10 Mayıs 2021

Kitap yorumu: Patrick Rothfuss - Sessizliğin Müziği

Kitap yorumu: Patrick Rothfuss - Sessizliğin Müziği


Patrick Rothfuss’un “Sessizliğin Müziği” başlıklı kısa romanı (novella), Kralkatili Güncesi fantastik serisindeki bir karakterin dünyasını anlatıyor. Bu karakterin ismi Auri. Bu karakteri garip, tatlı ve çatlak bir kız olarak tanımlayabiliriz. 

Kralkatili Güncesi serisinden Auri’nin öyküsü

Sessizliğin Müziği, Auri’nin öyküsünü anlatıyor. Tabii eğer Kralkatili Güncesi romanlarını okumadıysanız Auri kim diye sorabilirsiniz. Bundan dolayı da kitabın en başında yazar okuru uyarıyor. Eğer serinin Rüzgârın Adı ve Bilge Adamın Korkusu romanlarını okumadıysanız bu kısa romanı anlamlandırmada güçlük geçebilirsiniz. 

Bakınız: Patrick Rothfuss - Rüzgarın Adı

Bakınız: Patrick Rothfuss - Bilge Adamın Korkusu

Auri, Kralkatili Güncesi serinin ana karakteri Kvothe’nin sempati (bir tür sihir), simya gibi şeylerin öğretildiği üniversitede tanıştığı bir kız. Daha doğrusu üniversitenin kimsenin girmediği, kimsenin bilmediği Şeyaltı ismi verilen yerinde gözlerden ırak yaşayan garip ve tatlı kızdır Auri. 

Bu Şeyaltı ismi verilen yer, üniversitenin altındaki tüneller, kimsenin kullanmadığı mahzenler ve odalardan oluşuyor. Bazen birkaç kat aşağıya kadar inebiliyor. Kvothe de zaman zaman bu tünelleri kullanıyor. Seriyi okuyanlar hatırlayacaktır.

Patrick Rothfuss - Sessizliğin Müziği – Konusu

Rothfuss’un romanlarını okuyanlar, bu ürkek, garip ve yeraltında herkesten uzakta yaşayan çatlak kızın nasıl yaşadığını, yer altında karanlıkta nasıl geçindiğini merak etmiştir. Bu kısa roman da bu merakı gideriyor ve Auri’yi daha fazla tanıtıyor. Tabii bu karakter ile ilgili okurun aklında oluşabilecek tüm soruları cevaplamıyor. 

Auri aslında kızın adı değil. Kvothe, ismini bilmediği ve çok ürkek olan bu kıza bir isim takar ki kız da onu beğenir. Zaman zaman da onu ziyaret eder. Kıyafet, yiyecek, içecek bir şeyler getirir. Auri de Kvothe’nin lavta çalmasını dinler. Böyle bir arkadaşlık var ikisi arasında. Tabii kız çok ürkek olduğu için de çok kırılgandır bu arkadaşlık. Kvothe de bundan dolayı çok hassas davranıyor ve onun hoşlanmayacağı şeyleri sormamaya veya söylememeye dikkat ediyor. 

Sessizliğin Müziği ise Auri’nin Şeyaltı’ndaki altı gününü anlatıyor. Auri uyanıyor ve o günkü ruh haline göre bu yer altı odaları ve tünellerinde bir şeyler yapıyor. Bazen keşfe çıkıyor. Bazen bir şey topluyor. Bazen de Şeylerin Üstü’ne çıkıyor. 

Kitap yorumu: Patrick Rothfuss - Sessizliğin Müziği
Kitapta yer alan ve Auri'yi gösteren resimlerden bir örnek


Auri biraz çatlak. Bu kız neden yeraltında yaşıyor, kimdir bilinmez. Kvothe’nin tahminine göre üniversitedeki sempati ve simya gibi eğitimler sonucu bu hale gelmiştir. Bu haliyle özel biri diyebiliriz. 

Auri’nin bir özelliği ise yaşadığı yer altındaki sığınağındaki eşyalar ile bir bağ kurması. Bir tür şeylerin kalbi ile iletişim kuruyor. Tabii normal bir insan için onu yaptığı şey delice olabilir. Şeyaltı’ndaki her oda, koridor ya da tünelin ise özelliğine göre bir ismi var. Auri’nin eşyalar ile nasıl bir etkileşimi olduğunu aşağıdaki alıntı daha iyi anlatacak:

“Oradan ayrılmadan önce Kabuk’taki pirinç çarka tekrar göz attı. Fakat hayır. Çark eğer gelmek isteseydi Uğrak’ta kalmakla yetinmesi gerekirdi. Mağrur şey, ne olacak. Gam’a gittiğinde, aynayı huzursuz hatta tedirgin bulmak Auri’yi şaşırttı. Güne tekin bir başlangıç yapıldığı söylenemezdi. Yine de sadece bir ahmak böyle bir şeyi bilerek görmezden gelirdi. Ve Auri ahmak falan değildi.

Hem zaten ayna uzun zamandır buralarda olduğu için Auri onun huyunu suyunu iyi biliyordu. Ayna yer değiştirmek istiyordu ama önce sakinleştirilmesi lazımdı. Teselli edilmesi. Gönlünün alınması. Üstü örtülmeliydi.” (s. 50)

Tabii çatlak olabilir ama aynı zamanda yetenekli bir kızdır. En başta tek başına yeraltında yaşıyor. Onun dışında Auri’nin içyağından kendisi için kokulu sabun yaptığını görüyoruz. Kendisini ziyarete gelecek Kvothe için de mum hazırlıyor. Üniversitede gördüğü eğitimden edindiği bilgileri kullanıyor. 

Sonuç olarak Auri, Kralkatili Güncesi serisinin ilgi çeken bir yan karakteri. Seriyi okuyan ve bu karakteri merak edenlerin beğeneceği bir öykü.

Kitap önerileri: En iyi fantastik kitaplar (25 fantastik roman serisi listesi)

Kitabın yazılmasının öyküsü

Patrick Rothfuss, kitabın sonunda Auri’nin öyküsünü nasıl yazdığını anlatıyor. Az önce “beğeneceğiniz bir öykü” dedik ama bazıları bu kitabı beğenmeyebilir. Rothfuss da bu kitabın herkesin beğenebileceği türden olmadığını belirtiyor. Şöyle diyor:

“Fakat şöyle bir durum söz konusuydu. Ben öyküyü sevmiştim. Garipti, hatalıydı, karmakarışıktı ve güya bir öykünün ihtiyacı olan çoğu şeyden yoksundu. Ama tüm bunlara rağmen görevini yerine getiriyordu. Yalnızca Auri ve Şeyaltı hakkında pek çok şey öğrenmekle kalmıyordum, aynı zamanda öykü kendince bir hoşluğa sahip olduğunu da görüyordum.” (s. 176)

Sonuç itibariyle Kralkatili Güncesi sevenler için ek bir okuma diyebiliriz. Goodreads sitesi, Sessizliğin Müziği kitabını “Kralkatili Güncesi 2.5” olarak tanımlamış. İkinci kitaptan sonra yayımlanan bir yan novella. Tabii serideki ana öykü ile ilgili burada bir şey bulamazsınız. Bu Auri’nin ve Şeyaltı’nın öyküsüdür. 

