12 Nisan 2021

Kitap incelemesi: Homeros – Odysseia

Kitap incelemesi: Homeros – Odysseia


Homeros’un Odysseia adlı eseri, MÖ 8. yüzyılda yazıldığı tahmin edilen Eski Yunan destanı. Odysseus’un maceralarını anlatan bu kitap bir yandan da İlyada’nın devam kitabı olarak da görülebilir. Çünkü Troya (İlyon) savaşından sonra bazı önemli isimlerin başına ne geldiğini de anlatıyor. 

Odysseia için İlyada’nın devam kitabı dedik ama bu iki kitap birçok yönüyle birbirinden farklı. Çünkü İlyada, 10 yıl süren bir savaşı anlatan bir destan. Odysseia ise bir kişinin destanıdır. Ayrıca iki kitap arasında anlatım üslubu farklılıkları da var. İlyada kitap incelemesi için bakınız:


İlyada ve Odysseia destanlarının çevirmeni Azra Erhat da kitabın başındaki yazısında bu iki destan arasındaki yazım farklılıklarına dikkat çekiyor ve şöyle diyor:

“Olympos ya da İda Dağları'nın tepelerinde en küçük ayrıntılarınadek önceden kararlaştırılıp yeryüzünde sadece gerçekleştirildiği İlyada'nın olaylar dünyasından çok uzağız. Destan da iki katlı bir sahnede değil, tek düzeyli insanlar dünyasında oluşan bir olaylar toplamı olarak canlanır gözümüzün önünde. Odysseia'nın kuruluşunu ve olay içinde olay, öykü içinde öykü tekniğini ancak bu açıdan incelersek, gereğince anlayıp değerlendirebiliriz. Odysseia, tanrı-insan ikiliğini, bir gökte, bir yerde yansıtan bir destan değil, insan ağzından anlatılan ve insanın insan-üstü, insan-dışı varlıklarla ilişiklerine yeni yeni anlam, imge ve simgeler arayan bir romandır. Uygarlığımızın ilk romanı. Film dedik, roman diyoruz; ikisi de doğrudur: Odysseia göze görüneniyle film, kafaya değineniyle romandır.” (s. 20)

“Açıkça beliren bir şey varsa, İlyada'nın insana karşı insanın savaşını anlattığı halde, Odysseia'nın insanın doğaya karşı savaşını dile getirdiğidir. Bu ölümsüz konuyu ilkin dile getiren büyük insanlık destanıdır Odysseia.” (s. 22)

Odysseia ile ilgili yapılan tartışmalardan biri de bu eseri kimin yazdığı ile ilgilidir. Erhat da bu destan ile ilgili tartışmalara yer veriyor kitabın girişinde. Onlara burada yer vermeyeceğim. Ancak bu destanın oluşum süreci ile ilgili söyledikleri dikkate değer.

“Odysseia'nın kaleme alındığı zamanda Batı Akdeniz'e sokulmuş gemiciler vardı, bunların anlattıkları serüvenler ağızdan ağıza dolaşmış ve birçok efsane ve masal öğeleriyle süslenerek dillere destan olmuştur. Homeros dediğimiz ozan, sözlü geleneğin aktardığı bütün bu destan parçalarını bir tek büyük destan halinde toplayan, ona kahraman olarak da Troya Savaşı'nın önderleri arasında cin fikirli Odysseus'u seçen kimsedir. … Odysseia, bu haliyle zamanın Akdeniz havzası üstüne bilinen bilgilerin hepsini bir araya getiren bir kitap. Odysseus da o güne dek Giritli, Fenikyeli ya da Yunanlı olsun Akdeniz'i dolaşmış gemicilerin prototipi ve böylelikle ilk dünya kaşifi olarak karşımıza çıkmaktadır.” (s. 29)

Kitap önerileri:  Amerikan üniversitelerinde öğrencilere en çok okutulan 101 kitap

Homeros – Odysseia – Konusu

Kitap incelemesi: Homeros – Odysseia

Odysseia, İthake Kralı Odysseus’un destanıdır. Odysseus, Troya savaşına katılır. İlyada’da bu savaşın 10 yıl sürdüğü bildiriliyor. Savaş bitince de Odysseus, kendi gemisi ve İthake’den onunla gelen diğer gemilerle Akdeniz’de bir dizi macera yaşar. Tabii bu maceralar Odysseus ve arkadaşları için iyi sonuçlanmaz. 

Tabii uzun süre evinden uzak kalınca da İthake’de de bazı olaylar yaşanır. İthake’de Odysseus’un karısı Penelopeia ve oğlu Telemakhos var. Odysseus uzun süre dönmeyince bazıları onun öldüğünü düşünür. Sonuçta hem İthake hem de diğer krallıklardan bir dizi genç, Penelopeia ile evlenmeye talip olurlar. Birinci sebebi Penelopeia’nın güzel olması, ikincisi ise bu taliplilerin amacı karısı ile evlenerek Odysseus’un malına mülküne sahip olmaktır.

Penelopeia ise onları oyalar. Bu kalabalık talipler ise yıllarca Odysseus’un konağında kalır, yer içer ve taşkınlık yapar. Kaç kişi oldukları ise destanda şöyle anlatılıyor:

“O herifler ne on kişidir, ne de yirmi kişi,

çok kalabalıklar, göreceksin kendin de birazdan,

elli iki kişi gelmiş Dulikhion'dan,

hepsi de seçkin delikanlı, altı da uşak,

yirmi dört adam gelmiş Same'den,

Zakynthos'tan da yirmi Akha delikanlısı.

İthake içinden de on iki kişi, hepsi yiğit,” (s. 250)

Odysseia’nın bölümleri

Odysseia, başta İthake’de yaşanan olayları anlatmakla başlıyor. Sonra Telemakhos’un babası ile ilgili bir haber almak için yolculuğa çıkması ile devam eder. Bundan dolayı Odysseia beş farklı parçadan oluşuyor

  • Telemakhos’un yolculuğu (Bölüm 1-4)
  • Odysseus’un Kalypso'nun adasında yaşadıkları (Bölüm 5)
  • Odysseus Phaiakların ülkesinde (Bölüm 6-9)
  • Odysseus serüvenlerini anlatıyor (Bölüm 9-12)
  • Odysseus’un dönüşü ve İthake'de yaşananlar (Bölüm 13-24)

Odysseus kimdir?

Bu destan Odysseus’u birçok yönüyle tanıtıyor diyebiliriz. En başta İthake kralı olduğunu söylemiştik. Bunun dışında güçlü kuvvetlidir ve Troya savaşına da katılarak burada cesaretini göstermişti. Tahta atın içinde şehre sızan ve şehrin ele geçirilmesinde rol alanlardan biri de o.

Diğer yandan Odysseia’da destanın ana karakteri ile ilgili bir dizi sıfat kullanılıyor. Bunların birkaçında Odysseus’un nasıl tanımlandığına bakalım.

  • Konuksever Odysseus
  • Tanrısal Odysseus
  • Soylu Odysseus
  • Çok kurnaz Odysseus
  • Çok sabırlı tanrısal Odysseus
  • Çok akıllı Odysseus
  • Çok çekmiş Odysseus
  • Zeus'tan doğma Odysseus
  • Kentleri yıkan tanrısal Odysseus
Kitap incelemesi: Homeros – Odysseia
Odysseia haritası

Bütün bu sıfatlar, birçok yönden Odysseus’u tanıtır okura. Mesela kentler yıkan denilmesi Troya savaşına katılmasından olsa gerek. Ayrıca sık sık çok kurnaz olduğu söyleniyor ki bazen karşılaştığı insanlardan kimliğini gizlemek için kurnazlık yapar ve farklı biriymiş gibi hikâyeler uydurur. Tanrıça Athene de ona bundan dolayı şöyle seslenir:

“Seni hınzır, seni cin fikirli, yalana dolana doymaz seni,

kendi yurdunda da mı vazgeçmeyeceksin sen

çocukluğundan beri sevdiğin bu uydurma masallardan?” (s. 235)

Babasının ismi Laertes olduğu için zaman zaman da Laertesoğlu ya da Laertes’in oğlu olarak da adlandırılıyor. Ama öyle bir çekiciliği var ki onu gören tanrıçalar bile kocaları olmalarını isterler.

“İşte oralarda, oyuk mağaralarda beni Kalypso alıkoymuştu,

istiyordu bu yüce Tanrıça ille kocası olayım.

Tıpkı onun gibi Kirke de tutmuştu beni

Aiaie'deki sarayında binbir düzenle,

kocası olayım istiyordu o da.” (s. 164)

Ama her şeyden öte Odysseus bir savaşçı. Tabii burada destan olarak anlatılan şey onun yaptığı savaşlar, öldürdüğü insanlar, yıktığı şehirlerdir. Bununla da övünüyor ve şöyle diyor:

“İlyon'dan çıkarken bir rüzgar aldı beni,

götürdü attı İsmasor'a, Kikonların kentine,

yerle bir ettim ben orayı, öldürdüm Kikonları,

aldım karılarını, mallarını bütün,

ve onları bir güzel pay ettim,

hiç kimse yakınmadı kendine düşen eşit paydan.

Haydi, dedim adamlarıma, çabuk kaçalım şimdi buradan,

ama koca aptallar dinlemediler sözümü,” (s. 164)

Kitap önerisi:  Platon - Devlet

Odysseus’un serüvenleri

Kitap incelemesi: Homeros – Odysseia

Bu destanı ilginç kılan özelliklerden biri de Odysseus’un serüvenleridir. Çünkü Troya sonrası Odysseus’un Akdeniz’i köşe bucak dolaştığını görüyoruz. Bazen bir adada bir şehri talan eder, bazen başka bir adada bir tanrıçanın esiri olur. Bu tanrıçalar da onu kendilerine koca yapmak isterler. Odysseus ise adamlarını, gemilerini, ganimetlerini ve her şeyini kaybetmiştir. 

“Laertes'in oğlunu sorarsın bana,

yurdu İthake'de olan adamı.

Durmadan gözyaşı döker gördüm onu bir adada,

Tanrıça Kalypso'nun evindeydi,

bir türlü dönemiyordu baba toprağına,

tanrıça zorla alıkoyuyordu bu adada onu,

ne çok kürekli gemileri vardı, ne arkadaşları,

denizin engin sırtında onu götürecek.” (s. 100)

Denizlerde bir dizi tehlikeli olay, yaratıkla karşılaşan Odysseus, ölüler ülkesine bile gider. Ayrıca Tepegözlerin diyarına da gelir ki burada Poseidon’un oğlu bir Tepegözü kör ettiği için bu tanrının gazabına uğrar ve yıllarca evine dönemez. Sonuç olarak bu serüvenleri anlatmakla bitmez. Okurun kendisinin keşfetmesi gerekiyor. 

Bu serüvenlerin en ilginçlerinden biri de Odysseus’un ölüler ülkesine gitmesidir. Burada Agamemnon ve Akhilleus gibi insanların ruhlarını görür. 

Odysseia’nin önemli karakterleri

Odysseus: Destan en başta Odysseus’u anlatıyor ki ondan yukarıda yeterince bahsettik. 

Penelopeia: Odysseus’un karısı. İkarios'un kızı akıllı Penelopeia olarak da geçiyor destanda.

Telemakhos: Odysseus’un oğlu.

Athene: Pallas Athene adıyla da geçiyor. Zeus'un kızı ve tanrıça. 

Troya savaşından sonra neler yaşandı?

Kitap incelemesi: Homeros – Odysseia

Odysseia zaman zaman da Troya savaşından sonra neler yaşandığından bahsediyor. Troya Kralı Priamos’un oğlu Paris, Menelaos’un karısı Helene’yi baştan çıkarınca 10 yıl süren bir savaş yaşanır. Kral Atreusoğlu Agamemnon da büyük bir ordu ile gelmişti. Aralarında Akhilleus gibi savaşçılar da vardı. Bilindiği üzere kent yıkılır ve Akhalar (Yunanlar) zafer kazanır. Troyalılar, sonları olacak atı kendileri çekip getirmişti şehre.

“Ama önderler çok ünlü Odysseus'un çevresindeydiler

atın karnında saklı, getirilmişlerdi pazar alanına,

Troyalılar kendileri çekmişti atı Akropolis'e,

at öylece dikilmiş duruyordu alanda,

Troyalılarsa çevresine dizilmişlerdi atın,

konuşup tartışıyorlardı soluk almadan,

üç yol vardı bir türlü karar veremedikleri:

Ya insafsız tunçla bu oyuk karnı deşeceklerdi,

ya kayaların ucuna dek çekip boşluğa atacaklardı,

ya da saklayacaklardı tanrılar için bir adak gibi.

Sonunda bu üçüncü yol uygun göründü onlara,

çünkü kaderlerinde yok olmak vardı,” (s. 160)

Odysseia’da Odysseus’un oğlu Telemakhos Menelaos’u ziyaret eder. Helene’nin burada kocasının yanında olduğunu görüyoruz. Sonuçta savaş sonrası Menelaos karısını almış geri getirmiş. Menelaos’un karısı Argoslu Helene şöyle diyor:

“Benim uğruma gitmişti Akhalar Troya'ya,

ben köpek yüzlünün uğruna,

hepsi o uğursuz savaşa atılmıştı” (s. 88)

Agamemnon’a ne olduğu da var bu destanda. Agamemnon evine döner ama bu sefer onun karısı da başka biri ile ona tuzak kurar ve Kral Agamemnon öldürülür. Odysseus onunla ölüler ülkesinde karşılaşır. Bu açıdan bu destan, İlyada’da yaşananların devamında olanlara bir nebze ışık tutuyor. Agamemnon’un (Atreusoğlu) sonu şöyle anlatılıyor:

“Bu ara Aigisthos yıkımlar kuruyordu evinde ona.

Öldürdü sılasına kavuşan Atreusoğlu'nu,

aldı tekmil halkı boyunduruk altına.

Hüküm sürdü bol altınlı Mykene'de tam yedi yıl.

Tanrısal Orestes başının belası oldu sekizinci yılda,

döndü Atina'dan, öldürdü babasını öldüreni,

kendisini ünlü bir babadan eden adamı.

Uğursuz anasını, korkak Aigisthos'u gömdü,

ölü şöleni verdi tekmil Argoslulara.

Gür sesli Menelaos da çıkageldi o gün,

gemileri malla doluydu tıkabasa.” (s. 78)

Destan içinde destan, masal içinde masal…

Odysseia, destan içinde destan, masal içinde masal olacak şekilde yazılmış. En başta bir anlatıcı var. Buna destanın ozanı ya da Homeros diyebiliriz. Zaman zaman başka bir ozana da söz verilir ki o da bir destan anlatıyor. 

