki dışarıya gözü açık çıkmamalı ve kaldıkları evin tüm pencereleri sürekli bir battaniye ve benzer bir şeyle örtülü olmalı. Onun dışında bildikleri başla bir şey yok. Ama bu sorunu anlamak için farklı deneyler yaparlar. Mesela evin sahibi dışarıyı videoya çeker ve onu izler. Bu bile çıldırmasına ve kendisini öldürmesine yeterli olmuştu. Artık bildikleri bir şey var. Hiçbir şekilde dışarıda olan yaratıklara bakmalılar. Çünkü artık ortada kol gezen bir tür yaratıklar olduğunu biliyorlar. 

Ama roman ilerledikçe, bu yaratıklara bakmalarına rağmen çıldırmayan insanlar da olduğunu öğreniyoruz. Çünkü bir şekilde zaten delirmiş insanlar onlar. Malorie’nin olduğu eve de böyle birisi gelir ki ev ve arkadaşları için büyük bir sorunun başlangıcı olur.

Malorie ve iki çocukla yolculuk

Kitap yorumu: Josh Malerman - Kafes

Roman Malorie’nin nehirde iki çocukla yolculuğu ile başlar. Biri oğlan, diğer kız. Onlara isim bile vermemiş. Oğlan ve kız diye çağırıyor. Dört yaşındalar ve Malorie bu dört yıl boyunca onları bu nehir yolculuğuna hazırlamış. Çocukların gözleri kapalı çevrede olup bitenleri dinleyerek anlama becerileri iyice gelişmiş. 

Bu yolculuk ise güvenli olduğunu düşündükleri bir yere doğru. Ancak zorlu bir yolculuk. Bir kayık ile bir nehirde yolculuk ediyorlar. Bir anne ve iki dört yaşında çocuğu. Tabii gözler bağlı. Nehirdeki tehlikeler dışında onları takip eden çıldırmış insanlar ve yırtıcı hayvanlarla yüzleşmeleri gerekiyor. 

“Evi sonsuza dek kaybetmekten korktuğun için dört yıl boyunca beklediğini kendi kendine tekrar edip duruyorsun. Dört yıl beklemenin nedeninin çocukları eğitmek olduğunu söylüyorsun. Ama bunların ikisi de doğru değil. Dört yıl boyunca bekledin çünkü bu yolculukta, aklını kaçırmış insanların ve kurtların kol gezdiği, yaratıklar tarafından kuşatılmış bu nehirde dört yıldan daha uzun bir süredir yapmadığın bir şey yapmak zorunda kalacaksın.

Bugün gözlerini açmak zorunda kalacaksın.

Hem de dışarıda.” (s. 176)

Bu arada kitap nehirde yolculuk ile başlıyor ama yazar zamanda geri giderek Malorie'nin bu olaylar olmadan önce, güvenli olarak bildikleri evde kaldığı dönemleri anlatıyor.  

Kitap önerileri: Tüm zamanların en iyi distopya romanları (20 kitap)

Kafes romanı ve film uyarlaması Bird Box (2018)

Kitap yorumu: Josh Malerman - Kafes

Bird Box (2018) filmini izledikten sonra kitabı olduğunu öğrenmiştim. Aslında artık filmini izlediğim için kitabı okumayı düşünmüyordum. Ama 2020’de devam kitabı “Malorie” çıkınca okumaya ilk önce Kefes ile başladım. 

En başta şunu söylemek gerekiyor. Her ne kadar filmin genel konusu kitap ile aynı olsa da olayların ilerleyişi kitapta farklı. Yani filmi izleseniz de hala kitabı okumaya değer. Zaten devam kitabını merak edenler için okumaya Kafes ile başlamalarını öneririm.

Bu Josh Malerman’ın okuduğum ikinci kitabı. Öyle görünüyor ki sonuncu da olmayacak. Çünkü devam kitabı Malorie ile devam edeceğim. Çünkü korku ve gerilim türünün iyi yazarlarından biri olarak artık dikkat çekiyor. Ayrıca öykünün devamını marak ediyorum.

Kitap önerisi: Josh Malerman - Gölün Dibindeki Ev

Kitap yorumu: Josh Malerman - Kafes

Josh Malerman

Kafes

Özgün adı: Bird Box

Çev: Aslı Dağlı

İthaki Yayınları

330 sayfa.


4 Ocak 2021

Kitap yorumu: Ursula K. Le Guin - Mülksüzler

Kitap yorumu: Ursula K. Le Guin - Mülksüzler


Bilim kurgu ve fantastik kitapları ile ünlü yazar Ursula K. Le Guin’in “Mülksüzler” (The Dispossessed) başlıklı romanı, “belirsiz ütopya” olarak nitelendiriliyor. Belki de bu belirsiz olmasından dolayı birçok kaynakta distopya olarak da yer alıyor. 

Mülksüzler, Le Guin’in Hain Döngüsü serisinin altıncı kitabı. Yazarın Karanlığın Sol Eli romanı, aynı serinin dördüncü kitabı. Ancak seri öyle yazılmış ki ayrı ayrı okunabiliyor. Mesela ben ilk önce Karanlığın Sol Eli’ni okudum, şimdi de Mülksüzler’i. Ancak serinin ilk üç kitabını sırayla okumak öneriliyor. 

İlgili - Ursula K. Le Guin - Karanlığın Sol Eli - Konusu - Kitap Yorumu

Ursula K. Le Guin - Mülksüzler - Konusu

Mülksüzler’de yazar karşımıza “Anarres” ve “Urras” isimli ikiz gezegenler çıkarıyor. İkiz gezegenler ama biri diğerine göre onun ayı. Urraslılar için Anarres bir ay, Annares için de diğeri. İkiz gezegenler ama burada yaşayan halklar birbirine rakip. Çünkü farklı yönetim şekillerini tercih etmişler.

