5 Ağustos 2020

Kitap yorumu: Lev Tolstoy - Erik Çekirdeği

Kitap yorumu: Lev Tolstoy - Erik Çekirdeği


Dünya klasikleri denildiğinde ilk akla gelen isimlerden biri de ünlü Rus yazar Lev Nikolayeviç Tolstoy olur. Tolstoy, Savaş ve Barış, Anna Karenina gibi eserleri ile ünlü. Bu dev yapıtlar dışında bir de çok sayıda öykü de kaleme almış Tolstoy. 

Tolstoy’un öyküleri farklı  şekillerde derlenerek yayımlanıyor. Mesela, İnsan Neyle Yaşar? başlıklı kitapta, Rus yazarın en dikkat çeken öyküleri toplanmış. Bunlardan birinin ismi de kitabın başlığı.  

Erik Çekirdeği de böyle bir kitap. Ancak en büyük farkı bu kitapta derlenen Tolstoy’un öyküleri çocuklara yönelik. Çocuklar için ve hayvanlarla ilgili öyküler de ağırlıkta. 

Tolstoy’dan çocuklar için öyküler


Erik Çekirdeği başlığını taşıyan bu kitapta toplam 19 öykü var. İlk öykünün ismi de kitabın bağlığı ile aynı. Küçük bir çocuğun ne kadar masum olabileceğini anlatıyor. 

Bu hikâyeleri kızıma okurken şunu gördüm. Çoğunu çocukluğumdan biliyormuşum. Tabii bunların Tolstoy tarafından kaleme alındığını bilmiyordum. Buradaki bazı öyküler ilkokul kitabımda (Azerbaycan’da) birer okuma parçası olarak yer alıyordu. Mesela, Aslan ile Köpek, İki Arkadaş gibi öykülerini bu kitabı okumadan bile zaten biliyordum. 

Aslan ile Köpek belki de kitaptaki en güzel ve en hüzünlü hikâye. Bundan dolayı eğer bir çocuk okursa çok etkilenir ve bir daha unutamaz. İki Arkadaş isimli öykü ise çok anlamlı bir tavsiye veriyor.

Aslan ile Köpek öyküsü

Sonuç olarak kitap için şunlar söylenebilir. Çocuğunuzun okuması için ya da çocuğunuza okumak için bir kitap arıyorsanız Tolstoy’un öykülerinin yer aldığı bu kitabı tercih edebilirsiniz. Kitabın arka kapağına göre 9 yaş ve üzeri için uygun. 


Kitap yorumu: Lev Tolstoy - Erik Çekirdeği


Lev Tolstoy
Erik Çekirdeği
Çev: Kezban Akcalı
Resimleyen: An-Su Aksoy
22. Basım
Can Yayınları
İstanbul
2014
67 sayfa.

29 Temmuz 2020

Kitap yorumu: Paula Hawkins - Trendeki Kız

Kitap yorumu: Paula Hawkins - Trendeki Kız


İngiliz yazar Paula Hawkins, edebiyat dünyasına Trendeki Kız romanı ile adımını atmıştı. Yazarın 2015 yılında yayımlanan bu kitabı psikolojik gerilim ve bir polisiye. Romanın en dikkat çeken kısmı ise yazım üslubu. 

Kitap çıkar çıkmaz da okurun ilgisini çekmiş ki haftalarca New York Çok Satanlar listesinden inmemiş. Tabii bu kadar ünlü olunca da 2016 yılında film uyarlaması da izleyici ile buluştu.  

Kitap yorumu: Paula Hawkins - Trendeki Kız


Şimdi de kitabın konusunda bahsedelim. Rachel, mutsuz bir kadın. Çocuğu olmadığı için içkiye başlamış, sonuçta da bu evliliğini yıkmıştı. Eski eşi ise henüz evliyken ilişki yaşamaya başladığı bir kadınla (Anna) evlenmiş ve arık bir çocukları da var. 

Rachel her gün Londra’da yaşadığı yerden işe trenle gidip geliyor. Bu yolculuğu sırasında ise tren raylarının yanındaki evleri seyrediyor. Özellikle bir evdeki çift dikkatini çekiyor. Çünkü çok mutlu görünüyorlar. Onları tanımasa da onlara Jess ve Jason isimlerini vermiş. Kendisinin sahip olmadığı evlilik ve mutluluğu onların yaşadığına inanıyor:

“İsimlerini de bilmediğim için onlara benim isim vermem gerekmişti. Jason, çünkü İngiliz film yıldızları gibi yakışıklıydı, Depp’e ya da Pitt’e değil, Firth’e ya da Jason Isaacs’e benziyordu. Jess de Jason ile uyumluydu ve ona da yakışıyordu. Güzel ve umursamaz tavrına uyuyordu. Onlar bir çift, bir takımdı. Mutlu olduklarını tahmin ediyordum. Benim eski hâlim gibi, beş yıl önceki Tom ve ben gibiydiler. Kaybettiğim şey onlardaydı, istediğim her şeye sahiptiler.” (s. 25)

Uzaktan trenle evlerinin yanından geçen bu çiftin aslında göründükleri kadar mutlu olmadıklarını bilmiyor. Ancak bir gün bunu öğrenir. Çünkü her gün sabah işe giderken evinin yanından geçtiği ve Jess diye ad taktığı bu kadının kayıp olduğu ile ilgili bir haber görür gazetede. 

İşte bundan sonra Rachel sadece onları uzaktan seyreden trendeki bir kız olmayacak, asıl adı Megan olan kadının kayıp olması olayının tam içinde olmaya başlayacak. Sonuçta olay bir cinayet soruşturmasına dönüşecek ki olayın failini polis ile birlikte Rachel de aramaya başlayacak. 

Megan ve Anna


Yazar zaman zaman bize diğer iki kadının da yaşadıklarını anlatıyor. Biri ana karakter Rachel’in Jess ismini taktığı Megan, diğeri ise Rachel’in eski eşi Tom’un önce ilişki yaşadığı ve sonra da evlendiği Anna.  

Megan ilk önce kaybolur ve aramaya başlarlar. Daha sonra ise cesedi bulunur ki artık bir cinayet soruşturmasına dönüşür. Uzaktan Rachel’e mutlu bir yuvası olan bir kadın gibi görünen Megan’ın hem mevcut evliliği hem de geçmişinde çok fazla acı var. Okur da yavaş yavaş bunları öğrenecek. 