Bunun dışında biri bir hikâye anlatırken, bu hikâyenin içinde de birden fazla olay anlatan kişiler oluyor ki iç içe geçmiş anlatımlar var. Örnek olarak şu üç katmanlı bir anlatımı gösterelim:

  • Odysseia’nın yazarı bize Telemakhos’un seyahati ve Menelaos’un yanına gelmesini anlatıyor
  • Burada Menelaos Telemakhos’a Mısır yakınlarında bir adada mahsur kalmasını anlatıyor
  • Bu sefer bu adada yakaladığı tanrı Proteus da Menelaos’a Agamemnon’un başına gelenleri anlatıyor

Odysseia’da tanrılar, Zeus ve Athene’nin rolü

Homeros’un destanlarından Yunan tanrılarına da yer var. Özellikle Odysseia’da yaşananlara sık sık karışırlar. En başta Odysseus’un yıllar sonra evine kavuşması için plan yaparlar. Sonra da Pallas Athene bizzat karakterler arasına insan kılığında katılır ve olaylara yön verir, Odysseus’a yardım eder. 

Kitap incelemesi: Homeros – Odysseia


Homeros

Odysseia

Çev: Azra Erhat ve A. Kadir

21. Basım

Can Yayınları

İstanbul

2008

411 sayfa.


5 Nisan 2021

Victor Hugo – Sefiller (Kitap özeti)

Victor Hugo – Sefiller (Kitap özeti)
Sefiller'in 3 boyutlu kitap illüstrasyonu: Aygül Gadimova


Victor Hugo’nun Sefiller tarihi romanı dünya klasikleri arasında yer edinen kitaplardan biri. Bu yazıda Sefiller romanının kısa bir özetini yapmaya çalıştık. Bundan dolayı olayların akışı ve hikâyenin nasıl sonuçlandığı da burada yer alıyor. 

Uyarı! Kitabı okuyacak olanlar, olayların nasıl geliştiği ve sonunu bilmek istemeyenlerin özeti okumamasını öneriyoruz. 

Bunun yerine İş Bankası Kültür Yayınları’nın iki cilt olarak bastığı kitap üzerine ayrıntılı inceleme ve kitap yorumu yazılarına bakmanızı öneririz.

Bakınız: Kitap yorumu: Victor Hugo – Sefiller (Cilt 1)

Bakınız: Kitap yorumu: Victor Hugo – Sefiller (Cilt 2)

Victor Hugo – Sefiller – Kitap özeti

Sefiller toplamda 5 ciltten oluşuyor. Ciltler ise 48 kitaba ve 365 bölüme ayrılıyor. İş Bankası Kültür Yayınları bu beş cildi iki kitaba bölerek basmış.

Cilt 1: Fantine

Birinci Kitap: Adil Bir Kişi

Hikâye 1815 yılı ile başlıyor ve Piskopos Myriel 75 yaşında. 1806’da piskopos olmuş. Yani Napoleon döneminde. Hatta İmparatorun kendisi tarafından atanmış. Soylu bir aileden geliyor ama Fransız Devrimi ile her şeyini kaybetmiş.

İkinci Kitap: Düşüş

Ekim 1815’te Jean Valjean, Myriel’in olduğu Digne şehrine geliyor. 19 yıl kürek mahkûmu olmuş.  Bu mahkûmiyet ekmek çaldığı için 5 yıl ile başlamış. Ardından da kaçış girişimlerinin cezası eklenince 19 yıla kadar çıkmış. 

Jean Valjean, kendisini evine alan, yediren, yatacak yer veren Piskoposun evinde hırsızlık yapar. Ama yakalanır. Piskopos ise çaldığı şeyleri ona kendisinin verdiğini söyleyerek onu kurtarır. İşte, bu olay onun hayatından bir dönüm noktası olur. 

Üçüncü Kitap: 1817 Senesinde

Yazar öyküye iki yıl ara vererek 1817 yılına gidiyor. Fransız Devrimi ve Napoleon’un İmparatorluk sonrasında Paris’in nasıl bir yer olduğu ile başlıyor ve dört genç ile onların metreslerinden bahsediyor. Bu metreslerden biri de Fantine. Fantine, Toulouselu Felix Tholomyes’e aşık ve ondan bir kızı (Cosette) var. Ama bu dört genç, bir gün sürpriz diye dört kızı bir geziye çıkarıyor ve sonra da hepsini birlikte terk edip gidiyorlar. Kendilerince hem eğleniyor hem de şaka yapıyorlar. 

Dördüncü Kitap: Emanet Etmek Bazen Terk Etmektir

1818 ilkbaharı, 22 yaşındaki Fantine ve kızı Cosette. Kızın takma adı Çayırkuşu. Annesi kızı Thenardier isimli han işleten bir çifte bırakıp gidiyor. Çünkü büyüdüğü yere çalışmaya gidiyor ve orada kocası olmayan ve çocuk sahibi kadınlara iyi bakılmıyor.

Beşinci Kitap: Çöküş

Bu sefer yazar okuru Montreuilsur-mer şehrine götürüyor. Fantine de bu şehre çalışmaya gelir. Şehre 1815 yılında gelen ve Madeleine Baba ismi verilen bir kişi burada yatırım yapar ve birçok fabrika, atölye kurarak insanlara iş verir. Çok hayırsever birisi ve Fantine de onun fabrikalarından birinde çalışır.  Burada Madeleine’nin gelişi ve sonra da 1818’da Fantine’nin gelişinden sonra 1823’e kadar yaşadıklarını anlatıyor.

Fantine’in çocuk sahibi olduğunu öğrenen dedikoducu birileri, onun işten atılmasına sebep olur. Fantine ilk önce geçimini dikiş yaparak sağlamaya çalışır. Sonra işler kötü geçince elinde ne varsa satmaya başlar. Güzel, uzun ve sarı saçlarını satar, sonra inci gibi iki ön dişini ve sonra da hiçbir çaresi kalmayınca kendisini. Fatine artık bir fahişedir. Parayı kızına bakan Thenardier’lere gönderiyor. Onlar ise her seferinde farklı bahanelerle daha fazla para ister. Daha önce iş bulamam diye kızını yanına almamıştı, şimdi ise kızı annesinin bir fahişe olduğunu görmesin diye yanına alamaz. 

Altıncı Kitap: Javert

Hikâyenin bu kısmında polis olan ve bu şehre Müfettiş Javert olarak gelen birisi ile karşılaşıyoruz. Otoriteye aşırı saygılı, diğer insanlara karşı ise aşırı acımasız olan birisi. Belediye Başkanı Madeleine’ı kürek mahkûmu Jean Valjean olduğunu iddia ederek ihbar eder. 

Yedinci Kitap: Champmathieu Davası

Okur zaten Madeleine’ın Jean Valjean olduğunu tahmin etmişti. Şimdi ise yazar da bunu artık söyler. Javert ise Jean Valjean’ın peşini bırakır. Çünkü başka bir şehirde kendisine Champmathieu ismini veren birisinin Jean Valjean olduğu için tutuklandığı ve onun suçlarından ceza alacağını söyler Javert. Jean Valjean ise vicdanı ile boğuşuyor. Oraya gidip teslim mi olmalı yoksa başka birisinin kendisinden dolayı ceza almasına göz mü yummalı? Ceza ise bu sefer idam cezası olabilir. 

Fantine ise bu arada hastanede can çekişiyor. Javert, Fantine’i hapishaneye göndermeye çalıştığında onu Belediye Başkanı olan Madeleine (yani Jean Valjean) kurtarmıştı. Ama başına gelen onca sefaletten sonra hastanede ölüm döşeğindedir. Madeleine ise sonunda mahkeme karşısına çıkarak Jean Valjean olduğunu açıklar.

Sekizinci Kitap: Karşı Darbe

Jean Valjean tutuklanır. Onun yaptığı yatırım ile refaha kavuşan şehir ve sakinlerinin ise hiç umurunda değil. Ama o gidince de yeniden sefalete gömülür bu şehir. Tabii aşağıdaki sözleri söyleyen insanlar da bunu hakkediyor olabilir. Bu alıntı aynı zamanda o dönemde İmparator yanlılarına karşı tavrı da gösteriyor. 

“Drapeau blanc'ın abonesi olan yaşlı bir kadın derinliğini ölçmenin neredeyse imkansız olduğu şu düşüncesini dile getiriyordu: - Hiç üzülmedim. Buonapartçılar başlarına neler geleceğini öğrensinler!” (s. 351)

Fantine’in öyküsü, Jean Valjean’ın yeniden tutuklanarak kürek mahkûmu olması ve Fantine’in de ölümü ile bitiyor. Kızı Cosette ise onu bıraktığı ailenin insafına kalmıştır. 

Cilt 2: Cosette

Birinci Kitap: Waterloo

Yazar bu bölüme “geçen yıl (1861) güzel bir mayıs sabahı” gittiği söylediği yeri anlatmakla başlıyor. Burası Waterloo Savaşı’nın olduğu yer. Waterloo Savaşı’nın olduğu yer ve yaşananlar tasvir ediliyor. Savaşı dakikası dakikasına, öncesi ve sonrası, sonuçlarına kadar anlatıyor. Napoleon’un yenilmesi hem Fransa hem de dünya tarihinde yeni bir dönüm noktasını oluşturuyor. 

Waterloo Savaşı 16 – 18 Haziran 1815’te yaşanmıştı. 

Yazar savaşın olduğu bölgeye olan ziyaretini anlatıyor, Napoleon’un karargâhı olan yerden eski gülle ve kılıç parçaları bulduğunu söylüyor. 

Bölümün sonunda Albay Pontmercy’nin kurtarılmasını anlatıyor. Onu kurtaran kişi ise Bay Thenardier. Aslında asıl amacı kurtarmak değil. Savaş meydanına ölüleri soymak için gelmiştir. 

İkinci Kitap: Orion Gemisi

Yazar Jean Valjean’ın ikinci defa nasıl yakalandığını anlatıyor. Aktardığı gazete haberinin tarihi 25 Temmuz 1823. Daha sonra İspanya’daki bir savaşı anlatıyor kısaca. Fransa için zaferden çok utanç olduğunu söylüyor. 

Ardından Toulon’da kürek mahkûmu olan Jan Valjean’a dönüyor. Kürek mahkûmu olduğu yer Toulon. 17 Kasım 1823’te Jean Valjean ölür. Boğulduğu için cesedi bulunamaz. 

Üçüncü Kitap: Bir Ölüye Verilen Sözü Tutmak

Montfermeil şehrine dönüyoruz. Burası Fantine’in kızı Corsette’i Thenardier’lere bıraktığı yer. 

Yazar bu sefer Thenardier’leri daha ayrıntılı anlatıyor. Burada han işletiyorlar. 

Bayan Thenardier şöyle tasvir ediliyor: “Thenardier, kendini beğenmiş genç bir kadınla ağzı bozuk bir mahalle kadının kırmasıydı. Konuştuğunu duyanlar onu jandarma; içtiğini görenler onu arabacı, Cosette'e nasıl davrandığını fark edenler onu cellat olarak nitelendiriyorlardı.” (s. 450)

Bay Thenardier ise şöyle: “Thenardier'nin en büyük özelliği kurnaz, ılımlı ve dengeleri gözeten bir alçak olmasıydı. İkiyüzlülüğü de bünyesinde barındıran bu insan türü çok tehlikelidir.” (s. 452)

İşte, Fantine’in kızı Corsette’i bıraktığı aile böyle birisi. Kıza ise onların yanlarında kaldığı dönemde hep hizmetçi olarak davranıyorlar. En kötü yerde yatıyor, en kötü şekilde besleniyor ve üstelik de gece gündüz çalışıyor. Hem de annesinin yıllarca bu aileye kızına bakmaları için para göndermesine rağmen.

Bu arada öldü bilinen Valjean aslında ölmemiştir. Bu köye gelir ve annesine verdiği sözü tutarak Cosetteyi bulur. Kızı bu aileden kurtarır. 

Dördüncü Kitap: Gorbeau Viranesi

Jean Valjean ve Cosette Paris’e gelir ve yazar bu iki insanın böyle bir arada olmasına bir ara başlıkta şöyle diyor: “İç İçe Geçmiş İki Bahtsızlıktan Mutluluk Doğar”.

Ve yine Javert tehlikesi ortaya çıkar.

Beşinci Kitap: Karanlık Ava Dilsiz Bir Köpek Sürüsü

Javert, Jean Valjean ve Cosette’in peşine düşer. Polis Javert’e göre bir kere suç işlediysen ömür boyu suçlusun ve körü körüne buna bağlı olarak bu kişilerin peşine düşüyor. Mesela, Fantine’e bir burjuva kötü davrandığında ve Fantine de haklı olarak ona karşı koyduğunda suçlu olan burjuvayı değil, bir fahişe olduğu için onun gözünde suçlu olan Fantine’e ceza verir. Bundan dolayı bu zavallı kadını altı ay hapis cezasına çarptırmıştı ki onu bundan Jean Valjean kurtarır. 

Jean Valjean ve Cosette polisten kaçarken bilmedikleri bir bahçeye girerler. Sonradan burasının Petit-Picpus manastırı olduğunu öğrenirler. 

Altıncı Kitap: Petit-Picpus

Manastır ayrıntılı olarak anlatılıyor. Binalar, buradaki yaşam, tarikatlar, ayinleri ve sair. Petit-Picpus-Saint-Antoine Manastırı ile ilgili bilgileri veren yazar diğer yandan da din ve manastırlar ile ilgili görüşlerini de paylaşıyor.

“Bu ilginç mekândan ayrıntı ve saygının uzlaşabileceği ölçüde, ayrıntılı ama saygılı bir şekilde söz ettik. Her şeyi anlamıyoruz ama hiçbir şeyi de küçümsemiyoruz. Celladını kutsayan Joseph de Maistre'in haykırışına da, işi dinle alay etmeye kadar götüren Voltaire'in sırıtışına da aynı mesafede duruyoruz. (s. 598)

Yedinci Kitap: Parantez

Bu bölümden din ve özellikle de manastırlar üzerine görüşlerini paylaşıyor. Manastırları 19. yüzyıl için modası geçmiş kurumlar olarak görüyor.