Kitap yorumu: Ursula K. Le Guin - Mülksüzler


170 yıl önce kapitalist bir düzene sahip Urras’ta Odo isimli bir kadın anarşist bir devrim başlatıyor. Sonuçta şöyle bir anlaşmaya varıyorlar. Odocu düşünceyi benimseyen herkes Anarres’e gönderiliyor. Burada kendilerine anarşist bir düzen kuruyorlar. Yani otoritenin, bir yönetimin olmadığı bir sistem. İnsanlar sendikalaşarak işleri paylaşıyorlar. Zaten bu açıdan bu roman bir ütopya olarak görülüyor. Tabii sorunsuz değil ki zaten ana karakterler de bu yönetimin eksikleri ve sorunları ile karşı karşıya kalıyor. 

"Anarres'teki herkes devrimcidir… Yönetim ve yürütme ağının adı ÜDE'dir, Üretim ve Dağıtım Eşgüdümü. Üretici işlerde çalışan her türlü kişi, sendika ve federatif için düzenleyici bir sistem oluşturur. Kişileri yönetmezler, üretimi yönetirler. Beni ne destekleyecek, ne de engelleyecek yetkileri yoktur.” 

Urras ve Anarres dışında bir de bu evrende Hain ve Arz (yani bizim bildiğimiz dünyamız) da var. Onların Urras’ta bir elçilikleri var. Ana karakter Shevek elçi ile karşılaştığında elçi Anarres’teki sistemi “otoriter olmayan bir komünizm denemesi” olarak nitelendiriyor. Ama tabii sistemin eksiklikleri de yok değil. Hükümeti olmayan sistem kendi içinde görünmez hükümet, yöneticiler doğuruyor. Shevek de bir anlamda bunlardan kaçıp Urras’a sığınmak zorunda kalır. Çünkü bir anlamda bir yerden sonra çoğunluğun yönetimi ortaya çıkmaya başlar.

"Ne diyorsun sen, Dap? Bizde bir iktidar sistemi yok ki!" 

"Yok mu? Saburu bu kadar güçlü kılan ne?"

"Bir iktidar sistemi ya da bir hükümet değil burası Urras değil ki!"

"Hayır. Hükümetlerimiz, yasalarımız yok pekala! Ama görebildiğim kadarıyla, düşünceler hiçbir zaman yasalarla ve hükümetlerle denetlenmemiştir, Urras'ta bile. Öyle olsaydı, Odo kendi düşüncelerini nasıl geliştirirdi? Odoculuk nasıl dünya çapında bir hareket olurdu? Devletçiler hareketi güç kullanarak bastırmaya çalıştılar ve başaramadılar. Düşünceler baskı altına alarak yok edilemez. Onlar ancak dikkate alınmayarak yok edilebilir. Düşünmeyi reddederek değişmeyi reddederek. İşte bizim toplumumuzun yaptığı da bu! Sabul seni kullanabildiği yerde kullanıyor, kullanamadığı yerde de seni yayın çıkarmaktan, öğretmekten, hatta çalışmaktan bile alıkoyuyor. Öyle değil mi? Başka bir deyişle, senin üzerinde iktidarı var. Nereden alıyor bu iktidarı? Kazanılmış bir otoriteden değil, çünkü böyle bir şey yok. Entelektüel yetkinlikten değil, çünkü yetkin de sayılmaz. Ortalama insan aklının doğuştan korkaklığından alıyor gücü. Kamuoyu! Kendisinin de parçası olduğu iktidar sistemi bu; o da bunu kullanmayı iyi biliyor. Odocular toplumunu bireyin aklını baskı altına alarak yöneten, hiçbir zaman varlığı kabullenilmeyen, erişilmez iktidar."

Kitap önerileri: En iyi distopya romanlar 

Anarres’in mülksüzleri ve Urras’ın mülkiyetçileri

Kitabın ismi Mülksüzler, çünkü Anarres’teki toplumda bireylerin hiç mülkü yok. Hatta insanlar konuşurken bile iyelik ekleri kullanmamaya çalışıyorlar. Mesela “başım ağrıyor” demek yerine “baş ağrıyor” demeyi tercih ediyorlar. Hatta daha da ileri giderek insanlar çocuklarına bile bağlanmayı sahiplenme olarak görüyorlar. 

Zaten bundan dolayı ana karakter Shevek annesinden uzak büyüdü. Bir süre babası ile yaşasa da çoğunlukla ondan da ayrı büyüdü. Annesi ile ise aralarında neredeyse hiç bağ yok. Bu kendisine “Odocu” diyen ve mülksüz toplumun benimsediği hayat tarzı. 

Yemekler ortak yemekhanelerde yeniliyor. İş için gidilen yerlerde ya yatakhanelerde ya da aile ise toplu konutta bir oda veriliyor. Taşınırken de birkaç giysi dışında yanlarına bir şey almazlar. Çünkü her şey ortak ve kimsenin sahip olduğu bir şey yok. 

Bu da romandaki iki karakterin Odocu düşünce çerçevesinde kadınlar ve sahip olma ile ilgili yaptığı bir tartışmadan bir alıntı:

"Kadınlar sana sahip olduklarını düşünüyorlar. Hiçbir kadın gerçekten Odocu olamaz."

"Ya Odo'nun kendisi?"

"Kuram. Asieo öldürüldükten sonra da cinsel yaşamı olmamış, değil mi? Neyse, istisnalar her zaman vardır. Ama birçok kadının bir erkekle tek ilişkisi sahip olma ilişkisidir. Ya sahip olma, ya da sahip olunma."

"Bu konuda erkeklerden farklı olduklarını mı düşünüyorsun?" 

