17 Ocak 2021

Kitap yorumu: Josh Malerman - Malorie: Bir Kafes Romanı

Kitap yorumu: Josh Malerman - Malorie: Bir Kafes Romanı


Josh Malerman’ın “Malorie: Bir Kafes Romanı” başlıklı kitabı, yazarın daha önce büyük ilgi gören ve kısa sürede film uyarlaması yapılan “Kafes” (Bird Box) romanının devam kitabı. Malerman, burada kıyamet sonrası dünyasının öyküsünü anlatmaya devam ediyor. 

Malorie: Bir Kafes Romanı üzerine kitap yorumuna devam etmeden önce Kafes romanı incelemesine aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz. 

Kitap yorumu: Josh Malerman - Kafes

Josh Malerman – Malorie: Bir Kafes Romanı – Konusu

Bir kıyamet sonrası dünya hayal edin ki insanlar burada sürekli gözleri bağlı yaşıyorlar. Çünkü gözlerin kapalı olması artık bir ölüm kalım meselesidir. Malorie: Bir Kafes Romanı, olayları iki yıl sonrasından anlatmaya başlıyor. Malorie, büyük bir felaketin yaşandığı dünyada iki çocuğu (Tom ve Olympia) ile eskiden körler için olan bir okulda yaşamaya başlamıştı. Buradaki iki yıllık bir nebze de olsa huzurlu yaşamları sona erer. Çünkü söz konusu felaket burada da yaşanır. Altı yaşlarındaki oğlu ve kızı ile birlikte yeniden gözü bağlı bir şekilde yola koyulur. 

Roman ilk bölümden hemen sonra 10 yıllık bir sıçrayış yapıyor. Malorie iki çocuğu ile birlikte bir yaz kampı alanına sığınmış ve sadece üçü burada yaşıyor. Artık şunu gördü. Bu kıyamet sonrası dünyada kimseye güvenilmez, herkesten uzakta yaşamlı ve kendi kendine koyduğu kurallara sıkı sıkı bağlı yaşamalı. 

Zaten bundan dolayı dünya yıkılmaya başladıktan sonra dünyaya gelen oğlu ve kızını 16 yaşına kadar büyütmeyi başarmıştı.

Bird Box’un kıyamet sonrası dünyasının yaratıkları

Kitap yorumu: Josh Malerman - Malorie: Bir Kafes Romanı
Bird Box (2018) filmindeki yaratıkların çizimleri


Birinci kitap Kafes (Bird Box) romanında insanların çıldırdığını, çoğu zaman kendi yaşamlarına kıydığını ve zaman zaman da diğer insanlara zarar verdiklerini öğrenmiştik. Bunun sebebi ise nereden ve nasıl ortaya çıktıkları bilinmeyen yaratıklardı. 

Devam kitabında ise hayatta kalmayı başaran insanların bu yaratıkları anlama, onlarla yaşayabilme ve onlara çıldırmadan bakabilmenin yollarını arama çabalarını görüyoruz. Malorie’nin oğlu Tom da dışarıda gözü bağlı olmadan dolaşmak için çeşitli icatlar denemek istiyor. Ancak annesinin katı kuralları buna engel.

“Peki ya artık eskisinden daha çok yaratık olduğunu biliyor muydunuz? Tahminler, geldikleri zamanki sayılarını üçe katladıklarını söylüyor.” (s. 32)

Burada bir şey daha öğreniyoruz kitabın başında. Daha önce insanların sadece yaratıklara bakmaları durumunda çıldırdığını öğrenmiştik. Şimdi ise Malorie kör insanların da çıldırdığına şahit olmuş. Bundan dolayı yaratıkların insanlara dokunması durumunda da delirebileceğini düşünüyor. 

Tabii bunların hepsi birer teori ve aslında kimse bu yaratıkların nereden geldiğini, neden onları gören insanların delirerek kendi canlarına kıydığını bilmiyor. Tabii Gary gibi kendilerini ayrıcalıklı gören insanlar yaratıkları görmelerine rağmen çıldırmayan insanlar. Ya da zaten akli dengeleri pek yerinde olmayan insanlardı en başından.

Kitap önerileri: En iyi bilim kurgu kitapları (25 bilim kurgu roman / seri listesi)

Malorie, Kör Tren ve yeni bir yolculuk

Kitap yorumu: Josh Malerman - Malorie: Bir Kafes Romanı
Yazar Josh Malerman


Malorie 10 yıl boyunca herkesten ve her şeyden uzakta iki çocuğu ile birlikte hayatta kalmayı başarmış. En başta koyduğu sıkı kurallar ve Gary gibi insanlardan uzak durmayı başardığı için. Ancak yine de hayatta olsalar da zor bir yaşam bu. Dışarıda sürekli gözü bağlı olmak, içeride de sürekli tedbirli olmak gerekiyor. 

Tabii bir gün her şey değişir. Kapılarına gelen bir adam, kendilerine nüfus memuru olduğunu söyler ve hayatta kalan insanların listesi içeren kağıtlar bırakır. Malorie burada anne ve babasının ismini görür. Sandığının aksine hayatta olduklarını öğrenir. 

“Olympia el yazısıyla kâğıda dökülmüş sonraki birkaç satırı içinden okudu. “Bu ilginç,” dedi. “Ohio’daki bir tesiste kalan hastalar, öleceklerini bildiklerinden, yaratıklara bakma teorilerini test etmek için gönüllü oldular.”

“Vay canına,” dedi Tom. “Çok cesurlarmış.”

“Kesinlikle. Adamlardan biri dışarıdaki dünyayı videoteypten izleyerek aklını kaçırdı.”

“Annemin hikâyesi gibi.”

“Evet. Bir diğeri dış dünyanın fotoğraflarına bakarak aklını kaçırdı. Bir başkasının aklını kaçırması için o fotoğrafların negatiflerine bakması yetti.” (s. 38)

Sadece bu değil. İnsanların bir treni çalıştırmayı başardığını ve bazı yerlerde yerleşimler kurduklarını öğrenir. Hatta bir yerde yaratıklardan birini yakalamayı başaran insanlar olduğunu da okur. Ama en önemlisi anne ve babasının yaşadığını öğrenmesi. Sonuçta çocukları ile yeniden yola çıkarlar. Kör Tren ile yolculuk da var önlerinde.

Geniş kitap önerileri listesi - Farklı tür ve temalara göre kitap tavsiyeleri

Malorie, Tom ve Olympia

Malorie, çocukları Tom ve Olympia’yı 16 yıl hayatta tutmayı başarmıştır. Başta koyduğu kurallar var. Sürekli göz bağı takmak, dışarı ile teması kesmek, çok dikkatli olmak ve sair. 

Diğer yandan ise çocukları böyle kıyamet sonrası bir dünyaya göz açmış. Bundan dolayı işitme duyuları aşırı gelişmiş. Tom ve Olympia, uzaktaki bir çatırtının ne olduğunu kolayca anlayabiliyor. Ya da gözleri bağlı olduğu halde çevrede kaç yaratık olduğunu da. 

Sonuçta insanlar belli bir süre sonra böyle bir dünyada yaşamaya adapte olmuş görünüyorlar. Ayrıca yaratık sorununa da çözüm bulma arayışları bitmemiş. Tom da bunlardan biri ki Molorie, anne ve babasını bulmak için çıktığı yolculukta ergenlik döneminin başkaldırılarını yaşayan Tom’la sorunlar yaşayacak.

Kitap önerisi ve yorumu: Josh Malerman - Gölün Dibindeki Ev

Josh Malerman’ın Kafes romanının devam kitabı

Öyle görünüyor ki yazar Malerman, büyük ilgi gören ilk romanını bir devam kitabı ile sürdürdü. Aslında Malorie: Bir Kafes Romanı da devamı gelebilecek türden bir sonla bitiyor. Sonuçta yaratıklar konusunda hala çok az şey biliyor insanlar. Bundan dolayı Kafes her zaman üçüncü bir kitap ile bir seriye dönüşebilecek türden bir öyküye sahip.

Kitap yorumu: Josh Malerman - Malorie: Bir Kafes Romanı


Josh Malerman

Malorie: Bir Kafes Romanı

Özgün adı: Malorie: A Bird Box Novel

Çev: Aslı Dağlı

İthaki Yayınları

İstanbul

2020

332 sayfa.

11 Ocak 2021

Kitap yorumu: Josh Malerman - Kafes

Kitap yorumu: Josh Malerman - Kafes

Josh Malerman’ın Kafes (Bird Box) kitabı, kıyamet sonrası (post-apocalyptic) bir dünyayı anlatan bir roman. Roman aynı zamanda yazarın ilk eseri. Korku ve gerilim türü kitabın ilginç bir konusu var. Zaten bundan dolayı 2014 yılında çıkan kitabın birkaç yıl sonra film uyarlaması Bird Box (2018) yapıldı. 

Öyle görünüyor ki okurlar bu kitabı ve filmini de çok beğenmiş. Çünkü romanın ana karakterinin ismini taşıyan devam kitabı “Malorie” de 2020 yılında yayımlandı.

Josh Malerman – Kafes – Konusu

Kafes romanının konusu çok ilginç. Romanın ana karakterinin ismi Malorie. Kız kardeşi Shannon ile birlikte yaşıyor. Bir gün dünyanın farklı bölgelerinden korku dolu haberler gelmeye başlar. Sibirya’dan, Rusya’dan ve sonra da yaşadıkları Amerika’nın farklı bölgelerinden. İnsanlar intihar etmeye başlar. Sadece intihar etmiyorlar. Çıldırıyorlar, ölümleri de çok acımasız oluyor. Bazen çevrelerindeki insanlara da zarar veriyorlar.

Bu olaylar kısa sürede Malorie’nin yaşadığı bölgeye de ulaşır. Haberlerde bu olaylarla ilgili çok az bilgi yer alıyor. Aslında insanların neden çıldırdığı ve kendilerini öldürdüğü bilinmiyor. Sadece ortada dolaşan teoriler var. Ancak kesin olan bir şey var ki o da insanların kendilerini öldürmeden önce bir şeyler görmeleri. Kardeşler de bu olayı kendi aralarında şöyle konuşuyorlar.

“Shannon’a, “İnsanların ne gördüklerini düşünüyorsun?" diye sordu Malorie.

“Bilmiyorum, Malorie. Gerçekten bilmiyorum."

Kardeşler sık sık birbirlerine bu soruyu soruyorlardı. İnternette bahsi geçen teorileri saymak mümkün değildi. Her biri Malorie nin ödünü patlatıyordu. Kablosuz teknolojinin kullanımından kaynaklanan radyo dalgalarının neden olduğu ruhsal bozukluk bunlardan biriydi. İnsanoğlunun evrimindeki bir hata da başka bir tanesiydi. Yeniçağ akımının takipçileri, yaşananların insanoğlunun patlamak üzere olan bir gezegenle ya da ölmekte olan bir güneşle temasından kaynaklandığını söylüyordu. 

Bazı insanlar dışarıda tehlikeli yaratıkların olduğuna inanıyordu.

Hükümet ise kapılarınızı kilitleyin demek dışında hiçbir şey söylemiyordu." (s. 38)

Olaylar o kadar hızlı yaşanır ki Malorie evine kapanır. Bu arada tek sorunu da bu değil. Bu olaylar başlamadan birkaç ay önce hamile olduğunu öğrenir. Dünyada bir kıyamet yaşanıyor ve Malorie de hamile. Hem de hiçbir yere gidemiyor. Evdeki tüm pençeleri battaniyeler ile kapatırlar. Ama ne kadar süre burada yalnız kalabilir ki? O zaman bu olaylar tam başladığında gazetede gördüğü bir ilanı hatırlar. Güvenli bir yer ile ilgili bir ilanı. Malorie de gözü kapalı bir şekilde oraya ulaşmaya çalışacak.