Kitap yorumu: Patrick Rothfuss - Sessizliğin Müziği


Patrick Rothfuss

Sessizliğin Müziği

Özgün adı: The Slow Regard of Silent Things

İllüstrasyonlar: Nate Taylor

Çev: Cihan Karamancı

İstanbul

2015

179 sayfa.

3 Mayıs 2021

Kitab-ı Dede Korkut (Kitap özeti)

Kitab-ı Dede Korkut (Kitap özeti)


Kitab-ı Dede Korkut, diğer adıyla Oğuzname, bir Mukaddime (Giriş) ve 12 boydan (destan, hikâye) oluşuyor. Bu yazıda boyların kısa ve öz bir şekilde özeti yapılmaya çalışıldı. Kitab-ı Dede Korkut ile ilgili daha ayrıntılı bilgi için bakınız:

Kitap incelemesi: Kitab-ı Dede Korkut

Kitab-ı Dede Korkut - Kitap özeti

Kitab-ı Dede Korkut destanından yer alan hikâyelerin kısa kısa özeti.

1- Dirse Han Oğlu Boğaç Han Boyu

Bayındır han, her yıl Oğuz hanlarını bir araya toplar ve onlara ziyafet verir. Bu sefer üç farklı çadır kurdurur. Ak, kırmızı ve kara. Oğlu ve kızı olmayanlar için kara çadır yaptırır. Dirse han da oğlu ve kızı olmadığı için bu çadıra alınır ki Bayındır hanın bu hareketine alınır. Evine döner ve eşine yaşananları anlatır. O da ona bir tavsiyede bulunur. İnsanları yedirir, içirir, giydirir, borçlunun borcunun öder. Kısacası bin türlü iyiliklerde bulunur ki sonunda bir oğlu olur. Dirse han da Bayındır hanın yakın arkadaşı olur. 

Dirse hanın oğlu büyür ve bir gün Bayındır hanın çok güçlü boğası getirildiğinde onunla karşılaşır ve boğayı yener. Halk onun güçlü kuvvetli olduğunu görür ki Dede Korkut da oğlana Boğaç adını verir.

Boğaç artık han olur ve yanına kırk yiğit alır. Dirse hanın kırk adamı ise bunu kıskanır ve ikisinin arasını açmaya çalışır ki sonunda başarırlar. Dirse han kendi oğlunu avdayken okla vurur. Ama oğlu ölmez. Bu sefer bu kırk namert Dirse hanın esir eder. Boğaç da kırk yiğidi ile gelir savaşır ve babasını kurtarır.

2- Salur Kazan’ın Evinin Yağmalandığı Boyu

Salur Kazan, Oğuz beyleri ile ava çıkıyor. Evini koruması için de oğlu Uruz’u bırakıyor. Salur Kazan evinden uzaktayken bunu duyan kafir Şökli Melik de gelip Salur Kazan’ın evini yağmalar. Malları dışında eşi Borla Hatun ve kırk kadını, oğlu Uruz ile 40 yiğidi de esir alır. Kafir bununla da yetinmez, Demirkapı Derbent’teki koyun sürüsünü de ele geçirelim ki Kazan’dan öcümüz tam olsun der.

Derbent’te sürüleri güden Karacuk çoban ise onlarla savaşır, iki kardeşini kaybeder ama yine de tek bir koyunu bile vermez. Kazan ise bir rüya görür ve endişelenir. Gideyim evime bakayım der. Tabii evi, malı, mülkü ve hatunu ile oğlu esir edilmiş. Araya araya gelip Karacuk çobanı bulur.

Birlikte Şöklü Melik’e saldırmaya giderler. Bir ara Kazan tereddüt eder ve çobanı bir ağaca bağlar. Sonra Kazan bir çobana muhtaç oldu, onun yardımını istedi demesinler diye. Ancak bu ağaç da çobanı durduramaz. Kökünden söker ve yine Kazan’ın arkasından gelir. 

Bu arada Melik de boş durmaz. Kazan’ın şerefini lekelemek için Borla Hatun’u getirtip kendilerine içki dağıtmasını isterler. Ama kim olduğunu bulamazlar. Hatta oğlunu öldürürüz derler. Oğlu da eğer beni kıyma yapıp sana verseler bile iki kat ye yine de kim olduğunu bilmesinler der. Babamın namusuna leke sürülmesin der.

Öte yandan Salur Kazan ve çoban da Şöklü Melik’in olduğu yere gelirler. İlk önce ihtiyar anasının verilmesini ister ki savaş çıktığında atların altında kalıp ezilmesin. Melik bunu kabul etmez. Bu arada Kazan ile ava giden diğer Oğuz beyleri de gelirler ve savaş başlar. Sonunda Kazan ve Oğuz beyleri savaşı kazanır ve dönüp yeniden evlerini, yurtlarını yapmaya başlarlar.

3- Kam Büre Oğlu Bamsı Beyrek Boyu

Bayındır hanla toplanan Oğuz beylerinden Bay Büre Bey’in oğlu yoktu. Oğuz beyleri hep birlikte oğlu olması için dua ederler. Bay Bican Bey de kızı olması için dua ister. Eğer kızı olur ve Bay Büre’nin de oğlu olursa bu ikisi beşik kertmesi olacak.

Sonuçta böyle de olur. Çocuklar büyür ve evlenmeye hazırlanırlar. Bu arada nişanlanmaları ile sonuçlanan olaylarda Banı Çiçek, Bamsı Beyrek’i sınar. At yarıştırmada, ok atmada ve son olarak da güreşte. Üçünde de yenilince Beyrek’in ona bir yüzük vermesi ile nişanları ve evlilik hazırlıkları yapılır. 

Tam da evlilik günü kafir gelir Beyrek ve 39 yiğidini esir alır, Bayburt kalesine götürür. 16 yıl Beyrek’e ne olduğu bilinmez. Sonunda Banı Çiçek’in erkek kardeşi, Beyrek’ten haber getirene ödül vereceğini söyler. Eğer ölüm haberi olursa da kız kardeşini bu kişiye verecek.

Yalancı oğlu Yaltacuk, yalandan ölüm haberi getirir ve Banı Çiçek’le nişanları yapılır.

Bu arada Bay Büre tüccarları gönderir ve kendilerine bu haberin doğru olup olmadığını araştırmalarını sorar. Tüccarlar Bayburt’ta Beyrek’i bulurlar. Banı Çiçek’in yalancı ile evleneceğini de söylerler. Burada Beyrek’e aşık olan bir kız da onun kaçmasına yardım eder. Yurduna dönen Beyrek gelir evliliği durdurur. Sonra tüm Oğuz beyleri Bayburt’a saldırır ve buradaki birçok kafir beyini öldürür.  

4- Kazan Bey Oğlu Uruz Bey’in Tutsak Olduğu Boyu

Kazan Bey oğlunun hiç savaş yüzü görmediğinden şikayet ediyor. Çünkü hiç “baş kesmedi, kan dökmedi”. Oğlu Uruz da diyor ki sen ne zaman bana gösterdik baş kesmeyi, kan dökmeyi. Bunları oğul babadan öğrenir, baba oğuldan değil. Sonuçta Kazan da bu doğru söz karşısında yanına kendi adamlarını, Uruz ve onun kırk yiğidini alır ve ava çıkar. 