Megan da nasıl hissettiğini şöyle açıklıyor:

“Boşluk: Bunu anlıyordum. Bunu düzeltmek için yapabileceğiniz hiçbir şeyin olmadığını düşünmeye başlıyordum. Terapi seanslarından anladığım buydu: Hayatınızdaki boşluklar kalıcıydı.” (s. 117)

Bir de Anna var. Onun da bir dizi sorunu var ve en büyüğü de Rachel. Çünkü sürekli eski eşini arayıp durur. Evlerine gelir ve sair. Tom ise Rachel ile yaşadıkları evde kalmayı seçmiş ve Anna’yı da burada yaşamaya ikna etmişti. Bu ev ise Megan’ın evine çok yakın. Hatta Megan bir süre Tom ve Anna’nın kızlarına bakıcılık bile yapmıştı.

Bundan dolayı aslında bu üç kadını - Rachel, Anna ve Megan- bir birine bağlayan şeyler de var. Megan’ın nasıl biri olduğunu ise söylediği aşağıdaki cümleler bir nebze açıklıyor:

“Yüzümü yıkarken ne kadar yorgun, ne kadar kabarmış ve bakımsız ve korkunç olduğumu fark ettim. Bir elbise ve topuklu ayakkabı giyip, saçlarıma fön çekip biraz makyaj yaptıktan sonra sokakta yürüyüp erkekleri kendime baktırma ihtiyacını yeniden hissetmiştim. Çalışmayı özlüyordum ama Tom ile tanıştığım, işimin kazançlı olan son senesinde çalışmanın benim için önemini de özlüyordum. Metres olmayı özlüyordum. Hoşuma gidiyordu. Aslında çok seviyordum. Hiç vicdan azabı çekmemiştim. Çekmişim gibi yapıyordum.” (s. 264)

Yazarın anlatım tarzı


Yazar Paula Hawkins, açıkçası daha önce hiç karşılaşmadığım bir yazım tarzı ile anlatmayı seçmiş bu romanını. Üç farklı birinci tekil şahıs var romanda: Rachel, Anna ve Megan. Hepsi de kendi yaşadıklarını kendileri anlatıyorlar. Bazen geçmişe giderek bazen de o an yaşadıklarını anlatarak.

Ayrıca yazar her şeyi gün gün anlatmayı seçmiş. Anlatan kimse, o gün yaşadıklarını bir tarih altında anlatıyor. Bu tarih ise sabah ve akşam diye ikiye bölünerek anlatılıyor. Bir tür günlük anlatımı tarzında. 

Romandaki ilk bölüm “5 Temmuz 2013 Cuma” diye başlıyor ve Rachel o gün sabah ve akşam yaşadıklarını anlatıyor. Bölümlerin başlığında ise anlatıcının ismi var. Yani isimlerini saydığımız bu üç kadının. Birinci tekil şahıs ile olayları ve yaşadıklarını kim anlatıyorsa onun ismi bölüm başlığında yer alıyor. 

Birinci tekil şahıs üzerinden farklı bir anlatımı olan bir kitabı hatırlattı yazarın üslubu. Bilim kurgu yazarı Ann Leckie de Radch İmparatorluğu Üçlemesi’nin birinci kitabı “Adalet” için yazdıklarıma bakabilirsiniz.

Bu arada olaylar Temmuz ile başlar, Eylül’de her şeyin çözülmesi ile biter. Ancak zaman zaman bazı karakterler daha eski yıllarda başından geçenleri de anlatıyorlar.

Sürükleyici kitaplar / akıcı romanlar ile ilgili bir araştırma yaparken birçoklarının bu kitapla ilgili olumlu yorumlarıyla karşılaşmıştım. Kitabın başlangıcı biraz tekdüze gelebilir. Çünkü zaten ana karakter Rachel’in yaşamı böyle. Boşanmış, yalnız, alkolik bir kadın. Ama daha sonra olayın içinde birden fazla gizem, sır ve cinayet girince gayet akıcı bir şekilde okunuyor. 

Kitap yorumu: Paula Hawkins - Trendeki Kız


Paula Hawkins
Trendeki Kız
Özgün adı: The Girl on the Train
Çev: Aslıhan Kuzucan
İthaki Yayınları
İstanbul
2015
360 sayfa.

22 Temmuz 2020

Kitap yorumu: Orson Scott Card - Ender’in Oyunu (Ender Serisi 1. Kitap)

Kitap yorumu: Orson Scott Card - Ender’in Oyunu (Ender Serisi 1. Kitap)


Amerikalı yazar Orson Scott Card’ın Ender’in Oyunu romanı askeri bilim kurgu türü bir kitap. Aynı zamanda Ender Serisi’nin de birinci kitabı.

Bazı kitaplar sadece bir öykü ile başlar ve sonradan romana ve ardından da seriye dönüşür. Ender’in Oyunu da böyle bir kitap. İlk önce 1977 yılında aynı isimle bir öykü olarak yazılmıştı. Daha sonra yazar konuyu ve karakterleri genişleterek 1985 yılında aynı isimle roman olarak okurla buluşturur. Ardından ise birkaç kitap daha yazıyor ve bir seriye dönüşüyor.  

Serinin ilk kitabı 2013 yılında aynı isimle filme de uyarlanmıştı. 

Kitap yorumu: Orson Scott Card - Ender’in Oyunu


Ender’in Oyunu, tarihi belli olmaya gelecek bir Dünya’yı anlatıyor. Dünya iki defa böcekler gibi görünen uzaylı bir türün saldırısına uğramış. İnsanlar bunları “Böcek” diye adlandırıyor. Uzayın bir yerinde kendi gezegenleri, koloni dünyaları ve kendilerine has medeniyetleri var. Tabii güçlü silahları ve uzay araçları da.

Bu uzaylı türü iki defa Dünya’yı istila etme girişiminde bulunmuş. Her ikisinde de püskürtülmüşler. Dünya şimdi üçüncü bir saldırı bekliyor. Tabii ilk iki saldırıdan yıllar geçmiştir. Ancak buna rağmen geçen bu yıllarda insanlar daha iyi uzay savaş gemisi, daha iyi asker ve daha iyi komutan yetiştirmek için çalışıyorlar. 