Geniş kitap önerileri listesi - Farklı tür ve temalara göre kitap tavsiyeleri

Kafes’in ana karakteri Malorie ve “sorun”

Malorie, gazetede gördüğü eve varır ve burada bu olaylardan kurtulan birkaç kişi ile tanışır. Bunlar Jules, Felix, Tom, Don, Cheryl ve daha sonra onun gibi hamile olan Olympia. Bu insanlar yaşadıkları olaya “sorun” diyorlar. Şimdiye kadar bildikleri bir şey var ki dışarıya gözü açık çıkmamalı ve kaldıkları evin tüm pencereleri sürekli bir battaniye ve benzer bir şeyle örtülü olmalı. Onun dışında bildikleri başla bir şey yok. Ama bu sorunu anlamak için farklı deneyler yaparlar. Mesela evin sahibi dışarıyı videoya çeker ve onu izler. Bu bile çıldırmasına ve kendisini öldürmesine yeterli olmuştu. Artık bildikleri bir şey var. Hiçbir şekilde dışarıda olan yaratıklara bakmalılar. Çünkü artık ortada kol gezen bir tür yaratıklar olduğunu biliyorlar. 

Ama roman ilerledikçe, bu yaratıklara bakmalarına rağmen çıldırmayan insanlar da olduğunu öğreniyoruz. Çünkü bir şekilde zaten delirmiş insanlar onlar. Malorie’nin olduğu eve de böyle birisi gelir ki ev ve arkadaşları için büyük bir sorunun başlangıcı olur.

Malorie ve iki çocukla yolculuk

Kitap yorumu: Josh Malerman - Kafes

Roman Malorie’nin nehirde iki çocukla yolculuğu ile başlar. Biri oğlan, diğer kız. Onlara isim bile vermemiş. Oğlan ve kız diye çağırıyor. Dört yaşındalar ve Malorie bu dört yıl boyunca onları bu nehir yolculuğuna hazırlamış. Çocukların gözleri kapalı çevrede olup bitenleri dinleyerek anlama becerileri iyice gelişmiş. 

Bu yolculuk ise güvenli olduğunu düşündükleri bir yere doğru. Ancak zorlu bir yolculuk. Bir kayık ile bir nehirde yolculuk ediyorlar. Bir anne ve iki dört yaşında çocuğu. Tabii gözler bağlı. Nehirdeki tehlikeler dışında onları takip eden çıldırmış insanlar ve yırtıcı hayvanlarla yüzleşmeleri gerekiyor. 

“Evi sonsuza dek kaybetmekten korktuğun için dört yıl boyunca beklediğini kendi kendine tekrar edip duruyorsun. Dört yıl beklemenin nedeninin çocukları eğitmek olduğunu söylüyorsun. Ama bunların ikisi de doğru değil. Dört yıl boyunca bekledin çünkü bu yolculukta, aklını kaçırmış insanların ve kurtların kol gezdiği, yaratıklar tarafından kuşatılmış bu nehirde dört yıldan daha uzun bir süredir yapmadığın bir şey yapmak zorunda kalacaksın.

Bugün gözlerini açmak zorunda kalacaksın.

Hem de dışarıda.” (s. 176)

Bu arada kitap nehirde yolculuk ile başlıyor ama yazar zamanda geri giderek Malorie'nin bu olaylar olmadan önce, güvenli olarak bildikleri evde kaldığı dönemleri anlatıyor.  

Kitap önerileri: Tüm zamanların en iyi distopya romanları (20 kitap)

Kafes romanı ve film uyarlaması Bird Box (2018)

Kitap yorumu: Josh Malerman - Kafes

Bird Box (2018) filmini izledikten sonra kitabı olduğunu öğrenmiştim. Aslında artık filmini izlediğim için kitabı okumayı düşünmüyordum. Ama 2020’de devam kitabı “Malorie” çıkınca okumaya ilk önce Kefes ile başladım. 

En başta şunu söylemek gerekiyor. Her ne kadar filmin genel konusu kitap ile aynı olsa da olayların ilerleyişi kitapta farklı. Yani filmi izleseniz de hala kitabı okumaya değer. Zaten devam kitabını merak edenler için okumaya Kafes ile başlamalarını öneririm.

Bu Josh Malerman’ın okuduğum ikinci kitabı. Öyle görünüyor ki sonuncu da olmayacak. Çünkü devam kitabı Malorie ile devam edeceğim. Çünkü korku ve gerilim türünün iyi yazarlarından biri olarak artık dikkat çekiyor. Ayrıca öykünün devamını marak ediyorum.

Kitap önerisi: Josh Malerman - Gölün Dibindeki Ev

Kitap yorumu: Josh Malerman - Kafes

Josh Malerman

Kafes

Özgün adı: Bird Box

Çev: Aslı Dağlı

İthaki Yayınları

330 sayfa.


4 Ocak 2021

Kitap yorumu: Ursula K. Le Guin - Mülksüzler

Kitap yorumu: Ursula K. Le Guin - Mülksüzler


Bilim kurgu ve fantastik kitapları ile ünlü yazar Ursula K. Le Guin’in “Mülksüzler” (The Dispossessed) başlıklı romanı, “belirsiz ütopya” olarak nitelendiriliyor. Belki de bu belirsiz olmasından dolayı birçok kaynakta distopya olarak da yer alıyor. 

Mülksüzler, Le Guin’in Hain Döngüsü serisinin altıncı kitabı. Yazarın Karanlığın Sol Eli romanı, aynı serinin dördüncü kitabı. Ancak seri öyle yazılmış ki ayrı ayrı okunabiliyor. Mesela ben ilk önce Karanlığın Sol Eli’ni okudum, şimdi de Mülksüzler’i. Ancak serinin ilk üç kitabını sırayla okumak öneriliyor. 

İlgili - Ursula K. Le Guin - Karanlığın Sol Eli - Konusu - Kitap Yorumu

Ursula K. Le Guin - Mülksüzler - Konusu

Mülksüzler’de yazar karşımıza “Anarres” ve “Urras” isimli ikiz gezegenler çıkarıyor. İkiz gezegenler ama biri diğerine göre onun ayı. Urraslılar için Anarres bir ay, Annares için de diğeri. İkiz gezegenler ama burada yaşayan halklar birbirine rakip. Çünkü farklı yönetim şekillerini tercih etmişler.

Kitap yorumu: Ursula K. Le Guin - Mülksüzler


170 yıl önce kapitalist bir düzene sahip Urras’ta Odo isimli bir kadın anarşist bir devrim başlatıyor. Sonuçta şöyle bir anlaşmaya varıyorlar. Odocu düşünceyi benimseyen herkes Anarres’e gönderiliyor. Burada kendilerine anarşist bir düzen kuruyorlar. Yani otoritenin, bir yönetimin olmadığı bir sistem. İnsanlar sendikalaşarak işleri paylaşıyorlar. Zaten bu açıdan bu roman bir ütopya olarak görülüyor. Tabii sorunsuz değil ki zaten ana karakterler de bu yönetimin eksikleri ve sorunları ile karşı karşıya kalıyor. 

"Anarres'teki herkes devrimcidir… Yönetim ve yürütme ağının adı ÜDE'dir, Üretim ve Dağıtım Eşgüdümü. Üretici işlerde çalışan her türlü kişi, sendika ve federatif için düzenleyici bir sistem oluşturur. Kişileri yönetmezler, üretimi yönetirler. Beni ne destekleyecek, ne de engelleyecek yetkileri yoktur.” 

Urras ve Anarres dışında bir de bu evrende Hain ve Arz (yani bizim bildiğimiz dünyamız) da var. Onların Urras’ta bir elçilikleri var. Ana karakter Shevek elçi ile karşılaştığında elçi Anarres’teki sistemi “otoriter olmayan bir komünizm denemesi” olarak nitelendiriyor. Ama tabii sistemin eksiklikleri de yok değil. Hükümeti olmayan sistem kendi içinde görünmez hükümet, yöneticiler doğuruyor. Shevek de bir anlamda bunlardan kaçıp Urras’a sığınmak zorunda kalır. Çünkü bir anlamda bir yerden sonra çoğunluğun yönetimi ortaya çıkmaya başlar.

"Ne diyorsun sen, Dap? Bizde bir iktidar sistemi yok ki!" 

"Yok mu? Saburu bu kadar güçlü kılan ne?"

"Bir iktidar sistemi ya da bir hükümet değil burası Urras değil ki!"

"Hayır. Hükümetlerimiz, yasalarımız yok pekala! Ama görebildiğim kadarıyla, düşünceler hiçbir zaman yasalarla ve hükümetlerle denetlenmemiştir, Urras'ta bile. Öyle olsaydı, Odo kendi düşüncelerini nasıl geliştirirdi? Odoculuk nasıl dünya çapında bir hareket olurdu? Devletçiler hareketi güç kullanarak bastırmaya çalıştılar ve başaramadılar. Düşünceler baskı altına alarak yok edilemez. Onlar ancak dikkate alınmayarak yok edilebilir. Düşünmeyi reddederek değişmeyi reddederek. İşte bizim toplumumuzun yaptığı da bu! Sabul seni kullanabildiği yerde kullanıyor, kullanamadığı yerde de seni yayın çıkarmaktan, öğretmekten, hatta çalışmaktan bile alıkoyuyor. Öyle değil mi? Başka bir deyişle, senin üzerinde iktidarı var. Nereden alıyor bu iktidarı? Kazanılmış bir otoriteden değil, çünkü böyle bir şey yok. Entelektüel yetkinlikten değil, çünkü yetkin de sayılmaz. Ortalama insan aklının doğuştan korkaklığından alıyor gücü. Kamuoyu! Kendisinin de parçası olduğu iktidar sistemi bu; o da bunu kullanmayı iyi biliyor. Odocular toplumunu bireyin aklını baskı altına alarak yöneten, hiçbir zaman varlığı kabullenilmeyen, erişilmez iktidar."

Kitap önerileri: En iyi distopya romanlar 

Anarres’in mülksüzleri ve Urras’ın mülkiyetçileri

Kitabın ismi Mülksüzler, çünkü Anarres’teki toplumda bireylerin hiç mülkü yok. Hatta insanlar konuşurken bile iyelik ekleri kullanmamaya çalışıyorlar. Mesela “başım ağrıyor” demek yerine “baş ağrıyor” demeyi tercih ediyorlar. Hatta daha da ileri giderek insanlar çocuklarına bile bağlanmayı sahiplenme olarak görüyorlar. 

Zaten bundan dolayı ana karakter Shevek annesinden uzak büyüdü. Bir süre babası ile yaşasa da çoğunlukla ondan da ayrı büyüdü. Annesi ile ise aralarında neredeyse hiç bağ yok. Bu kendisine “Odocu” diyen ve mülksüz toplumun benimsediği hayat tarzı. 

Yemekler ortak yemekhanelerde yeniliyor. İş için gidilen yerlerde ya yatakhanelerde ya da aile ise toplu konutta bir oda veriliyor. Taşınırken de birkaç giysi dışında yanlarına bir şey almazlar. Çünkü her şey ortak ve kimsenin sahip olduğu bir şey yok. 

Bu da romandaki iki karakterin Odocu düşünce çerçevesinde kadınlar ve sahip olma ile ilgili yaptığı bir tartışmadan bir alıntı:

"Kadınlar sana sahip olduklarını düşünüyorlar. Hiçbir kadın gerçekten Odocu olamaz."

"Ya Odo'nun kendisi?"

"Kuram. Asieo öldürüldükten sonra da cinsel yaşamı olmamış, değil mi? Neyse, istisnalar her zaman vardır. Ama birçok kadının bir erkekle tek ilişkisi sahip olma ilişkisidir. Ya sahip olma, ya da sahip olunma."

"Bu konuda erkeklerden farklı olduklarını mı düşünüyorsun?" 

"Düşünmüyorum, biliyorum. Erkeğin istediği özgürlüktür. Kadının istediği mülkiyettir. Seni ancak başka bir şeyle takas edebilirse serbest bırakır. Bütün kadınlar mülkiyetçidir."