"Düşünmüyorum, biliyorum. Erkeğin istediği özgürlüktür. Kadının istediği mülkiyettir. Seni ancak başka bir şeyle takas edebilirse serbest bırakır. Bütün kadınlar mülkiyetçidir."

Kitap önerisi: Ursula K. Le Guin - Yerdeniz Büyücüsü (Yerdeniz Serisi - 1. Kitap)

Mülksüzler ve ana karakter Shevek

Kitap yorumu: Ursula K. Le Guin - Mülksüzler

Kitabın ana karakterinin ismi Shevek. Sadece ismi var. Soyisim yok. Çünkü burada bir insanın aile aidiyeti yok. Aslında bir fizikçi. Gittiği Urras’ta ona Dr. Shevek diyorlar. Ancak tabii Anarres’te unvanlar da olmadığını söylüyor onlara. 

Shevek anarşist bir toplumda doğar ve büyür. Ancak bir süre sonra buradaki sistemin görünmez engellerine takılmaya başlar. Fizik çalışmalarını yapamaz olur. Yapmak istediği diğer işlere de engeller çıkar. Çalıştığı enstitüden atılır. Yani aslında özgürlükçü olması gereken, hiçbir bireye hiçbir kural ya da yasanın dayatılmadığı bu Odocu düşünce ili yönetilen toplumun artık görünmeyen yönetimi ve yasaları olduğunu görüyoruz. 

Shevek, fizik alanında önemli bir kuram üzerinde çalışıyor. Eğer bu kuramda başarılı olursa, uzayda sıçrama yapacak gemiler inşa edilebilir. Ancak yaşadığı gezegenin buna ihtiyacı yok. Çünkü Anarres kendisini dışa kapatmış, kendi kendine yetinmeye çalışan bir toplum olarak yoluna devam etmeye çalışıyor. Shevek ise ütopya toplumlarında yanlış giden şeyleri görme ve sorgulamaya başlar. 

"Evet, dayanışma! Ağaçlardan yiyeceklerin sarktığı Urras'ta bile Odo insan dayanışmasının tek umudumuz olduğunu söylemişti. Ama o umuda ihanet ettik. Birlikte çalışmanın boyun eğmeye dönüşmesine seyirci kaldık. Urras'ta azınlığın yönetimi var. Burada ise çoğunluğun yönetimi. Ama yine de bir yönetim! Toplumsal vicdan artık yaşayan bir şey değil, bir aygıt, bürokratlarca denetlenen bir iktidar aygıtı!"

“Özgürlük için eğitim yapmıyoruz. Toplumsal organizmanın en önemli etkinliği olan eğitim katı, ahlakçı ve otoriter oldu. Çocuklar Odo'nun sözlerini sanki yasaymış gibi ezberliyorlar en büyük küfür bu!"

“Devlet mitosunun ortadan kalkmasıyla toplum ve bireyin gerçek karşılıklılığı ve alışverişi açığa çıkmıştı. Bireyden fedakarlık istenebilirdi, ama hiçbir zaman uzlaşma istenemezdi; çünkü, güvenlik ve dengeyi yalnızca toplum sağlayabildiği halde ahlaki seçimin gücüne yalnızca birey sahipti değiştirme gücüne, yaşamın temel işlevine. Odocu toplum kalıcı bir devrim olarak tasarlanmıştı, devrim ise düşünen bir akılda başlar.”

Kitap önerileri: En iyi bilim kurgu kitapları (25 bilim kurgu roman / seri listesi)

Urras - Anarres ve Urras yolculuğu

Shevek’in halkı 170 yıl önce Anarres’e gelerek kendilerine yeni bir toplum kurmuştu. Ayrıca birkaç sınırlı iletişim ve mal değiş tokuşu dışında Urras ile bağları da yok. Şimdi ise bir ilk oluyor. Shevek yıllar sonra ilk defa Urras’a gelir. 

Urras’ın onu kabul etmesinin sebebi yukarıda bahsedilen kuramını istemeleri. Çünkü buna sahip olurlarsa, Hain ve Arz’a üstünlük sağlayacak yeni uzayda sıçrama yapan gemilere sahip olacaklar. Hain ve Arz’ın sadece ışık hızına yaklaşan gemileri var. 

Ama Urras’ta da beklediği bulamaz. Çünkü burada kapitalist bir düzen var. Zenginler ve onlar için çalışan alt sınıflar. Ancak burada da yönetime başkaldıran kesimler var. Shevek de artık bunu anlıyor. Urras’ta geldiği A-İo ülkesinde konuştuğu kişiye şunu söylüyor:

“Bizden korkuyorsunuz siz. Devrimi, eski devrimi, gerçek devrimi, sizin başlayıp da yarım bıraktığınız, adalet için devrimi geri getirebileceğimizden korkuyorsunuz. Burada, A-İo'da benden daha az korkuyorlar, çünkü devrimi unutmuşlar. Artık ona inanmıyorlar, insanların yeterince şeye sahip olurlarsa hapiste yaşamaya razı olacaklarını düşünüyorlar.”

Bu arada Arz ve Hain’liler Annares ve Urras’a “Ceti” ve buradaki halka da “Cetililer” diyorlar. Shevek de Urras’ta Arz’ın elçisi ile konuşuyor. Arz bizim dünyaya verilen bir isim. Buranın da insanlar tarafından nasıl yaşanmaz hale getirildiğini anlatıyor elçi.

Ursula K. Le Guin - Mülksüzler - Alıntılar

Kitap yorumu: Ursula K. Le Guin - Mülksüzler
Ursula K. Le Guin illüstrasyonu


Mülksüzler’de birbirinin zıttı ikiz gezegenler var. Yazar Le Guin de bu farklılıklar üzerinden iki dünyayı karşılaştırıyor. Bir yanda ütopik bir dünya ve toplum. Diğer yanda ise bildiğimiz kapitalist bir düzen. Bu iki dünya ile ilgili kitaptan bu alıntılar nasıl bir yer olduklarını anlamaya daha fazla yardımcı olacak.