Bunu gören kafirin casusları haber veriyor ve büyük bir düşman ordusu saldırıyor. Kazan oğluna uzakta dur izle der. Uruz ilk önce izler, sonra dayanamaz ve adamları ile savaşa katılır. Kırk yiğidi ölür, atı vurulur, kendisi de esir düşer. 

Kazan ise savaştan sonra oğlum korkup kaçtı, annesine sığında diye kızar, üzülür. Evine döner. Ama Borla hatun oğlunu görmeyince Kazan’a çıkışır. Kazan da oğlunun esir olduğunu anlar ve aramaya çıkar. Sonuçta Borla hatun, ince belli kız ve oğlanlar ve Oğuz beyleri hepsi gelir ki kafirin büyük ordusu mağlup edilir. Uruz da kurtarılır.

5- Duha Koca Oğlu Deli Dumrul Boyu

Deli Dumrul bir nehir üzerinde bir köprü yapar ve gelenden geçenden para alır. Bir gün köprünün yakınında bir grubun ağladığını görür. Gelip sorar ve bir yiğidin öldüğünü söylerler. O da onun canını kim aldı diye sorar. Cevap olarak da Azrail denilir. O da kim bu Azrail diye sorar. Allah’tan onu karşısına çıkarmasını ister ki yiğidin canını kurtarsın.

“Yüce Allah’a Dumrul’un sözü hoş gelmedi. “Bak, bak! Bre, deli kavat, benim birliğimi bilmiyor, birliğime şükretmiyor! Benim ulu dergâhımda gezsin, benlik eylesin!..” dedi. Azrail’e buyruk eyledi ki, “Ya Azrail! Git, o deli kavatın gözüne görün, benzini sarart!..” dedi. “Canını hırlat, al!” dedi.”

Tabii Azrail gelir ve Dumrul’u yere serer. Dumrul artık ne yaptığını anlar ve bu sefer de canı için yalvarmaya başlar. Allah da eğer kendisi yerine başka bir can bulursa onun canını almamasını söyler. Dumrul da anne ve babasını gider. Hiçbiri tatlı canından vazgeçemez. Dumrul bu sefer de eşi ile vedalaşmaya gider. Başına neler geldiğini duyan eşi de kendi canını vermeyi kabul eder. Dumrul da Allah’a dua eder. Ya ikisinin birden canını almasını ya da ikisine birden merhamet etmesini ister. Onların canları bağışlanır ama bu sefer anne ve babasının canı alınır.

6- Kanlı Koca Oğlu Kan Turalı Boyu

Kanlı Koca, oğlu Kan Turalı evlendirmek ister. Oğlu ise yiğit gibi bir kız istediğini söyler. İç Oğuz, Taş Oğuz’u gezer ve istediği gibi bir kızı bulamaz. Bu sefer babası gider böyle yiğit bir kızı Trabzon’da bulur. Hem de tekfurun kızı. Ama kızla evlenmek isteyenlerin üç hayvanla savaşması gerekiyor: boğa, aslan ve deve. Şimdiye kadar kimse boğayı bile yenememiş. Sonuçta kelleleri kale duvarına asılıyor. 

Kan Turalı bunu yapacağını söyler ve gelir bu üç hayvanla dövüşür ve sonuçta yener. Sarı elbiseli Selcan hatunu alır ve Oğuz yurdunun sınırına gelir. Ama bu sefer tekfur kızı verdiğine pişman olur ve ordusu ile peşlerinden gelir. Selcan hatun bunu tahmin etmişti. Bundan dolayı silahlanmış ve at üstünde bekliyordu. Orduyu görünce de Kan Turalı uyandırır. Selcan hatunu böyle silahlı ve hazır görünce de gerçekten istediği eşin böyle bir eş olduğunu söyler. Sonuçta birlikte savaşıp kafirleri yenerler. Oğuz elinde de düğünleri yapılır.

7- Kazılık Koca Oğlu Yegenek Boyu’nu Anlatır

Bayındır Han, Oğuz beylerini toplamış, yiyip içiyorlar. Bunlar arasında Kazılık Koca isimli birisi sefer için izin ister. İzin verilince de Karadeniz sahilindeki Düzmürd kalesine saldırır. Kalenin çok güçlü bir tekfuru vardı. Koca’yı esir alır. 16 yıl esir kalır.

Koca esirken hamile bırakıp gittiği eşi bir oğlan çocuk doğurur. İsmi Yegenek. Oğlan 15 yaşına kadar babasının esir olduğunu bilmez. Öğrenince de Bayındır Han’dan ordu ister. O da 24 vilayetin beylerini yanına verir. Kaleye gelip savaşırlar. Kimse bu güçlü tekfuru yenemez. Sonunda gencecik Yegenek onunla savaşır ve yener. Babasını kurtarır.

8- Basat’ın Tepegöz’ü Öldürdüğü Boyu

Oğuz eli düşmandan kaçarken Aruz’un bir oğlu düşüyor ve geride kalıyor. Bir aslan onu buluyor ve besliyor. Oğuzlar geri dönünce çocuğu yeniden bulurlar. Dede Korkut adını Basat koyar. 

Bu arada bir çoban çeşme başında perilerden birini yakalıyor ve onunla çiftleşiyor. Bir yıl sonra peri ona bir şey getirir. Bunun içinde tek gözlü bir çocuk çıkar. Tepesinde bir göz var. Aruz onu alır ve evine getirir. Ama bu çocuk bir türlü doymaz. Öyle ki diğer çocukların burnunu kulağını yemeye başlar. Sonuçta kovarlar.

Peri annesi gelip Tepegöze bir yüzük verir. Bu yüzük onu koruyor. Ne kılıç kesiyor ne ok batıyor. Böylece Tepegöz Oğuz elini esir alır. Bir yere gitmeye izin vermez. Saldıranları öldürür. Çok kişiyi yer. Sonuçta Oğuz eli ona haraç vermeyi kabul eder. Her gün iki insan ile 500 koyun.

Öte yandan Basat bir savaştan döner ve olanları öğrenir. Tepegöz’ün olduğu mağaraya gelir. Tepegöz onu yakalar ama uyuduğunda Basat kendisini kurtarır ve Tepegöz’ün tek gözünü kör eder. Tepegöz onu yakalamak ve öldürmek için çok hileye başvurur ama öldüremez. Sonuçta Basat da Tepegöz’ü kendi kılıcıyla öldürür. Oğuz eli de kurtulur.

9- Begil Oğlu Emren’in Boyu

Bayındır Han, Oğuz beylerini topar. Gürcistan’dan gelen haracın bu sefer çok az olduğundan yakınır. Sadece bir at, bir kılıç ve bir de çomak. Bunları Begil’e verirler. O da ailesini alır ve Oğuz sınırına yerleşir. Bir kafir geçerse öldürür. 

Bir gün ava çıkarken attan düşer ve ayağını kırar. Düşman bunu duyar ve ordu ile gelir. Begil’in oğlu Emren de babasının atına biner, kılıcını alır ve elbiselerini giyer. Böyle düşmanın karşısına çıkar. Düşman ilk önce Begil’dir kaçalım der. Sonra genç birisi olduğunu anlar. Emren de düşmanla dövüşür. Ama tam da gücü tükenecekken Allah’a yalvarır ve o da ona güç verir ki sonunda düşmanı yener.