“Bir ülkede manastırların çok sayıda bulunması onları hareketliliğin düğümlendiği noktalar, gelişmenin önünü tıkayan engeller haline getirir, iş merkezlerinin olması gereken yerde açılan manastırlar tembelliğin kurumsallaşmasına yol açar.” (s. 600)

Sekizinci Kitap: Mezarlıklar Kendilerine Verileni Alırlar

Burada Fauchelevent diye bir karakter önümüze çıkıyor. Jean Valjean, belediye başkanı olduğu dönemde onu bir arabanın altında kalıp ölmekten kurtarmış ve daha sonra bahsedilen manastıra bahçıvan yapmıştı. İlginçtir ki bunu unutmuş ve şimdi de karşısına bu adam çıkıyor. Fauchelevent önemli bir karakter haline geliyor. Manastırdan gizlice çıkma ve sonra da buraya izin alarak yerleşmelerini sağlıyor. Jean Valjean tabutta çıkar. Artık burada yeni bir adı var. Ultime Fauchelevent oluyor. İhtiyar Fauchelevent’in kardeşi olduğunu söylüyorlar manastırdaki rahibelere ve burada bahçıvan olarak çalışmaya başlar.

Cilt 3: Marius

Birinci Kitap: Bütünsellik İçinde İncelenen Paris

Hugo, bu bölüme sokak çocuklarının yaşamlarını anlatarak başlıyor. Birkaç çocuğun ismini de vererek nasıl yaşadıklarını anlatıyor. Jean Valjean ve Cosette hikâyesinden uzaklaşmış görünse de bu yeni ciltte de daha sonra onları göreceğiz. 

Sokak çocuklarının yaşamını anlattıktan sonra bu sefer Paris’i anlatıyor. Yazarın kendisi 20 yıl Fransa dışında yaşamak zorunda kalmıştı.

Cosette’nin hikâyesi 1824 yılında son bulmuştu. Şimdi yazar okuru 1830’lu yılların başına götürüyor. Sokak çocuklardan birini ise şöyle anlatıyor. Çocuğun adı Gavroche.

“Bu kitabın ikinci cildinde anlatılan olaylardan sekiz dokuz yıl sonra, … dudaklarındaki yaşına uygun gülümsemesiyle geçtiğimiz sayfalarda taslağını çizdiğimiz ideal yumurcak tipine tam olarak uygun düşecek on bir on iki yaşlarında bir çocuk dikkatleri çekiyordu. Bu çocuk babasına ait olmayan bir yetişkin pantolonu ve annesine ait olmayan bir kadın gömleğiyle oldukça gülünç görünüyordu. Bazıları merhamet edip ona yırtık pırtık elbiseler giydirmişti. Yine de bir babası ve annesi vardı. Ama babası onu düşünmüyor, annesi de onu sevmiyordu. Bu, annesi babası olsa da öksüz gibi yaşayan yumurcaklar arasında merhamete en çok ihtiyacı duyan çocuklardan biriydi.”

İkinci Kitap: Büyük Burjuva

Yıl 1831 ve yazar bu sefer M. Gillenormand adlı 90 yaşını geçmiş bir soyluyu anlatıyor. Ailesi, geçmişi ve sair. Bu cildin ana karakteri Marius bu kişinin torunu.

Üçüncü Kitap: Dede ile Torun

Marius Pontmercy aynı zamanda, Waterloo Savaşı’nda Bay Thenardier’in ilk önce soyduğu daha sonra kurtarmış gibi göründüğü Albay Geogres Pontmercy’nin oğlu. Dedesine göre o bir haydut. Çünkü monarşi soylusu dedesi, Napoleon’u sevmiyor ve Albay da onun ordusunda görev yapmıştı.  

Yazar bu bölümlerde soylu kesiminde Napoleon’dan sonra neler yaşandığını anlatıyor. Albay Geogres Pontmercy’a Napoleon Baron unvanı vermişti.

“5 Eylül'den sonra monarşinin soylularına nasıl davranıldıysa, 8 Ağustos'tan sonra imparatorluk soylularına öyle davranılıyor.” (s. 734)

Victor Hugo daha sonra 1827 yılına dönüyor ve o zaman 17 yaşında olan Marius’u anlatıyor. Marius’un hikayesini anlatmak için ilk önce dedesi ile başlıyor. Dedesi monarşi soylularından olduğu için onun nasıl biri olduğu ile başlıyor. Sonra dedesinin gittiği ve soyluların bir araya geldiği ortamlar ile devam ediyor. Daha sonra çocuğun babası ile devam ediyor. Babası Napoleon’un askerlerinden biri ve onun imparatorluk döneminde Albay ve Baron unvanı almıştı. Babasından sonra çocuğun yetiştiği ortama geçiyor. Tabii bu arada Fransa’da yaşananlar, devrim ve toplumdaki değişiklikler ile ilgili bir dizi ayrıntı ve kendi görüşlerini de eklemeyi ihmal etmiyor. 

Marius babasını araştırdıkça 1789 Fransız devrimi ve sonrasında Napoleon ile kurulan İmparatorluk ile ilgili şu düşüncelere kapılır ki yazarın da buna katıldığını söyleyebiliriz:

“Cumhuriyet ve imparatorluk o zamana kadar onun için canavarca sözcüklerdi. Cumhuriyet alacakaranlıktaki bir giyotini, imparatorluk gece yarısındaki bir kılıcı ifade ediyordu. Onlara bakıyor, karanlığın kargaşasıyla karşılacağı yerde, korku ve neşeyle iç içe geçmiş beklenmedik bir şaşkınlıkla Mirabeau'nun, Vergniaud'nun, Saint-Just'nün, Robespierre'in, Camlles Desmoulins'ın, Danton'un yıldızlar gibi kıvılcımlar saçtıklarını, Napoleon'un güneş gibi doğduğunu görüyor, nerede olduğunu bilmeden aydınlıklarla körleşmiş bir halde geri çekiliyordu. Yavaş yavaş şaşkınlığını atlatıp bu ışıltılara alıştığında, yaşananları soğukkanlılıkla, kişilikleri korkusuzca incelemeye başladı; devrim ve imparatorluk hayallere kapılmış gözbebeklerinde parıltılı bir ufuk gibi belirirken, olaylar ve insanlardan oluşan bu iki grubun iki muhteşem gelişmede özetlendiğini fark etti; cumhuriyet kitlelere yurttaşlık haklarını geri vererek, imparatorluk ise Fransız düşüncesinin Avrupa'ya dayatılmasını sağlayarak hükümranlıklarını sürdürüyorlardı; devrimden halkın ulvi görünümünün, imparatorluktan Fransa'nın yüce itibarının çıktığını gördü.” (s. 742)

Bir de ihtiyar soylu Gillenormand'ın baba tarafından küçük yeğeni var: Teğmen Theodule Gillenormand

Marius babasının kim olduğunu öğrenir ve dedesi ile tartışarak evden ayrılır. Çünkü babası onu dedesinin çocuğu mirastan mahrum bırakma tehdidi sonucu terk etmişti. 

Dördüncü Kitap: A B C Dostları

Yazar burada A B C Dostları adlı ve gençlerden oluşan gizli örgütün üyelerini anlatıyor. Marius da bunlarla tanışıyor ama uzak duruyor. İsimleri: Enjolras, Combeferre, Jean Prouvaire, Feuilly, Courfeyrac, Bahorel, Joly, Grantaire, Laigle de Meaux (lakabı Bossuet), 

Yeni arkadaşlarla tanışan Marius artık kendi başının çaresine de bakabiliyor. Ama zor durumlar da yaşar. Sonunda kendi ayakları üzerinde kalmayı öğrenir ve dedesinin yardımlarını da kabul etmez. 

Beşinci Kitap: Bahtsızlığın Avantajları

“Yaşam Marius için acımasızlaşmıştı. Giysilerini ve saatini yemek hiçbir şey değildi. Sefaletin o tasvir edilemez perişanlığının da tadına bakmıştı. Ekmeksiz günler, uykusuz geceler, mumsuz akşamlar, ateşsiz ocaklar, işsiz geçen haftalar, umutsuz gelecek, genç kızları güldüren eski bir şapka, akşamları, kira ödenmediği için kapalı bulunan bir kapı, kapıcının ve meyhanecinin küstahlıkları, komşuların sırıtışları, aşağılanmalar, yitirilen saygınlık, zorunluluktan dolayı kabul edilen işler, tiksinti, keder, bezginlik hepsi korkunçtu.” (s. 799)

Marius Pontmercy, M. Mabeuf ile arkadaş olur. 

Altıncı Kitap: İki Yıldızın Birleşmesi

Marius “on üç on dört yaşlarında” diye tasvir edilen genç bir kız ve onun beyaz saçlı babasını görür bir bahçede. Okur bu tasvirlerden bu kişilerin Cosette ve Jean Valjean olduğunu düşünecek. Marius ismini bilmediği bu kıza Matmazel Lanoire ve babaya da Mösyö Leblanc ismini takar. Tabii kıza tutulur ama baba ve kızı bir gün ortadan kaybolur. 

Yedinci Kitap: Çete

Hugo bu bölümde bir çeteyi anlatıyor. Bu çete üyelerinin isimleri Babet, Gueulemer, Claquesous ve Montparnasse. Paris’in karanlık sokaklarının hâkimi bu kişiler. 

İş Bankası Kültür Yayınları’nın Sefiller Cilt 1 bu bölümle bitiyor ve Marius kısmı ikinci ciltten kaldığı yerden devam ediyor. 

Sekizinci Kitap: Kötü Yoksul

Marius hüzünlü. Aşık olduğu kız kayboluyor. Aramaları ise boşuna.

Bu arada komşusu Jondrette, Marius’a mektup yazıyor ve para istiyor. Bundan sonra Marius bu kişinin kim olduğunu öğrenecek ve bir kez daha sevdiği kızı ve babasını görecek.

Hugo ise kitapta ilk defa “sefiller” sözcüğünü kullanıyor. 

“Kuşkusuz ahlaksızlaşmış, yozlaşmış, alçalmış, hatta iğrenç görünüyorlardı, ama yoksulluğun pençesine düşüp inandıkları değerleri yitirmeyen insanlara çok nadir rastlanırdı; zaten bir noktadan sonra bahtsızlar ve alçaklar o aynı uğursuz sefiller sözcüğünde iç içe geçip birbirlerine karışıyorlardı; kabahat kimdeydi?” (s.21)

Jondrette yardım etmek amacıyla evine gelen M. Leblanc’ı tanır. Konuşulanlardan okur da Jondrette, karısı, kızlarının kim olduğunu tahmin etmeli. Bir dönem Cosette’i “evlerine alan” ailedir. Yani Thenardierler.

Jondrette, ona yardım öneren Leblanc’a tuzak kurar. Düşüncesi Cosette konusunda ona şantaj yapmak ve yüklü para kazanmak. Ama Marius bu tuzağı polise bildirir ve sonuçta Javert gelerek bu tuzağı bozar. Ama Leblanc ismi ile burada anılan Jean Valjean kaçar. 

Marius, gerçek isimlerini bilmediği için sevdiği kıza Ursule, onun yanında gördüğü babasına ise Leblanc ismini takmıştı.

Cilt 4: Plumet Sokağı’nın Aşk Şiiri ve Saint-Denis Sokağı’nın Destanı

Birinci Kitap: Birkaç Sayfa Tarih

Yazar biraz tarih anlatıyor burada. Temmuz Devrimi’ni (1830) anlatıyor ve “Temmuz Devrimi'nin hemen ardından gelen iki yıllık dönem, 1831 ve 1832 yılları tarihin en özgün ve en çarpıcı dönemlerinden biridir.” ifadelerini kullanıyor.

Devrim ile Bourbon Hanedanı bir daha gelmemek üzere tahttan indirilir. 1830 Temmuz Devrimi sonrasında Louis-Philippe’in kral olmasını anlatıyor. Ve yeniden işçi sınıfı arasında devrim hareketliliği başlar. Sonuçta da 1832 ayaklanması olur.

İkinci Kitap: Eponine

M. Leblanc’ı tuzağa düşüren haydutları Javert yakalar ve hapse atar. Burada Leblanc adıyla geçen Jaen Valjean ise kaçar. Bu arada Marius da kızı aramaya devam eder ama nafile. Sonunda Thenardier’in kızı Eponine Marius’a verdiği sözü tuttuğunu söyler. İsmini bilmediği ama uzun süredir aşık olduğu kızın adresini bulmuş.

Üçüncü Kitap: Plumet Sokağı'ndaki Ev

Yazar bu bölümden sonra Ursule ve Leblanc yerine onlara Cosette ve Jean Valjean demeye başlar. Gerçi Jean Valjean hala resmiyette Fauchelevent ismi ile biliniyor. Kızı Cosette ve hastaneden ve yoksulluktan kurtardığı Toussaint isimli hizmetçisi ile yaşıyor.

Okur Jean Valjean ve Cosette’in manastırda yaşamaya başladıktan sonra neler olduğunu merak eder ve yazar da olanları anlatır. Jean Valjean kız biraz büyüyünce burada ayrılma kararı alır. Çünkü kızını ömrünün sonuna kadar manastırda yaşamaya mahkûm etmek istemez. 

Cosette ise büyümüş ve o da Marius’a âşık olmuş. Marius’un da bundan haberi yok. Bu arada bu iki gencin birbirine duyguları Jean Valjean’ı endişelendirir.

“Jean Valjean ekliyordu: -Evet tam da böyle! Burada ne arıyor? Macera! Ne istiyor? Geçici bir aşk! Ya ben! Nasıl olur? Önce insanların en sefili, insanların en bahtsızı olacağım, altmış yıl boyunca dizlerimin üzerinde sürüneceğim, karşılaşılabilecek tüm felaketleri yaşayacağını, gençliğime doymadan yaşlanacağım; ailesiz, akrabasız, dostsuz, kadınsız, çocuksuz bir hayat sürdüreceğim; her taşa, her duvar kenarına kanımı akıtacağım, bana kötü ve hoyratça davrandıklarında onlara iyilikle ve sükunetle karşılık vereceğim, her şeye rağmen onurlu bir insana dönüşeceğim; yaptığım kötülükten pişmanlık duyup bana yapılan kötülükleri bağışlayacağım ve hedefime ulaştığını, mükafatımı alacağım, hakkımla kazandığını şeye tam sahip olacağım anda her şey mahvolacak ve bu koca budala Luxembourg'a hava almaya geldiği için Cosette'i, hayatımı, sevincimi, ruhumu kaybedeceğim!” (s. 203)

Dördüncü Kitap: Dünyevi Alemden Gelen Yardım Belki de Tanrı' dan Geliyordur

Yazar yeniden sokak çocuğu Gavroche’a döner. Bu çocuk, Jondrette ya da Thenardier adı ile bilinen kişinin oğlu. Ama ailesi olmasına rağmen sokaklarda yaşıyor. 

Gavroche, bir hırsızın Jean Valjean’ı soyma girişimine şahit olur. Jean Valjean hırsızı yakalar, ona öğüt nasihat ve üstüne de kesesini verip gider. Çocuk bu olaydan iyice etkilenir. 