“Sanatçı paylaşır, bu onun sanatının özüdür. Müzik Sendikası üyeleri ne derse desin, İşBöl sana kendi alanında bir görev vermemeyi nasıl haklı gösterebilir?"

"Müziğimi paylaşmak istemiyorlar," dedi Salas eğlenerek. "Onları korkutuyor." Bedap daha ciddi konuştu: "Haklı gösterebiliyorlar, çünkü müzik yararlı değil. Kanal kazma önemli, biliyorsun; müzikse yalnızca süs. Çember dönüp dolaşıp açgözlü yararcılığın en iğrenç şekline dayandı. Odocu idealin merkez öğesi olan karmaşıklık, canlılık, icat etme ve inisiyatif özgürlüğünü, hepsini çöpe attık. Tam olarak barbarlığa döndük: eğer yeniyse, aman kaçın ondan; eğer yiyemiyorsan at gitsin!"

Ana karakter Shevek, Urras’ı da gördükten sonra bu iki dünyayı kıyaslıyor. Özellikle insanlarının nasıl olduğunu kıyaslaması ise ilginç:

“Harika değil. Çirkin bir dünya. Bu dünyaya benzemiyor. Anarres sadece tozdan ve kuru tepelerden oluşuyor. Her şey az, her şey kupkuru. İnsanlar da güzel değil. Hepsinin koca elleri ve ayakları var, benimkiler ve buradaki garsonunkiler gibi. Ama koca göbekleri yok. Çok kirlenirler, birlikte yıkanırlar, burada kimse bunu yapmaz. Kentler çok küçük ve sönüktür, sıkıcıdır. Hiç saray yoktur. Yaşam sıkıcıdır, çok çalışılır. Her zaman istediğinizi alamazsınız, hatta bazen gereksindiğinizi bile, çünkü yeterince yoktur. Siz Urras'lıların her şeyi yeterince var. Yeterince hava, yeterince yağmur, çimen, okyanuslar, yiyecek, müzik, yapılar, fabrikalar, makineler, kitaplar, giysiler, tarih. Siz zenginsiniz, siz sahipsiniz. Biz yoksuluz, biz yoksunuz. Sizde var, bizde yok. Burada her şey çok güzel. Güzel olmayan yalnızca yüzler. Anarres'te hiçbir şey güzel değildir, yalnız yüzler güzeldir. Diğer yüzler, erkek ve kadın yüzleri. Bizim onlardan başka bir şeyimiz yok, birbirimizden başka bir şeyimiz yok. Burada siz mücevherleri görüyorsunuz, orada gözleri görürsünüz. Gözlerde de görkemi, insan ruhunun görkemini görürsünüz. Çünkü bizim erkeklerimiz ve kadınlarımız özgürdür, hiçbir şeye sahip olmadıkları için özgürdürler. Siz sahipler ise sahiplisiniz. Hepiniz hapistesiniz. Herkes yalnız, tek başına, sahip olduğu yığınla birlikte. Hapiste yaşıyor, hapiste ölüyorsunuz. Gözlerinizde görebildiğim yalnızca bu duvar, duvar!"

Mülksüzler – Özet

Daha önce de dediğimiz gibi karakterlerden birinin nitelendirmesi ile Anarres “otoriter olmayan bir komünizm denemesi”. Urras da bu denemenin başlangıcı olan kapitalist düzen. Kitapta bir Sonsöz de var. Bülent Somay burada bu kitabı ve konusunu özet olarak şöyle anlatıyor:

“Bu zıtlıkların en başında ikiz dünyalar olan "Anarres" ve "Urras" geliyor. Bu iki dünya bir "ikili sistem" oluşturuyorlar, birbirlerinin etrafında dönüyorlar. Her biri ötekinin "ay"ı. Hangisinin ay, hangisinin dünya olduğu, ne taraftan baktığınıza bağlı. Dünyalardan biri verimli, diğeri çorak; biri özgür, diğeri sınıflı ve sömürülü; biri "anarşist", diğeri "arşist" (devletçi, yönetimci, hiyerarşik).” (Bülent Somay)

Kitap yorumu: Ursula K. Le Guin - Mülksüzler

Ursula K. Le Guin

Mülksüzler

Özgün adı: The Dispossessed

Hain Döngüsü Serisi (Hainish Cycle)

Çev: Levent Mollamustafaoğlu

Metis Yayınları

344 sayfa.


18 Aralık 2020

Kitap yorumu: Ursula K. Le Guin - Karanlığın Sol Eli

Kitap yorumu: Ursula K. Le Guin - Karanlığın Sol Eli

Ursula K. Le Guin’nin “Karanlığın Sol Eli” kitabı, “en iyi roman” ödüllünü (hem Hugo hem de Nebula ödülünü aldı) alan bir eser. Roman okuru farklı bir gezegene götürüyor. Burada genetik olarak değiştirilmiş bir insan türü yaşıyor. Bu gezegene gönderilen elçi de bir dizi macera yaşar. 

Karanlığın Sol Eli, Ursula K. Le Guin’nin en çok okunan kitaplarından biri. 1969 yılında yayımlanan bu kitap, yazara bilim kurgu edebiyatının en iyileri arasında yer kazandırmıştı. Kitap okuru sadece farklı bir gezegene götürmekle kalmıyor, aynı zamanda insanlığın uzayda nasıl yaşadığına ve nasıl bir ittifak kurduğuna dair de bilgi veriyor. Çünkü insanların yaşadığı gezegen sayısı artık onlarla ifade ediliyor. 