10- Uşun Koca Oğlu Segrek Boyu

Uşun kocanın büyük oğlunun adı Egrek. Beylerin ve Salur Kazan’ın meclisinde oturan bir yiğit. Bir gün sefere çıkar ama boş bulunduğu bir anda esir edilir.

Küçük kardeşi Segrek ise büyüyünce esirlikte bir ağabeyi olduğunu öğrenir. Gidip kurtarmak ister. Anne ve babası izin vermez. Gitmesin diye de evlendirirler. Ama o ağabeyimi kurtarmadan gerdeğe girmem der ve gider. 

Gelir Egrek’in esir olduğu kale yakınındaki kafirin sürülerini ele geçirdi, çobanlarını öldürdü. Kafir de onu yakalasın diye 60 kişi gönderir. Öldüreni öldürür, gerisini yeniden kaleye sürer. Bu sefer 100 kişi gelir. Bunlara da aynısı olur. Tekfur bu sefer daha fazla asker göndermek ister ama askerler korkularından gitmezler. 

Son çare olarak esirleri Egrek’i onun üstüne gönderirler. Eğer başlarına bela olan bu kişiyi yakalarsa özgür bırakacaklar. Tabii Egrek ve Segrek bir süre konuşurlar ve kardeş olduklarını öğrenirler. Kafiri öldürür, sürülerini önlerini katıp Oğuz’a dönerler.

11- Salur Kazan’ın Tutsak Olup Oğlu Uruz’un Onu Tutsaklıktan Çıkardığı Boyu

Salur Kazan beyleri ile ava çıktığında uyur ve esir düşer. Toma’nın kalesinde zindana atılır. Yıllar geçer ve oğlu Uruz büyür ve babasını kurtarmaya gelir. Yanında da Oğuz beyleri.

Tekfur da Oğuzları yenmek için karşısına ordusunun başında Kazan’ı çıkarır. Eğer gelen orduyu yenerse özgürlüğünü verecekler. Kazan ise gelenleri tanır ama kendisinin kim olduğunu söylemez. Sırayla Oğuz beyleri ile cenk yapar ve onları yenerek geri gönderir ve beyiniz gelsin der.

Son olarak Uruz gelir ve babasını yaralar. O zaman Kazan kim olduğunu söyler. Hepsi Kazan’ın elini öper ve birlikte kafiri yener, kalesini alır, kilisesini yıkar ve yerine cami inşa ederler. 

12- İç Oğuz’a Dış Oğuz’un Başkaldırıp Beyrek’in Öldüğü Boyu

Kazan Han, Oğuz beylerine gelenek üzerine evini yağmalatıyor. Bir sefer Taş Oğuz beyleri olmazlar. Bundan dolayı Kazan’a düşman olurlar. Başlarında da Kazan’ın dayısı Aruz var. Aruz, Beyrek’i çağırıyor. Sözde Kazanla aralarını bulsun diye. Ama gelince Kazan’a karşı yemin etmesini ister. Beyrek yapmayınca da onu vurur. Beyrek ölüm döşeğinde evine varır ve Kazan kısasımı alsın der. 

Kazan da ordusu ile Daş Oğuz’a gider ve Aruz başkanlığındaki beyler ile dövüşür. Aruz ile çarpışarak onu yener ve öldürtür. Sonuçta Beyrek’in intikamını alır ve Taş Oğuz beyleri de ona yeniden bağlanır, af dilerler. Kazan da kabul eder.

SON


26 Nisan 2021

Kitap incelemesi: Kitab-ı Dede Korkut

Kitap incelemesi: Kitab-ı Dede Korkut


Kitab-ı Dede Korkut, bir Türk destanı. Bu açıdan Türk hikayeciliğinin de temellerini oluşturuyor diyebiliriz. Bunun dışında tarihimize, gelenek ve göreneklerimize de ışık tutan çok yönlü bir kitap. Kitabın bir başka ismi de Oğuzname’dir. Çünkü Oğuzların destanıdır. 

Kitab-ı Dede Korkut hakkında

Kitab-ı Dede Korkut 19. yüzyıla kadar unutulmuş bir hazineydi. Almanya’da Dresden kütüphanesinde el yazması bulunana kadar. Daha sonra Vatikan’da bir nüsha daha bulundu. Birkaç yıl önce de Kazakistan’da ek 13. boyun olduğu bir nüsha daha bulunduğu bildiriliyor. 

Bize kadar ulaşan Kitab-ı Dede Korkut, bir Mukaddime (Giriş) ve 12 boydan (destan, hikâye) oluşuyor. Dresden nüshası böyleyken, Vatikan nüshasında sadece 6 boy var. Eğer Kazakistan’da bulunan doğrulanırsa 13. boy da bulunmuş olacak. Ancak yapılan araştırmalar, bu destanın çok daha uzun olduğunu gösteriyor. 

Bu destanın kim tarafından, ne zaman yazıldığı ile ilgili kesin bilgiler yok. Ancak sözlü kültürün bir ürünü olarak ağızdan ağıza anlatıldığı ve 14. ya da 15. yüzyılda yazıya dökülmüş olduğu tahmin ediliyor. Ayrıca destanda anlatılan olayların da en eskisinin 7. yüzyılda, çoğunun da 10 ve 11. yüzyıllarda yaşanmış olduğu tahmin ediliyor.

Dede Korkut kitabında anlatılan olaylar, Azerbaycan, Doğu Anadolu ve Gürcistan’da geçiyor. Ayrıca tarihte Akkoyunluların zamanı ile Oğuzlar’ın Trabzon Rumları ve Gürcülerle savaşlarını anlatıyor. 

Kitap incelemesi: Kitab-ı Dede Korkut


Kitabı Dede Korkut’ta geçen yer adları

Kitab-ı Dede Korkut’ta bir dizi yer adı dikkat çekiyor. En başta İç ve Taş Oğuz elleri var. Bunların sınırının birinde Demirkapı Derbent, birinde Gürcistan ve diğerinde ise Rum elleri var. Bazı destanlarda Trabzon, Bayburt kaleleri ve tekfurlarının adı geçiyor. Buralar, Oğuzların savaştığı ve “kafir” olarak adlandırılan yerler. 

Diğer taraftan bugünkü Azerbaycan olan yerlerin Oğuzların mesken olduğu yerler olarak geçtiği görülüyor. Bir hikâyede ise Gence ve Berde’ye yerleşen bir Oğuz beyinden bahsediliyor ki bu iki isim şu an Azerbaycan’ın batısındaki iller. 

Dede Korkut kimdir?

Kitab-ı Dede Korkut’un girişinde Dede Korkut’un Hz. Muhammed (sav) dönemine yakın Bayat boyunda yaşamış biri olduğu bilgisi yer alıyor. Ancak muhtemelen Dede Korkut bir süre sonra bir kişiden çok bu destanları anlatan, zaman zaman yeni destanlar da ekleyerek büyüten ozanlar için kullanılan bir ad haline gelmiştir. 

Sonuç olarak bazen Dede Korkut, bazen Dedem Korkut, bazen de Korkut Ata denilen bu kişi Oğuzların sevip saydığı, zaman zaman öğütlerine başvurduğu, bilge bir ozandı. Bazı destanlarda Oğuz beyleri ona başvurarak bazı işleri halletmesini isterler. Tüm hikâyelerin sonunda ise Dede Korkut gelerek söz söyler, hayır duada bulunur.