Kitap önerisi: Ursula K. Le Guin - Yerdeniz Büyücüsü (Yerdeniz Serisi - 1. Kitap)

Mülksüzler ve ana karakter Shevek

Kitap yorumu: Ursula K. Le Guin - Mülksüzler

Kitabın ana karakterinin ismi Shevek. Sadece ismi var. Soyisim yok. Çünkü burada bir insanın aile aidiyeti yok. Aslında bir fizikçi. Gittiği Urras’ta ona Dr. Shevek diyorlar. Ancak tabii Anarres’te unvanlar da olmadığını söylüyor onlara. 

Shevek anarşist bir toplumda doğar ve büyür. Ancak bir süre sonra buradaki sistemin görünmez engellerine takılmaya başlar. Fizik çalışmalarını yapamaz olur. Yapmak istediği diğer işlere de engeller çıkar. Çalıştığı enstitüden atılır. Yani aslında özgürlükçü olması gereken, hiçbir bireye hiçbir kural ya da yasanın dayatılmadığı bu Odocu düşünce ili yönetilen toplumun artık görünmeyen yönetimi ve yasaları olduğunu görüyoruz. 

Shevek, fizik alanında önemli bir kuram üzerinde çalışıyor. Eğer bu kuramda başarılı olursa, uzayda sıçrama yapacak gemiler inşa edilebilir. Ancak yaşadığı gezegenin buna ihtiyacı yok. Çünkü Anarres kendisini dışa kapatmış, kendi kendine yetinmeye çalışan bir toplum olarak yoluna devam etmeye çalışıyor. Shevek ise ütopya toplumlarında yanlış giden şeyleri görme ve sorgulamaya başlar. 

"Evet, dayanışma! Ağaçlardan yiyeceklerin sarktığı Urras'ta bile Odo insan dayanışmasının tek umudumuz olduğunu söylemişti. Ama o umuda ihanet ettik. Birlikte çalışmanın boyun eğmeye dönüşmesine seyirci kaldık. Urras'ta azınlığın yönetimi var. Burada ise çoğunluğun yönetimi. Ama yine de bir yönetim! Toplumsal vicdan artık yaşayan bir şey değil, bir aygıt, bürokratlarca denetlenen bir iktidar aygıtı!"

“Özgürlük için eğitim yapmıyoruz. Toplumsal organizmanın en önemli etkinliği olan eğitim katı, ahlakçı ve otoriter oldu. Çocuklar Odo'nun sözlerini sanki yasaymış gibi ezberliyorlar en büyük küfür bu!"

“Devlet mitosunun ortadan kalkmasıyla toplum ve bireyin gerçek karşılıklılığı ve alışverişi açığa çıkmıştı. Bireyden fedakarlık istenebilirdi, ama hiçbir zaman uzlaşma istenemezdi; çünkü, güvenlik ve dengeyi yalnızca toplum sağlayabildiği halde ahlaki seçimin gücüne yalnızca birey sahipti değiştirme gücüne, yaşamın temel işlevine. Odocu toplum kalıcı bir devrim olarak tasarlanmıştı, devrim ise düşünen bir akılda başlar.”

Kitap önerileri: En iyi bilim kurgu kitapları (25 bilim kurgu roman / seri listesi)

Urras - Anarres ve Urras yolculuğu

Shevek’in halkı 170 yıl önce Anarres’e gelerek kendilerine yeni bir toplum kurmuştu. Ayrıca birkaç sınırlı iletişim ve mal değiş tokuşu dışında Urras ile bağları da yok. Şimdi ise bir ilk oluyor. Shevek yıllar sonra ilk defa Urras’a gelir. 

Urras’ın onu kabul etmesinin sebebi yukarıda bahsedilen kuramını istemeleri. Çünkü buna sahip olurlarsa, Hain ve Arz’a üstünlük sağlayacak yeni uzayda sıçrama yapan gemilere sahip olacaklar. Hain ve Arz’ın sadece ışık hızına yaklaşan gemileri var. 

Ama Urras’ta da beklediği bulamaz. Çünkü burada kapitalist bir düzen var. Zenginler ve onlar için çalışan alt sınıflar. Ancak burada da yönetime başkaldıran kesimler var. Shevek de artık bunu anlıyor. Urras’ta geldiği A-İo ülkesinde konuştuğu kişiye şunu söylüyor:

“Bizden korkuyorsunuz siz. Devrimi, eski devrimi, gerçek devrimi, sizin başlayıp da yarım bıraktığınız, adalet için devrimi geri getirebileceğimizden korkuyorsunuz. Burada, A-İo'da benden daha az korkuyorlar, çünkü devrimi unutmuşlar. Artık ona inanmıyorlar, insanların yeterince şeye sahip olurlarsa hapiste yaşamaya razı olacaklarını düşünüyorlar.”

Bu arada Arz ve Hain’liler Annares ve Urras’a “Ceti” ve buradaki halka da “Cetililer” diyorlar. Shevek de Urras’ta Arz’ın elçisi ile konuşuyor. Arz bizim dünyaya verilen bir isim. Buranın da insanlar tarafından nasıl yaşanmaz hale getirildiğini anlatıyor elçi.

Ursula K. Le Guin - Mülksüzler - Alıntılar

Kitap yorumu: Ursula K. Le Guin - Mülksüzler
Ursula K. Le Guin illüstrasyonu


Mülksüzler’de birbirinin zıttı ikiz gezegenler var. Yazar Le Guin de bu farklılıklar üzerinden iki dünyayı karşılaştırıyor. Bir yanda ütopik bir dünya ve toplum. Diğer yanda ise bildiğimiz kapitalist bir düzen. Bu iki dünya ile ilgili kitaptan bu alıntılar nasıl bir yer olduklarını anlamaya daha fazla yardımcı olacak.

“Sanatçı paylaşır, bu onun sanatının özüdür. Müzik Sendikası üyeleri ne derse desin, İşBöl sana kendi alanında bir görev vermemeyi nasıl haklı gösterebilir?"

"Müziğimi paylaşmak istemiyorlar," dedi Salas eğlenerek. "Onları korkutuyor." Bedap daha ciddi konuştu: "Haklı gösterebiliyorlar, çünkü müzik yararlı değil. Kanal kazma önemli, biliyorsun; müzikse yalnızca süs. Çember dönüp dolaşıp açgözlü yararcılığın en iğrenç şekline dayandı. Odocu idealin merkez öğesi olan karmaşıklık, canlılık, icat etme ve inisiyatif özgürlüğünü, hepsini çöpe attık. Tam olarak barbarlığa döndük: eğer yeniyse, aman kaçın ondan; eğer yiyemiyorsan at gitsin!"

Ana karakter Shevek, Urras’ı da gördükten sonra bu iki dünyayı kıyaslıyor. Özellikle insanlarının nasıl olduğunu kıyaslaması ise ilginç:

“Harika değil. Çirkin bir dünya. Bu dünyaya benzemiyor. Anarres sadece tozdan ve kuru tepelerden oluşuyor. Her şey az, her şey kupkuru. İnsanlar da güzel değil. Hepsinin koca elleri ve ayakları var, benimkiler ve buradaki garsonunkiler gibi. Ama koca göbekleri yok. Çok kirlenirler, birlikte yıkanırlar, burada kimse bunu yapmaz. Kentler çok küçük ve sönüktür, sıkıcıdır. Hiç saray yoktur. Yaşam sıkıcıdır, çok çalışılır. Her zaman istediğinizi alamazsınız, hatta bazen gereksindiğinizi bile, çünkü yeterince yoktur. Siz Urras'lıların her şeyi yeterince var. Yeterince hava, yeterince yağmur, çimen, okyanuslar, yiyecek, müzik, yapılar, fabrikalar, makineler, kitaplar, giysiler, tarih. Siz zenginsiniz, siz sahipsiniz. Biz yoksuluz, biz yoksunuz. Sizde var, bizde yok. Burada her şey çok güzel. Güzel olmayan yalnızca yüzler. Anarres'te hiçbir şey güzel değildir, yalnız yüzler güzeldir. Diğer yüzler, erkek ve kadın yüzleri. Bizim onlardan başka bir şeyimiz yok, birbirimizden başka bir şeyimiz yok. Burada siz mücevherleri görüyorsunuz, orada gözleri görürsünüz. Gözlerde de görkemi, insan ruhunun görkemini görürsünüz. Çünkü bizim erkeklerimiz ve kadınlarımız özgürdür, hiçbir şeye sahip olmadıkları için özgürdürler. Siz sahipler ise sahiplisiniz. Hepiniz hapistesiniz. Herkes yalnız, tek başına, sahip olduğu yığınla birlikte. Hapiste yaşıyor, hapiste ölüyorsunuz. Gözlerinizde görebildiğim yalnızca bu duvar, duvar!"

Mülksüzler – Özet

Daha önce de dediğimiz gibi karakterlerden birinin nitelendirmesi ile Anarres “otoriter olmayan bir komünizm denemesi”. Urras da bu denemenin başlangıcı olan kapitalist düzen. Kitapta bir Sonsöz de var. Bülent Somay burada bu kitabı ve konusunu özet olarak şöyle anlatıyor:

“Bu zıtlıkların en başında ikiz dünyalar olan "Anarres" ve "Urras" geliyor. Bu iki dünya bir "ikili sistem" oluşturuyorlar, birbirlerinin etrafında dönüyorlar. Her biri ötekinin "ay"ı. Hangisinin ay, hangisinin dünya olduğu, ne taraftan baktığınıza bağlı. Dünyalardan biri verimli, diğeri çorak; biri özgür, diğeri sınıflı ve sömürülü; biri "anarşist", diğeri "arşist" (devletçi, yönetimci, hiyerarşik).” (Bülent Somay)

Kitap yorumu: Ursula K. Le Guin - Mülksüzler

Ursula K. Le Guin

Mülksüzler

Özgün adı: The Dispossessed

Hain Döngüsü Serisi (Hainish Cycle)

Çev: Levent Mollamustafaoğlu

Metis Yayınları

344 sayfa.


18 Aralık 2020

Kitap yorumu: Ursula K. Le Guin - Karanlığın Sol Eli

Kitap yorumu: Ursula K. Le Guin - Karanlığın Sol Eli

Ursula K. Le Guin’nin “Karanlığın Sol Eli” kitabı, “en iyi roman” ödüllünü (hem Hugo hem de Nebula ödülünü aldı) alan bir eser. Roman okuru farklı bir gezegene götürüyor. Burada genetik olarak değiştirilmiş bir insan türü yaşıyor. Bu gezegene gönderilen elçi de bir dizi macera yaşar. 

Karanlığın Sol Eli, Ursula K. Le Guin’nin en çok okunan kitaplarından biri. 1969 yılında yayımlanan bu kitap, yazara bilim kurgu edebiyatının en iyileri arasında yer kazandırmıştı. Kitap okuru sadece farklı bir gezegene götürmekle kalmıyor, aynı zamanda insanlığın uzayda nasıl yaşadığına ve nasıl bir ittifak kurduğuna dair de bilgi veriyor. Çünkü insanların yaşadığı gezegen sayısı artık onlarla ifade ediliyor. 

Ursula K. Le Guin - Karanlığın Sol Eli – Konusu

Romanın ana karakteri Genli Ai. Terra isimli bir gezgenden ve ana karakterin Kış dediği bir gezegene elçi olarak gönderilir. Buradaki insanlar ise kendi gezegenlerine Gethen diyorlar. Elçinin amacı ise geldiği gezegendeki insanları Ekumen’e katılmaya ikna etmek. Ekumen ise çok sayıda gezegenin bir araya gelerek kurduğu bir tür birlik. 

“Ekumen'in kapsadığı alanda üzerinde hayat olan seksen üç gezegen var ve bunlarda da yaklaşık üç bin millet ya da antrotipik grup.” (s. 50)

Gethen Ekumen’e üye olan gezegenlerden çok uzak bir yer. En büyük özelliği ise Buzul Çağı’nı yaşaması. Çok soğuk bir gezegen. İnsanlar da buradaki soğukta yaşama adapte olmuşlar. Zaten bundan dolayı diğer gezegendeki insanlar buraya kış ismini vermişler. Bir önemli özelliği daha var bu gezegenin ve insanlarının. 