Ursula K. Le Guin - Karanlığın Sol Eli – Konusu

Romanın ana karakteri Genli Ai. Terra isimli bir gezgenden ve ana karakterin Kış dediği bir gezegene elçi olarak gönderilir. Buradaki insanlar ise kendi gezegenlerine Gethen diyorlar. Elçinin amacı ise geldiği gezegendeki insanları Ekumen’e katılmaya ikna etmek. Ekumen ise çok sayıda gezegenin bir araya gelerek kurduğu bir tür birlik. 

“Ekumen'in kapsadığı alanda üzerinde hayat olan seksen üç gezegen var ve bunlarda da yaklaşık üç bin millet ya da antrotipik grup.” (s. 50)

Gethen Ekumen’e üye olan gezegenlerden çok uzak bir yer. En büyük özelliği ise Buzul Çağı’nı yaşaması. Çok soğuk bir gezegen. İnsanlar da buradaki soğukta yaşama adapte olmuşlar. Zaten bundan dolayı diğer gezegendeki insanlar buraya kış ismini vermişler. Bir önemli özelliği daha var bu gezegenin ve insanlarının. 

Kitap önerileri: En iyi bilim kurgu kitapları (25 bilim kurgu roman / seri listesi)

Ana karakter Ai de Gethen ile kendi gezegeni Terra arasındaki farkları bir diyalogda geldiği gezegendeki birine açıklıyor. Sürekli soğukta yaşayan ve bundan dolayı da hayatta kalmak için sürekli yemek yine Gethen halkı için sıcak gezegenleri anlamak zor olsa gerek.

“Alt kutup bölgelerimiz sizin yaşanabilir bölgelerinize oldukça benzer; son Buz Çağı'ndan çıkalı sizden daha çok zaman oldu, ama tümüyle çıkmadık gördüğünüz gibi. Esas olarak Terra ve Gethen birbirine çok benziyor. Üzerinde yaşam olan bütün dünyalar benzer. İnsan çok sınırlı bir ortamda yaşayabilir; Gethenlilerin ortamı en uçta ...”

"Öyleyse sizinkinden de sıcak dünyalar var.”

"Çoğu daha sıcaktır. Bazıları çok sıcaktır; Gde mesela. Kum ve kaya çölleriyle kaplıdır. Başlangıçta ılıkmış, ama elli, altmış bin yıl önce sömürücü bir medeniyet doğal dengesini altüst etmiş, ormanları yakmış, sırf yakacak uğruna.” (s. 133)

Cinsiyeti olmayan bir insan türü

Kitap yorumu: Ursula K. Le Guin - Karanlığın Sol Eli

Bu gezegenin en büyük özelliği ve üstünde canlı yaşayan diğer gezegenlerden en büyük farkı, buradaki insanların bir cinsiyetinin olmaması. Elçi Ai gibi erkek ya da kasın cinsiyetine sahip insanları ise sapkın olarak görüyorlar. Tabii toplum da bu cinsiyetsiz insan türüne göre gelişmiş, buna göre şekil almıştır. Cinsiyetsiz olmaları ise bir zamanlar birilerinin yaptığı yapay müdahale sonucu. Cinsiyetsiz bir insan türü geliştirilerek bu gezegene bırakılmış ki sonuçta gelişerek kendi cinsiyetsiz toplumlarını kurmuşlar.

Bu roman bir bilim kurgu. Yazar Ursula K. Le Guin, romanın girişine eklenen yazısında (kitaba önsöz olarak eklendi) bilim kurguyu “düşünce deneyi” olarak adlandırıyor. Bir anlamda yaza da burada bu bilim kurgu eseri üzerinden cinsiyetsiz bir toplumun nasıl olabileceği ile ilgili bir düşünce deneyi yapıyor. 

Peki, cinsiyetsiz bir toplum nasıl oluyor? Buradaki insanlar ne kadın ne de erkek. Bunlar için “androjen” ifadesi kullanılıyor. Ama belli sürelerle erkek ya da kadın cinsiyeti geliştiriyor ve böylece kısa süreliğine de olsa kadın ya da erkek olarak üreyebiliyorlar.

Kitap yorumu: Ursula K. Le Guin - Yerdeniz Büyücüsü (Yerdeniz Serisi - 1. Kitap)

Kemmer ve kemmering

Romanın bir düşünce deneyi olarak cinsiyetsiz bir toplumda karşımıza çıkardığı birkaç kavram var. Mesela, somer, kemmer ve kemmeting. Bu gezegendeki insanların cinsiyet döngüsü var. 26 ile 28 gün sürüyor. Bu sürenin 20 – 21 gün somer yani cinsiyetsiz durumdalar. Geri kalan yaklaşık bir haftalık durumda değişim geçiriyor ve kemmer durumuna geçiyorlar. Yani bu sürede ya kadın ya da erkek oluyorlar. Bu sürede eşleri diyebileceğimiz kişiler de onlardan etkilenerek değişim geçiriyor ve bu ilişkiye de kemmering deniliyor. 

“Toplum yapıları, sanayi, tarım ve ticaretin yürütülüş şekli, yerleşim birimlerinin boyutu, hikayelerinin konuları, her şey somer-kemmer çevrimine uygun biçimlenmiş. Herkes ayda bir tatil yapıyor; hiç kimse, hangi konumda olursa olsun kemmer sırasında çalışmaya zorlanmıyor. Hiç kimse, ne kadar yoksul veya yabancı olursa olsun kemmer evlerinden dışlanmıyor. Belirli aralıklarla tekrarlanan bu azap ve tutku şenliği öncesinde her şey duruyor. Bunun anlaşılması kolay bizler için. Bizlere anlaşılmaz gelen şey bu insanların zamanın beşte dördünde hiçbir cinsel itki duymamaları. Cinselliğe yer veriliyor, hem de fazlasıyla; ama ayrı bir yer. Gethen toplumu gündelik işleyişi ve sürekliliği içinde cinsellikten yoksun bir toplum.” (s. 107)

Tabii böyle bir toplumu daha önce görmeyen ve hayatlarını sürekli ya erkek ya da kadın olarak geçiren insanlar için alışması ve bazen de anlaması zor bir toplum olabilir. Mesela, bir Gethenli 3 çocuk doğurduktan sonra bu sefer de baba olarak da birkaç çocuk sahibi olabiliyor. Yani kemmer döneminde, kemmering sözü verdiği insanla yaşadıkları ilişkide istedikleri zaman kadın ve erkek rollerini dönüşümlü olarak yaşayabiliyorlar. Ai de yaşadığı bir olayı şöyle anlatıyor.