Kitap incelemesi: Kitab-ı Dede Korkut


Kitab-ı Dede Korkut’un konusu

Kitab-ı Dede Korkut’taki boylar (hikâyeler), genel olarak Oğuz elinin yiğitlerinin, beylerinin, hanlarının hikâyesini anlatıyor. Zaman zaman Oğuzlar çevre illere savaşa gider, zaman zaman da düşmanlar Oğuz’a saldırır. Bu düşmanlar arasında en çok Gürcüler ve Rum diyarının tekfurlarının ismi geçiyor. 

Bunun dışında Oğuz içinde de bazı olayları görüyoruz. Bir babanın oğlu ile arasının açılması, Oğuz içindeki iç çekişmeler, bazen de bazı kişilerin ihaneti ve sair. En dikkat çeken öykülerden biri de Tepegöz ile ilgilidir ki burada Basat, bu güçlü yaratıkla savaşır.

Bütün açılardan Dede Korkut Oğuzların yaşadığı bazı olayları, yiğitliklerini, yaşamlarını anlatıyor. Hem bir edebi kitap yani destan hem de bazı tarihi bilgileri de sunan değerli bir eser.

Dede Korkut olayları bazen şiir ile bazen de düz yazı ile anlatıyor. Bir olay anlatılan yerlerde düz yazı kullanılırken, daha çok duyguları ifade edilen yerlerde şiir ile anlatım vardır. 

Destanların önemli karakterleri

Dede Korkut kitabında 12 boy yani destan var. Bu destanlarda zaman zaman aynı karakterleri görebiliyoruz. Bunlar Oğuz elinin ileri gelenleridir.

Bayındır Han: Oğuz hanı olan Bayındır Han ile ilgili bir hikâye yok ama birçok boyun girişinde onun ismi var. Oğuzlar da zaman zaman ona başvurur, yardım ister, ordu talep eder.

Salur Kazan: Kazan bey, beylerbeyi Kazan ve Kazan Han isimleri ile de anılıyor. Bayındır Han’ın damadıdır. Borla Hatun ile evlenmiştir.

Uruz: Kazan Han’ın oğlu. Bir boyda Şökli Melik’e esir düşer. Başka bir boyda ise esir düşen babası Salur Kazan’ın kurtarır.

Bamsı Beyrek: Okuru en çok etkileyen boylardan biri de Bamsı Beyrek ile ilgilidir. Esir düşesi, sevdiğinden uzun yıllar uzakta kalması bu karakterinin kaderinde var.

Kitap incelemesi: Kitab-ı Dede Korkut


Destanın İslami yönü

Destanda sık sık İslami anlatımlar da dikkat çekiyor. En başta Dede Korkut’un Allah’ı anması dikkat çekiyor. Bunun dışında her destan sonunda Allah ve Peygambere övgüler, hayır dualar var. 

Ayrıca Oğuz beyleri de sık sık Allah’ı anar, her şeye kadir Allah’tan yardım ister. Savaş öncesi ise yıkanmaları, alınlarını secdeye koyup iki rekat namaz kılmalarını görüyoruz. 

Destanda kadınlar ve savaşmaları

Oğuzname olarak da adlandırılan bu kitap, Oğuz elinde, Oğuzların toplumunda kadının konumu ile ilgili bilgiler de yer alıyor. Oğuz kadınının gerektiğinde ata bindiği, savaşa gittiğini, ok attığını anlatıyor. Mesela, Dirse Han Oğlu Boğaç Han Boyu’nda oğlu avdan eve dönmeyince annesi Dirse Han’dan hesap sorar ve yanına ordu alarak savaşa gidebileceğini, kafirlerle dövüşeceğini ve gerekirse de öleceğini söyler.

Yine Bamsı Beyrek boyunda Beyrek’in nişanlısı Banıçiçek onu at yarışı, ok atma ve güreş yapma ile sınar. Burada Banıçiçek erkek kıyafetinde güreş yapar ki Beyrek’in onu zar zor yenebildiğini okuyoruz.

Buna ilave olarak Uruz’un esir düştüğü boyda Oğuzlar onu kurtarmak için savaşa giderler ki bu savaşa Bayındır Han’ın kızı, Kazan Han’ın eşi Borla Hatun da kırk ince belli kız ile birlikte katılır. 

Odysseia ile Dede Korkut arasındaki benzerlikler

Eski Yunan destanı Odysseia ile Dede Korkut hikâyeleri arasında bazı benzerlikler dikkat çekiyor. En başta Tepegöz ile ilgili hikâyenin her iki destanda önemli bir yeri var. Tepegöz, her iki destanda da kahramanları mağarasında hapseder. Yine her iki destanda da kahramanlar tarafından kör edilir Tepegöz.

Bunun dışında Bamsı Beyrek’in esir düşmesi, nişanlısı ile başka birisinin evlenmek istemesi de Odysseus’un yurdundan uzakta bir tanrıça tarafından alıkonulması, karısı ile başkalarının evlenmek istemelerine benziyor. 

Ayrıntılar için bakınız: Homeros – Odysseia

Dede Korkut’un film uyarlaması

Kitab-ı Dede Korkut üzerine bir film uyarlaması var mı diye soruyorsanız size bir filmi tavsiye edebilirim. 1975 yapımı olan “Dədə Qorqud” (1975) filmi, destandaki birkaç boyu bir araya getirerek beyaz perdeye taşımıştı. 

Filmde Kazan Han, oğlu Uruz, Bamsı Beyrek gibi karakterler öne çıkıyor. Dövüş sahneleri, savaş ve diğer özellikleri ile yapıldığı döneme göre çok iyi bir eser ortaya çıkmış. Merak edenler için filmden bir sahne. Ayrıca Youtube’da filmin tamamını da bulabilirsiniz.


Özgün ve sadeleştirilmiş metin

Son olarak Kitab-ı Dede Korkut’u (Kitabi-Dədə Qorqud) Azerbaycan dilinde yapılan baskısında okudum. Bu baskının güzel yönü, hem özgün metne hem de günümüz Azerbaycan Türkçesine uyarlanmış, sadeleştirilmiş metninin verilmesidir. Ayrıca kitabın sonunda bir de yaklaşık 60 sayfalık bir sözlük var ki kitapta geçen bazı sözcüklerin daha iyi anlaşılmasına yardımcı oluyor.

Kitap incelemesi: Kitab-ı Dede Korkut


Kitabi-Dədə Qorqud (Kitab-ı Dede Korkut)

Sadeleştirme: F. Zeynalov ve S. Əlizadə

Öndər Nəşriyyat

Bakü

2004

375 sayfa.

Dede Korkut temalı resimler: Mikayıl Abdullayev


19 Nisan 2021

Homeros – Odysseia (Kitap özeti)

Homeros – Odysseia (Kitap özeti)


Homeros’un Odysseia’sı bir Eski Yunan destanı. Destan 24 bölümden oluşuyor. Bu yazıda Odysseia’nın bölümlerinin kısa özeti yer alıyor. 

Kitap incelemesi: Homeros – Odysseia

Homeros – Odysseia – Kitap özeti

Birinci Bölüm: Sesleniş - Tanrılar Toplantısı - Athene'nin Öğütleri - Şölen

Zeus ile tanrılar Odysseus’un evine dönmesine karar verirler ve Athene’ye bu konuda görev düşer. Odysseus, Troya savaşı dönüşünde bir adada bir tanrıça tarafından alıkonulmuş. 