Beşinci Kitap: Sonu Başına Benzemiyor

Marius ve Cosette sonunda tanışıyor. İkisi de delicesine aşık.

Altıncı Kitap: Küçük Gavroche

Gavroche sokakta kalan ve kardeşleri olduğunu bilmediği iki çocuğa abilik yapmaya başlar. Ayrıca hapisten kaçan babasını kurtarmaya yardımcı olur.

Yedinci Kitap: Argo

Yazar burada karakterlerini neden argo dilinde konuşturduğuna açıklama getiriyor ilk önce. Ardından da devrimle ilgili bazı görüşlerini paylaşıyor.

Sekizinci Kitap: Büyülenmeler ve Kederler

Cosette ve Marius arasındaki aşk kaldığı yerden devam ediyor. Cosette İngiltere’ye gideceklerini söyleyince Marius dört yıldır göremediği dedesine koşarak evlenmek için izin ister. Fransa'da 1933'e kadar erkeklerin 25 yaşını doldurmadan evlenebilmeleri için ebeveynlerinin izni gerekiyordu. Dede bu aşkı anlamaz. Marius ümitsizliğe kapılır ve ölmek ister.

Dokuzuncu Kitap: Nereye Gidiyorlar?

Cosette ve Jean Valjean gidiyor. İngiltere’ye gitmeyi planlamışlardı ama şimdi nereye gittikleri bilinmiyor. Marius ise Cosette ile görüşmeye geliyor ve boş evle karşılaşıyor. 

Bu arada iyi bir botanikçi olan 80 yaşındaki Mabeuf Baba yoksulluğun ve sefaletin en zor durumu ile karşı karşıya. En son elindeki tüm kitaplarını satar. Duruma her geçen gün kötüye gidiyor. Bu arada 5 Haziran 1832’de Paris’te yeni bir ayaklanma başlar. 

Onuncu Kitap: 5 Haziran 1832

Temmuz Devrimi sonrası yaşanan ayaklanma. Yazar birine devrimci ayaklanma, diğerine de isyan diyerek ayrım yapıyor. 

On Birinci Kitap: Atom Kasırgayla Bir Araya Geliyor

Gavroche da ayaklanmaya katılıyor. Sonra romanın bazı kahramanlarının bu ayaklanma sırasında ne yaptıklarını, ayaklanan kalabalık ile nereye gittiklerini görüyoruz. 

On İkinci Kitap: Corinthe

Corinthe Meyhanesi ve Chanvrerie Sokağı'ndaki ünlü barikat anlatılıyor. A B C Dostları örgütünün gençlerinden birkaçı meyhanede yemek yiyor. Ardından bu meyhanenin önünde barikatın nasıl kurulduğunu okuyoruz. Javert barikatta yakalanır.

Courfeyrac, Bossuet, Joly, Combeferre, Enjolras hepsi bu barikatta.

On Üçüncü Kitap: Marius Karanlıklara Dalıyor

Bu cildin isminde geçen Plumet Sokağı, Marius ile Cosette’in aşk yaşadığı yer. Saint-Denis Mahallesi ya da sokağı ise yazarın ayrıntıları ile anlattığı barikatın olduğu yer. 

Aşkını kaybetmenin üzüntüsü içindeki Marius sokaklarda dolaşıyor ve yaşadıklarını, gördüklerini ve ayaklanmayı sorguluyor.

On Dördüncü Kitap: Umutsuzluğun Yücelikleri

Barikatlarda savaşa hazırlık. Aralarında Enjolras, Combeferre, Courfeyrac, Bossuet, Joly, Bahorel ve Gavroche'un da yer aldığı kırk üç isyancı karabinalarının ve tüfeklerinin namlularını barikatın tepesine dayamış bir halde sessiz, dikkatli ve ateşe hazır bekliyorlar.

Çatışma askerlerin gelmesi ile başlıyor. Çatışmalara Marius da katılır. Bu arada Eponine Marius’u kurtararak kendisi ölür. Ayrıca Cosette’den Marius’a yazılmış bir mektup verir. Marius ise Gavroche’un Eponine’in kardeşi olduğunu öğrenir. Onu kurtarmaya karar verir. Çünkü babasının Thenardier’e borcu olduğunu düşünüyor. Sonuçta barikat hala askerlerle çevrelenmiş ve yakında herkesin öleceği saldırı gelecek. Marius da Cosette’e bir mektup yazarak birlikte olamayacaklarını, dedesinin evlenmelerine izin vermediğini ve ölmeye karar verdiği yazar. Mektubu da Thenardier’in oğlu olan ve sokaklarda yaşayan Gavroche ile gönderir. 

On Beşinci Kitap: L'Homme-Arme Sokağı

Jean Valjean ve Cosette kaçarak yeni bir yere taşınır. Cosette Marius’a bir mektup göndererek nereye gittiğini söyleyebilmişti. Jean Valjean tesadüf eseri bu mektubun mürekkebini kurutmak için kullanılan kurutma kağıdından mektupta neler yazıldığını öğrenir. Sonuçta Cosette onu terk edecek endişesi ile kederlenir. Ama Gavroche ona Marius’un Cosette’ye yazdığı mektubu verir. Okuyunca Marius’un barikattan sağ çıkamayacağını öğrenir ve endişeleri geçer. Cosette hayatında aşk adına hissettiği tek duygunun kaynağı. Onun babası, dedesi, kardeşi ve gerektiğinde annesi olmuştu.

Cilt 5: Jean Valjean

Birinci Kitap: Dört Duvar Arasında Savaş

Yazar burada kısa süreliğine Haziran 1848'deki devrimi anlatıyor. Bu devrim için, “1848 Haziran'ı gerçekte neydi? Halkın kendine karşı ayaklanmasıydı.” (s. 514) nitelendirmesini yapıyor. 

Ardından 6 Haziran 1832 tarihine dönüyor yazar. Yani ayaklanmanın ikinci ve son gününe. Saint-Denis sokağı barikatında yaşananlara.

Jean Valjean da bu barikata gelir. Marius şaşkın. Javert de daha önce burada esir alınmıştı. Chanvrerie Sokağı'nın barikatı olarak da geçiyor. Corinthe Meyhanesi'nin önüne kurulan birkaç sokağı birden tutan birkaç barikat var burada.

Gavroche barikata döner. Fişeklerin bittiği bir sırada ölen askerlerden fişek toplamak için barikatlardan çıkar ve burada askerlerin ateşi ile ölür.

Bu arada askerlerin saldırısı yaklaşır ve isyancılar Javert’i öldürme kararı alırlar. Jean Valjean ise bu görevi kendisi alır ama Javert’i öldürmüş gibi yaparak serbest bırakır. Bir de şimdi kullandığı ismini ve yaşadığı yeri de ona söyler. Ne de olsa bu barikattan sağ çıkabileceğini düşünmüyor. 

Barikat düşer, çoğu ölür ve geriye kalan birkaç kişi de meyhaneye sığınır. Marius ise yaralı ve dışarıda kalır. Jean Valjean baygın Marius’u buradan çıkarma yolları ararken yeraltı bir yol bulur. Yani lağımları.

İkinci Kitap: Leviathan'ın Bağırsağı

Marius’u kurtaran Jean Valjean, kaçacak yer bulamayınca lağım kanallarına girer. Bu bölümde de yazar Paris’in her yıl ne kadar insan gübresini denize döktüğünü ama bunun da ne kadar değerli olduğunu anlatmakla başlar. Ardından da lağımların tarihçesi ile devem ediyor. Paris lağımlarının çok da ilginç bir tarihi varmış.

Üçüncü Kitap: Çamur Ama Ruh

Jean Valjean, sırtında baygın Marius ile lağımda ilerliyor. Güvenli bir çıkış arıyor. Bu arada polis de lağımları araştırıyor. Orada saklanan bir ayaklanmacı var mı diye bakmaya başlar. 

Jean Valjean lağımdan çıkış arıyor. Lağım çıkışında önü demir parmaklıklar ile kapalı ve umutsuzluğa kapılıyor. Tam bu anda önüne Thenardier ortaya çıkıyor.

Thenardier lağıma Javert’ten kaçarken girmişti. Şimdi Jean Valjean dışarı çıkınca yine karşısında Javert’i bulur. 

Jean Valjean Müfettiş Javert’e teslim olur. Ama ondan bir iyilik ister. Javert de kabul eder. İlk önce Marius’u dedesinin evine götürürler sonra da kendi evine giderler. Javert bu sefer bu yardımları ondan esirgemez. Daha önce ölüm döşeğinde olan Fantine için kızını getirmek için üç gün izin istediğinde Javert izin vermemişti.

Şimdi ise polisin aradığı isyancılardan Marius’u evine bırakıyor, Jean Valjean’ı da evine getiriyor ve çıkıp gidiyor. 

Bu arada dedesi tam da Marius öldü diye üzülürken torunu gözlerini açar.

Dördüncü Kitap: Duyguları Altüst Olan Javert

Javert görev duygusu ile vicdanı arasında gidip geliyor. Uzun süredir takip ettiği Jean Valjean’ı yakalamış sonra da serbest bırakmıştı. Bu onu ikileme düşürüyor. Jean Valjean onu öldürmesi gerektiği yerde serbest bırakmıştı. Javert de tutuklaması gerektiği yerde gitmesine izin vermişti. Kendisi ile çelişen olaylar yaşamıştı. Uzun süre böyle kendi kendisi ile mücadele ettikten sonra bir nehre atlar ve daha sonra cesedi bir kıyıya vurur.

Beşinci Kitap: Torun ile Dede

Bu arada Marius iyileşir ve dedesi de ona evlenmeye izin verir. Cosette hakkında her şeyi biliyor ve artık ona karşı çok yumuşak davranıyor. 

Cosette Marius’u göremeye gelir. Arkasında da M. Fauchelevent yani Jean Valjean. Dede artık resmi olarak Cosette’i torunu Marius’a ister. Jean Valjean da yaklaşık 600 bin franklık servetini bu iki gence verir. 

Jean Valjean, Cosette için resmi belge de hazırlatmış ve burada ismi Matmazel Euprhasie Fauchelevent olarak geçiyor. 

Marius iyileşir ama kendisini barikat düştükten sonra lağımda taşıyarak kurtaran adamı aramaya başlar. Ama bu aradığı ve bir türlü bulamadığı kişinin tam önünde olduğunu ve Jean Valjean olduğunu bilmiyor. 

Altıncı Kitap: Uykusuz Geçen Gece

16 Şubat 1833, Marius ile Cosette evleniyor. 

Düğüne giderken Azelma ve babası Thenardier, düğün arabasındaki Jean Valjean’ı görür ama tanıyamaz. Yine de bir yerlerden tanıdık gelir. Kızına bu düğünün kime ait olduğunu öğrenmesini söyler. Thenardier artık idam cezasına mahkum edilmiş bir kaçak. Büyük ihtimalle de lağımlarda saklanıyor. En son Jean Valjean onu orada görmüştü.

Bu arada düğünden sonra Jean Valjean yine vicdanı ile yüzleşiyor. Cosette artık evlendiğine göre bundan sonra ne yapacak? Bütün gece bu düşünceyle uyuyamaz. 

Yedinci Kitap: Kutsal Çanaktan Son Yudum

Jean Valjean sonunda Marius’a giderek bir kürek mahkumu olduğunu ve gerçek isminin de Jean Valjean olduğunu söyler. Mösyö Fauchelevent, gerçekte forsa Jean Valjean'dı.

Bu sefer Marius’un içinde bir fırtına kopar. Jean Valjean ile bir daha görüşmek istemediğini söyler, yine de kızı ile kısa süreli görüşmelerine izin verir. 

Sekizinci Kitap: Alacakaranlığın Çekilmesi

Jean Valjean artık sırrını Marius’a açıkladığı için Cosette’in kendisine baba demesini istemiyor, Jean demesini söylüyor. Kızı ise onun geçmişinden hala habersiz. Jean Valjean kendisini bu yeni evli çiftten uzak tutuyor. Her gün Cosette’i görmek için kısa süreliğine evine uğrar. Onun dışında kendisini adeta dışlar. Sonunda ise tamamen gelmeyi bırakır. Çünkü Marius ona gelmemesi gerektiğini davranışları ile belli eder. Bu da Jean Valjean’ı kahreder. 

Dokuzuncu Kitap: Muhteşem Karanlık, Muhteşem Şafak 

Jean Valjean ölüm döşeğinde. 

Bu arada Thenardier bir kez daha ortaya çıkar. Hem de Marius’un karşısına. Thenardier kötülük yapayım, para kazanayım derken Marius’a aslında Jean Valjean’ın suçsuz olduğunu belirten delilleri getirir. Marius, Jean Valjean’ın M. Madeleine’ı dolandırarak 600 bin farkı ele geçirdiğini ve barikatta Javert’ öldürdüğünü düşünüyordu. Ama Thenardier’in verdiği belgeler ile aslında M. Madeleine’ın Jean Valjean olduğunu ve Javert’i de aslında kurtardığını ve polis müfettişinin de daha sonra intihar ettiğini öğrenir. 

Thenardier son bir hamle yapar ve Jean Valjean’ı katil olmakla suçlar. Çünkü lağımlarda ceset taşıdığını görmüştü. Marius ise bu ceset dediği kişinin kendisi olduğunu söyler. Sonuçta onu barikattan kurtaranın, lağımda zorlukla sırtında taşıyanın Jean Valjean olduğunu öğrenir. Thenardier bir kez daha para kazanayım derken Jean Valjean’ı aklar. 

Marius, Jean Valjean hakkında kötü düşündüğü ve onu dışladığı için pişman olur. Ne de olsa onu barikattan kurtaran, lağımda taşıyan, hayatını kurtaran ve sonunda da sevdiği kız ile evlendiren buna ilave olarak da büyük bir servet veren Jean Valjean. Hemen Cosette’i de alarak Jean Valjean’ın evine giderler. 

Jean Valjean ise artık son anlarını yaşıyor. Yine de Marius ve Cosette’i gördüğü için çok mutlu olur. Marius onu artık bir kürek mahkumu olarak değil bir iyilik meleği olarak görüyor. İkisi de ona baba der. Jean Valjean ise onları görmenin mutluluğu içinde son nefesini verir. Huzur bularak ölür de diyebiliriz. 

SON

29 Mart 2021

Kitap yorumu: Victor Hugo – Sefiller (Cilt 2)

Kitap yorumu: Victor Hugo – Sefiller (Cilt 2)


Fransız yazar Victor Hugo’nun Sefiller kitabı tarihi bir roman. Sefiller aynı zamanda romantizm akımının Fransa’daki en iyi örneklerinden biri olarak kabul ediliyor. Bu kitapta bir yandan okuru çok etkileyecek hikâye okuyacak, diğer yandan da Fransa tarihine ve özellikle de Paris’teki ayaklanmalara şahit olacaksınız.