“Görünüşü ve tavırları o kadar kadınsıydı ki bir keresinde kaç çocuk doğurduğunu sordum ona. Suratını astı. Hiç doğurmamıştı. Ama, dört çocuk babasıydı. Sık sık yaptığım karışıklıklardan biri. Yaşadığım kültür şoku, yılın altıda beşini hermafrodit nötr insanlar olarak geçiren bu kişiler arasında bir erkek olarak maruz kaldığım biyolojik şokun yanında solda sıfır kalır…” (s. 63)

“Bir erkek erkekliğinin dikkate alınmasını ister, bir kadın kadınlığının takdir edilmesini ister, bu dikkat ve takdir ne kadar örtülü, ne kadar dolaylı olsa da. Kış'ta böyle bir şey olamaz. Bir insan sadece insan olarak dikkate alınır ve değerlendirilir, ürkütücü bir deneyim bu.” (s. 108-109)

Bilim kurgu serisi önerisi:  Isaac Asimov - Vakıf Serisi kitap yorumları

Karhide ve Orgoreyn

Genli Ai, Gethen ya da Kış dediği bu gezegene onları Ekumen’e davet etmek için gelir. Ama gezegende de farklı ülkeler, yönetimler ve bölgeler var. İniş yaptığı ülkenin ismi Karhide ve bir kral tarafından yönetiliyor. Kendine has bir yönetim şekli var. Tabii Ai burada ilk başta başarısız olur. Çünkü düşünün ki henüz uçan araçları olmayan (en yaygın araç kayaklar ve kar araçları) bir gezegene bir uzay gemisi ile bir kişi gelir ve 80’den fazla gezegenin olduğu bir birlikten bahsediyor. İnanılacak gibi değil.

Ai burada Kral Argaven ve daha sonra sürgün edilecek Başbakan Estraven ile görüşür. Ama işler istediği gibi gitmez. Daha doğrusu beklenen de buydu. Sırada Orgoreyn isimli ülkeye geçiş var. 

Orgoreyn ise farklı hizipler birliği tarafından yönetiliyor. Başta burası Karhide’ye göre daha özgürlükçü bir ülke görünüyor. Ai için işler istediği gibi gitse de bir anda uzaydan gelen elçi kendini en çıkılmaz bir durumla karşı karşıya kalır. Hatta işin ucunda ölüm bile var. 

Çünkü dışarıdan güllük gülistanlık görünen bu ülke aslında bir türlü sıkı yönetime sahip. Bu sıkı yönetim ise gizli bir polis teşkilatı türü yapı tarafından uygulanıyor. 

“Karhide'de kral ve kiorremi, insanların yaptıklarını gayet iyi denetleyebilir ama işittiklerini pek az, söylediklerini ise hiç denetleyemezler. Burada devlet sadece eylemi değil, düşünceyi de kontrol edebiliyor. Hiç kimsenin başkaları üzerinde böylesi bir güce sahip olmaması gerek oysa.” (s. 163)

Ai öyle bir duruma düşer ki burada kurtuluşu yok. Tabii yardım hiç beklenmedik bir yerden gelir. Daha sonra bu Kış gezegeninde en soğuk, en buzul yerlerden geçen macera dolu diyebileceğimiz bir yolculuk yaşar. 

Kitap yorumu: Ursula K. Le Guin - Karanlığın Sol Eli


En iyi bilim kurgu serilerden biri: Frank Herbert - Dune Serisi kitap yorumları

Zihin konuşma ve önsezi

Kış ya da Gethen denilen bu gezegende cinsiyetin olmadığı bu toplum, bir tür geleceği görme yetisi de geliştirmiştir. İnzivaya çekilen bazı grupların böyle güçleri var. Diğer yandan Ai’nin geldiği gezegenlerde ise zihin konuşma var. İnsanlar sözle değil, zihinden konuşabiliyor. Bunun en büyük özelliği ise bu zihin konuşmada insanlar asla yalan söyleyemiyor. 

“NAFAL gemilerimiz, anında aktarımımız ve zihin konuşmamız var, ama önsezileri koşum takacak denli eğitemedik henüz; bu numara için Gethen'e gitmemiz gerekiyor.” (s. 81)

Diğer yandan ise Gethen insanları da geleceği görme becerisi olan önsezi denilen şeyi geliştirmiş. İnsanlar bu inzivalara gelerek belli bir bedel karşılığında bilmek istedikleri bir soruyu soruyor. Tabii soru ne kadar doğrudan olursa cevap da o kadar doğrudan olur. 

"Bilinmeyen" dedi Faxe'nin ormanda çınlayan yumuşak sesi, "önceden görülmeyen, kanıtlanmayan, hayat bunlar üzerine kuruludur. Cehalet düşüncenin temelidir. Kanıtsızlık eylemin temelidir. Tanrı'nın olmadığı kanıtlansaydı dinler olmazdı, ne Handdara, ne Yomeshta, ne de ocak tanrıları, hiçbiri. Ama Tanrı'nın olduğu kanıtlansaydı da gene dinler olmazdı... Söylesenize, Genri, nedir bilinen? Kesin, tahmin edilen, kaçınılmaz olan sizin ve benim geleceğimize dair bildiğimiz tek kesin şey nedir?" 