Kitap önerileri: En iyi bilim kurgu kitapları (25 bilim kurgu roman / seri listesi)

Ana karakter Ai de Gethen ile kendi gezegeni Terra arasındaki farkları bir diyalogda geldiği gezegendeki birine açıklıyor. Sürekli soğukta yaşayan ve bundan dolayı da hayatta kalmak için sürekli yemek yine Gethen halkı için sıcak gezegenleri anlamak zor olsa gerek.

“Alt kutup bölgelerimiz sizin yaşanabilir bölgelerinize oldukça benzer; son Buz Çağı'ndan çıkalı sizden daha çok zaman oldu, ama tümüyle çıkmadık gördüğünüz gibi. Esas olarak Terra ve Gethen birbirine çok benziyor. Üzerinde yaşam olan bütün dünyalar benzer. İnsan çok sınırlı bir ortamda yaşayabilir; Gethenlilerin ortamı en uçta ...”

"Öyleyse sizinkinden de sıcak dünyalar var.”

"Çoğu daha sıcaktır. Bazıları çok sıcaktır; Gde mesela. Kum ve kaya çölleriyle kaplıdır. Başlangıçta ılıkmış, ama elli, altmış bin yıl önce sömürücü bir medeniyet doğal dengesini altüst etmiş, ormanları yakmış, sırf yakacak uğruna.” (s. 133)

Cinsiyeti olmayan bir insan türü

Kitap yorumu: Ursula K. Le Guin - Karanlığın Sol Eli

Bu gezegenin en büyük özelliği ve üstünde canlı yaşayan diğer gezegenlerden en büyük farkı, buradaki insanların bir cinsiyetinin olmaması. Elçi Ai gibi erkek ya da kasın cinsiyetine sahip insanları ise sapkın olarak görüyorlar. Tabii toplum da bu cinsiyetsiz insan türüne göre gelişmiş, buna göre şekil almıştır. Cinsiyetsiz olmaları ise bir zamanlar birilerinin yaptığı yapay müdahale sonucu. Cinsiyetsiz bir insan türü geliştirilerek bu gezegene bırakılmış ki sonuçta gelişerek kendi cinsiyetsiz toplumlarını kurmuşlar.

Bu roman bir bilim kurgu. Yazar Ursula K. Le Guin, romanın girişine eklenen yazısında (kitaba önsöz olarak eklendi) bilim kurguyu “düşünce deneyi” olarak adlandırıyor. Bir anlamda yaza da burada bu bilim kurgu eseri üzerinden cinsiyetsiz bir toplumun nasıl olabileceği ile ilgili bir düşünce deneyi yapıyor. 

Peki, cinsiyetsiz bir toplum nasıl oluyor? Buradaki insanlar ne kadın ne de erkek. Bunlar için “androjen” ifadesi kullanılıyor. Ama belli sürelerle erkek ya da kadın cinsiyeti geliştiriyor ve böylece kısa süreliğine de olsa kadın ya da erkek olarak üreyebiliyorlar.

Kitap yorumu: Ursula K. Le Guin - Yerdeniz Büyücüsü (Yerdeniz Serisi - 1. Kitap)

Kemmer ve kemmering

Romanın bir düşünce deneyi olarak cinsiyetsiz bir toplumda karşımıza çıkardığı birkaç kavram var. Mesela, somer, kemmer ve kemmeting. Bu gezegendeki insanların cinsiyet döngüsü var. 26 ile 28 gün sürüyor. Bu sürenin 20 – 21 gün somer yani cinsiyetsiz durumdalar. Geri kalan yaklaşık bir haftalık durumda değişim geçiriyor ve kemmer durumuna geçiyorlar. Yani bu sürede ya kadın ya da erkek oluyorlar. Bu sürede eşleri diyebileceğimiz kişiler de onlardan etkilenerek değişim geçiriyor ve bu ilişkiye de kemmering deniliyor. 

“Toplum yapıları, sanayi, tarım ve ticaretin yürütülüş şekli, yerleşim birimlerinin boyutu, hikayelerinin konuları, her şey somer-kemmer çevrimine uygun biçimlenmiş. Herkes ayda bir tatil yapıyor; hiç kimse, hangi konumda olursa olsun kemmer sırasında çalışmaya zorlanmıyor. Hiç kimse, ne kadar yoksul veya yabancı olursa olsun kemmer evlerinden dışlanmıyor. Belirli aralıklarla tekrarlanan bu azap ve tutku şenliği öncesinde her şey duruyor. Bunun anlaşılması kolay bizler için. Bizlere anlaşılmaz gelen şey bu insanların zamanın beşte dördünde hiçbir cinsel itki duymamaları. Cinselliğe yer veriliyor, hem de fazlasıyla; ama ayrı bir yer. Gethen toplumu gündelik işleyişi ve sürekliliği içinde cinsellikten yoksun bir toplum.” (s. 107)

Tabii böyle bir toplumu daha önce görmeyen ve hayatlarını sürekli ya erkek ya da kadın olarak geçiren insanlar için alışması ve bazen de anlaması zor bir toplum olabilir. Mesela, bir Gethenli 3 çocuk doğurduktan sonra bu sefer de baba olarak da birkaç çocuk sahibi olabiliyor. Yani kemmer döneminde, kemmering sözü verdiği insanla yaşadıkları ilişkide istedikleri zaman kadın ve erkek rollerini dönüşümlü olarak yaşayabiliyorlar. Ai de yaşadığı bir olayı şöyle anlatıyor.

“Görünüşü ve tavırları o kadar kadınsıydı ki bir keresinde kaç çocuk doğurduğunu sordum ona. Suratını astı. Hiç doğurmamıştı. Ama, dört çocuk babasıydı. Sık sık yaptığım karışıklıklardan biri. Yaşadığım kültür şoku, yılın altıda beşini hermafrodit nötr insanlar olarak geçiren bu kişiler arasında bir erkek olarak maruz kaldığım biyolojik şokun yanında solda sıfır kalır…” (s. 63)

“Bir erkek erkekliğinin dikkate alınmasını ister, bir kadın kadınlığının takdir edilmesini ister, bu dikkat ve takdir ne kadar örtülü, ne kadar dolaylı olsa da. Kış'ta böyle bir şey olamaz. Bir insan sadece insan olarak dikkate alınır ve değerlendirilir, ürkütücü bir deneyim bu.” (s. 108-109)

Bilim kurgu serisi önerisi:  Isaac Asimov - Vakıf Serisi kitap yorumları

Karhide ve Orgoreyn

Genli Ai, Gethen ya da Kış dediği bu gezegene onları Ekumen’e davet etmek için gelir. Ama gezegende de farklı ülkeler, yönetimler ve bölgeler var. İniş yaptığı ülkenin ismi Karhide ve bir kral tarafından yönetiliyor. Kendine has bir yönetim şekli var. Tabii Ai burada ilk başta başarısız olur. Çünkü düşünün ki henüz uçan araçları olmayan (en yaygın araç kayaklar ve kar araçları) bir gezegene bir uzay gemisi ile bir kişi gelir ve 80’den fazla gezegenin olduğu bir birlikten bahsediyor. İnanılacak gibi değil.

Ai burada Kral Argaven ve daha sonra sürgün edilecek Başbakan Estraven ile görüşür. Ama işler istediği gibi gitmez. Daha doğrusu beklenen de buydu. Sırada Orgoreyn isimli ülkeye geçiş var. 

Orgoreyn ise farklı hizipler birliği tarafından yönetiliyor. Başta burası Karhide’ye göre daha özgürlükçü bir ülke görünüyor. Ai için işler istediği gibi gitse de bir anda uzaydan gelen elçi kendini en çıkılmaz bir durumla karşı karşıya kalır. Hatta işin ucunda ölüm bile var. 

Çünkü dışarıdan güllük gülistanlık görünen bu ülke aslında bir türlü sıkı yönetime sahip. Bu sıkı yönetim ise gizli bir polis teşkilatı türü yapı tarafından uygulanıyor. 

“Karhide'de kral ve kiorremi, insanların yaptıklarını gayet iyi denetleyebilir ama işittiklerini pek az, söylediklerini ise hiç denetleyemezler. Burada devlet sadece eylemi değil, düşünceyi de kontrol edebiliyor. Hiç kimsenin başkaları üzerinde böylesi bir güce sahip olmaması gerek oysa.” (s. 163)

Ai öyle bir duruma düşer ki burada kurtuluşu yok. Tabii yardım hiç beklenmedik bir yerden gelir. Daha sonra bu Kış gezegeninde en soğuk, en buzul yerlerden geçen macera dolu diyebileceğimiz bir yolculuk yaşar. 

Kitap yorumu: Ursula K. Le Guin - Karanlığın Sol Eli


En iyi bilim kurgu serilerden biri: Frank Herbert - Dune Serisi kitap yorumları

Zihin konuşma ve önsezi

Kış ya da Gethen denilen bu gezegende cinsiyetin olmadığı bu toplum, bir tür geleceği görme yetisi de geliştirmiştir. İnzivaya çekilen bazı grupların böyle güçleri var. Diğer yandan Ai’nin geldiği gezegenlerde ise zihin konuşma var. İnsanlar sözle değil, zihinden konuşabiliyor. Bunun en büyük özelliği ise bu zihin konuşmada insanlar asla yalan söyleyemiyor. 

“NAFAL gemilerimiz, anında aktarımımız ve zihin konuşmamız var, ama önsezileri koşum takacak denli eğitemedik henüz; bu numara için Gethen'e gitmemiz gerekiyor.” (s. 81)

Diğer yandan ise Gethen insanları da geleceği görme becerisi olan önsezi denilen şeyi geliştirmiş. İnsanlar bu inzivalara gelerek belli bir bedel karşılığında bilmek istedikleri bir soruyu soruyor. Tabii soru ne kadar doğrudan olursa cevap da o kadar doğrudan olur. 

"Bilinmeyen" dedi Faxe'nin ormanda çınlayan yumuşak sesi, "önceden görülmeyen, kanıtlanmayan, hayat bunlar üzerine kuruludur. Cehalet düşüncenin temelidir. Kanıtsızlık eylemin temelidir. Tanrı'nın olmadığı kanıtlansaydı dinler olmazdı, ne Handdara, ne Yomeshta, ne de ocak tanrıları, hiçbiri. Ama Tanrı'nın olduğu kanıtlansaydı da gene dinler olmazdı... Söylesenize, Genri, nedir bilinen? Kesin, tahmin edilen, kaçınılmaz olan sizin ve benim geleceğimize dair bildiğimiz tek kesin şey nedir?" 

"İkimizin de öleceğimiz.”

"Evet, işte, cevabı olan tek bir soru var, Genri ve o yanıtı da zaten biliyoruz. Hayatı mümkün kılan şey sürekli, dayanılmaz belirsizliktir; yani bir sonra ne olacağını bilememek.” (s. 84 – 85)

Şifgretor (shifgrethor)

Yazar bu romanla bir kavram daha tanıtıyor: şifgretor. Şifgretor’un açıklaması kitapta “prestij, yüz, yer, gurur” olarak veriliyor. Gethen’de insanlar şifgretorlarına bir şey olmaktansa ölmeyi tercih ederler. 

Belki de ondan dolayı pek savaş ve çatışma da yok. Tabii ölüm ve öldürme var ama hiç kitlesel boyutlarda değil. Belki de insanın sürekli kışta olan bir dünyada sürekli soğukla ve ölümle yüz yüze olmasının da bir etkisi bu. Ya da cinsiyetin olmamasının. 

“Gerçek şu ki Gethenliler rekabete son derece yatkın olsalar da (prestij rekabeti, vs. için sağlanan gelişkin toplumsal kanallarda görülüyor bu) çok saldırgan görünmüyorlar; en azından savaş adını verdiğimiz şeyi hiç yaşamamışlar şimdiye kadar. Birbirlerini birer ikişer öldürebiliyorlar; nadiren onar yirmişer olabiliyor ama asla yüzlerce, binlerce öldürme yok. Neden?” (s. 110)

Hain Döngüsü (Hainish Cycle) serisi

Kitabı okumadan önce bunun tek başına bir roman olduğunu düşünüyordum. Aslında ise yazarın Hain Döngüsü (Hainish Cycle) ismini verdiği bir serinin dördüncü kitabı. Mesela yazarın Mülksüzler romanı da bu serinin altıncı kitabı. Tabii okumadan önce serinin ismini duyan pek az. 