Sefiller romanı beş cilt şeklinde yazılmış. İş Bankası Kültür Yayınları ise bu beş cildi iki ciltte toplayarak basmış. Birinci ciltte Marius cildinin bir kısmı var, geri kalanı ise ikinci ciltte yer alıyor. Sefiller’in ciltleri ve alt bölümlerinin ayrıntıları için bakınız:

Kitap yorumu: Victor Hugo – Sefiller (Cilt 1)

Sefiller Cilt 2 konusu

İkinci kitapta ana karakterlerden biri olan Marius’un hikâyesi devam ediyor. Marius’un dedesi soylu sınıfından ve kralcı. Babası ise Napoleon’un subaylarındandı. Kendisi ise cumhuriyetçi. Marius’u anlatan yazar, daha sonra onu Cosette ile tanıştırıyor. Cosette artık 15 yaşında genç bir kız ve Mösyö Fauchelevent yani Jean Valjean ile yaşıyor.

Bu iki genç birbirlerine âşık olur ama aşıkların kavuşmasının önünde bir dizi engel var. Hatta uzun süre bu aşklarını birbirine açıklayamazlar. 

Yazar bir yandan Marius, Cosette ve Jean Valjean’ı anlatırken, diğer yandan da okuru 1830’lu yılların Paris’ine götürüyor. Çünkü bu dönemde adeta Fransa’da bol bol ayaklanma var. Okur da bu ayaklanmaların nasıl yaşandığını, yazarın onu Paris barikatlarına götürmesi ile öğrenecek.

Sefiller’deki Fransız ayaklanmalar ve Paris barikatları

Sefiller’de Fransız Devrimi doğrudan anlatılmıyor. Ama bu devrimin sonuçlarına, yol açtığı değişimlere sık sık değiniliyor. Cilt 2’de ise en çok Paris’teki ayaklanmalar anlatılıyor. Bunları kısaca şöyle özetleyelim.

  • Temmuz 1830 Devrimi
  • Haziran 1832 Ayaklanması
  • 1848 Devrimi

Temmuz 1830 Devrimi: Temmuz Devrimi ile (27 Temmuz 1830’da başladı) Restorasyon dönemi bitti ve Bourbon Hanedanı kesin olarak yıkıldı. Fransa’da liberal bir monarşi kuruldu ki yazar Hugo da bu devrimin olumlu sonuçlarından sık sık bahsediyor. Bu devrim ile Louis-Philippe tahta geçti ki yazar aynı zamanda bu dönem ile ilgili “Temmuz Devrimi'nin hemen ardından gelen iki yıllık dönem, 1831 ve 1832 yılları tarihin en özgün ve en çarpıcı dönemlerinden biridir.” diyerek olumlu görüşler dile getiriyor. Yıkılan hanedan ile ilgili ise şöyle diyor:

“Bourbon Hanedanı güçlü olduğuna inandı, çünkü imparatorluk, önünden bir tiyatro dekoru gibi silinip gitmişti. Kendisinin de aynı şekilde silinip gittiğinin farkına varamadı. Kendisinin de Napoleon'u fırlatıp atanların avcunda olduğunu anlamadı. Geçmişi temsil ettiği için kökleri olduğunu sandı. Yanılıyordu; geçmişin sadece bir bölümünü oluşturuyordu, ama Fransa geçmişin tamamıydı. Fransız toplumunun kökleri Bourbonlarda değil, ulustaydı. Bu gizemli ve sağlam kökler, bir ailenin haklarını değil bir halkın tarihini meydana getiriyordu. Taht hariç her şeye kök salmıştı.” (s. 111)

Haziran 1832 Ayaklanması: 5-6 Haziran 1832’de Paris’te monarşi karşıtı bir ayaklanma. Victor Hugo, romanın ana karakterlerini (Jean Valjean ve Marius) bu ayaklanma sırasında bir barikatta koyuyor ve Saint-Denis sokağındaki barikatı başından sonuna kadar ayrıntılı anlatıyor. Yazar bu cumhuriyetçi ayaklanmayı Sefiller romanı ile bir destana çeviriyor. 

Hugo, bu olayı anlatırken devrim ile ayaklanma (isyan) arasında bir farka dikkat çekiyor. Bu ayaklanmayı aslında pek onaylamadığını da belirtiyor. Yine de haksız da görmüyor. Şöyle diyor:

“En geniş anlamda isyan genellikle maddi koşullardan doğar; devrimci ayaklanma ise daima ahlaki bir olgudur. İsyan Masaniello'dur, devrimci ayaklanma Spartaküs'tür. Devrimci ayaklanma zihinle, isyan ise mideyle ilintilidir; mide öfkelenir, yine de her zaman haksız değildir.” (s. 379)

1848 Devrimi: Yazar Hugo son olarak da 1848’deki devrime kısaca değiniyor. Bu devrim ile Kral Louis-Philippe tahttan indirilmiş ve Fransa’da İkinci Cumhuriyet kurulmuştu. Bu devrim için ise Hugo şöyle diyor: “1848 Haziran'ı gerçekte neydi? Halkın kendine karşı ayaklanmasıydı.” (s. 514)

Sefiller romanındaki önemli karakterler

Jean Valjean: Romanın ana karakteridir Jean Valjean. Genç yaşta bir ekmek çaldığı için 19 yıl kürek mahkûmu olmuş ve ardından da toplum tarafından dışlanmış birisi. Ancak kaderinde hem iyi hem de kederli olaylar bekliyor onu. Romanın farklı yerlerinde farklı adlarla da anılıyor. Zengin ve belediye başkanı olduğunda adı Madeleine Baba ya da Mösyö Madeleine olur. Bir manastıra sığındığında Ultime Fauchelevent adını alır. Marius ise ismini bilmediği için ona Mösyö Leblanc adını takar ki romanın bir kısmında bu isimle anılacak. 

Piskopos Myriel: Kimsenin Jean Valjean’a kalacak yer, yiyecek bir şey vermediği şehirde evini bu kürek mahkumuna açan iyi yürekli bir piskopos. Jean Valjean ise bu misafirperverlik karşılığında onun evinden değerli eşyaları çalar. Yakalandığında ise piskopos kızmak yerine çalınan şeyleri ona kendisinin verdiğini söyleyerek Jean Valjean’ı yeniden hapse düşmekten kurtarır. 

Fantine: Romandaki en acıklı öykü bu kadına ait. Sevdiği adam kızı ile onu terk edip gider. Başına gelmedik bela kalmaz ki Jean Valjean, Mösyö Madeleine olarak bilindiği dönemde ona yardım etmeye çalışır. 

Cosette: Fantine’in kızı. Jean Valjean onu küçük yaşta yanına alır. Aslında annesinin bakmak için bıraktığı kötü aileden kurtarır demek daha doğru olur. Marius ona âşık olduğunda ilk önce adını bilmediği için Matmazel Lanoire lakabını takar, sonra ise isminin Ursule olduğunu düşünmeye başlar. Romanda zaman zaman bu isimlerle anılıyor. Daha sonra resmi evrakta adı Matmazel Euprhasie Fauchelevent olarak yazılacak. Euprhasie ona annesinin verdiği gerçek ismiydi. 

Thenardier: Romanın en ilginç ve her türlü kötülüğü temsil eden karakterleridir Bay ve Bayan Thenardier. Bay Thenardier aynı zamanda romanın bazı kısımlarında Jondrette ismini de kullanıyor. Fantine, Cosette’yi bu aileye bırakmıştı. Tabii karşılığında her ay para gönderiyordu. Thenardier ise hem parayı alıyor hem çocuğa kötü bakıyor hem de onu çocuk olasına rağmen hizmetçi gibi çalıştırıyordu. Yazar Bay Thenardier’i bir de Waterloo Savaşı’nı anlattığı kısımda okurum karşısına çıkarıyor. Burada çavuş olduğunu söylese de aslında ölen askerlerin üzerindeki değerli eşyaları soyan birisi. Yazar her türlü kötülüğü bu aileye bu karakterlere yüklemiş.

Gavroche: Bir sokak çocuğu ve Thenardier’in oğlu. Paris’teki 1832 ayaklanmasında bir barikatta önemli rol üstlenir. 

Eponine ve Azelma: Thenardier ailesinin kızları.

Javert: Polis ve müfettiş. Aslında yasalara ve otoriteye körü körüne bağlı biri. Bundan dolayı da görev yaparken aşırı acımasız. Ona göre bir kere suç işleyen biri hep suçludur. Bundan dolayı acımasızca yıllarca Jean Valjean’ın peşinde iz sürer. Ama onun aslında kötü değil iyi olduğunu gördüğünde ise inandığı şeylerle ters düşer, içinde bir fırtınaya yakalanır. 

Baron Marius Pontmercy: Romanın bir diğer ana karakteri. Paris ayaklanmasında barikatta bulunur. Ama okur onu daha ok Cosette’e âşık olması ile tanıyacak. Babası Albay Geogres Pontmercy, Napolion’un subayıydı. Dedesi Mösyö Gillenormand kral yanlısı bir aristokrat. Marius, cumhuriyetçi olması dolayısıyla dedesi ile anlaşmazlığa düşer. 

Fauchelevent: Jean Valjean bu ihtiyarı araba altında kalıp ölmekten kurtarır. Sonra da bir manastırda bahçıvan olarak görev bulur. Zamanı geldiğinde ise Fauchelevent, Jean Valjean ve Cosette’e yardım edecek ve bundan dolayı da Jean Valjean polisten saklanırken bu adamın kardeşiymiş gibi Ultime Fauchelevent adını alacak.

Enjolras, Combeferre, Jean Prouvaire, Feuilly, Courfeyrac, Bahorel, Joly, Grantaire, Laigle de Meaux (lakabı Bossuet): Bu gençler A B C Dostları isimli bir örgütün üyeleri ve Paris’teki ayaklanma sırasında Saint-Denis sokağında barikat kurarlar. Jean Valjean ve Marius da bu barikatta yer alır. 

M. Mabeuf: 80 yalında bir botanikçi. Marius’un arkadaşı. Yoksulluk ve sefalet bu ihtiyara zor anlar yaşatır. 

Sefiller’in yazım tarzı ve olayların gelişme şekli

Victor Hugo olayları anlatırken kendine has bir yöntem izliyor. Zaman zaman bazı karakterleri tanıtıyor ama ilk başta bu karakterlerin ana öykü ile bir ilişkisi olmadığını düşünüyor okur. Mesela bir yerde sokak çocuklarını anlatıyor ve Gavroche isimli bir sokak çocuğundan bahsediyor. İlk başta okur bunun ana öyküden kopuk olduğunu düşünüyor. Çünkü uzun süre bu çocuğun ana karakterler Jean Valjean, Cosette, Marius ile bir ilgisi yokmuş gibi görünecek. Ama aslında daha sonra birden fazla şekilde bahsedilen karakterlerle bağlantısı olduğu görülecek. 

Gavroche örneği ile devam edersek, bu sokak çocuğunun aslında bir ailesi var. Ailesi Marius’un bir oda kiraladığı evde yaşıyor. Bu ev aynı zamanda Jean Valjean’ın da bir zamanlar kaldığı 50-52 numaralı ev. Bununla da kalmıyor. Gavroche, Thenardier’lerin oğlu. Bu Thenardier’ler Cosette’in çocukken kaldığı aile. Aynı zamanda bu sokak çocuğu 1832 ayaklanmasında da bir barikatta önemli roller üstlenecek, Marius ile Cosette arasındaki mektuplaşmada rolü olacak. Sonuç olarak başta hikâyenin dışında gibi görünen bir karakteri Hugo zamanla ana olayların ortasına yerleştiriyor. 

Bu anlatılanlar yazarın bir ara anlattığı A B C Dostları isimli ve gençlerden oluşan grup için de geçerli. Bu grubun üyelerini yazar ayrıntılı olarak anlatmıştı. Marius’un birkaçı ile arkadaş olması dışında ana öykünün dışında gibi görünen bu gruba üye olan gençler daha sonra Haziran 1832 ayaklanması sırasında barikat kuruyor. Marius ve Jean Valjean da aynı barikatta bu gruba katılıyor. Bu ayaklanma ve barikatta yaşananlar da ana öykünün önemli bir parçası haline geliyor.

Victor Hugo’nun Sefiller romanı nasıl bir kitap?

Sefiller bir tarihi roman. Ama sadece bir tarihi roman değil. Çünkü bazen bir romanı da aşarak sadece tarih kitabı olarak tarihi olayları ayrıntısı ile anlattığını görüyoruz. Buna birinci ciltte Waterloo Savaşı’nı anlatmasını örnek olarak gösterebiliriz. 

İkinci ciltte ise Sefiller daha çok Fransa’daki ayaklanmaları, devrimleri ve isyanları anlatıyor. Bu devrimlerin nasıl yaşandığından ziyade neden ortaya çıktıklarına dikkat çekiyor. Zaten kitabın “Sefiller” başlığı da bu ayaklanmaların ana sebebine bir cevap. Çünkü sonucu ne olursa olsun, geniş halk desteği bulsun ya da bulmasın tüm ayaklanmaların temelinde bir hak arayışı olduğuna dikkat çekiliyor romanda. 

Tabii bu romanın anlattıkları bununla da sınırlı değil. Sefiller okura bir de Paris tasviri yapıyor. Sadece bir dönemin de değil. Farklı dönemlerde Paris’in nasıl bir yer olduğunu anlatıyor. Hugo zaman zaman Paris’in sokaklarını, mimarisini, bu sokakların nasıl değiştiğini, hangi sokağın yok olduğunu, hangi sokağın artık hiç olmadığını anlatıyor. 

Bir bölümde ise çok ayrıntılı olarak Paris’in lağımlarının nasıl olduğunu anlatmaya başlar. Bu lağımların zamanla nasıl büyüdüğü ya da yapımının nasıl zor olduğu gibi ilginç ayrıntılar da yer alıyor kitapta. Lağımlar romanın konusundaki önemli bir olaydan dolayı anlatılıyor. 

Bu açılardan Sefiller bir roman, bir tarih kitabı ve zaman aman da Paris’i anlatan bir kitap olarak nitelendirilebilir. 

Victor Hugo – Sefiller – Alıntı

“Gözbebekleri geceleri büyür ve gündüzü bulur; aynı şekilde ruh da felaketin içinde büyür ve Tanrı'ya ulaşır.” (s. 634)

Daha fazlası: Victor Hugo – Sefiller (Kitap özeti)

Kitap yorumu: Victor Hugo – Sefiller (Cilt 2)


Victor Hugo

Sefiller (Cilt 2)

Özgün adı: Les Miserables

Çev: Volkan Yalçıntoklu

2. Basım

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

İstanbul

2016

837 sayfa.