Daha iyi komutan ve asker yetiştirme işi ise çocuklar daha küçükken başlar. Romanın ana karakteri Andrew Wiggin de (kısaca Ender ismi ile çağırıyorlar) çok küçük yaşta uzayda bulunan bir savaş okuluna götürülür ve orada 6 yaşındayken eğitimine başlar. Onun gibi çok sayıda çocuk var bu okulda. Ama yine de onlar çocuk. Çocuk yaştan ailelerinden, yaşadıkları ortamdan koparılarak askeri eğitimlere tabi tutulurlar. 

Bir yandan hem çocuklar ama aynı zamanda artık çocuk değiller. Çünkü çocuklar savaş okulunda, sıfır yer çekiminde eğitim almaz, savaş taktikleri öğrenmez. Ayrıca evleri hakkında konuşmaları yasak. Ağlamak da öyle…

“…ama çocukların ne olduğuna dair kesinlikle bir fikrim var ve biz çocuk değiliz. Çocuklar bazen kaybedebilir ve kimse aldırmaz. Çocuklar bölüklerde değildir, komutan olmazlar, kırktan fazla çocuğa komuta etmezler, tüm bunlar herhangi birinin çıldırmadan kaldırabileceğinden daha fazla.”

“Hey kimsenin ev hakkında konuşmaması gerektiğini biliyorum. Ama bir yerlerden geldik. Savaş Akademisi bizi yaratmadı, biliyorsun. Savaş Akademisi hiçbir şey yaratmaz. Sadece yok eder. Ve hepimiz evden bir şeyler hatırlıyoruz. Belki iyi şeyler değil, ama hatırlıyoruz ve sonra yalan söylüyoruz ve sanki rol baksana. Ender, neden kimse hiç evden konuşmuyor? Sana bunun ne kadar önemli olduğunu anlatmıyor mu? Kimsenin kabul bile...., neyse.”


Dünyayı uzaylı istilasından kurtarma sorumluluğu bir çocuğun omuzlarında: Ender Wiggin


Kitap yorumu: Orson Scott Card - Ender’in Oyunu (Ender Serisi 1. Kitap)


Yine de her şeye rağmen Dünya’yı bekleyen gerçek bir tehdit var. Böcekler üçüncü istilaya gelirse ki muhtemelen bir daha gelecekler. O zaman insan ırkı ve Dünya’nın sonu olur. Bunun için de insanlığın tek umudu çocuk yaşta eğitimlere başlamak ve en mükemmel komutanı yetiştirmek. Çünkü gerçekten süper zeki bir komutan böcekleri bir kez daha yenebilir. Daha önce böyle bir komutan bir avuç basit savaş gemisi ile çok üstün Böcek donanmasını yenmeyi ve istilayı durdurmayı başarmıştı. Komutanın ismi de Mazer Rackham.

“Çin’in yıkılması. Kuşak Savaşı. Ölüm, acı ve terör. Mazer Raekham ve kurnaz manevralar yaparak kullandığı, dayanıksız ve zayıf görünen küçük, insan yapımı gemilerle kendinden iki kat büyük ve iki kat ateş gücüne sahip düşman filosunu imha etmesi. Sanki yetişkinlerle savaşan bir çocuk gibi. Ve kazandık.”

Tabii Ender’i altı yaşında götürüldüğü savaş okulunda eğlenceli günler beklemiyor. Zorlu süreçlerden geçecek. Onun gerçekten aradıkları komutan olduklarından emin olmak için şimdiye kadar hiçbir çocuğa yapmadıkları kadar ağır koşullar ayarlayacaklar.

Bu arada okurken bir yandan sanki eğlenceli ve dünyayı kurtaracak kadar önemli şeyler yapıyorlar görüntüsü var. Diğer yandan ise aslında olayın içine gizlenmiş bir dram var. Altı yaşındaki bir çocuğu anne ve babasından alarak asker, komutan, savaşçı yapıyorlar ve dünyayı kurtarma yükünü de omuzlarına yüklüyorlar. Bir çocuğa yapılabilecek en kötü şey olsa gerek.

“Ama bunun için buraya geldim," dedi Ender. “Beni bir baltaya sap yapsınlar diye. Dünyayı kurtarmak için.”
“Buna hâlâ inandığına inanamıyorum."
“Neye inanmak?”
“Böcek tehdidine. Dünyayı kurtarmaya. Dinle Ender, eğer Böcekler bizi almak için geri gelselerdi, burada olurlardı. Tekrar saldırmıyorlar. Onları yendik ve gittiler.”
"Ama videolar....”
“Hepsi ilk ve ikinci istiladan. Mazhar Rackham onları şutladığında büyükannen daha doğmamıştı.
İzledin mi? Hepsi aldatmaca. Savaş yok, sadece bizimle dönüp duruyorlar.”
“Ama neden?”
“Çünkü insanlar Böceklerden korktuğu sürece I. F. iktidarda kalır ve I. F. iktidarda kaldığı sürece bazı ülkeler egemenliğini koruyabilir. Ama videoları seyretmeye devam et Ender. İnsanlar çok yakında bu oyunun farkına varacak ve sivil bir savaş çıkacak. Tehdit işte bu. Ender, Böcekler değil. Ve çıktığı zaman, bu savaşta, sen ve ben dost olmayacağız. Çünkü sen tıpkı sayın öğretmenlerimiz gibi Amerikalısın. Oysa ben değilim.”

Dünya üzerindeki güç savaşları ve siyasi stratejiler


Kitap yorumu: Orson Scott Card - Ender’in Oyunu (Ender Serisi 1. Kitap)


Yukarıdaki alıntıda bir çocuk Ender ile konuşurken “I.F”den bahseder. Yani Uluslararası Filo (International Fleet - I.F.). Böcek saldırılarından sonra Dünya’daki ülkeler birlik haline gelerek I.F.’yi kurarlar. Tabii başta ABD ve Rusya geliyor Dünya’nın önemli güçleri arasında. 

Bu Böcek saldırıları aslında Dünya’daki farklı güçleri ve ülkeleri tek bir çatı altında toplamış. Çünkü ortak düşmanları var. Yoksa bu güçler birbirine yiyip bitirme savaşını girerdi. 

Yukarıda da bahsettiğimiz gibi serinin başladığı öykü 1977 yılında roman ise 1985 yılında yayımlanmıştı. Bu yıllar Soğuk Savaş’ın olduğu ve ABD ile Sovyetler Birliği’nin başı çektiği iki süper gücün Dünya egemenliği için çalıştığı dönemdi. 