Buna ek olarak yazarın kendisi de serinin romanlarının ayrı ayrı okunabileceğini belirtiyor ki okuyanlar da bunu belirtiyor yorumlarda. Hain ismi ise bu seride geçen Hain isimli gezegenden geliyor. Serinin ilk üç kitabı bu gezegenle ilgili.

Kitap yorumu: Ursula K. Le Guin - Karanlığın Sol Eli


Ursula K. Le Guin

Karanlığın Sol Eli

Hain Döngüsü Serisi

Özgün adı: The Left Hand of Darkness

Hainish Cycle

Çev: Ümit Altuğ

Ayrıntı Yayınları

İstanbul

2016

304 sayfa.

4 Aralık 2020

Kitap yorumu: J. K. Rowling - Harry Potter ve Felsefe Taşı (Harry Potter Serisi 1. Kitap)

Kitap yorumu: J. K. Rowling - Harry Potter ve Felsefe Taşı (Harry Potter Serisi 1. Kitap)

J. K. Rowling’in “Harry Potter ve Felsefe Taşı” fantastik romanı, Harry Potter Serisi’nin birinci kitabı. Aynı zamanda yazarın ilk romanı. Yazar, güzel bir fantastik dünyaya kapı açıyor bu romanı ile. Okur olarak yazarın hayal gücüne hayran kalmamak mümkün değil. Zaten son yılların en çok okunan ve çok satın romanı olması da bunu gösteriyor.

J. K. Rowling’in “Harry Potter ve Felsefe Taşı” romanı üzerine

Serinin ilk dört kitabını ilk defa 2001 yılında okumuştum. O zaman henüz sadece dört kitap çıkmıştı. Geçen 19 yıl aradan sonra bir daha okumaya karar verdim. Tabii aslında neredeyse herkes konuyu biliyor ve filmlerini de izlemeyen yoktur herhalde. Buna rağmen çok zevkli bir tekrar okuma olduğunu söyleyebilirim. Zaten yazar Rowling de zaman zaman diyaloglara kattığı ölçüsünde mizah ile okuru güldürmesini biliyor. 

Kitapla ilgili kısa bir araştırma yaparken, “Harry Potter and the Sorcerer's Stone” (Büyücünün Taşı) başlığı ile karşılaştım. Halbuki özgün başlık “Harry Potter and the Philosopher's Stone” (Felsefe Taşı) şeklinde. Böyle bir farklı başlığın sebebi ise şu. Serinin ilk kitabı 1997 yılında çıkmış ve Amerikan yayıncı fantastik bir kitabı “Felsefe Taşı” başlığı ile basmak istememişti. Yazar da ilk kitabı olduğu için ve yayıncıdan gelen teklif üzerine “Büyücünün Taşı” değişikliğini kabul etmişti. Tabii sonra da keşke izin vermeseydim de diyor. 

Kitap önerileri: En iyi fantastik kitaplar (25 fantastik roman serisi listesi)

Harry Potter ve Felsefe Taşı - Konusu

Kitap yorumu: J. K. Rowling - Harry Potter ve Felsefe Taşı (Harry Potter Serisi 1. Kitap)

Harry Potter hem yetim hem de öksüz bir çocuk. Teyzesi ve eniştesi ile birlikte yaşıyor. Tabii buna yaşamak denirse. Çünkü bir odası bile yok. Merdiven altında, kiler gibi yerde kalıyor. Hem teyzesi hem eniştesi hem de kuzeni sürekli ona kötü davranıyor. Ancak on bir yaşına geldiğinde her şey değişir. Anne ve babasının bir cadı ve büyücü olduğunu ve kendisinin de bir büyücü olduğunu öğrenir. Çünkü büyücülük okulu olan Hogwards’a davet mektubu alır. 

Ancak Harry’nin en büyük özelliği bu değil. Anne ve babası, teyzesinin ona söylediği gibi araba kazasında ölmemiş, çok güçlü ve karanlık sihir kullanan büyücü Voldemort tarafından öldürülmüştü. Ancak kimsenin bilmediği bir şey var. Voldemort onu öldürmeye çalışırken kendisi de kaybolur. Bazıları öldüğünü düşünse de bu böyle değil. Harry ise sadece alnında şimşek gibi bir yara izi ile bir mucize sonucu hayatta kalır. 

Tabii Hogwards’a gitmesi Harry Potter için yedi yıl sürecek bir maceranın başlangıcı olur. 

Fantastik seri önerisi: Patrick Rothfuss - Kral Katili Güncesi

Ana karakterler: Harry, Ron ve Hermione

Kitap yorumu: J. K. Rowling - Harry Potter ve Felsefe Taşı (Harry Potter Serisi 1. Kitap)

Yazar Rowling, okurun acıma ve merhamet hissini kabartan bir ana karakter kurgulamış: Harry Potter. Bunun sebeplerini ise yukarıda sıraladık. Ancak Harry, Muggle dünyasından (sihir ehli sihir bilmeyenlere böyle diyor) sihirbazların dünyasına adım attığında ömür boyu dost olacağı kişilerle tanışır. En başta Ronald Weasley. 

Ronald Weasley, beş erkek kardeşin olduğu ailenin en küçük oğlu. Tabii ondan küçük bir kız kardeşi de var. Ailesinin maddi durumu iyi değil. Bundan dolayı o da Harry gibi her zaman kardeşlerinin elbiselerini giyerek büyüdü. Onun için ikisinin ortak birçok yönü var.

“Harry, baykuş alacak kadar para kalmamasının hiç de ayıp bir şey olmadığını düşünüyordu. Bir ay öncesine kadar onun da hiç parası olmamıştı, Ron'a hepsini anlattı, Dudley'nin eskilerini giydiğini, doğum gününde hiç dişe dokunur bir armağan almadığını. Ron'un keyfi yerine gelir gibi oldu.” (s. 93) 

Bu ikisine daha sonra katılacak ve çok sıkı arkadaş olacak kişi ise Hermione Granger. Onun anne ve babası Muggle. Aileden bir cadı ilk defa çıkıyor. Ancak çok sıkı çalışma azmi olan bir karakter. Her şeyi öğrenmeye çalışan ve derslerini ön plana kolay bir öğrenci. Tabii Harry ve Ron ile arkadaşlığa başlaması bu profiline bir miktar zarar verecek. Çünkü Harry’nin maceradan maceraya tehlikeden tehlikeye atılmasına o da eşlik ediyor. 

En iyilerden bir fantastik seri önerisi: Ursula K. Le Guin Yerdeniz Serisi

Harry Potter serisinin diğer önemli karakterleri

Kitap yorumu: J. K. Rowling - Harry Potter ve Felsefe Taşı (Harry Potter Serisi 1. Kitap)

En başta Albus Dumbledore geliyor. Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu’nun müdürü ve aynı zamanda yaşayan en güçlü büyücü de deniliyor. Herkesin canına korku salan Voldemort’un korktuğu tek kişi. 

Rubeus Hagrid’in özel bir yeri var bu seride. Bir zamanlar Hogwards’tan atılan Hagrid, bir yarı dev. Özel bir ilgi alanı var ve o da farklı yaratıklar. Üç başlı dev köpek, ejderhalar buna örnek. 

Öğrenciler arasında Harry, Ron ve Hermione’dan sonra en dikkat çeken karakter Neville Longbottom. Öyle görünüyor ki yazar bu karakter için devam kitaplarında farklı şeyler tasarlıyor. 

Minerva McGonagall da Hogwards’daki öğretmenlerden biri ve seride önemli bir yere sahip.

Sevilmeyen karakterler: Draco Malfoy ve Severus Snape

Harry, bu sihirbazların dünyasına adım atar atmaz birkaç arkadaş edinir. Ron, Hermione ve Hagrid bunların başında geliyor. Tabii kendisine “düşman” da kazanmazsa bu öykü tam olmazdı. Edindiği ilk “düşman” ya da rakip diyelim Draco Malfoy. Zengin bir aileden gelen ve kibirli bir çocuk. Diğerlerini hep küçük görür. 

Bir de Severus Snape var. Harry ilk günden bu öğretmenin kendisinden nefret ettiğini düşünmeye başlar. Snape’in karakteri ise zaten öyle. Gülümsediği nerdeyse hiç görülmemiş. Sinirli görünmediği zamanı pek olmayan bir kişiliği var. Harry en başta bu öğretmen ile ters düşer.

Rowling’in hayal gücü ve Quidditch

Yazarın hayran olduğum bir hayal gücü var diyebilirim. Sadece işin içine sihir katmamış aynı zamanda bir dizi ve bu seriye has yenilikler de getirmiştir fantastik edebiyata. Bunların başında benim en çok beğendiğim Quidditch oyunu.

Quidditch, dört farklı topla, yedişerli takımla ve süpürgeler üzerinde uçarak oynanan bir oyun. Sadece bu bir cümle bile nasıl farklı bir şey olduğunu ortaya koyuyor. Yazarın geniş hayal gücü ileriki kitaplarda daha fazla kendisini gösteriyor. 

Kitap yorumu: J. K. Rowling - Harry Potter ve Felsefe Taşı (Harry Potter Serisi 1. Kitap)


J. K. Rowling

Harry Potter ve Felsefe Taşı

Harry Potter Serisi 1. Kitap

Özgün adı: Harry Potter and the Philosopher's Stone

Harry Potter Series Book 1

29 Kasım 2020

Kitap yorumu: Brandon Sanderson - Parlayan Sözler (Fırtınaışığı Arşivi Serisi 2. Kitap)

Kitap yorumu: Brandon Sanderson - Parlayan Sözler (Fırtınaışığı Arşivi Serisi 2. Kitap)

Brandon Sanderson’un “Parlayan Sözler” epik fantezi romanı, Fırtınaışığı Arşivi Serisi’nin ikinci kitabı. Yazar, bu kitapta öyküye kaldığı yerden devam ediyor. İlk romandaki bazı sırlar ve gizemlerin burada yavaş yavaş artık aydınlığa kavuştuğunu görüyoruz. 

Genel itibariyle Brandon Sanderson eşsiz bir fantastik dünya tasarlamış bu serisinde. İlk iki kitaptan şu açık bir şekilde anlaşılıyor. Yazar, bu eseri ile fantastik edebiyatın önemli yapıtları arasında kendisine artık bir yer edinmiş. Çünkü 10 kitaptan oluşacak serinin henüz dört kitabı tamamlanmasına rağmen şimdiden çok beğenilen ve yüksek değerlendirilen bir seri ve roman.

Kitabın konusu: Brandon Sanderson - Parlayan Sözler

En başta da dediğimiz gibi Fırtınaışığı Arşivi Serisi’nin ikinci kitabı olan Parlayan Sözler’de olaylar kaldığı yerden devam ediyor. Bu 10 kitaplık seri tek ve devam eden bir öyküyü anlatıyor. 

Açıkçası ilk kitap başta bir miktar okuru zorlayabilir. Çünkü yazar size sıfırdan bir dünya inşa ediyor. Buradaki birçok şey çok farklı. Neyin ne olduğunu anlamak, neye ne denildiğini çözebilmek için birinci kitaptan 200-300 sayfa okumanız gerekiyor. Ancak ikinci kitapta artık okur bu dünyaya gayet aşina. Artık peşinde olduğu şey, kahramanlar ile birlikte bu dünyadaki gizemler.