22 Mart 2021

Kitap yorumu: Victor Hugo – Sefiller (Cilt 1)

Kitap yorumu: Victor Hugo – Sefiller (Cilt 1)


Klasikler arasında ilk sıralarda yer alan Fransız yazar Victor Hugo’nun Sefiller kitabı bir tarihi roman. Ayrıca 19. yüzyılın en iyi romanlarından biri olarak kabul ediliyor. Yazar bir yandan ülkesinin o dönemde gördüğü toplumsal durumuna dikkat çekerken, diğer yandan da arka planda o dönemde yaşanan tarihi olayları anlatıyor. 

Hugo kitabına Sefiller (Les Miserable) ismini vermiş. Çünkü yaşadığı toplumda gördüğü sefalet, açlık, fakirlik ve benzer olayları anlatıyor. Aslında anlattığı hikâyeler, büyük ölçüde kendisinin bizzat gördüğü gerçek olaylara dayanıyor. Bir şekilde bu sefaleti, birileri hatta birden fazla kişi yaşamıştır. 

Victor Hugo – Sefiller - Kaç cilt?

Benim okuduğum İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkan Sefiller iki cilt şeklinde basılmış. Ama aslında sefiller kitabı beş cilt. İlk baskısı 1862 yılında yapılan Sefiller’in her bir cildi, hikâyesini anlattığı bir kişinin ismini taşıyor. Sefiller’in ciltleri şu şekilde:

  • Cilt 1: Fantine
  • Cilt 2: Cosette
  • Cilt 3: Marius
  • Cilt 4: Plumet Sokağı’nın Aşk Şiiri ve Saint-Denis Sokağı’nın Destanı
  • Cilt 5: Jean Valjean

Kitap yorumu: Victor Hugo – Sefiller (Cilt 1)


Sefiller’de ciltlerin alt bölümlerine “kitap” ismi veriliyor. Bu kitaplar da bölümlere ayrılıyor. Bu şekilde Sefiller toplamda 5 cilt, 48 kitap ve 365 bölümden oluşuyor. 

İş Bankası Kültür Yayınları’nın birinci cildinde ise Marius cildinin Sekizinci Kitabı’na kadar kısmı yer alıyor romanın. İkinci ciltte ise geri kalanı ve İş Bankası Kültür Yayınları beş ciltlik Sefiller’i iki cilt şeklinde basmış.

Kitap yorumu: Victor Hugo – Sefiller (Cilt 2)

Fransa tarihi, Sefiller romanı ve arka plandaki tarihi olaylar

Sefiller bir tarihi roman. Romanın öyküsünde Fransa’daki tarihi olayların önemli bir yer var. Bunları bilmeden, bu tarihi olayların Fransa toplumuna etkisini anlamadan romanı anlamak zor. Ama zaten bu tarihi olaylar okullarda tarih kitaplarında anlatılan ve sadece Fransa’yı değil aynı zamanda tüm dünyaya da etkisi olan olaylar. 

Victor Hugo (1802 – 1885) da zaman zaman bu tarihi olaylara değiniyor ve bazen de sadece bu tarihi olayları ayrıntısı ile anlatıyor. Mesela Waterloo Savaşı ile ilgili bölümde bu savaşta yaşananlar dakikası dakikasına ve ayrıntılı bir şekilde tasvir ediliyor. 

Sefiller’in arka planında gerçekleşen tarihi olaylar ve tarihleri şöyle:

  • Fransız Devrimi (1789 – 1799) 
  • Konsül Hükümeti (1799 – 1804)
  • Napoleon’un İmparatorluğu (1804 – 1814 ve 1815’de 100 gün)

Devrim ile Fransa’da ilk önce Meşrutiyet ve sonra da Cumhuriyet dönemi başlar. Napoleon’un 1815’de Waterloo Savaşı’nda yenilmesinden sonra ise Restorasyon dönemine geçilir. 

Benzer bir konuyu işleyen kitap: Alexandre Dumas - Binbir Hayalet

Victor Hugo – Sefiller – Konusu 

Sefiller’in ana karakteri Jean Valjean. Jean Valjean, genç yaşta çok aç olduğunda ekmek çaldığı için 5 yıl kürek mahkumluğuna çarptırılır. Buna kaçma girişimlerinin cezası da eklenince 19 yıl kürek mahkûmu olur. Peki, bu kürek mahkumluğu cezası niye var Fransa’da. Aslında Hugo, Fransa’da yönetimin bunu bilerek yaptığını anlatıyor. 

Fransa toplumunda kürek mahkumları ve bu cezanın niye verildiği ile ilgili şu ilginç alıntıyı paylaşalım.

“…Kadırgalar inşa etmek gerekiyordu, ama kadırga kürek mahkumları olmadan harekete geçemeyeceği için kürek mahkumlarına ihtiyaç vardı. Colbert (dönemin bir bakanı) taşradaki yöneticilerden ve parlamenterlerden ellerinden geldiğince kürek mahkumu yaratmalarını istiyor ve üst düzey yöneticiler ile yargıçlar bu görevi keyifle yerine getiriyorlardı. Ayin alayı geçerken şapkasını çıkarmayan biri Protestanlık suçlamasıyla kürek mahkumiyeti cezasına çarptırılıyordu. Sokakta on beş yaşında, yatacak yeri olmayan bir çocuğa rastlandığında hemen küreğe gönderiliyordu. Ulu hükümranlık, büyük yüzyıl.” (s. 684)

Jean Valjean cezasını çekip özgür kalınca eline sarı bir kimlik (tehlikeli bir suçlu olduğunu gösteriyor) verildiği için de herkes tarafından dışlanır. Gittiği bir yerde parası olmasına rağmen yatacak yer, yiyecek bir şey veren olmaz. İşte, böyle bir ortamda Piskopos Bienvenu Myriel ile karşılaşır. 

Piskopos Bienvenu Myriel

Piskopos Bienvenu Myriel’in romanda çok büyük bir yeri yok. Ama bu karakter, Jean Valjean’ın kalbine iyilik tohumlarını atması açısından önemli. Çünkü 19 yıl kürek mahkûmu olmuş ve topluma karşı içi kinle dolu birisi Jean Valjean. Ama Myriel ile karşılaşmasından sonra Jean Valjean tamamen değişir. Zaten bu iyiye doğru dönüşüm olmasaydı bu roman da olmazdı.

Piskopos Bienvenu Myriel, kız kardeşi Matmazel Baptistine ve onun hizmetçisi Madam Magloire ile yaşıyor. Aşağıdaki iki alıntı, bu yaşlı Piskoposun nasıl biri olduğunu biz anlatıyor. 

“Madam Magloire ona içtenlikle Yüce Efendim diye hitap ediyordu. Piskopos bir gün koltuğundan kalkıp bir kitap almak üzere kütüphanesine gitti. Okumak istediği kitap en üst raftaydı. Boyu kısa olduğundan o rafa uzanamadı. Madam Magloire, dedi, bana bir iskemle getirin. Yüceliğim şu rafa kadar uzanamıyor.” (s. 14)

“Akşam yatmadan önce şunları söyledi: "Hırsızlardan, katillerden asla korkmayalım. Bunlar dışarıdan gelen küçük tehlikeler. Biz kendimizden korkalım. Önyargılar, işte hırsızlar, günahlar, işte katiller. En büyük tehlikeler içimizde. Bedenimizi ya da kesemizi tehdit edenin ne önemi var? Sadece ruhumuzu tehdit edenden korkalım. " (s. 32-33)

Ana karakter Jean Valjean

Roman, Piskopos Bienvenu Myriel’i anlatmakla başlasa da kısa sürede okur ana karakterin Jean Valjean olduğunu görüyor. Valjean kürek mahkûmu olmadan önce ağaç budama işinde çalışıyor ve ablası ve onun çocukları ile yaşıyordu. Tabii parası olmadığı ve aç kaldığı bir dönemde çaldığı bir ekmekle kürek mahkûmu cezası alır. Tabii buna bir anlam veremez. Aç olan bir adamın bir ekmek çalması ile böyle ağır ceza verilir mi?

Bundan sonra da ablası ve yeğenlerini kaybeder. Onlara ne olduğunu bilmiyor ve hiçbir zaman bulamaz. 5 yıl ile başlayan cezası ise 19 yıla kadar çıkar. Ama cezası bitince içi kin dolu bir insana dönüşmüştür. Çünkü toplumun kendisini dışladığını, kendisine haksızlık yaptığını düşünüyor. Bu şekilde hayatına devam etmesinin ise bir anlamı görünmüyor. 

“O kederli mekândan insanlara kin ve öfke duyarak çıkarsanız, acınacak hale düşersiniz; oradan iyi, temiz, barışçıl düşüncelerle çıkarsanız hepimizden daha değerli olursunuz.” (s. 93)

Piskopos Bienvenu Myriel ile karşılaşası onu bir yol ayrımına götürür ki bundan sonraki hayatında başına ne gelirse gelsin adeta bir iyilik timsaline dönüşür. Bundan sonra hayatında hem iyi hem de kötü sürprizler olacak. Ama her şeye rağmen insanlara iyilik yapma tavrından vazgeçmeyecek.

Fantine ve kızı Cosette

Kitap yorumu: Victor Hugo – Sefiller (Cilt 1)


Jean Valjean’ın kaderi daha sonra Fantine ile kesişir. Fantine, âşık olduğu kişi tarafından terk edilmiş, çocuğu ile tek başına kalmış bir kadın. Başına gelmedik felaket kalmaz. Sefiller’de Fantine’nin hikâyesi okuru hüzünlendirecek. Annenin sefaleti kızı Cosette’i de içler acısı bir durumda bırakır. 

Yazar Hugo bu insanların yaşamlarını belirli süreçlerden geçirdikten sonra bir araya getiriyor. İlk önce Jean Valjean ile Fantine’nin ardından ise Jean Valjean ile Cosette’in hayatları kesişir. Daha sonra Marius da 15 yaşına gelmiş Cosette ile karşılaşır. 

Sefiller’de adı geçen yazarlar 

Hugo, bu romanda bir dizi tarihi olaya ve kişiye atıfta bulunuyor. Bunlardan ikisi ise benim en çok dikkatini çekenler. Birincisi Eshilos’un adı çok sık geçiyor. Yazar bu Antik Yunan trajedi yazarını çok seviyor olsa gerek. 

Bakınız: Aiskhylos (Eshilos) - Zincire Vurulmuş Prometheus

Bir de yazarın sık sık eleştirel bir dille andığı başka bir Fransız yazar var. Bu da Voltaire. Hugo romanın bir yerinde “…İşi dinle alay etmeye kadar götüren Voltaire'in” ifadesini kullanıyor ki Voltaire'in özellikle din ve kilise ile ilgili tutumunu eleştirdiği görülebilir. Voltaire’in eserlerinde de bu durum dikkat çekiyor.

Bakınız: Voltaire - Candide ya da İyimserlik

Fransa toplumundaki “cı” ile bölünme

Sefiller bir de toplumdaki büyük bir sorunlardan birine dikkat çekiyor. Bu da toplumun kendi içinde insanları “cı” eki ekleyerek bölmesi, dışlaması ve ötekileştirmesi. Bu durum sadece 19. yüzyıl Fransız toplumuna da özgü değil. Hugo ise kendi asrında ve toplumunda gördüğü bu bölünmeyi ve takılan adları şöyle sıralıyor: “kralcı, bonapartçı, anayasacı, orleanscı, ayaklanmacı”

Topluma çok yararı olan, geldiği şehirde birçok kişiye iş sağlayan, ihtiyaç sahiplerine yardım eden kısacası sürekli iyiliklerde bulunan Jean Valjean tutuklandığında bir kadının söylediği şu sözler de bu anlattıklarımıza iyi bir örnek olacak:

“Drapeau blanc'ın abonesi olan yaşlı bir kadın derinliğini ölçmenin neredeyse imkansız olduğu şu düşüncesini dile getiriyordu: - Hiç üzülmedim. Buonapartçılar başlarına neler geleceğini öğrensinler!” (s. 351)

Sonuçta kralcılar devrim sonrası zor anlar yaşadı, devrim bitince cumhuriyetçiler sürüldüler, Waterloo Savaşı sonrası bonapartçılar toplumdan dışlandı. Bu roman aslında böyle her kesimden insanın öyküsüne bir nebze değiniyor. 

Fransız Devrimi, Cumhuriyet, İmparatorluk ve yeninden monarşi

Yukarıda Sefiller’in arka planında anlatılan Fransa’daki tarihi olaylar ve onların getirdiği yönetim şekillerine değinmiştik. Romanın ana karakterleri de bu yaşananlara nasıl anlam verecekleri konusunda kararsız. Ana karakterlerden biri olan Marius da böyle. Dedesi kralcı, babası Napoleon yanlısı. 

Marius babasını araştırdıkça 1789 Fransız devrimi ve sonrasında Napoleon ile kurulan İmparatorluk ile ilgili şu düşüncelere kapılır ki yazarın da buna katıldığını söyleyebiliriz:

“Cumhuriyet ve imparatorluk o zamana kadar onun için canavarca sözcüklerdi. Cumhuriyet alacakaranlıktaki bir giyotini, imparatorluk gece yarısındaki bir kılıcı ifade ediyordu. Onlara bakıyor, karanlığın kargaşasıyla karşılacağı yerde, korku ve neşeyle iç içe geçmiş beklenmedik bir şaşkınlıkla Mirabeau'nun, Vergniaud'nun, Saint-Just'nün, Robespierre'in, Camlles Desmoulins'ın, Danton'un yıldızlar gibi kıvılcımlar saçtıklarını, Napoleon'un güneş gibi doğduğunu görüyor, nerede olduğunu bilmeden aydınlıklarla körleşmiş bir halde geri çekiliyordu. Yavaş yavaş şaşkınlığını atlatıp bu ışıltılara alıştığında, yaşananları soğukkanlılıkla, kişilikleri korkusuzca incelemeye başladı; devrim ve imparatorluk hayallere kapılmış gözbebeklerinde parıltılı bir ufuk gibi belirirken, olaylar ve insanlardan oluşan bu iki grubun iki muhteşem gelişmede özetlendiğini fark etti; cumhuriyet kitlelere yurttaşlık haklarını geri vererek, imparatorluk ise Fransız düşüncesinin Avrupa'ya dayatılmasını sağlayarak hükümranlıklarını sürdürüyorlardı; devrimden halkın ulvi görünümünün, imparatorluktan Fransa'nın yüce itibarının çıktığını gördü.” (s. 742)

Victor Hugo – Sefiller – Kitap yorumu

Sefiller tarihi bir roman. Zaman zaman sadece roman oluyor, zaman zaman da sadece tarih kitabı olabiliyor. Mesela Waterloo Savaşı’nı anlattığı kısımları bir tarih kitabı gibi. Yazar zaman zaman farklı konularda (mesela din, manastırlar, yönetim ve sair) görüşlerini de paylaşıyor. Kitabın bu kısımlarının bir kısmı okura sıkıcı gelebilir. 