Orson Scott Card da kitabında bu olayları yansıtmış. Tek bir farkla. Gelecek bir dünyada yaşanıyor romandaki olaylar. Bir tarafta ABD, diğer tarafta ise Rusya var. 

Kitapta ABD’nin egemenliğinin sınırları ile ilgili bir şey denilmiyor. Ancak Rusya’nın çok geniş bir coğrafyada daha büyük ve güçlü bir imparatorluk kurduğu anlatılıyor. Aşağıda anlatılanların harita olarak gözünüzde canlandırmaya çalışın:

“Rusya’yı biliyor musun? Büyük imparatorluk? İkinci Varşova Paktı? Hollanda’dan Pakistan’a kadar Avrasya’nın hükümdarları?”

Ender bir yandan Böcek’leri yenip Dünya’yı kurtarma hayalleri kuruyor ama diğer yandan böyle bir kurtuluşun Dünya’da yeni bir savaş anlamına geleceğini de bilmiyor. Çünkü bir kere Böcek tehdidi ortadan kalktı mı Rusya ve ABD dünya egemenliği için bir birine girecek. 

Böceklerin yok edemediği Dünya’yı iki süper gücün savaşı yok edebilir. Yani her şey eskiye dönüyor.

“Öyleyse daha önceki duruma dönüyor.”
“Birkaç değişiklikle. Kalkanlar sayesinde, artık kimse nükleer silahlardan endişe duymayacak. Bir seferde milyonlar yerine birbirimizi binler halinde öldürmek zorunda kalacağız.”

 Ender ve kardeşleri


Ender ailenin üçüncü çocuğu. Yazar öyle bir dünya kurgulamış ki burada üçüncü çocuğa sahip olmak yasak. Olursa da onu küçük yaşta devlet alıp kendi askeri yapma yetkisine sahip. Yani ailenin elinden alıyorlar. 

Ender’in ise bir kız ve bir de erkek kardeşi var. Nasıl ki Ender zamanla dünya tarihinin en büyük komutanı olacaksa, erkek kardeşi de dünya siyasetinin en nüfuzlu kişisine dönüşecek. Hatta bir keresinde bunu nasıl yapacağını şöyle açıklıyor:

“Herkes Hitler’in ordusu yüzünden güce sahip olduğunu düşünür, çünkü öldürmeye çok heveslilerdi ve bu kısmen doğru, çünkü gerçek dünyada, güç her zaman ölüm tehdidi ve şerefsizlik üzerine kurulmuştur. Ama çoğunlukla, gücü, kelimelerle elde etti, doğru zamanda doğru kelimelerle.”

Ender’in en büyük zaafı ise kız kardeşi. Çünkü onu çok seviyor. Hatta savaş okulunda komutanlar ondan istediklerini alamadıklarında araya aracı olarak kız kardeşini koyarlar. Zaten en başta ondan ayrılmada zorlanacağını da biliyorlardı. 

"Onu, kızla kalmak istediğinden daha fazla bizimle gelmek istediğine ikna edeceğim."
"Bunu nasıl yapacaksın?"
"Ona yalan söyleyeceğim"
"Ya işe yaramazsa?"
"O zaman doğruyu söylerim. Acil durumlarda bunu yapmamıza izin veriliyor."

Ender ise farklı bir karakter ve zekaya sahip. Daha altı yaşındayken kendisini okulda köşeye sıkıştıran bir çocuğunu çok kötü döver. Neden düştükten sonra hala vurmaya devam ettiği sorulduğunda ise şöyle der: 

“Bana neden vurmaya devam ettiğini anlat. Çoktan kazanmıştın.” “Onu yere sererek ilk kavgayı kazandım. Bundan sonraki tüm kavgaları da kazanmak istedim. Böylece benle uğraşmayacaklardı.”

Bu arada daha önce Ender’in zorlu eğitimlerden geçtiğini söylemiştik. Kısa sürede Ender basit bir asker olmaktan komutan olmaya kadar yükselir. Öyle ki kendi timi, mangaları olan bir komutan olur. Bu sefer kendisi eğitimde yaşadığı zorlukları kendisi gibi zeki ve daha iyi eğitileceğini düşündüğü kişilere uygular. 

“İşte sana yaptığım bu Bean. Her yönden seni daha iyi bir asker yapmak için, canını yakıyorum.
Zekanı keskinleştirmek için. Çabanı yoğunlaştırmak için. Seni dengesiz bırakmak, sırada ne olacağından emin olmadan, doğaçlamaya hazır, her ne olursa olsun kazanmaya hedeflenmiş olman için. Aynı zamanda seni mutsuz yapıyorum. İşte bu yüzden seni bana getirdiler Bean.”

Kitabın eğlenceli kısmı


Kitabın en eğlenceli ve okuması zevk veren kısımları ise savaş okulunda çocukların takımlar halinde yer çekimi olmayan odalarda strateji ve savaş oyunları yaptığı bölümleri. Kitabın film uyarlaması bu kısımları iyi anlatabilmiş. Daha doğrusu iyi görsele dökebilmiş. Tabii kitap bu yarışları daha ayrıntılı ve güzel anlatıyor. 


Ender’in Oyunu kitabından en dikkat çeken alıntı


“Savaşın ne olduğunu bilen her makul insan, asla tüm kalbiyle savaşa giremez.”

Son olarak bilim kurgu yazarı John Scalzi, Yaşlı Adamın Savaşı serisinin ikinci kitabı Hayalet Tugay romanında Ender’in Oyunu’ndan bahsetiğini hatırlıyorum. Söz konusu romandaki karakterler Ender serisini okuyor ve o kadar etkileniyorlar ki bir birine Ender diye hitap etmeye başlıyorlar.

Şimdi Ender’in Oyunu kitabını okuduğumda ise Scalzi’nin Yaşlı Adamın Savaşı serisi ile Ender Serisi arasındaki benzerlikle dikkat çekiyor. İkisi de askeri bilim kurgu romanı ve uzayda farklı ırklarla savaşı anlatıyor. Tabii başka benzerlikler de var. Ancak en büyük benzerlik ise uzaya çıkarak asker olan, uzaylı ırklarla savaşan kişilerin normal asker yaşının dışında birileri olması. Ender bu işe altı yaşında başlamış, Scalzi’nin ana karakteri ise 75. yaşında bir uzay ordusu askeri olur. Tabii okuyanlar bu iki kitap ve seri arasındaki benzerlikleri görecek. 