Roshar ismi verilen bu dünyanın özelliklerine serinin birinci kitabı ile ilgili yazımda yer vermiştim. Buradan bakabilirsiniz:

Kitap yorumu: Brandon Sanderson - Kralların Yolu (Fırtınaışığı Arşivi Serisi 1. Kitap)

Birinci kitapta farklı farklı yerlerde olan romanın kahramanlarının bu kitapta tek bir yerde bir araya geldiğini görüyoruz. Shallan Davar, Kaladin, Dalinar Kholin ve diğerleri, hepsi Harap Ovalar’da. Bu karakterlerin hepsi yakında büyük bir felaketin geleceğini biliyor. Shallan Davar da bir nebze bu felaketin ne olduğunu biliyor. Bu felaket, Parshendi ve Parshmenler ile ilgili. Zaten Parshendiler ile savaşmak için Harap Ovalar’a (Shattered Plains) gelmişler. 

Kitap yorumu: Brandon Sanderson - Parlayan Sözler (Fırtınaışığı Arşivi Serisi 2. Kitap)

Kitaptan Harap Ovalar’ın bir resmi. Etrafından da Alethi savaş kampları yer alıyor. 


Parshendi ve Parshmenler

Parshendiler, Alethi kralını öldüren ve insan olmayan bir ırk. İlginçtir ki onlarla nerdeyse aynı türden olan Parshmenler ise insanların köle olarak kullandığı bir ırk. Birincisi savaşçı bir tür, ikincisi ise aşırı itaatkarlığı ile bilinen bir grup.

Aslında birinci kitap Kralların Yolu ile ilgili kitap incelemesinde de Parshendilerden bahsetmiştim. Ancak kitabın ana konusu bu ırk ile olduğu için devam kitabından bu tür hakkında daha fazla bahsediliyor. 

Parshendiler konuşurken ritimlerle konuşan, şarkılar söyleyen bir halk. Hatta savaşırken bile bu şarkılarını söylerler. Konuşurken de kullandıkları ritimler de onların hangi duyguda olduklarını yansıtıyor. 

Bunun dışında bu ırkın bireyleri formlar seçerek yaşarlar. Mesela, savaşform, kıtform, eşform, işform ve çevikform. Bunlar son zamanlarda dönüşebildikleri formlar. Tabii asıl felakete yol açan ve insanlar için tehlikeli olan bir formları daha var: Fırtınaform.

Benzer kitap önerileri: En iyi fantastik kitaplar (25 fantastik roman serisi listesi)

İkinci kitabın ana karakteri: Shallan Davar

Kitap yorumu: Brandon Sanderson - Parlayan Sözler (Fırtınaışığı Arşivi Serisi 2. Kitap)

Genel olarak bu seride birden fazla ana karakter olduğunu söyleyebiliriz. Birinci kitapta yazar bize daha çok Kaladin’i anlatmıştı. Ara ara zamanda geri giderek, Kaladin’in çocukluk, gençlik dönemlerini okumuş, orduya katılması ve köle olmadan olan yaşantısını öğrenmiştik.

Parlayan Sözler’de ise yazar ara ara Shallan Davar’ın geçmişini anlatıyor. Başından geçenleri ve önemli olaylarını. Shallan Davar, bir açıkgöz ve Jah Keved krallığından ve bir Veden. Ancak olaylar öyle gelişiyor ki Alethkar’a geliyor. Tabii gelirken de bir dizi macera yaşıyor. Nasıl biri olduğunu ayrıntılarıyla keşfediyoruz bu kitapta. 

Parlayan Şövalyeler ve Dalinar Kholin

Romanın ana karakterlerinden biri de Dalinar Kholin. Parshendilerin üstlendiği suikast sonucu öldürülen kralın kardeşi ve yeni kralın amcası. Ama aslında kraldan bile daha fazla otoriteye sahip birisi. İyi bir savaşçı ve komutan olmakla biliyor. Disiplinli ve ordusunu da buna göre yetiştiriyor. Dalinar, fırtınalar sırasında görüler görmeye başlar. Bunlar üzerinden Parlayan Şövalyeler’i kurması gerektiğini düşünür. 

Çok eski zamanlarda aslından kimsenin gerçekte ne olduğunu bilmediği büyük bir yıkım yaşanmıştı dünyada. Ancak daha sonra unutulmuş. Zaten insanlık da neredeyse yok olmanın eşiğine gelmişti o zaman. İşte, bu dönemde Parlayan Şövalyeler insanlığın kurtarıcısı olmuştu. 

Kitap yorumu: Brandon Sanderson - Parlayan Sözler (Fırtınaışığı Arşivi Serisi 2. Kitap)

Parlayanlar, fırtınaışığı kullanıyor ve özel güçlere sahipti. Tabii bir de parezırhı ve parekılıçları vardı. Şimdi Dalinar bu Parlayanları yeniden kurmaya çalışıyor ki yaklaşan felakete karşı koyabilsin. Bu parlayanlardan biri olmaya aday Kaladin ve Shallan var. Tabii kitaptaki bölümler arasındaki ara bölümlerde diğerleri ile ilgili de kısımlar var. 

Akıcı bir fantastik kitap önerisi: Patrick Rothfuss - Rüzgarın Adı (Kral Katili Güncesi - 1. Kitap)

Parlayan Sözler üzerine yorum

Fırtınaışığı Arşivi Serisi’nin şimdiye kadar ilk iki kitabını okudum. Her biri 1,000 sayfalık kalın kitaplar. Buna rağmen bir kere bu fantastik dünyaya alıştınız mı daha fazla okuyup daha fazla öğrenmek, sonra ne olacağını görmek isteyeceksiniz. 

Bu kitabın son 300 sayfasını neredeyse bir solukta okudum diyebilirim. Olaylar tam da bu bölümde iyice merak uyandırmaya ve okurun pür dikkatini çekmeye başlıyor. Zaten Brandon Sanderson’un bu seri ile adını fantastik edebiyatın en iyileri arasına yazdığını söyleyebiliriz.

Seri, toplamda 10 kitaptan oluşacak. Şimdiye kadar yazılan ve basılan dört kitap var. Sırasıyla şöyle:

  1. Kralların Yolu
  2. Parlayan Sözler 
  3. Oathbringer
  4. Rhythm of War (Savaş Ritmi – İngilizcesi Kasım 2020’de çıktı)

Sonuç olarak fantastik edebiyat severlerin kaçırmaması gereken bir seri. Seri ile ilgili yorumlarınızı bekleriz.

Kitap yorumu: Brandon Sanderson - Parlayan Sözler (Fırtınaışığı Arşivi Serisi 2. Kitap)

Brandon Sanderson

Parlayan Sözler

Fırtınaışığı Arşivi Serisi 2. Kitap

Özgün adı: Words of Radiance

The Stormlight Archive - Book 2

Çev: Can Sevinç

Akılçelen Kitaplar

Ankara

2016

1016 sayfa.


18 Ekim 2020

Kitap yorumu: Brandon Sanderson - Kralların Yolu (Fırtınaışığı Arşivi Serisi 1. Kitap)

Kitap yorumu: Brandon Sanderson - Kralların Yolu (Fırtınaışığı Arşivi Serisi 1. Kitap)

Brandon Sanderson’un “Kralların Yolu” fantastik romanı, yazarın Fırtınaışığı Arşivi Serisi’nin ilk kitabı. Yazar adeta sıfırdan fantastik bir dünya kurgulamış. Bir yandan savaşı anlatılırken, diğer yandan kadim gizemlerin peşinden koşan karakterleri görüyoruz. Hepsi bir arada fantastik edebiyatın en iyi eserlerinden birini ortaya çıkarıyor. 

Kralların Yolu serinin ilk kitabı ve Fırtınaışığı Arşivi Serisi’nin toplamda 10 kitap olması planlanıyor. Şimdiye kadar üç kitap çıktı ve dördüncü kitabın da Kasım 2020’de yayımlanması bekleniyor. 

Kitap yorumu: Brandon Sanderson - Kralların Yolu

Her zaman okumak isteyip de sürekli ertelediğim kitaplar vardı. Araya başka kitapların girmesi ve bu kitapları ertelememin tek bir sebebi bulunuyordu. Bu kitaplar çok kalın. Mesela, Brandon Sanderson’un “Kralların Yolu” fantastik romanı yaklaşık 1000 sayfa. Ama okuyunca bu bin sayfanın hiç bitmemesini istiyorsunuz. Ayrıca öyle ayrıntılı ve yüksek hayaller içeren bir fantastik dünya kurgulamış ki hayran kalmamak elde değil.

Bir de benzer şekilde kalın olmasından dolayı okumayı ertelediğim ama kısa süre önce okuyup bitirdiğim (en azından şimdiye kadar çıkan ilk iki kitabını) Patrick Rotfuss’un Kral Katili Güncesi Serisi var. O da farklı bir fantastik dünya ve sürükleyici bir okuma deneyimi sunuyor okura. 

“Kralların Yolu” farklı karakterlerin öyküsünü anlatarak başlıyor ama bu karakterler daha sonra o ya da bu şekilde bir amaç için çalışmaya başlayacaklar. Romanın işlediği konular arasında savaş, krallıktaki iç çekişmeler, bir dizi eski dönemlere ait gizemler, başta liderlik konusuna odaklanarak anlattığı farklı tür insan karakterleri var. 

Brandon Sanderson - Kralların Yolu: Kitabın konusu

Kitap çok eskiden yaşanmış bir savaşın sona ermesi ile başlıyor. Burada neler yaşandığını aslında pek açıklamıyor. Muhtemelen daha ileriki kitaplarda açıklanmak için bırakılan bir gizem. Yani bir anlamda okuru merak içinde bırakıyor. 

Daha sonra bu olaydan 4,500 yıl sonraya gidiliyor ve bir krala düzenlenen suikast girişimi var. Aslında bu suikast, kitaptaki fantastik öğelerin temelini de atarak başlıyor. Çünkü suikastçı olan Szeth isimli karakter bir “hakikatsiz”. Bunun ne demek olduğunu ilk kitap pek açıklamıyor. Ancak onun farklı güçleri olduğunu görüyoruz. Ona “Dalgabağlayan” deniliyor. İstediği zaman yer çekiminin yerini değiştirerek duvar ya da tavanda yürüyebiliyor. Diğer benzer güçleri de var. Ayrıca bunları yapmak için “fırtınaışığı” kullanıyor. 

Szeth aynı zamanda bir “Paredar”. Yani bir Parekılıcı var. Dediğim gibi. Kitabın kendine has bir fantastik dünyası var ve kendine has terminoloji ve mitlerle okurun karşısına çıkıyor. 

Kitap ile ilgili bilmeniz gereken en önemli şey “Pareler”. Bu “Pare” denilen kılıç ve zırhlar, çok eskiden kalma ve “Parlayanlar” ismi verilen ve artık olmayan bir savaşçılar grubuna aitti. Çok güçlü bir silah ve zırh. Bir paretaşıyan ya da “Paredar” tek başına bir orduyu yenebilecek güçte. Çok nadir yenilirler ve onu yenen kişi de söz konusu “Parekılıcı”nı alabiliyor. Bir tür ona sahip olan kişi ile bağ kuran bir kılıç.

“Her zaman olduğu gibi, Parekılıcı acayip bir şekilde öldürdü. Taş, çelik veya cansız olan herhangi bir şeyi kolayca kesmesine rağmen; metal canlı deriye dokununca bulanıklaştı. Muhafızın boynunu hiçbir iz bırakmadan boylu boyunca geçti ama geçtiğinde adamın gözlerinden dumanlar çıktı ve yandı. Gözler karararak oyuklarında büzüştü ve adam cansız öne yığıldı. Bir Parekılıcı canlı eti kesmez, ruhun kendisini koparırdı.”

Szeth bir “Paretaşıyan” ve suikast için gönderildiği Kral Gavilar da bir Paretaşıyan. Hem zırhı hem de kılıcı var. Ona rağmen, suikasttan kurtulamaz. 

Sonuçta kral ölür ve bu suikastın sorumluluğunu Parshendiler üstlenirler. Bu fantastik dünyadaki başka bir gizemli şey ve farklı bir halk.

Kitabın konusu ise bu sefer altı yıl sonra ile devam eder. Kralını kaybeden “Alethkar”, intikam için Parshendiler ile savaşmak için “Harap Ovalar”a giderler. 