Sonra Odysseus’un evine gidiyoruz. Odysseus, Troya’daki savaştan dönmeyince karısı Penelopeia ile evlenmek isteyen birçok talipli gelmişti. Penelopeia da hiçbirine ne evet ne de hayır diyor. Sonuçta bu adamlar bütün gün Odysseus’un evinde yiyip içip oturuyor. Tanrı Athene, insan kılığına girerek buraya gelir ve Odysseus’un oğlu Telemakhos’a öğütler verir. En başta da bir gemi ile babasını aramaya çıkmasını söylüyor.

İkinci Bölüm: İthakelilerin Toplantısı - Telemakhos'un Yola Çıkışı

Telemakhos, Akhaları (Yunanlılar) toplar ve Athene’nin öğüdüne uyarak babasını aramak ya da onunla ilgili bir haber duymak için denize açılacağını, kendisine gemi ve yol arkadaşları verilmesini ister. İsteği kabul edilmez. Bunun yerine talipliler annesinin kendilerini aldattığını, yıllardır gündüzleri dokuduğu bezi geceleri söktüğünü öğrendiklerini söylerler. Ama yine de Athene, Telemakhos’a yardım eder, bir gemi ve yol arkadaşları bularak denize açılır. 

Üçüncü Bölüm: Pylos'ta

Pallas Athene ve Telemakhos gemi ile Pylos’a gelirler. Telemakhos burada Nestor’a babasına ne olduğunu sorar. Troya’da ya da ondan sonra Odysseus’a neler olduğunu öğrenmek ister. Nestor da Troya’dan ayrıldıktan sonra neler yaşandığını anlatır. Agamemnon onlara kalmalarını söylerken bir kısmı ayrılır ve evlerine döner. Odysseus da ilk önce dönenler arasında olsa da sonra geri döner. Ondan sonra da Nestor’un ne olduğu ile ilgili bir bilgisi yok.

Daha sonra Telemakhos’un sorusu üzerine Nestor, Aigisthos’un Agamemnon'un karısını ve krallığını nasıl ele geçirdiğini anlatıyor. Agamemnon'un kardeşi ve kral olan Menelaos ise bu sıralarda denizde ve ganimet topluyor. Bu hikâyenin sonu ile şöyle anlatılıyor:

“Bu ara Aigisthos yıkımlar kuruyordu evinde ona.

Öldürdü sılasına kavuşan Atreusoğlu'nu,

aldı tekmil halkı boyunduruk altına.

Hüküm sürdü bol altınlı Mykene'de tam yedi yıl.

Tanrısal Orestes başının belası oldu sekizinci yılda,

döndü Atina'dan, öldürdü babasını öldüreni,

kendisini ünlü bir babadan eden adamı.

Uğursuz anasını, korkak Aigisthos'u gömdü,

ölü şöleni verdi tekmil Argoslulara.

Gür sesli Menelaos da çıkageldi o gün,

gemileri malla doluydu tıkabasa.” (s. 78)

Nestor, bunları anlattıktan sonra Telemakhos’un yanındaki ihtiyarın Athene olduğunu anlar ve sonraki gün ona kurban keser. Ardından Telemakhos’a at, araba ve bir oğlunu verir ve gideceği yola gönderir. Babasına ne olduğunu Menelaos’a soracak bu sefer.

Dördüncü Bölüm: Lakedaimon'da

Telemakhos ve Nestor’un oğlu bu sefer Lakedaimon'a varırlar. Menelaos iki düğün yapıyor. Biri oğlu biri de kızı için. Kızını Akhilleus'un oğluna veriyor. Telemakhos bu sefer Menelaos’a babası ile ilgili bir şey bilip bilmediğini sorar. O da Mısır yakınlarında bir adada başına gelenleri anlatır ve orada bir tanrıdan Odysseus’un (Laertes’in oğlu) bir adada alıkonulduğunu öğrendiğini söyler. 

Tabii Menelaos bir de Mısır yakınında adada yaşadıklarını ve Agamemnon’un başına gelenlerden de bahsediyor. Troya’dan evine dönen Agamemnon tuzağa düşürülür ve öldürülür. Ona tuzak kuran Aigisthos da onun malını mülkünü ele geçirir. Ta ki o da öldürülene kadar.

Bu arada İthake’de talipler Telemakhos’un gittiğini öğrenirler. Antinoos, Eupeithes'in oğlu da Telemakhos’a dönüşünde tuzak kurmaya gider. 

Beşinci Bölüm: Kalypso'nun Mağarası - Odysseus'un Salı

Odysseus, bir adada Kalypso (bir Nymphe) tarafından alıkonulmuş. Zeus, Hermeias’ı Odysseus’u kurtarması için gönderir. O da adaya gelerek Kalypso ile konuşur. Zeus’tan korkan Kalypso, Odysseus’u serbest bırakma kararı alır. Hatta adadan ayrılacak salı yapmasına da yardım eder. Odysseus adadan ayrılır ama ona kızgın olan Poseidon bunu görür ve üzerine fırtınalar salar. Ama tanrıların da yardımı ile Odysseus sonunda Phaiakların ilinde karaya çıkar. 

Altıncı Bölüm: Odysseus'un Phaiak İline Gelişi

Ogygie Adası'ndan ayrılarak Phaiakların ilinde karaya çıkan Odysseus burada bir çalının altına kıvrılarak uyur. Phaiakların kralı Alkinoos'un kızı Nausikaa da onun uyuduğu nehir kenarına çamaşır yıkamaya gelir. Bu işte de Athene’nin parmağı var. Odysseus’u bulur ve şehre getirir.

Yedinci Bölüm: Odysseus Alkinoos'un Sarayında

Odysseus, Alkinoos'un sarayına gelir ve karısı Arete’nin ayaklarına kapanarak yardım ister. Phaiaklar da ona evine dönmede yardım etme sözü verirler. Odysseus da bu arada başından geçenleri anlatır onlara. 

Sekizinci Bölüm: Odysseus'un Onuruna Şenlik

Phaiaklar, daha adını bile bilmedikleri ama görünümünden etkilendikleri misafirleri Odysseus için bir şenlik düzenlerler. Bu arada oyunlar oynanır, yarışlar yapılır. Odysseus da katılır. Aynı zamanda Demodokos isimli ozan da burada iki destan anlatır. Aphrodite ile Ares’in birlikte olmaları ve topal Hephaistos'un da onları yatakta yakalayarak tanrıları evine toplaması ile ilgili. İkinci olarak ise Troya’da atın yapılması, askerlerin bu atın içine girerek şehri ele geçirmesi ile ilgili. En sonunda Odysseus’a kim olduğu ve neden ozan Troya’yı anlattığında ağladığı sorulur. 

Dokuzuncu Bölüm: Odysseus Anlatır - Kikonlar Lotosyiyenler – Tepegözler

Odysseus da anlatmaya başlar. İlk önce adını söyler sonra da Troya’dan sonra başına gelenleri. Troya’dan birkaç gemi ile yola çıkmışlar. İlk önce gemilerle Kikonlar’ın şehri İsmasor'a gelir. Şehre saldırıyor ve yağmalıyorlar. Sonra kaçıp gitmelerini önerir Odysseus ama diğerleri dinlemez. Bu sefer Kikonlar saldırır ve burada bir kısmını öldürülür. 