Kitap yorumu: Orson Scott Card - Ender’in Oyunu (Ender Serisi 1. Kitap)


Orson Scott Card
Ender’in Oyunu
Ender Serisi 1. Kitap
Özgün adı: Ender’s Game
Ender’s Saga
Çev: Kaan Çaydamlı ve Gonca Gülbey
Altıkırkbeş Yayınları
295 sayfa.

15 Temmuz 2020

Kitap yorumu: Cormac McCarthy - Yol

Kitap yorumu: Cormac McCarthy - Yol


Kısa süre önce sürükleyici kitaplar ve akıcı romanlar ile ilgili bir liste hazırlamıştım. Cormac McCarthy’nin 2006 yılında çıkan Yol (The Road) romanı da bu listede başta yer alıyor. Gerçekten de bu böyle bir listede yer almayı hak eden bir kitap. 

Roman, kıyamet sonrası bir dünyayı anlatıyor. Dünya’daki yaşamın öldüğü, her şeyin kül olduğu bir gezegen geride kalmış sadece. Bir baba ve küçük oğlu da böyle bir ortamda hayatta kalmaya çalışıyorlar. Sadece hayatta kalmaları yetmez. Bir de “iyi insanlar” olarak da kalmalılar. Çünkü bu dünyada artık böylelerinden çok az kaldı. 

2009 yılında kitabın aynı isimli bir filmi de çekildi. Ayrıca roman 2007 yılında Pulitzer Ödülü'nü de kazandı.

Kitabın konusu: Cormac McCarthy - Yol


Roman, yaşam adına her şeyin öldüğü bir dünya resmi çiziyor okur için. Yıl kaç bilinmiyor ama bilinen bir şey varsa o da kıyamet artık kopmuştur. Dünyada yaşam tükeniyor. Ağaçlar, otlar ve canlı yaşam adına ne varsa hepsi ölüp gitmiştir.

Yazar bunların neden yaşandığını anlatmıyor. Belki de okurun kendi hayali ile bu boşlukları doldurmasını istiyor. Kesin olan bir şey var o da her yere kül yağması. Çünkü artık nasıl bir kıyamet yaşanmışsa koca şehirler, bölgeler, ormanlar yanıyor ve rüzgar da buradaki külü sağa sola taşıyor. 

Böyle bir ortamda bir baba ve oğlu kuzeyden güneye doğru boş ülkede ve yollarda ilerliyorlar. Amaçları güneye, sahile ulaşmak. Çünkü kuzeyde bir kışı daha çıkaramayacaklarını biliyorlar. Yazar yine bu iki karakterin ismini vermiyor. Adam ve oğlan diye bahseder onlardan. 

Bu kıyamet ve dünyadaki yıkım, annesi çocuğa hamileyken başlamış. Annesi belli bir süre hayatta kalsa da bir süre sonra artık içinde bulundukları yaşamı kaldıramadı. Bir gün öylece karanlığın içine çekip gitti. 


Değişen dünya ve yamyamlaşan insanlar


Kitap yorumu: Cormac McCarthy - Yol


Dünyadaki canlı yaşam adına her şeyin öldüğünü söyledik. Artık ot bile bitmiyor. Denizde, karada havada tek bir canlı yok. Böyle olunca insanlar eskiden ne kalmışsa onları bularak ve yiyerek geçiniyorlar. Tabii genellikle bunlar da konserveler. Peki, yiyecek bulamayanlar ne yapıyor?

Adam ve oğlan kendilerini “iyi insanlar” olarak adlandırıyor. Babası bunu biraz da mecazi anlamda “biz ateşi taşıyanlarız” diye anlatmış oğluna. Ama değişen dünyada bir kısım insanlar da artık değişmiş, kötüleşmiş ve yamyamlaşmış. Çünkü yiyecek adına bir şey bulamadıklarında buldukları insanları yiyen çeteler türemiş.

Baba ve oğlu güneye gidiyor ama sürekli tetikte, korku içinde ve endişeyle yaşıyorlar. Ya onları bulurlarsa? Bunun için geceledikleri yerlerde yaktıkları ateşin bile ışığını göstermemeye çalışıyorlar. Diğer en büyük sorunları ise yiyecek ve ısınma. Çünkü hava çok soğuk. Üzerlerine battaniye atarak yürüyorlar ve tüm sahip oldukları da bir alış veriş arabasında. 


Bir babanın en zor seçimi


Baba ve oğlun tek bir silahı var ve ondan da sadece iki kurşun kalmış. Eğer mecbur kalırlarsa kendilerine kullanmak için. Çünkü yamyamların eline geçip onlara yem olmaktansa ölmeyi tercih ediyorlar. Ancak yolculuk sırasında başlarına gelen bir olayda bir kurşunu kullanmak zorunda kalırlar. Geriye tek bir kurşun var. 

Babanın önünde zor bir seçim var. Oğlunu öldürüp onu dünyada yalnız kalma ve kötü adamların eline geçmeden koruyabilecek mi? Çünkü aynı zamanda hasta. Sürekli öksürüyor ve kan tükürüyor. Zaman zaman vakit geldiğinde yapması gerekeni yapabileceğini düşünüyor ancak zaman zaman da bunu yapamayacağını. 

Kitap aslında kıyamet sonrası bir dünyada yaşayan bir babanın dramını anlatıyor da diyebiliriz. Çünkü tek istediği oğlunu hayatta tutmak. Çünkü ona başka bir şey veremez. Verebileceği tek şey ise onun iyi biri olması. Ama dünya öyle bir yer haline gelmiş ki ne hayatta kalmak ne de iyi olarak yaşamak ve ölmek imkansızdır.

Kitap yorumu: Cormac McCarthy - Yol


Cormac McCarthy
Yol
Özgün adı: The Road
Çev: Sevin Okyay
Kanat Kitap
2011
224 sayfa.

9 Temmuz 2020

Kitap incelemesi: Nizami Gencevi - Sırlar Hazinesi (Epik şiir)

Kitap incelemesi: Nizami Gencevi - Sırlar Hazinesi (Epik şiir)


Sırlar Hazinesi, Azerbaycanlı ünlü şair Nizami Gencevi’nin ilk büyük eseridir. Bu eseri dört kitap daha takip etmiş ki hepsine birden beşlik anlamına gelen “Hamse” deniliyor.