Benzer kitap önerileri: En iyi fantastik kitaplar (25 fantastik roman serisi listesi)

Fırtınaışığı Arşivi serisinin fantastik dünyası

Kitap yorumu: Brandon Sanderson - Kralların Yolu (Fırtınaışığı Arşivi Serisi 1. Kitap)

Fırtınaışığı Arşivi serisinin kendine has bir fantastik dünyası (bu dünyanın ismi Roshar) olduğunu söylemiştik. En başta “Pare” denilen kılıç ve zırhlardan bahsettik. Aslında bu Pareler’in bile arkasında farklı bir öykü ve farklı gizemler var. Yazar sadece bir kısmını ilk kitapta açıklıyor. Kitaptaki ilgili böleme göz atalım:

“Efsaneye göre, Parekılıcı ilk olarak Parlayan Şövalyeler tarafından çağlar önce taşınmıştı. Kaya ve ateşten oluşan, gözleri nefretle yanan, dehşet verici ve devasa düşmanları Yokelçiler’le savaşmaları için tanrılarının hediyesiydi. Düşmanının derisi taş kadar sertken, çelik işe yaramazdı. Doğaüstü bir şeyler gerekliydi.”

Açıkgöz ve koyugöz / berrakhanım ve berrakbey

Bunun dışında bu fantastik seride, insanlar arasında da bir kast sistemin olduğunu görüyoruz. Sonuçta krallıklar var ve üst ve alt kast grupları bulunuyor. İnsanlar burada göz rengine göre ayrılıyor. Açıkgöz ve koyugöz diye. Açıkgöz, asil ve üst sınıf. Koyugöz ise alt sınıf. Bunlar bile kendi içlerinde “Dan” denilen sınıflandırılmaya tabi tutuluyor. Bir açıkgöz, çok düşük seviyeli olabiliyor. Ayrıca bu üst sınıf yani açıkgözler için “berrakhanım ve berrakbey” ifadeleri kullanılıyor. 

Bunun dışında yazar bir de “Hürel ve Eminel” diye iki kavram da getiriyor. Açıkgöz bayanların sadece hürellerini kullanması, eminlelerini ise sürekli bir yen içinde saklaması gerekiyor. 

Sprenler

Bu fantastik dünyada bir de spren denilen bir tür yaratıklar var. Bunların çok farklı çeşidi var. Bunlar canlı değil. Mesela, bir insan korktuğu zaman çevresinde korkusprenleri oluşmaya başlar. Bir cismi yok bunları. Havada süzülür ama insanlara bir etkisi yok. Mesela savaşta bir zafer kazanıldığında şanssprenleri etrafta dolaşmaya başlar. Ya da biri öldüğünde ölümsprenleri ortaya çıkar. Başka bir örnek, bir insanın yarası iltihap kaptığında, çevresinde çürüksprenlerini ortaya çıkmaya başlar.

Tam olarak neden varlar ve ne işe yararlar bilinmez. Ancak kitabın içerdiği gizemlerden bir başkası da onlarla ilgili.

Ruhdökümcü ve fabrial

Serinin fantastik dünyasında yer alan başka bir şey ise bir tür sihir de diyebileceğimiz ruhdökmek ve sihirli eşyalar diyebileceğimiz fabriallar. 

Mesela, ruhdökümcü ile insanlar (daha çok ardent ismi verilen rahipler) taşı buğdaya dönüştürebiliyor. Ya da tahtadan yapılan bir evi daha sağlam olsun diye taşa çevirebiliyor. Ya da demir ihtiyacı varsa bir bitkiyi demire dönüştürebiliyorlar. Ancak bu ruhdökümcüler mücevherlerle çalışıyor ve sayıları çok az. Tabii mücevherler de kullanıldıkça gücü tükeniyor ve kırılıyor. Ondan sadece çok zengin birkaç insan ya da kral ve çevresindeki üst sınıfta mevcut. 

Fabrial ise bir tür ilim gibi. Bunlarla farklı eşyalar yapılıyor. Mesela, uzaktan insanların yazışması için “uzakalem” diye bir icatları var. Sonuçta bu eşyaları fabrial bilimi ile yapıyorlar.

Geniş kitap önerileri listesi - Farklı tür ve temalara göre kitap tavsiyeleri

Kralların Yolu - Ana karakterler

Kralların Yolu, Fırtınaışığı Arşivi serisinin ilk kitabı ve bu kitaptaki ana karakterler ve dikkate değer diğer karakterlerin kimler olduğuna bakalım. 

Gavilar Kholin - Suikaste uğrayan Alenthi kralı (Krallığı adı: Alethkar)

Elhokar Kholin - Suikast sonucu öldürülen kralın oğlu ve yeni kral

Dalinar Kholin - Kralın amcası, öldürülen kralın kardeşi. Bir yüceprens.

Adolin Kholin - Dalinar’ın oğlu, iyi bir kılıç kullanıcısı.

Sadeas - Yüceprens, yani kraldan sonraki en nüfuzlu kişi ve kendi prensliği var. Her ne kadar krala bağlı olsa da yüceprenslerin kendi güçleri var ve ülkede tam bir birlik yok.

Szeth - Suikastçi, “hakikatsiz” ve bir dalgabağlayan.

Jasnah Kholin - Kralın kız kardeşi. Gavilar’ın kızı. Bir bilim kadını.

Shallan Davar - Bir açıkgöz ve berrakhanım. Jasnah Kholin’in himayesinde eğitim görmek için ona katılır. 

Kaladin Stormblessed - Kitabın en önemli karakteri olarak da görebiliriz. 

Kaladin Stormblessed

Kitap yorumu: Brandon Sanderson - Kralların Yolu (Fırtınaışığı Arşivi Serisi 1. Kitap)

Roman çok geniş bir coğrafya ve çok farklı olaylara odaklandığı için birden fazla ana karakter var diyebiliriz. Ama Kaladin Stormblessed, bunlar içinde en çok dikkat çekeni. 

Kaladin’in babası bir doktordu. Oğlunu da doktor olması için eğitiyordu. Ancak o daha çok savaşçı olmak istiyordu. Çünkü duyduklarına göre, eğer savaşta bir Paretaşıyanı yener ve bir Parekılıcı kazanırsa, o da bir açıkgöz olabilir. 

Tabii kaderinde farklı şeyler var. Asker olarak orduya katılır. Kısa sürede yükselir ve kendi takımına komutanlık eder. Ancak daha sonra bir köle olduğunu görüyoruz. Tabii zamanla başından neler geçtiğini ve daha sonra kaderinde neler olduğunu öğreneceğiz. 

Elçiler ve Yokelçiler, Vorin dini ve fırtınalar

Fırınaışığı Arşivi serisinin geçtiği dünyanın ismi “Roshar”. Bu dünyanın en büyük sorunu sık sık gelen ve çok şiddetli olan fırtınalar. Bundan dolayı bunlara Yücefırtına deniliyor. Öyle bir fırtına ki fırtına gelince insanlar taş yapılara sığınmak zorunda kalıyorlar. Dışarıda birisinin hayatta kalma ihtimali çok düşük.

Bundan dolayı insanlar sık sık konuşurken ya da yemin ederken buna atıf yapar ve “Fırtınababa” ismini kullanır ya da “seni fırtına kapsın” gibi küfürler ederler. Fırtınalar doğudan gelir ve batıya yönelir. Batıda daha az şiddetli oluyor. Öyle ki bitkiler bile bu fırtınalara göre adapte olmuş. Fırtınanın şiddetli olduğu yerlerde bazı bitkiler bir hareket hissedince çekiliyor ve kendini saklıyor. 

Fırtınaların bu kadar olduğu yerde “fırtınaışığı” diye bir şey de var. İnsanlar bunu ışıklandırma için kullanıyor. Genelde mücevherde hapsedilen bu fırtınaışığı, merkezinde küçük ya da büyük mücevherler olan kürelere de dolduruluyor. Bu küreler ise para olarak kullanılıyor. İçindeki mücevherin değerine göre, değeri var. Fırtına sırasında dışarıya asılan kürelerin içi fırtınaışığı ile dolduruluyor. 

Tabii Parlayanlar bu fırtınaışığını güç olarak kullanıyorlar aynı zamanda. Çok kullanışlı bir şey. 

Roshar’ın bir diğer özelliği ise bir dininin olması. Farkı bölge ve ülkelerde farklı dinler olsa da genel olarak en yaygın din Vorin ve Vorinizm.

Bu din bir tanrıdan bahsediyor ve onun dışında çok eski dönemlerde yaşamış Elçiler ve Yokelçileri anlatıyor. Elçiler, insanlara yardıma gönderilenler, Yokelçiler ise dünyada yıkıma sebep olan ve aslında kimsenin pek ne olduğunu bilmediği varlıklar. Tabii Parlayanlar da Elçilerden aldıkları güçle Yokelçilere karşı savaşan bir tür şövalye tarikatları. Daha sonra insanlara ihanet ettiği söyleniyor ki kimse aslıda gerçekte ne olduğunu bilmiyor. 

“Elçiler insanlığı eğitmek için gönderilmişti.” dedi Lirin. “Cennetten sürülmemizden sonra bize Yekelçilere karşı önderlik ettiler. Parlayanlar onların kurmuş olduğu şövalye tarikatlarıydı.”

“Onlar da iblisti.”

“Onlar bize ihanet etti,” dedi Lirin, “Elçiler gittikten sonra.” Lirin bir parmağını kaldırdı. “Onlar iblis değillerdi, sadece çok fazla gücü ve yeteri kadar aklı olmayan insanlardı."


“Yokelçiler kötülüğün vücut bulmuş bir hali. Elçiler ve bizim Parlayan Şövalyeler diye adlandırdığımız on tarikattan oluşan, onların seçilmiş şövalyelerinin önderliğinde onları doksan dokuz kere püskürttük. En sonunda Aharietiam geldi, Son Issızlık. Yokelçiler Asude Saraylar’a tekrar sürgün edildi. Elçiler onları cennetten de kovalamak için arkalarından gittiler ve Roshar’ın Hanedan Çağları sona erdi. İnsanoğlu Yalnızlık Çağı’na girdi. Modern çağ.”


“Hikâyeler,” diye devam etti puflamaların arasında, “Onlar bunun kanıtı. Elçiler’e ne oldu? Bizi terk ettiler. Parlayan Şövalyeler’e ne oldu? Düştüler ve lekelendiler. Çağ Krallıkları’na ne oldu? Kilise gücü ele geçirmeye çalıştığı zaman yıkıldılar. Güç için hiç kimseye güvenemezsin, Syl.”


Parshendi ve Parshmen

Kitap yorumu: Brandon Sanderson - Kralların Yolu (Fırtınaışığı Arşivi Serisi 1. Kitap)

Romanın konusunun merkezinde bir de Parshmen ve onun farklı bir kolu olan Parshendi ırkı var. Derileri mermer gibi olup, siyah ve kırmızı desenlere sahip. Parshmenler, Roshar’da köle olarak kullanılan bir ırk. Köle olarak dünyanın farklı yerinde çalıştırılıyorlar. Özellikleri şöyle anlatılıyor. 

“Parshmenlerin onlara yol göstermek için uygar halkların eline ihtiyacı var. Bu tekrar ve tekrar kanıtlanmış bir şeydir. Bir parshmanı doğaya tek başına bırakın ve birileri gelip ona emir verene kadar orada hiçbir şey yapmayarak oturur. Ancak burada avlanabilen, silah yapabilen, bina inşa edebilen ve gerçekten de kendi uygarlıklarını yaratabilen bir grup vardı.”

Kral Gavilar, ülkenin keşfedilmemiş yerlerine keşif seferleri yaparken, tıpkı onları kölelerine benzeyen ama farklı olan bir ırkla karşılaşır. Bunlar da Parshendiler. Köle olan soydaşlarından farklı olarak bunlar savaşçılar. 