Diğer yandan ana karakter Jean Valjean, Fantine, Cosette’in hikâyelerinin anlatılan kısımları soluğunuzu tutarak, heyecanla okuyacaksınız. Bu kısımlar sürükleyici bir anlatıma sahip. Sonuç olarak ister durağan, isterse de akıcı kısımları olsun, okunması gereken kitaplardan.

Daha fazlası: Victor Hugo – Sefiller (Kitap özeti)

Kitap yorumu: Victor Hugo – Sefiller (Cilt 1)


Victor Hugo

Sefiller (Cilt 1)

Özgün adı: Les Miserables

Çev: Volkan Yalçıntoklu

2. Basım

İş Bankası Kültür Yayınları

İstanbul

2016

857 sayfa.

15 Mart 2021

Kitap yorumu: Stieg Larsson – Ateşle Oynayan Kız (Millennium Serisi 2. Kitap)

Fotoğraf: İsveç - Stockholm


İsveçli yazar Steig Larsson’un Ateşle Oynayan Kız romanı, Millennium Serisi’nin ikinci kitabı. Hem serinin hem de yazarın ilk kitabı Ejderha Dövmeli Kız, etkileyici bir konuya ve sürükleyici bir anlatıma sahip. Bundan dolayı okurda ister istemez ikinci kitaba karşı büyük merak uyanıyor.

Bu seri, yazarın ölümünden sonra yayımlandı. Kendisi de ana karakteri gibi bir gazeteci olan yazar, kalp krizi geçirmeden önce üçlemesini bitirmişti. Larsson romanlarında birden fazla konuyu birlikte işliyor. Genel olarak bu kitaplar bir polisiye, gerilim romanları. Ancak buna ek olarak yaşadığı toplumdaki sorunlara da dikkat çekmesi dolayısıyla birden fazla konu işliyor. Ejderha Dövmeli Kız kitap yorumunda buna değinmiştim.

Bakınız: Stieg Larsson – Ejderha Dövmeli Kız (Millennium Serisi 1. Kitap)

Stieg Larsson – Ateşle Oynayan Kız – Konusu

Ateşle Oynayan Kız romanında birden fazla cinayet işlenir. Bu cinayetlerin baş şüphelisi ise serinin ana karakterlerinden biri olan Lisbeth Salander. Kurbanlardan biri, diğer ana karakter Mikael Blomkvist’in hem ortağı olduğu hem de çalıştığı Millennium dergisi için bir yazı hazırlıyordu. Yazdığı bu yazı ile ilgili de olabilir cinayetler. Ama tüm deliller Lisbeth’e işaret ediyor. 

Serinin birinci kitabında daha çok Mikael Blomkvist öne çıkmıştı. Onun geçmişine kadar ayrıntılarıyla öğrenmiştik. Ama ikinci ana karakter diyebileceğimiz Lisbeth ile ilgili birçok gizem vardı. İşte, bu kitap bu gizemlere ışık tutuyor, Lisbeth’in geçmişinde yaşanan “felaketleri” anlatıyor. Lisbeth’in içine kapalı kişiliğinde bu olaylar büyük bir pay sahibi.

Lisbeth Salander’in hikâyesi

Kitap yorumu: Stieg Larsson – Ateşle Oynayan Kız (Millennium Serisi 2. Kitap)

Serinin ilk kitabında Lisbeth’in iyi bir hacker olduğunu öğrenmiştik. Onun dışında içine kapalı biri olduğunu biliyorduk. Bunların dışında pek bir şey bilinmiyordu. Aslında bu “ejderha dövmeli kızın” geçmişinde de büyük bir dram var. 

Larsson’un romanlarının birden fazla konuyu işlediği söylemiştik. Bu romanın cinayet çözme dışındaki ikinci konusu da Lisbeth’in geçmişi ile ilgili acı dolu öyküsü. Daha fazlasını söylemeyerek, keşfetmesi için okura bırakıyorum.

Kitap önerileri: En iyi polisiye yazarları ve kitapları (40 yazar ve roman listesi)

Romanın ikinci konusu: Seks ticareti, fuhuş, seks işçileri ve fahişeler

Serinin ikinci kitabı seks ticareti konusuna dikkat çekiyor. Özellikle kadınların nasıl istismar edildiğine dikkat çekiliyor. Burada da büyük bir dram var. Mikael’in Millennium dergisi de bu sefer bu konuyu işliyor. Öyle görünüyor ki yazarın ülkesi İsveç’te seks ticareti yasadışı. Ama yasalar bu durumu ortadan kaldırmak için yeterli değil. Kitaptaki bu paragraf da buna işaret ediyor.

"Seks ticaretine karşı gayet katı bir yasa çıkarmış bir hükümetimiz var, bu yasalara uyulup uyulmadığını denetlemekle yükümlü polislerimiz var, suçluları cezalandıracak mahkemelerimiz var. Suçlu diyoruz, çünkü yasalara göre İsveç'te seks hizmeti almak suç. Seks ticaretini ahlak dışı ilan edip, öfke kusan bir basınımız var. Yani yok, yok. Ama bütün bunlara rağmen, Rusya ve Baltık ülkelerinden adam başına en çok fahişe ithal eden ülkelerden biri İsveç."

Ateşle Oynayan Kız kitap yorumu

Yazar Steig Larsson, çok yönlü konusu olan romanlar yazmış diyebilirim. Bir yandan bir polisiye ve gerilim var. Diğer yandan ise çok önemli toplumsal sorunlara -kadına yönelik şiddet, seks ticareti ve sair- dikkat çekiyor. 

Buna ilave olarak 600’ü aşan sayfa sayısıyla kalın kitaplar olmalarına rağmen bir hafta sonu rahatlıkla okuyabileceğiniz romanlar. Çünkü çok sürükleyici ve elinizden bırakamayacağınız bir kurgusu var. Zaten bundan dolayı da son yılların çok okunan kitaplarından biri. Bu açıdan yazarın polisiye ve gerilim türüne yeni bir soluk getirdiğini de söyleyebiliriz.

Bakınız: Çok okunan kitaplar – Dünya ne okuyor?

Kitap yorumu: Stieg Larsson – Ateşle Oynayan Kız (Millennium Serisi 2. Kitap)


Stieg Larsson

Ateşle Oynayan Kız 

Millennium Serisi 2. Kitap

Özgün adı: Flickan som lekte med elden

Çev: Ali Arda

Pegasus Yayınları

İstanbul

2010

679 sayfa.

8 Mart 2021

Kitap yorumu: Stieg Larsson - Ejderha Dövmeli Kız (Millennium Serisi 1. Kitap)

Kitap yorumu: Stieg Larsson - Ejderha Dövmeli Kız (Millennium Serisi 1. Kitap)


İsveçli yazar Stieg Larsson’un ilk romanı Ejderha Dövmeli Kız çıkar çıkmaz dikkatleri üzerine çekmişti. O zamandan bu yana ilgi çeken kurgusu, şoke eden öyküsü ve akıcı anlatımı ile en iyi polisiye romanlar arasında yerini almayı başarmış.

İsveççe özgün adı “Kadınlardan Nefret Eden Adamlar” olan bu psikolojik gerilim, polisiye ve suç romanı, İngilizceye “Ejderha Dövmeli Kız” (The Girl with the Dragon Tattoo) başlığı ile çevrilmiş. 

Romanın ilginç bir yönü var ki bu da yazarın ölümünden sonra basılması. Öyle görünüyor ki bir gazeteci olan Larsson, bu polisiye kitaplarını üçleme olarak yazmış ama basamadan kalp krizi sonucu ölmüştü. Tabii ölümünden sona basılınca da büyük ilgi gördü. Çok satanlar listesinde yer aldı. Bu kadar ilgi görmesi de boşuna değil. Şahsen kitabı elimden bırakamadığımı söyleyebilirim. 

Kitap önerileri: En iyi polisiye yazarları ve kitapları (40 yazar ve roman listesi)

Stieg Larsson – Ejderha Dövmeli Kız – Konusu

Kitabın bir değil birden fazla öyküsü var. Biri olası bir cinayet ve polisiye gizemi. Diğeri bir seri katil araştırması. Buna ilave olarak bir de bir gazetecilik öyküsü de içerdiğini söyleyebiliriz. Çünkü ana karakterlerden biri gazeteci. Tıpkı yazarın kendisi gibi.

Yazar kitaba bir gizem anlatarak başlıyor. Seksen iki yaşına gelen ünlü bir iş adamı Henrik Vanger, kurutulmuş ve çerçevelenmiş bir çiçek alır. Aslında 36 yıldır her yıl doğum gününde aynı tür hediye geliyor kendisine. Kimden geldiği belli değil. Ama bunun kaybolan yeğeni Harriet Vanger (cinayete kurban gittiğini düşünüyor) ile ilgili olduğunu düşünüyor. Polisin ve ailesinin tüm çabalarına rağmen 36 yıldır çözülemeyen bir olay. 

Ana karakterlerden gazeteci Mikael Blomkvist

Yazar başta anttığı bu gizemi bir kenara bırakarak romanın ana karakterlerinden biri olan Mikael Blomkvist’i anlatmaya başlıyor. Stieg Larsson karakterlerini çok ayrıntılı ve geçmişine inerek tanıtıyor okura. Daha sonra da başına gelen son olaya geçiyor. Blomkvist, Hans-Erik Wennerström isimli milyar dolarları yöneten bir iş adamının yolsuzlukları ile ilgili bir yazı hazırlayarak ortağı olduğu dergide yayınlar. Ancak sonuç olarak mahkeme onu iş adamına iftira atmaktan suçlu bulur ve para ile üç aylık hapis cezasına çarptırır.

Sonuçta, Mikael Blomkvist gazetecilik kariyeri bitme noktasına gelen, birikimlerini ceza olarak ödemek zorunda kalan ve üç ay hapis yatacak birisi. Yani zor durumda. Tabii itibarını kaybettiği için de ortağı olduğu derginin yazı işleri sorumlusu görevinden de ayrılmak zorunda.

Polisiye kitap önerisi: Agatha Christie - On Küçük Zenci

Hacker Lisbeth Salander

Kitap yorumu: Stieg Larsson - Ejderha Dövmeli Kız (Millennium Serisi 1. Kitap)

Bana göre Lisbeth Salander kitabın ikinci ana karakteri. Başta bahsettiğimiz gizemli olay bir kenarda beklerken yazar bu sefer de Lisbeth’i anlatmaya başlıyor. Bir güvenlik şirketinde çalışıyor. İçine kapanık, bazı psikolojik sorunları olan birisi. Mikael’in aksine bu karakterin geçmişi hakkında bu romanda çok az şey anlatılıyor. Aslında gizemlerden biri de bu karakterin geçmişi. Öyle görünüyor ki sosyalleşme sorunları da yaşayan Lisbeth’in geçmişinde onu derinden etkileyen olaylar yaşanmış.

Bir güvenlik şirketinde çalışan Lisbeth’e Mikael’i araştırma görevi verilir ki çok ayrıntılı bir araştırma ile inanılmaz bir iş çıkarır. Bu araştırmayı ise Henrik Vanger ısmarlamış. Çünkü aile geçmişini yazma bahanesi ile Mikael’i Harriet gizemini araştırma görevi verir.

Kayıp bir kız gizemi ve seri katil araştırması

Mikael Blomkvist bahsedilen olayı araştırmak için işe başlar. Vanger ailesi birkaç nesildir büyük bir şirketi yönetiyor. Vanger Grup bir aile şirketi. Aile her yıl bir gün sahip oldukları bir adada toplanıyor. Bu toplantının yapıldığı 1966 yılında 16 yaşındaki Harriet Vanger arkasında iz bırakmadan kaybolur. Aramalar sonuç vermez. Harriet’e ne olduğu bir gizem olarak kalıyor. Kimilerine göre bir kaza sonucu öldü, mesela denize düştü ve boğuldu. Bir iddia da kaçtığı yönünde. Ama Vanger şirketlerinde uzun süre CEO olmuş Henrik Vanger’e göre ise ortada bir cinayet var. Hem de aile üyelerinden birinin işlediği bir cinayet.

Mikael Blomkvist bu olayı araştırma görevini alır ama en başta bir sonuç beklemiyor. Çünkü 36 yıldır her yönüyle araştırılan ve bir sonuca ulaşılamayan bir var. Zamanla Lisbeth de ona yardım etmeye başlar. Yani bir süre sonra kaderleri kesişir. Tabii olayı araştırdıkça daha başka ve çok daha vahim olaylar, cinayetler, seri katil ve büyük bir aile dramı ortaya çıkar. Meğerse Vanger ailesinin arka bahçesinde ne büyük bir “mezarlık” varmış.

Polisiye kitap önerisi: Arthur Conan Doyle - Sherlock Holmes - Baskerville'lerin Köpeği

Kadına yönelik şiddet ve ırkçılık (Nazizm)

Yazar Stieg Larsson, bu romanın arka planında birkaç toplumsal soruna dikkat çekiyor. Tabii bunların İsveç’teki durumundan bahsediyor ama dünya genelinde de geçerli olan sorunlar. Birincisi kadına yönelik şiddet diğeri ise ırkçılık. Daha açık söyleyecek olursak, Vanger aile üyelerinden birkaçının Nazi ve Nazizm fanatiği olduğunu görüyoruz.

Yazar, kitabın dört ana kısmına başlarken, İsveç’te kadına şiddetle ilgili bazı istatistikleri paylaşıyor. Bu kitap bir yandan İsveç’i dünyaya tanıtan bir roman olsa da diğer yandan anti reklam görevi de gördüğünü söyleyebiliriz. Larsson bu kısa ve öz bir şekilde verdiği bilgilerle ülkesindeki kadına yönelik şiddete dikkat çekiyor. Tabii romanın karakterlerinden bazılarının da aile içi şiddet, kadına yönelik şiddet ve cinsel istismar olayları yaşadığını da söyleyelim. Bu açıdan romanda tasvir edilen bu olaylar okura zor anlar yaşatacak. 