Nizami Gencevi, Azerbaycan’ın Gence şehrinde yaşamış ve ondan sonra gelen birçoklarını etkilemiş bir şair. Sırlar Hazinesi (Azerbaycan Türkçesinde: Sirlər xəzinəsi) epik şiirini de Farsça yazmıştı. Türkçe çevirilerinde “Sırlar Hazinesi” ismi kullanılıyor. Bazı çevirilerde ise Farsça ismi ön plana çıkarılarak “Mahzen-i Esrar” başlığının da kullanıldığını görüyoruz.

Kitap incelemesi: Nizami Gencevi - Sırlar Hazinesi


Bu kitap, Nizami’nin ilk büyük eseri ve 1174-1175 yıllarında yazıldı. Klasik Azerbaycan edebiyatını en önemli eserlerinden biri olarak kabul ediliyor. Çünkü kendisinden sonra gelen birçok yazara örnek olmuş, onların da eserlerini etkilemiştir. Eserlerinde hümanizm en öne çıkan temalardan biri. 

Kitapla ilgili yorum ve görüşlerime geçmeden önce, kitabı Azerbaycan Türkçesi çevirisi ile okuduğumu söylemek isterim. Azerbaycan Milli Kütüphanesi’nin internet sitesi (anl.az), birçok kitabı e-kitap olarak okurlara ücretsiz sunuyor. Kütüphanenin online e-kitap kataloğunda üç farklı Sırlar Hazinesi çevirisi buldum. Şiir dili ve akıcılığı açısından en beğendiğin Halil Rıza Ulutürk’ün çevirisi oldu. Ulutürk de ünlü bir Azerbaycan şairi, eleştirmen ve edebiyatçı. Kitabı da onun çevirisi ile okudum. 

Kitap incelemesi: Nizami Gencevi - Sırlar Hazinesi (Epik şiir)


Bu arada Nizami şairin gerçek ismi değil. Asıl ismi Yusif. Ancak eserlerinde hep Nizami mahlasını kullandı. Kitaba önsöz yazan Halil Yusifli de bunu şöyle açıklıyor: 

“Şair əsərlərində ancaq Nizami təxəllüsünü işlətmişdir. Bu söz nizamlı, ölçülü sözə, nəzmə, başqa ifadə ilə desək, şerə mənsub olan adam deməkdir.” (Xəlil Yusifli, Nizami Gəncəvi və Onun "Sirlər Xəzinəsi" Poeması başlıklı Önsöz, s. 5)

Nizami Gence’nin Sırlar Hazinesi epik şiiri, farklı konulara ayrılmış bir giriş bölümü, 20 sohbet ve 20 küçük hikâyeden oluşuyor. 

Besmele, Allah ve peygambere övgüler 


Nizami bu ilk büyük eserine başlarken kullandığı ilk kelime besmeledir. Bu epik şiir, dini bir kitap değil. Ancak din üzerine söylenen çok şey var. Eser beyitler şekline yazılmış, en çok da iyilik, adil olma, insanlara iyi davranma konularına yer veriyor. Bu açıdan Mevlana’nın Mesnevi’sini hatırlatıyor. Mesnevi de beyitler şeklinde ve Farsça yazıldı. Tabii, Nizami’den yaklaşık bir asır sonra. 

Eserine besmele ile başlayan Nizami, ardından yaratana övgüler ile devam ediyor. Allah’ın yeri göğü ve dünyayı nasıl yarattığını şiirsel bir dille anlatıyor. İşte, bu kısımdan dikkatimi çeken güzel bir alıntı:

Göydə min-min gövhəri sapa düzdü Yaradan,
Sildi yoxluq tozunu gecənin saçlarından.

Tulladı səmalara bu iki-üç çəmbəri,
Yeddi düyün vurmaqla qandalladı yerləri.

Günə, Aya donbiçdi öz əlilə Yaradan,
Birinə ağ ipəkdən, о birinə qaradan.

Səfra buludlarını dənizlərdən çıxartdı,
Çəmənlərdə Xızr üçün abi-zəmzəm yaratdı.

Gecə rəngli torpağa verdi gündüz badəsi,
Tökdü daşın ağzına neçə şəfəq qətrəsi.

Birləşdirib, yoğurdu, qaynatdı suyla odu,
Necə də xəlq elədi dürrü, bir də yaqutu. (Beyitler 28 - 33, s.25) 

Bir de Allah’a şöyle sesleniyor:

“Dərgahına gələndə özümüzü itirdik,
Sənin səxavətinə böyük ümid gətirdik.

Ey dərdlilər hamisi, yar ol qəmxar ol bizə,
Çarəsizlər çarəsi, əlac et dərdimizə.

Karvan sovuşur, baxın, bizsə qalmışıq geri,
Kimsəsizlər kimsəsi, atma kimsəsizləri.

Söylə, kimə sığınaq, ey bənzəri olmayan?
Döyək hansı qapını? Yalnız sənsən əltutan.” (105-108, s.31)

Azerbaycanlı masal ustası: Samed Behrengi - Küçük Kara Balık

Diğer yandan ise İslam dininin Hz. Muhammed’in (s.a.s) ölümünden sonra başsız kaldığını belirtiyor. Şaire göre ondan sonra bin bir türlü fitne dini ele geçirmiştir. 12. yüzyılda bunları dile getiriyor. Öyle görünüyor ki geçen sekiz yüzyılda din konusunda değişen bir şey yok. Nizami’nin söylediği sözler hala güncelliğini koruyor.

Başçı sənsən, bəs neçin başsız qalıbdı karvan?
Mərkəz sənsən, bəs neçin bayraq qalxır kənardan?

Bir yanda rəxnə salir, bir yanda tor qururlar,
Dinimizi gözündən, ürəyindən vururlar. (271-272, s.44)

Zalim hükümdar ve zulme karşı


Allah, peygamber ve hatta Hz. Adem ile ilgili kısımlardan sonra Nizami bu sefer bu eserini göndereceği dönemin hükümdarını anmaya ve övmeğe başlıyor. Bunları “İslam Padşahı Məlik Fəxrəddin Bəhram Şah ibn Davuda öygü” başlıklı bölümde görüyoruz. Tabii bir yandan övüyor ama diğer yandan da zalim bir hükümdarın nasıl olduğu, zulmün nasıl olmaması gerektiği yönünde birçok öykü ve nasihat da veriyor. 