“Sıradan parshmen işçiler gibi değillerdi. Çok daha kaslı, çok daha sağlamdılar. Askerler gibi iri yapılıydılar ve her biri sırtına asılmış bir silah taşıyordu. Bazılarının kaya parçalarıyla bağlanmış koyu siyah ve kırmızı sakalları vardı, diğerleri tıraşlıydı.”

İşte, Gavilar’ı suikast ile öldüren, savaş başlatan da onlar. Ama neden ve niye sorularının cevapları birinci kitapta pek verilmiyor. 

Olayların geçtiği Roshar’da çok farklı ırklar var. Hepsinin de farklı özellikleri ve adetleri bulunuyor. Mesela, Alenthilere göre savaşçı olmak en saygın görev. Onlarda erkekler okumaz ve yazmaz. Bunu utanç olarak görürler. Onlar için okuma ve yazma işini kadınlar yapar. Savaşçılar konusunda farklı düşünen bir ırkta işlerin nasıl olduğuna bakalım. 

“Shinler acayip bir halktır,” dedi. “Burada insanların en düşükleri savaşçılardır, biraz köleler gibi. İnsanlar onları sahipliği simgeleyen küçük taşlar kullanarak evleri arasında takas eder ve satarlar ve eline bir silah alan her adam da onlara katılmak ve aynı şekilde muamele görmek zorundadır. Süslü cübbe giymiş adam var ya? O çiftçi.”

Yazarın anlatım tarzı

Yazar Brandon Sanderson, kitabın önsözünde bu seriyi uzun yıllar planladığı ve hayalini kurduğu bir yapım olduğunu belirtiyor. Okurken de çok ayrıntılı düşünülmüş ve yüksek fantezi içeren bir roman ve seri olduğunu görüyoruz.

Başta dediğim gibi ilk önce 4,500 yıl ve sonra da 6 yıl öncesi olaylarla başlıyor ve zaman zaman da birkaç yıl geriye giderek Kaladin’in asker ve sonra da köle olmadan önceki yaşamını anlatıyor. Bir de Dalinar’ın gördüğü düşlerde Elçiler, Yokelçiler ve Parlayanlar döneminden de birkaç kesit okuyoruz. Ayrıca kısımlar arasında ara bölümler var ki burada da yazar sizi Roshar’ın farklı köşelerine götürerek dünyası ile ilgili farklı ayrıntılar veriyor. 

Bu fantastik dünyada her şey farklı. Bitkiler, canlılar bile. Tabii durum böyle olunca yazar aralarda bahsettiği bu bitki ve canlı türlerinin çizimlerine de yer vermiş. Hayal etmek farklı, yazarın tasvir ettiği şeyin yine onun anlatımı ile bir ressamın çizmesi farklı. Bu açında hem anlatım hem de görselleri ile gerçekten de yüksek fantezi (high fantasy) türü bir roman ve seri.

Kitaba, anlatımına ve seriye alışmak için birkaç yüz sayfa okumanız gerekiyor. Ondan sonrası sizi zaten cezbedecek. Bir hikâye anlatmakla ilgili ise romandaki karakterlerin şu diyalogu ilgimi çektiği için burada yer veriyorum.

“Bir hikâye birisinin aklında hayal edilmediği sürece yaşamaz.”

“O zaman hikâye ne anlama geliyor?”

“Sen ne anlama gelmesini istersen, o anlama geliyor,” dedi Hoid. “Bir hikâyecinin amacı sana nasıl düşüneceğini söylemek değil, üstünde düşüneceğin sorular sormaktır. Biz bunu fazla sık unutuyoruz.”

 

Kitap yorumu: Brandon Sanderson - Kralların Yolu (Fırtınaışığı Arşivi Serisi 1. Kitap)

Brandon Sanderson

Kralların Yolu 

Fırtınaışığı Arşivi Serisi 1. Kitap

Özgün adı: The Way of Kings

The Stormlight Archive - Book 1

Çev: Can Sevinç

Akılçelen Kitaplar

Ankara

2014

912 sayfa.

14 Eylül 2020

Kitap yorumu: William Golding - Sineklerin Tanrısı

Kitap yorumu: William Golding - Sineklerin Tanrısı

William Golding’in Sineklerin Tanrısı romanı, bir alegorik eser. Aynı zamanda Nobel Edebiyat Ödüllü yazarın en çok okunan ve en çok ilgi gören kitabı. 

Kitap ıssız bir adaya düşen çocukların öyküsünü anlatıyor. Ancak temelde birden fazla şeye işaret ediyor yazar. İyilik ve kötülük. Küçük bir grup arasındaki çekişmeler. Liderlik ve bunun için verilen mücadele. Demokrasi ve otoriterlik arasındaki sınır ile medeni olmakla vahşileşmek arasındaki ince çizgi.

Kitabın konusu: William Golding - Sineklerin Tanrısı

Romanda olaylar ıssız bir adada geçiyor. Dünyada bir savaş yaşanıyor ve bir grup çocuk da kendilerini ıssız bir adada bulur. Açık bir şekilde söylenmese de birilerinin bu çocukları savaştan uzak tutmaya çalıştığı anlaşılıyor. Sonuçta uçakla bir yere götürülürlerken, uçak Pasifik Okyanusu’nda bir adaya düşer. Ya da düşürülür. Uçakta yetişkin olarak sadece bir pilot vardı ve o da ölür. Sonuçta bir grup çocuk ıssız bir adada yalnızdır. 

Çocukların kaç yaşında oldukları kesin değil. Ancak çevirmen Mina Urgan, kitabın sonuna eklenen Sonsöz’de çocukların 6 ile 12 yaşları arasında olduğu bilgisini veriyor. Tabii çocuklar kendilerini iki gruba ayırıyorlar. Büyükler ve küçükler. Hepsi de İngiliz.

Kitap başlarken çocuklardan ikisi ile tanışıyor okur. İlki Ralph, ikincisi ise asla gerçek adını bilmeyeceğimiz Domuzcuk lakaplı çocuk. Şişman olduğu için daha adaya düşmeden önce ona bu adı takmışlar.  

Her ne kadar Domuzcuk en baştan diğer çocuklar tarafında alaya alınsa da burada alınacak en işe yarar kararlar ondan çıkar. En başta buldukları bir deniz kabuğunu kullanarak (boru sesi çıkarmak için) adadaki diğer çocukları bir araya toplamayı önerir. Sonuçta büyük, küçük tüm çocuklar Ralph’ın liderliğinde toplanır ve Ralph şef seçilir. 

Okunması gereken kitaplar - Amerikan üniversitelerinde öğrencilere en çok okutulan 101 kitap

Bir hayatta kalma öyküsünden distopyaya

Kitap yorumu: William Golding - Sineklerin Tanrısı

Olaylar başlangıçta bir hayatta kalma öyküsü gibi gelişir. Çünkü ıssız bir adaya düşenler ne yapar? İlk önce yiyecek, içecek ve barınma yeri arar, ardından da bu adadan kurtulmanın yolunu. Çocuklar da Ralph’ı şef seçince bu yönde kararlar alınır. En önemli kararları ise bir ateş yakmak. Çünkü yakından bir gemi geçerse ateşlerini görerek onları kurtarmaya gelebilir. 

İlk başta işler böyle başlar. Ancak kısa sürede yürümediğini görürüz. Bu işler sadece Ralph ve birkaç çocuğa kalır. Çünkü Jack isimli başka bir çocuğun peşine takılan diğer çocuklar bu sefer "avcılık oyunu" oynamaya başlarlar. Jack de Ralph gibi doğuştan lider ruhlu biri ama düzeni bozacak yönde. Adadaki domuzları avlama ve çocuklara yiyecek et bulma işine girişir. Ancak kısa sürede otoriter bir lider olarak ortaya çıkar. 

Domuzcuk, “Ben Jack’tan korkuyorum” dedi. “Onun için Jack’ı iyi biliyorum. Birinden korkunca ondan nefret edersiniz ama boyuna da düşünüp durursunuz onu. Kendi kendinizi aldatırsınız; aslında kötü değildir dersiniz. Ama onu görünce, tıpkı nefes darlığına tutulmuş gibi olursunuz, soluk alamazsınız. Sana bir şey söyleyeyim mi? O senden de nefret ediyor, Ralph...” (s. 111)

İlk önce çocuklar ikiye bölünür. Daha sonra bir kısmı et yeme bahanesi bir kısmı da zorla Jack’in kabilesine geçer. Geçerler ama aynı zamanda da vahşileşirler. Kendilerinden olan birkaç çocuğu öldürürler, artık ateş yakmak ve kurtulmak Ralph ve Domuzcuk dışında kimsenin umurunda değil. 

Sonuçta ortaya bir grup çocuğun kurduğu totaliter ve distopya türü bir düzen çıkar. 

"Akşam olmuştu. Huzurlu bir güzellikle değil, şiddet tehditleriyle dolu bir akşam.

Jack konuştu:

“Bana su verin.”

Henry, Jack’a, içi su dolu bir hindistancevizi kabuğu getirdi. Jack, hindistancevizi kabuğunun çentikli kenarlarının üstünden, gözlerini Domuzcuk ile Ralph’a dikerek içti. Sanki iktidar, bilekleriyle dirsekleri arasındaki kabaran kaslarına yerleşmişti. Sanki otorite, küçük bir maymun gibi omuzuna tünemiş, kulağının dibinde geveze geveze konuşuyordu.

“Oturun hepiniz.”

Çocuklar, Jack’ın önünde, sıra sıra otlara oturdular. Ama Ralph ile Domuzcuk, biraz aşağıda, yumuşak kumun üstünde ayakta kaldılar. Jack, onları görmemezlikten geldi şimdilik. Boyayla maskelenen yüzünü oturan çocuklara çevirdi; mızrağını onlara doğru dikti:

“Kim giriyor benim kabileme?” (s. 183)

Kitap önerileri: Sürükleyici kitaplar - Elinizden bırakamayacağınız 25 akıcı roman

İyilik, kötülük ve sineklerin tanrısı

Bir anlamda adada iyi ve kötünün de mücadelesi yaşanır. Salt iyi ve salt kötü olan birkaç çocuk dışında diğerleri iyilik yönü ve kötülük yönü ağır basan çocuklar var. Ancak yazar herkesin bildiğinin aksine masum olmakla bilinen çocuklar da birer canavara dönüşebilir diyor. Çünkü böyle karakterleri görüyoruz. 

Diğer yandan ise Sineklerin Tanrısı bir şeytan karakter olarak ortaya çıkar. Çocukların öldürdüğü ve sopaya geçirdiği domuz kafası aracılığıyla Simon isimli, salt iyiyi temsil eden bir çocukla da konuşur. Ona göre adada yaşanan tüm kötü olayların da kaynağı odur. 

Sineklerin Tanrısı kitap yorumu

William Golding’in Sineklerin Tanrısı romanı bir modern klasik olarak kabul ediliyor. Zaten Türkiye İş Bankası Yayınları tarafından da Modern Klasikler serisi kitaplarından biri olarak basılıyor. Hem okur hem de eleştirmenler tarafından olumlu karşılanan bir eser. 

Ancak şunu da belirtmek gerekiyor. Kitapta anlatılan şeyler okuru rahatsız edecek türden. Masum olarak kabul edilen çocukların bu kadar kötülük yapması okuru çok etkiliyor. Distopya türü romanlarda görebileceğiniz bir durum var. Ancak tek farkla, burada kötülüğe maruz kalan da kötülüğü yapan da çocuk.

Son olarak şunu söyleyelim. Şimdiye kadar kitabın üç film uyarlaması yapıldı:

Lord of the Flies (1963), yönetmen Peter Brook

Alkitrang Dugo (1975), Filipinli yönetmen Lupita A. Concio

Lord of the Flies (1990), yönetmen Harry Hook

Kitap yorumu: William Golding - Sineklerin Tanrısı

William Golding

Sineklerin Tanrısı

Özgün adı: Lord of the Flies

Çev: Mina Urgan

31. Basım

Türkiye İş Bankası Yayınları

İstanbul

2016

261 sayfa.