Yazarın alıntıladığı söz konusu istatistikler ise şöyle:

  • İsveç’te kadınların %18'i hayatında bir kez bir erkek tarafından tehdit edilmiştir.
  • İsveç’teki kadınların %46'sı bir erkek tarafından darp ediliyor.
  • İsveç’te kadınların %13'ü ağır cinsel şiddete maruz kalıyor.
  • Yapılan araştırmalara göre İsveç'te cinsel şiddete maruz kalan kadınların %92'si en son yaşadıkları cinsel şiddeti polise bildirmemişlerdir.
Polisiye kitap önerisi: Paula Hawkins - Trendeki Kız

Ekonomi gazeteciliği ve ekonomik yolsuzluklar

Kitap yorumu: Stieg Larsson - Ejderha Dövmeli Kız (Millennium Serisi 1. Kitap)
Yazar Stieg Larsson

Kitabın polisiye ve suç konularını işlediğinden yukarıda bahsettik. Ama bununla sınırlı değil. Bu romanın konusu birkaç katmandan oluşuyor. Polisiye tarafı bitince işlediği bir diğer konu da ekonomi gazeteciliği ve büyük şirketlerin yaptığı yolsuzluklar ve yaptığı vurgunlar. 

Ana karakter Mikael’in (ekonomi konusunda uzman bir gazeteci) iş adamı Hans-Erik Wennerström ile yaşadığı olaydan yukarıda kısaca bahsetmiştik. Mikael Vanger ailesinin gizemleri ve sırlarını açığa çıkardıktan sonra bu sefer de söz konusu iş adamının kirli çamaşırlarını araştırmaya başlar. Sıra ondan intikam almaya gelir.

Ejderha Dövmeli Kız kitap yorumu

Şimdiye kadar Stieg Larsson’un Ejderha Dövmeli Kız romanı ile ilgili yorumumu ara ara verdim. Bence çok çarpıcı, çok yönlü ve gerçekten çok sürükleyici bir kitap. Yazarın ilginç bir tarzı var. Bir yandan okura bir psikolojik gerilim ve polisiye roman sunuyor. Diğer yandan ise İsveç toplumundaki çok önemli sorunlara dikkat çekiyor. Bunlara kadına yönelik şiddet, ırkçılık ve ekonomik yolsuzluklar şeklinde yukarıda sıralamıştım.

Romanda bahsedilen polisiye romanlar

Stieg Larsson romanda bir dizi polisiye kitaptan bahsediyor. Dorothy L. Sayers’in kapalı oda gizemi olan “Have His Carcase” bahsedilen polisiye romanlardan biri. Çünkü Ejderha Dövmeli Kız’da da benzer bir durum var. Herriet, giriş ve çıkışın olmadığı bir adada kaybolur. Adanın sadece bir köprü ile ana karaya bağlantısı var. Kız kaybolduğunda da orada bir kaza yaşanmış ve ada uzun bir süre ulaşıma kapalı kalmıştı. 

Romanda bahsedilen diğer polisiye yazarlar ve kitapları şöyle: Sue Grafton, Val McDermid'in The Mermaids Singing adlı polisiyesi, Ake Edwardsson, Elizabeth George ve Sara Paratsky.

Kitap yorumu: Stieg Larsson - Ejderha Dövmeli Kız (Millennium Serisi 1. Kitap)


Stieg Larsson

Ejderha Dövmeli Kız

Millennium Serisi 1. Kitap

İsveççe özgün adı: Man som hatar kvinnor (Kadınlardan Nefret Eden Erkekler)

Pegasus Yayınları

İstanbul

2009

648 sayfa.


1 Mart 2021

Kitap yorumu: Philip Pullman – Altın Pusula (Karanlık Cevher Serisi 1)

Kitap yorumu: Philip Pullman – Altın Pusula (Karanlık Cevher Serisi 1)


İngiliz yazar Philip Pullman’ın Altın Pusula (Kuzey Işıkları) romanı, çocuk ve genç yetişkinler için fantastik bir kitap. Aynı zamanda Karanlık Cevher Serisi’nin (His Dark Materials) birinci romanı. Her ne kadar çocuklar için yazılan ve bir genç yetişkin romanı olarak görülse de kitabın konusunun temelinde çocukların anlayabileceğinden çok daha derin ve karmaşık bir kurgu var.

Altın Pusula mı, Kuzey Işıkları mı?

Kitabı okurken ilk fark ettiğim şey iki farklı başlığı olduğu oldu. İthaki Yayınları da daha önce kitabı Kuzey Işıkları (Northern Lights) olarak bassa da sonraki baskılarını Altın Pusula (The Golden Compass) başlığı ile yayımladığını görüyoruz. 

Bunun sebebi ise şöyle. Kitap ilk önce İngiltere’de Kuzey Işıkları olarak basıldı. Amerika baskısında ise Altın Pusula başlığı kullanıldı. Tabii filmi de Altın Pusula olarak çekilince serinin birinci kitabı için Altın Pusula daha çok tercih edilir oldu. Bazı baskılarda her iki başlığı da kapakta görmek mümkün.

Kitap yorumu: Philip Pullman – Altın Pusula (Karanlık Cevher Serisi 1)


Kitap önerileri: En iyi fantastik kitaplar (25 fantastik roman serisi listesi)

Philip Pullman – Altın Pusula – Konusu

Philip Pullman, Karanlık Cevher serisinin birinci kitabında okuru alternatif bir fantastik dünyaya götürüyor diyebiliriz. Alternatif diyorum çünkü kitabın konusu da alternatif dünyalardan bahsediyor. Olayların yaşandığı da bu alternatif evren ya da dünyalardan birisi.

Peki, Altın Pusula’daki dünya nasıl bir yer? Bu fantastik dünyada her bir insanın bir cini var. Cin deniliyor ama bu cinler insanların ruhları gibi. Onlara bağlı, onlarla yaşıyor ve onlarla ölüyorlar. Bu cinler hayvan şekillerini alıyor. Çocuklar küçükken farklı hayvanların şekline dönüşebiliyor. Ancak yetişkinliğe geçişle birlikte bir şekil alıyorlar ve bir daha değişmiyorlar. En önemli özellikleri ise insanlarından çok fazla uzağa gidememeleri. Sürekli birlikteler.

Bu dünyada insanlar dışında farklı yaratıklar da yaşıyor. Serinin birinci kitabında en çok cadıları ve zırhlı ayıları görüyoruz. Cadıların da cinleri var. Ancak daha uzağa gidebiliyorlar. Ayıların ise yok ve bu ayılar kutupta yaşıyor, kendi kralları ve yönetimleri var. Cinleri olmayan canlılardan. Bunun yerine onların ruhu sayılabilecek zırhları var. 

Altın Pusula romanındaki dünyada bir de çok gizemli bir şey var. Buna Toz (Dust) deniliyor. Bu görünmeyen Toz uzaydan ya da farklı evrenlerden geliyor ve en çok da yetişkinlere doğru çekiliyor. Çocukların daha az bir çekimi var. İşte, romanın ana karakterleri de bu gizemli madde ile ilgili bir dizi macera yaşar. 

Çünkü bu dünyada Toz ile ilgili deney yapan insanlar ve gruplar var. Bu deneyleri için ise çocukları seçiyorlar. Daha doğrusu çocukları kaçırarak onlar üzerinde korkunç deneylerini uyguluyorlar. Romanın çocuk olan ana karakteri Lyra Belacqua da arkadaşı Roger Parslow kaçırılınca onu aramak için yola çıkar. Bu yolculukta ona eşlik eden insanlar, cadılar ve kutup ayıları var. Tabii düşmanları da az değil.

Altın Pusula romanının ana karakterleri

Lyra Belacqua – Romanın ana karakteri. Arkadaşı Roger Parslow ve kaçırılan diğer çocukları Hükmi Adak Meclisi isimli ve kiliseye bağlı bir örgütten kurtarmak için tehlikeli bir yolculuğa çıkar. Her bir insanın bir cini olduğunu söylemiştik. Lyra’nın cininin ismi de Pantalaimon.

Lord Asriel – Lyra onu amcası olarak biliyor. Gizemli madde Toz’u araştıran bir bilim adamı.

Mrs. Coulter – Zengin ve nüfuzlu bir kadın. Bir süre Lyra’yı himayesine alır. Ancak daha sonra Lyra çocukları kaçıranın o olduğunu öğrenir. Söz konusu Adak Meclisi isimli örgütün başında da o var.

Iorek Byrnison – Bir panserbjørne yani bir ayı. Aslında zırhlı bir ayı. Hikâyede önemli bir yere sahip ve Lyra’ya çok yardım edecek.

Benzer kitap serisi: Narnia Günlükleri - Konusu - Kitap yorumları

Karanlık Cevher serininin dünyası

Kitap yorumu: Philip Pullman – Altın Pusula (Karanlık Cevher Serisi 1)


Yazar, Karanlık Cevher serisinde dünya üzerinde keşiflerin popüler olduğu döneme benzer bir evren kurgulamış. Bahsettiğimiz karakterlerden Lord Asriel de farklı bölgelere seyahat ederek daha sonra bu keşiflerde bulduklarını bağlı olduğu Jordan Koleji’nde paylaşıyor. 

Buradaki dünyanın bizim dünyamıza paralel bir evren olarak da görülebileceğini belirtmiştik. Ancak bazı olaylar ve isimler farklı şekilde geçiyor. Ancak yine de benzerlikler çarpıcı. Mesela kitaptaki belli başlı isimler ve yerler şöyle: Tatarlar, Muskovi, Çinganlar, Laponya ve sair. Bu dünyada yaşanan önemli olaylardan biri de şöyle anlatılıyor:

“Sonra Kolej hizmetkarlarının günlerdir fısıldaşıp durmalarına yol açan rivayet de vardı. Tatarlar'ın Muskovi'yi istila ettiği ve dalgalar halinde kuzeye, St. Petersburg'a doğru ilerledikleri, oradan Baltık Denizi'ne hakim olup sonunda Avrupa'nın batısının tümünün hakkından gelecekleri söyleniyordu. Ve Lord Asriel de en Kuzey'de bulunmuştu: Onu en son gördüğünde, Laponya'ya bir keşif seferi için hazırlık yapıyordu...”

Büyük siyasetin merkezindeki kilise

Seride dünya üzerinde büyük güç sahibi olan önemli bir kurum var. Bu kurum kilisedir. Kilise farklı örgütler üzerinden dünyayı yönetiyor ve nüfuzu altında tutuyor diyebiliriz. Bu kilisenin nasıl geliştiği de şöyle anlatılıyor:

“Papa John Calvin Papalık makamını Cenevre'ye taşıyıp Yüksek Disiplin Divan'ını kurdu kuralı, Kilise'nin hayatın her yanı üzerindeki gücü mutlak olmuştu. Calvin'in ölümünden sonra Papalık'ın kendisi de ortadan kaldırılmıştı ve onun yerine hepsine birden Majisteryum denen bir mahkemeler, kolejler ve konseyler kördüğümü türemişti. Bu organlar her zaman birlik halinde de değillerdi; bazen aralarında şiddetli bir rekabet gelişirdi. Bir önceki yüzyılın büyük bölümünde bunların en güçlüsü Piskoposlar Koleji olmuştu, ama son yıllarda Yüksek Disiplin Divanı, bütün Kilise organlarının en faal ve en korkulanı olarak, onun yerini almıştı.”

Aletiyometre, Toz ve gizemli bir örgüt

Kitabın isminin Amerika baskılarında Altın Pusula konulmasının sebebi, romanda önemli bir yere sahip “aletiyometre” ismi verilen ve pusulaya benzeyen bir cihaz. Dünyada sadece birkaç tane olan bu cihaz, doğruyu bulma cihazı olarak da adlandırılabilir. Nasıl çalıştırılacağını bilen çok az kişi var. Ana karakter Lyra’nın bir özelliği de içgüdüleri ile bu cihazı çalıştırabilmesi.

Bu alet aynı zamanda Toz ismi verilen gizemli madde ile de yakından bağlantılı. Her ne kadar kilise bu madde hakkında az da olsa bilgi sahibi olsa da insanlardan gizli tutuyor. Ama kendi gizli örgütü bununla ilgili deneyler yapıyor. Hem de çocuklar üzerinde.

"Bir Muskovit tarafından keşfedildi … Rusakov diye bir adam. Onun adını verip Rusakov zerrecikleri demişler. Hiçbir şekilde başka zerreciklerle etkileşmeyen temel zerrecikler, saptanması çok zordur, ama işin asıl olağanüstü yanı, insanların onları çekiyor görünmesi. … Ve daha da olağanüstü olanı … bazı insanlar diğerlerinden fazla çekiyor. Yetişkinler çekiyor, ama çocuklar çekmiyor. En azından, ergenlik çağına kadar pek çekmiyorlar. Aslında esas neden de... Adak Meclisi'nin kurulmasının esas nedeni de bu.”

Bir teoriye göre bu Toz paralel evrenlerden geliyor. Bu paralel evrenler ise zaman zaman aurora’da (kutup ışıkları) görülebiliyor. 

Kitap önerileri: En popüler ve en çok okunan fantastik kitaplar (20 roman/seri listesi)

Film uyarlaması Altın Pusula ve dizi uyarlaması His Dark Materials

Kitap yorumu: Philip Pullman – Altın Pusula (Karanlık Cevher Serisi 1)


Serinin birinci kitabı 2007 yılında “Altın Pusula” başlığı ile filme uyarlanmıştı. Ancak devam filmleri yapılmadı. Başlıca sebep prodüksiyon şirketinin beklediği gişe gelirini elde edememesi olmuştu.

2019 yılında bu sefer “His Dark Materials” isimli dizi uyarlaması yapıldı ki bu yazı hazırlanırken artık iki sezon yayımlandı ve üçüncü (son sezon) sezonun da yapımına onay aldı.

Karanlık Cevher serisinin kitapları

Altın Pusula serinin birinci kitabı. Ancak Karanlık Cevher bir üçleme. Üçlemenin tamamı ise şöyle:

  • Altın Pusula (Northern Lights - The Golden Compass)
  • Keskin Bıçak (The Subtle Knife)
  • Kehribar Dürbün (The Amber Spyglass)

Philip Pullman’ın Karanlık Cevher serisi, en iyi fantastik kitaplardan sayılıyor. Yakın zamanda yapılan dizisi de kitaba olan ilgiyi daha da artırır.

Kitap yorumu: Philip Pullman – Altın Pusula (Karanlık Cevher Serisi 1)


Philip Pullman

Altın Pusula (Kuzey Işıkları)

Özgün adı: Northern Lights (The Golden Compass)

Karanlık Cevher (His Dark Materials) serisi 1. kitap

Çev: Sevin Okyay

İthaki Yayınları

İstanbul

2005