Kitap incelemesi: Nizami Gencevi - Sırlar Hazinesi (Epik şiir)
Yıktığı şehirlerin harabeleri ile karşılaşan Nuşirevan'ın hikayesini anlatan elyazma kitaptan bir sayfa.


 Kitabı okurken en dikkat çeken konulardan birisi Nizami’nin sürekli zalim hükümdarlar ile ilgili örnek vermesi. Zulmün durdurulması yönünde sözleri. Özellikle hükümdarlara adil olmaları ve halkına karşı iyi davranmayı öğüt veriyor. Bir yerde konuşturduğu bir şahın ağzından, yanlışını anladığı ve ahireti de düşünerek yakıp yıkmayı durduracağı yönünde sözler dökülür. 

Onun dışında Allah’a hitap ettiği kısımlarda zulüm yapanlara karşı bedduası da var diyebiliriz. Bu iki alıntıya dikkat edin:

Bütün zülmətbazları kor eylə, ulu Tanrı!
Bütün cövhərpərəstlər, əmr et, rədd olsun barı. (Beyit 71, s.28)

“Ev yıxdı, mülk uçurtdu, zülmkarlar nə qədər,
Tapdı dövləti yalnız xalqı incitməyənlər.” (Beyit 934, s.97)

Əgər kədər duzundan azacıq dadmış olsan,
Bu duzsuz işlərindən sən əl çəkərsən, inan!

Əl çək zülümdən. Uğraş vəfa yurduna birbaş,
Yanaş ulu Tanrıya, alçaqlardan uzaqlaş!

Tanrı gözəlliyini görüb, çirkinliyi at,
Uzaqlaşıb özündən, Tanrı məqamına çat.

Üzr istəsən, suçundan birdəfəlik əl çəksən,
Dada yetən Tanrıdan lütflər görəcəksən. (880-883, s.92-93)


Söz ustası


Diğer yandan ise söz söylemenin, sözün ne kadar değerli olduğunu da belirtiyor Nizami Gencevi. Kendisinin söz söyleme, şiir sanatında usta olduğunu da hiç çekinmeden söylüyor. Sözün ne kadar değerli olduğunu ise şu mısralarla anlatıyor. 

Söz olmasa... yerində dünya donardı, sözsüz,
Nə qədər söz dedilər, yenə əskilmədi söz.

Söz - canımızdır. Eşqin lüğətinə baxsana!
Biz sözük, gövdəmizsə yalnız xarabaxana! (436-437, s.58)

Kitabın ismi Sırlar Hazinesi, gerçekten de her okur burada kendine hitap eden bir şeyler bulacak. Özellikle hayatın anlamı, yaşadıklarımız, çektiğimiz acılar konusunda büyük Azerbaycan şairinin aşağıda yer alan sözleri benim dikkatimi çekti. 

Mesela aşağıda yer alan 1013 numaralı beyitte, bugün padişah olanların yarın ölüp gideceğini söylüyor ama bunu söylerken onların “bir çömlekçi kiline” dönüşeceğini belirterek, farklı bir şekilde dile getirmiş. Bu ve diğer birçok açından gerçekten de sözü ustalıkla kullanmasını ve kendinden sonra gelenlere de yol gösterici olmasını bilmiştir.

Bu vəfasız qübbə ki, daim dönər, dolanar, 
Sənin istəklərinin tam əksinə fırlanar.

Bu gün şah eylər səni, aləm keçər əlinə,
Sabah döndərər səni bir çömləkçi gilinə. (1012-1013, s.103)

“Нəг şey keçib gedəcək: həm Ay, ulduz, həm fələk,
Rahatlıq da, möhnət də bir gün sona yetəcək. 

Bir azca şadlanıram dərdim, qəmim olanda,
Çünki sevinc müjdəsi gətirir qəm cahanda.” (1253-1254, s.123)

“Biz ki, qara gildənik, hardandır ağ gün bizə?
Necə şadlanasan ki, şadlıq olub möcüzə!

Məgər varmı fələyin xoşbəxt etdiyi adam?
Varsa, nə sənsən, nə mən. Əl çək belə xülyadan.

Biz dünyaya gəldik ki, kədər duyaq, qəm yeyək,
Gəlmədik ki, nitq edək, axşam-səhər zəvzəyək!” (1441-1443, s139)     

Kitap incelemesi: Nizami Gencevi - Sırlar Hazinesi (Epik şiir)

Nizami Gencevi
Sırlar Hazinesi (Sirlər xəzinəsi - Mahzen-i Esrar)
Farsçadan Azerbaycan Türkçesine çeviri: Xəlil Rza Ulutürk (Halil Rıza Ulutürk)
Lider Nəşriyyat
Bakü
2004
264 sayfa.

1 Temmuz 2020

Kitap Yorumu: C. S. Lewis - Şafak Yıldızı’nın Yolculuğu (Narnia Günlükleri - 5. Kitap)

Kitap Yorumu: C. S. Lewis - Şafak Yıldızı’nın Yolculuğu (Narnia Günlükleri - 5. Kitap)


İrlanda asıllı yazar C.S. Lewis’in “Şafak Yıldızı’nın Yolculuğu” kitabı, yayımlanma sıralamasına göre Narnia Günlükleri serisinin üçüncü, yazarın önerdiği kronolojik okuma sıralamasına göre ise beşinci romanı. 

Bu kitapta yazar kurguladığı büyülü ülke Narnia’nın farklı yerlerine götürüyor okuru. Her şeyden önce bu roman bir macera ve seyahat romanıdır diyebiliriz. 

Kitap Yorumu C. S. Lewis - Şafak Yıldızı’nın Yolculuğu


Narnia Günlükleri, Peter, Susan, Edmund ve Lucy isimli dört kardeşin fantastik ve büyülü bir ülkeye açılan bir kapı keşfetmesi ile başlamıştı. Narnia büyünün ve büyülü yaratıkların olduğu bir ülke. Burada hayvanlar konuşur ve aynı zaman birçok mitolojik canlılar da bu topraklarda insanlarla birlikte yaşar.