"İkimizin de öleceğimiz.”

"Evet, işte, cevabı olan tek bir soru var, Genri ve o yanıtı da zaten biliyoruz. Hayatı mümkün kılan şey sürekli, dayanılmaz belirsizliktir; yani bir sonra ne olacağını bilememek.” (s. 84 – 85)

Şifgretor (shifgrethor)

Yazar bu romanla bir kavram daha tanıtıyor: şifgretor. Şifgretor’un açıklaması kitapta “prestij, yüz, yer, gurur” olarak veriliyor. Gethen’de insanlar şifgretorlarına bir şey olmaktansa ölmeyi tercih ederler. 

Belki de ondan dolayı pek savaş ve çatışma da yok. Tabii ölüm ve öldürme var ama hiç kitlesel boyutlarda değil. Belki de insanın sürekli kışta olan bir dünyada sürekli soğukla ve ölümle yüz yüze olmasının da bir etkisi bu. Ya da cinsiyetin olmamasının. 

“Gerçek şu ki Gethenliler rekabete son derece yatkın olsalar da (prestij rekabeti, vs. için sağlanan gelişkin toplumsal kanallarda görülüyor bu) çok saldırgan görünmüyorlar; en azından savaş adını verdiğimiz şeyi hiç yaşamamışlar şimdiye kadar. Birbirlerini birer ikişer öldürebiliyorlar; nadiren onar yirmişer olabiliyor ama asla yüzlerce, binlerce öldürme yok. Neden?” (s. 110)

Hain Döngüsü (Hainish Cycle) serisi

Kitabı okumadan önce bunun tek başına bir roman olduğunu düşünüyordum. Aslında ise yazarın Hain Döngüsü (Hainish Cycle) ismini verdiği bir serinin dördüncü kitabı. Mesela yazarın Mülksüzler romanı da bu serinin altıncı kitabı. Tabii okumadan önce serinin ismini duyan pek az. 

Buna ek olarak yazarın kendisi de serinin romanlarının ayrı ayrı okunabileceğini belirtiyor ki okuyanlar da bunu belirtiyor yorumlarda. Hain ismi ise bu seride geçen Hain isimli gezegenden geliyor. Serinin ilk üç kitabı bu gezegenle ilgili.

Kitap yorumu: Ursula K. Le Guin - Karanlığın Sol Eli


Ursula K. Le Guin

Karanlığın Sol Eli

Hain Döngüsü Serisi

Özgün adı: The Left Hand of Darkness

Hainish Cycle

Çev: Ümit Altuğ

Ayrıntı Yayınları

İstanbul

2016

304 sayfa.

4 Aralık 2020

Kitap yorumu: J. K. Rowling - Harry Potter ve Felsefe Taşı (Harry Potter Serisi 1. Kitap)

Kitap yorumu: J. K. Rowling - Harry Potter ve Felsefe Taşı (Harry Potter Serisi 1. Kitap)

J. K. Rowling’in “Harry Potter ve Felsefe Taşı” fantastik romanı, Harry Potter Serisi’nin birinci kitabı. Aynı zamanda yazarın ilk romanı. Yazar, güzel bir fantastik dünyaya kapı açıyor bu romanı ile. Okur olarak yazarın hayal gücüne hayran kalmamak mümkün değil. Zaten son yılların en çok okunan ve çok satın romanı olması da bunu gösteriyor.

J. K. Rowling’in “Harry Potter ve Felsefe Taşı” romanı üzerine

Serinin ilk dört kitabını ilk defa 2001 yılında okumuştum. O zaman henüz sadece dört kitap çıkmıştı. Geçen 19 yıl aradan sonra bir daha okumaya karar verdim. Tabii aslında neredeyse herkes konuyu biliyor ve filmlerini de izlemeyen yoktur herhalde. Buna rağmen çok zevkli bir tekrar okuma olduğunu söyleyebilirim. Zaten yazar Rowling de zaman zaman diyaloglara kattığı ölçüsünde mizah ile okuru güldürmesini biliyor. 

Kitapla ilgili kısa bir araştırma yaparken, “Harry Potter and the Sorcerer's Stone” (Büyücünün Taşı) başlığı ile karşılaştım. Halbuki özgün başlık “Harry Potter and the Philosopher's Stone” (Felsefe Taşı) şeklinde. Böyle bir farklı başlığın sebebi ise şu. Serinin ilk kitabı 1997 yılında çıkmış ve Amerikan yayıncı fantastik bir kitabı “Felsefe Taşı” başlığı ile basmak istememişti. Yazar da ilk kitabı olduğu için ve yayıncıdan gelen teklif üzerine “Büyücünün Taşı” değişikliğini kabul etmişti. Tabii sonra da keşke izin vermeseydim de diyor. 

Kitap önerileri: En iyi fantastik kitaplar (25 fantastik roman serisi listesi)

Harry Potter ve Felsefe Taşı - Konusu

Kitap yorumu: J. K. Rowling - Harry Potter ve Felsefe Taşı (Harry Potter Serisi 1. Kitap)

Harry Potter hem yetim hem de öksüz bir çocuk. Teyzesi ve eniştesi ile birlikte yaşıyor. Tabii buna yaşamak denirse. Çünkü bir odası bile yok. Merdiven altında, kiler gibi yerde kalıyor. Hem teyzesi hem eniştesi hem de kuzeni sürekli ona kötü davranıyor. Ancak on bir yaşına geldiğinde her şey değişir. Anne ve babasının bir cadı ve büyücü olduğunu ve kendisinin de bir büyücü olduğunu öğrenir. Çünkü büyücülük okulu olan Hogwards’a davet mektubu alır. 