Buradan kaçan Akhalar bu sefer Lotosyiyenlerin toprağına gelirler. Lotosyiyenler sadece lotos yemişi yer. Odysseus’un bazı arkadaşları da bunu yedikten sonra buradan ayrılmak istemezler. Bu tatlı meyvenin böyle bir etkisi var. Gitmek istemeyenleri gemide zincire vurup buradan da ayrılırlar. Sonra gelirler Tepegözlerin iline. 

Odysseus diğerlerinden ayrılarak Tepegözlerin adasına çıkar kendi gemisi ve arkadaşları ile. Burada Poseidon’un oğlu olan Polyphemos isimli Tepegözün mağarasına gelirler. Tepegöze konuk olmak için gelirler ama bu dev onları tek tek yemeye başlar. Odysseus da Tepegözü kör ederek mağarasından kurtulmanın yolunu bulur. Birkaç arkadaşı da kurtulur. Sonra yine diğer gemilerle denize açılırlar.

Onuncu Bölüm: Aiolos - Laistrygonlar – Kirke

Bu sefer Odysseus ve arkadaşları gemileriyle Aiolos Adası'na gelirler. Burada Hippotesoğlu Aiolos ailesi ile yaşıyor. Rüzgarlara gücü yeten birisi ve bir tuluma rüzgar dolduruyor ve Odysseus’un gemisine koyuyor ki evlerine çabuk varsınlar. Ama arkadaşları bu tulumda altın ve gümüş olduğunu düşünür ve tamah ederler. Sonuçta tulum açılınca ortalık farklı rüzgarlarla dolar ki yeniden Aiolos Adası'na getirir onları rüzgarlar. Bu sefer Hippotesoğlu Aiolos onlara kızar ve kovar. 

Bu sefer kürek çekerek Laistrygonlar’ın adasına gelirler. Buranın kralı da Laistrygon Antiphates. Bunlar dev gibi insanlar. Daha adaya adım atar atmaz Laistrygonlar birkaçını yakalar ve yer. Diğerlerine de saldırır, gemilerini batırır ve gerisini de yemek için şişe geçirirler. Odysseus ise gemisini daha uzakta demirlediği için hemen kaçıp kurtulur.

Bu sefer tek gemi kalırlar (sadece 40 kişiler artık) ve korkunç tanrıça Kirke’nin olduğu adaya gelirler. Kirke ilk önce Odysseun’un arkadaşlarının bir kısmını köşkünde tuzağa düşürerek domuza çevirir. Odysseus, başka bir tanrının da yol göstermesi ile onları kurtarır ve yeniden insana dönüşürler. Bu sefer bir yıl Kirke’nin evinde kalırlar. Gitmek istediklerinde ise Kirke onlara Hades'in ve korkunç Persephone'nin ülkesine gitmeleri ve burada Thebailı Teiresias'ın ruhuna danışmaları gerektiğini söyler. Bu şekilde eve dönüş yolunu öğrenebilecekler. Yani yeni istikamet ölüler ülkesi.

On Birinci Bölüm: Ölüler Ülkesinde

Ölüler ülkesine gelir ve Kirke’nin dediği gibi kurbanlar keser. Thebailı Teiresias'ın ruhu gelir ve nasıl eve döneceğini söyler Odysseus’a. Burada anasının da ruhunu görür ve onunla konuşur. Daha sonra burada gördüğü diğer ruhların kimler olduğunu uzun uzun anlatır. Burada Phaiaklar’a anlattıklarına bir ara veriyor. Ancak sonra Troya’da savaşanlardan kimleri ölüler dünyasında gördüğü sorulur ki o da onları anlatmaya başlar. Agamemnon ve Akhilleus da var bunların arasında. Agamemnon, karısının nasıl onu tuzağa düşürerek öldürttüğünden yakınır. Akhilleus ise oğluna ne olduğunu öğrenmek ister. Ardından Odysseus ölüler ülkesinden ayrılır.

On İkinci Bölüm: Seirenler - Skylla - Kharybdis - Güneş'in Sığırları

Odysseus ve arkadaşları yeniden Aiaie Adası'na, Kirke’nin konağı olan adaya geri dönerler. Kirke de onlara bundan sonra nasıl bir yol izlemeleri gerektiğini söyler. Çünkü önlerinde Seirenler, Skylla, Kharybdis gibi canavarlar var. Bir de Güneş’in adasındaki inekler ve koyunlara dokunmamalarını öğütler onlara. Yoksa evlerine dönemezler.

Odysseus ve arkadaşları, Seirenler, Skylla ve Kharybdis’in tehlikesini bu öğütleri dinleyerek atlatırlar. Ancak denize açılmaları için gerekli rüzgar çıkmayınca Güneş’in adasında bir ay kalınca buradaki inekleri kesip yerler. Tam da Odysseus’un adanın içine gittiği bir zamanda. Onun öğütlerini dinlemezler. Güneş de Zeus’tan onları cezalandırmalarını ister. Sonuçta Odysseus dışında hepsi fırtınada helak olur. Odysseus da Tanrıça Kalypso’nun oturduğu Ogygie Adası’na gelir ki bu tanrıça onu kocası yapmak ister ve uzun süre alıkoyar. 

On Üçüncü Bölüm: Odysseus'un Phaiaklar İlinden Ayrılması - İthake'ye Varışı

Odysseus, serüvenlerini anlatmayı bitirir. Phaiaklar da ona armağanlar verir. Kral Alkinoos bir gemi ile onu İthake’ye gönderir. Odysseus sonunda İthake’ye varır. Yanında da Phaiakların verdiği armağanlar. 

Bu arada Poseidon da Phaiaklara kızar. Odysseus’a yardım ettikleri için. Odysseus’u götüren gemiyi dönüşte taşa çevirir. Adayı da dağla örtmeyi düşünüyor.

Bu arada Athene yeniden Odysseus’un karşısına çıkar. Bu sefer kim olduğunu söyler. Evinde karısına talip olanlara ne yapacaklarını konuşurlar. Athene ilk önce Odysseus’u bir ihtiyara çevirir sonra da oğlu Telemakhos'u çağırmaya gider. Telemakhos hala Lakedaimon'da Menelaos'un yanında.

On Dördüncü Bölüm: Odysseus'un Eumaios'la Konuşması

Odysseus, adası İthake’de ihtiyar bir adam kılığında domuz çobanı Eumaios’un ağılına gelir. Aslında güttüğü domuzlar Odysseus’undur. Burada sohbet ederken kim olduğu sorulunca Odysseus da başka birisiymiş gibi yeni bir macera uydurur. Troya savaşına katılması, Mısır’a gitmesi, Libya’da esir edilmesi ve sonuçta da İthake’ye gelip çıkması ile ilgili. 

On Beşinci Bölüm: Telemakhos'un Eumaios'un Kulübesine Gelişi

Bu arada Pallas Athene, Lakedaimon'a geliyor ve Telemakhos’a artık eve dönme vakti olduğunu söyler. Menelaos da ona armağanlar verir. Telemakhos, Nestor’un oğlu Peisistratos ile yola çıkar ve geride bıraktığı gemisi ve arkadaşlarının yanına gelir. Athene ayrıca İthake yakınında bir adada taliplilerin bir pusu kurarak onu öldürmek istediğini de haber verir. 