Peter, Susan, Edmund ve Lucy, iki defa Narnia’ya gelerek daha sonra kendi dünyalarına geri dönmüştü. Ancak bu kitapta sadece Edmund ve Lucy Narnia’ya beklenmedik ve sihirli bir yolculuk yapabildi. Çünkü zaten önceki kitapta bu fantastik ülkenin kralı olan Aslan, Peter ve Susan’ın gelemeyeceğini söylemişti. Çünkü artık büyüdüler. Yani Narnia’yı gelip görmek sadece çocuklara nasip oluyor. 


Edmund ve Lucy, üçüncü ve son defa Narnia’ya gelirler. Ama yanlarında kuzenleri Eustace da var. Birinci defa bir dolaptan geçerek, ikinci defa bulundukları bir tren istasyonundan büyünün harekete geçirilmesi ile Narnia’ya gelmişlerdi. Şimdi ise misafir olarak gittikleri bir evdeki bir deniz tablosu üzerinden Narnia’ya gelirler.

Kitap Yorumu: C. S. Lewis - Şafak Yıldızı’nın Yolculuğu (Narnia Günlükleri - 5. Kitap)
Edmund, Lucy ve Eustace ile Prens Caspian - Filmden bir kare: The Chronicles of Narnia: The Voyage of the Dawn Treader (2010)

Deniz macerası


Şafak Yıldızı’nın Yolculuğu, adından da anlaşıldığı gibi bir deniz macerası romanı. Edmund, Lucy ve Eustace kendilerini Prens Caspian’ın gemisinde bulurlar. Tabii Eustace Narnia’yı bilmediği için olayı kabullenmek istemez ve sürekli şikayet eder. Ama yapacak bir şeyi de yok. 

Caspian, gemisi ile bir yolculuğa çıkmıştır. Daha önce Narnia’nın kimsenin görmediği yerlerine doğru yelken açıyor. Daha doğrusu amcasının kral olduğu dönemde bu uzak denizlere sürülen yedi lordu bulmaya çalışıyor.

Bu macera devam ederken okur da Narnia’nın nasıl bir dünya olduğunu görür. Daha önce sadece bir parçasını görmüştük. Burada ise adadan adaya ve denizde bir dizi macera yaşar kitabın kahramanları. Tabii zaman zaman büyük tehlikeler atlatırlar. Ancak sonunda Narnia’nın sihirli dünyasının sonunu bulurlar. Son dedikleri şey ise Aslan’ın ülkesidir.

Narnia Günlükleri hangi sıraya göre okunmalı?


Kitabın sonunda şu bilgi yer alıyor: C.S. Lewis’in önerdiği okuma sırasıyla Narnia Günlükleri:

Büyücünün Yeğeni
Aslan, Cadı ve Dolap
At ve Çocuk
Prens Caspian
Şafak Yıldızı’nın Yolculuğu
Gümüş Sandalye
Son Savaş

Ancak ben kızımla birlikte okurken yayınlanma sırasını takip ettik şimdiye kadar. Yani, "Aslan, Cadı ve Dolap", "Prens Caspian" ve sonra da "Şafak Yıldızı’nın Yolculuğu". Çünkü bu üçü Pevensie kardeşlerinin yani Peter, Susan, Edmund ve Lucy’nin hikayesini anlatıyor. 


Ben şahsen bu kitabı ilk iki kitaptan daha çok değendim. Sebebi burada bir deniz yolculuğu yapılıyor olması olabilir. Ancak kızım daha çok Aslan, Cadı ve Dolap ile Prens Caspian kitaplarını daha çok sevdi. En çok da birinci kitabı. Çünkü burada çocuklar daha fazla öne çıkıyor. 

Sonuç olarak hem çocuk hem de büyüklerin severek okuyabilecekleri bir seri ve fantastik romanlar.

Kitap Yorumu: C. S. Lewis - Şafak Yıldızı’nın Yolculuğu (Narnia Günlükleri - 5. Kitap)


C. S. Lewis
Şafak Yıldızı’nın Yolculuğu
Narnia Günlükleri - 5. Kitap
Özgün adı: The Voyage of the Dawn Treader
The Chronicles of Narnia
Resimleyen: Pauline Baynes
Doğan Egmont Yayıncılık
255 sayfa.


13 Haziran 2020

Kitap yorumu: Terry Pratchett - Büyünün Rengi (Diskdünya Serisi - 1. Kitap)

Kitap yorumu: Terry Pratchett - Büyünün Rengi (Diskdünya Serisi - 1. Kitap)


Terry Pratchett’nin “Büyünün Rengi” kitabı, fantastik komedi türü bir roman. Yazar, sizi fantastik bir dünyaya götürüyor, ama bu fantastik dünyada her şeyi mizahi bir dille anlatıyor. Klasik fantastik kitap ve romanlardan çok uzak bir anlatımı var. Benim için zaman zaman bol güldürünün olduğu bir okuma deneyimi oldu.

9 Mayıs 2020

Kitap incelemesi: Hasan Saraç - Kafkas Ateşi


Kitap incelemesi: Hasan Saraç - Kafkas Ateşi

Yazar Hasan Saraç’ın son romanı Kafkas Ateşi, adından da belli olduğu gibi okuru Kafkasya’ya götürüyor. Gürcistan ve Abhazya topraklarına, romanın ana karakteri ile birlikte bir yolculuk var bu kitapta. Ayrıca iki sevgilinin yıllara meydan okuyan aşkının hikâyesini okuyoruz.

1 Mayıs 2020

Geniş kitap önerileri listesi - Farklı tür ve temalara göre kitap tavsiyeleri

Kitap Önerisi / Okuma Listesi


Kitap önerileri, okuma tavsiyeleri istiyorsanız bu listelerin listesine bakın. Fantastik, bilim kurgu, dünya klasikleri, Rus edebiyatı, polisiye, gizem, gerilim, aşk, uzay konulu her türlü kitap önerisini burada bulabilirsiniz. İşte size geniş bir liste.

17 Nisan 2020

Kitap Yorumu: C. S. Lewis - Prens Caspian (Narnia Günlükleri - 4. Kitap)

Kitap Yorumu: C. S. Lewis - Prens Caspian (Narnia Günlükleri - 4. Kitap)


İngiliz yazar C. S. Lewis’in “Prens Caspian” kitabı okuru yeniden fantastik bir ülke olan Narnia’ya götürüyor. Prens Caspian, Narnia Günlükleri serisinin yayımlanmış ikinci kitabı.