Ancak Harry’nin en büyük özelliği bu değil. Anne ve babası, teyzesinin ona söylediği gibi araba kazasında ölmemiş, çok güçlü ve karanlık sihir kullanan büyücü Voldemort tarafından öldürülmüştü. Ancak kimsenin bilmediği bir şey var. Voldemort onu öldürmeye çalışırken kendisi de kaybolur. Bazıları öldüğünü düşünse de bu böyle değil. Harry ise sadece alnında şimşek gibi bir yara izi ile bir mucize sonucu hayatta kalır. 

Tabii Hogwards’a gitmesi Harry Potter için yedi yıl sürecek bir maceranın başlangıcı olur. 

Fantastik seri önerisi: Patrick Rothfuss - Kral Katili Güncesi

Ana karakterler: Harry, Ron ve Hermione

Kitap yorumu: J. K. Rowling - Harry Potter ve Felsefe Taşı (Harry Potter Serisi 1. Kitap)

Yazar Rowling, okurun acıma ve merhamet hissini kabartan bir ana karakter kurgulamış: Harry Potter. Bunun sebeplerini ise yukarıda sıraladık. Ancak Harry, Muggle dünyasından (sihir ehli sihir bilmeyenlere böyle diyor) sihirbazların dünyasına adım attığında ömür boyu dost olacağı kişilerle tanışır. En başta Ronald Weasley. 

Ronald Weasley, beş erkek kardeşin olduğu ailenin en küçük oğlu. Tabii ondan küçük bir kız kardeşi de var. Ailesinin maddi durumu iyi değil. Bundan dolayı o da Harry gibi her zaman kardeşlerinin elbiselerini giyerek büyüdü. Onun için ikisinin ortak birçok yönü var.

“Harry, baykuş alacak kadar para kalmamasının hiç de ayıp bir şey olmadığını düşünüyordu. Bir ay öncesine kadar onun da hiç parası olmamıştı, Ron'a hepsini anlattı, Dudley'nin eskilerini giydiğini, doğum gününde hiç dişe dokunur bir armağan almadığını. Ron'un keyfi yerine gelir gibi oldu.” (s. 93) 

Bu ikisine daha sonra katılacak ve çok sıkı arkadaş olacak kişi ise Hermione Granger. Onun anne ve babası Muggle. Aileden bir cadı ilk defa çıkıyor. Ancak çok sıkı çalışma azmi olan bir karakter. Her şeyi öğrenmeye çalışan ve derslerini ön plana kolay bir öğrenci. Tabii Harry ve Ron ile arkadaşlığa başlaması bu profiline bir miktar zarar verecek. Çünkü Harry’nin maceradan maceraya tehlikeden tehlikeye atılmasına o da eşlik ediyor. 

En iyilerden bir fantastik seri önerisi: Ursula K. Le Guin Yerdeniz Serisi

Harry Potter serisinin diğer önemli karakterleri

Kitap yorumu: J. K. Rowling - Harry Potter ve Felsefe Taşı (Harry Potter Serisi 1. Kitap)

En başta Albus Dumbledore geliyor. Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu’nun müdürü ve aynı zamanda yaşayan en güçlü büyücü de deniliyor. Herkesin canına korku salan Voldemort’un korktuğu tek kişi. 

Rubeus Hagrid’in özel bir yeri var bu seride. Bir zamanlar Hogwards’tan atılan Hagrid, bir yarı dev. Özel bir ilgi alanı var ve o da farklı yaratıklar. Üç başlı dev köpek, ejderhalar buna örnek. 

Öğrenciler arasında Harry, Ron ve Hermione’dan sonra en dikkat çeken karakter Neville Longbottom. Öyle görünüyor ki yazar bu karakter için devam kitaplarında farklı şeyler tasarlıyor. 

Minerva McGonagall da Hogwards’daki öğretmenlerden biri ve seride önemli bir yere sahip.

Sevilmeyen karakterler: Draco Malfoy ve Severus Snape

Harry, bu sihirbazların dünyasına adım atar atmaz birkaç arkadaş edinir. Ron, Hermione ve Hagrid bunların başında geliyor. Tabii kendisine “düşman” da kazanmazsa bu öykü tam olmazdı. Edindiği ilk “düşman” ya da rakip diyelim Draco Malfoy. Zengin bir aileden gelen ve kibirli bir çocuk. Diğerlerini hep küçük görür. 

Bir de Severus Snape var. Harry ilk günden bu öğretmenin kendisinden nefret ettiğini düşünmeye başlar. Snape’in karakteri ise zaten öyle. Gülümsediği nerdeyse hiç görülmemiş. Sinirli görünmediği zamanı pek olmayan bir kişiliği var. Harry en başta bu öğretmen ile ters düşer.

Rowling’in hayal gücü ve Quidditch

Yazarın hayran olduğum bir hayal gücü var diyebilirim. Sadece işin içine sihir katmamış aynı zamanda bir dizi ve bu seriye has yenilikler de getirmiştir fantastik edebiyata. Bunların başında benim en çok beğendiğim Quidditch oyunu.

Quidditch, dört farklı topla, yedişerli takımla ve süpürgeler üzerinde uçarak oynanan bir oyun. Sadece bu bir cümle bile nasıl farklı bir şey olduğunu ortaya koyuyor. Yazarın geniş hayal gücü ileriki kitaplarda daha fazla kendisini gösteriyor. 

Kitap yorumu: J. K. Rowling - Harry Potter ve Felsefe Taşı (Harry Potter Serisi 1. Kitap)


J. K. Rowling

Harry Potter ve Felsefe Taşı

Harry Potter Serisi 1. Kitap

Özgün adı: Harry Potter and the Philosopher's Stone

Harry Potter Series Book 1