İthake’de ise Odysseus domuz çobanı Eumaios'un kulübesinde kalıyor. Eumaios ona kim olduğunu anlatır. Babası başka bir adada kralmış. Fenikyeliler onu çocukken kaçırmış sonra da Odysseus’un babası Laertes’e satmışlar.

Bunlar olurken Telemakhos da İthake’ye varır ve Athene’nin söylediği gibi çobanın kulübesine yollanır. 

On Altıncı Bölüm: Telemakhos'un Babasını Tanıması

Telemakhos, çobanın kulübesine gelir ve ihtiyar bir dilenci kılığındaki Odysseus ile konuşur. Ardından çoban Eumaios'u evine gönderir ki annesine geldiğini haber versin. Bu arada Athene de Odysseus’u yeniden kendi görünümüne dönüştürür ve Telemakhos da babasını tanır. Oturup taliplere ne yapacaklarını planlamaya başlarlar. 

Bu arada Telemakhos’a denizde pusu kuran taliplilerden bir kısmı da adaya geri döner. Ayrıca Telemakhos’un adaya geri döndüğü de duyurulur. Bu sefer talipler Telemakhos’u nasıl öldüreceklerinin planını kurmaya başlarlar. 

On Yedinci Bölüm: Telemakhos'un Kente Dönüşü

Telemakhos şehre dönüyor ve sonra da evine. Annesine nereye gittiğini kimlerle konuştuğunu anlatır. Bu arada Odysseus da dilenci kılığında kendi konağına gelir. Talipliler yemek yiyorlar. Odysseus da onların arasına karışır ve dilenmeye başlar. Bazıları ona kızar, vurur, bazıları da yediklerinden yani Odysseus’un malından ona sadaka verirler. Talipler arasında Antinoos kötülüğü ile öne çıkıyor. Penelopeia bu dilenci ile konuşmak ister ama o kabul etmez. 

On Sekizinci Bölüm: Odysseus'la İros'un Güreşi

Ardından konağa ismi İros olan bu şehrin dilencisi gelir. İhtiyar kılığındaki Odysseus’un burada dilenmesini istemez ve onu dövmekle korkutur. Talipliler ise bu iki dilencinin kavgasını izleyerek eğlenmek isterler. Sonunda Odysseus kısa sürede adamın payını verir. Yine de talipliler Odysseus ile dalga geçmeye başlarlar. O da bu talipleri nasıl öldürebileceğini düşünüyor ve planlar yapıyor. 

On Dokuzuncu Bölüm: Odysseus'la Penelopeia’nın Görüşmesi - Ayak Yıkama Sahnesi

Odysseus şimdi de Telemakhos’a bütün silahları götürüp bir yere kilitlemesini söyler. Talipler sorarlarsa da ocaklardan sislenmesinler, paslanmasınlar diye böyle yapıyorum dersin diye de tembihler. Ayrıca kavga eder birbirinizi öldürebilirsiniz diye de onları kaldırdım da demesini söyler. 

Sonra Penelopeia gelir ve ihtiyar dilenci kılığındaki Odysseus ile konuşur. O da yine kim olduğu ve Troya’da Odysseus’u gördüğü ile ilgili bir hikâye daha uydurur. Penelopeia söylediklerinin doğruluğunu kontrol etmek için Odysseus’un ne giydiğini ve arkadaşlarının kim olduğunu sorar. İhtiyar doğru söyleyince de Penelopeia inanır ve hizmetçilerine onu yıkamalarını söyler. İhtiyar hizmetçi kadın Eurykleia ayaklarını yıkarken de ayağındaki yaradan Odysseus olduğunu anlar. Ama onun isteği ile kimseye söylemez. 

Bu arada Penelopeia da yarın bir yarışma düzenleyeceğini ve kim yenerse onun karısı olacağını söyler. Yarışma da Odysseus’un yayını gererek, onun gibi bir oku dizili 12 baltadan geçirmek. 

Yirminci Bölüm: Tanrıdan İşmarlar

Talipler yine güle oynaya vakit geçiriyor. Telemakhos'a takılıp, konuklarını alaya alıyorlardı. İkarios'un kızı Penelopeia da olanları izliyor ve görüyor. Taliplerin sonu ise yaklaşıyor. 

Yirmi Birinci Bölüm: Odysseus'un Oku

Penelopeia, hazine odasına giderek Odysseus’un yayını, okları ve baltaları getirir. Taliplerden kim bu yayı kurar ve oku baltaların ucundaki halkaların hepsinden geçirebilirse onunla evleneceğini söyler. Tabii hiçbiri oku kuramaz. Bu arada Odysseus da domuz çobanı ve başka bir hizmetçisine daha kendisini tanıtır ve kapıları kapatmasını söyler. Sonra da itirazlara rağmen yayı kurar ve oku denilen şekilde atar. Telemakhos da artık silahlarını çıkarır ve dövüşe hazırlanır. 

Yirmi İkinci Bölüm: Taliplerin Öldürülmesi

Odysseus da ok saçmaya başlar taliplilerin üzerine. İlk önce Antinoos’u vurur. Talipler ilk önce yanlışlıkla vurduğunu zannederler bu dilenci ihtiyarın Antinoos’u. Sonra Odysseus kim olduğunu söyler. Hepsi korkuya kapılır. Oklar bitince de kargılarla onları öldürmeye başlar. Oğlu da ona yardım ediyor. Bir de iki çoban hizmetçisi. Odysseus’un keçi çobanı Melanthios da hazine odasından taliplere silah verir. Yine de sonuçta hepsi ölür. Sadece ozan Phemios ve haberci Medon’un canını bağışlar.  

Sonra hizmetçi kadınlardan taliplerle yatanları çağırtır. Odysseus, oğlu ve iki çoban cesetleri evden çıkarırken, bu kadınlar da yerleri temizlemeye yardım ederler. Sonra onların da cezası ölüm olur. Ardında da keçi çobanı Melanthios’a acı dolu bir ölüm verirler. 

Getirdiler Melanthios'u da dışarı avluya ön kapıdan,

kestiler insafsız tunçla kulaklarını ve burnunu, 

sonra erkekliğini koparıp attılar köpeklere çiğ çiğ,

sonra kestiler ellerini ve ayaklarını öfke içinde.

Sonra da kendi ellerini ayaklarını yıkayıp

vardılar Odysseus'un yanına ve işleri bitti. (s. 364)

Yirmi Üçüncü Bölüm: Odysseus'la Penelopei’nın Kavuşması

Ardından dadı Eurykleia’yı gönderirler Penelopeia’yı çağırmaya. Penelopeia ilk önce inanmak istemez. Bu arada Odysseus ve oğlu Telemakhos bu kadar adamı öldürdükten sonra ne yapacaklarını düşünürler. Penelopeia da artık onun Odysseus olduğundan emin olunca uyumaya giderler. Odysseus da karısına başından geçenleri bir bir anlatır. Sabah olduğunda ise Odysseus, Telemakhos, Sığırtmac ve Domuz Çobanı ile silahlarını alır evden çıkarlar. 

Yirmi Dördüncü Bölüm: Ölüler Ülkesi – Son

Son bölümde Odysseia ilk önce ölüler ülkesine götürüyor okuru. Burada Akhilleus, Agamemnon ve Troya’da ölenleri görüyoruz. İlk önce Akhilleus Agamemnon’na nasıl oldu da kral olmasına rağmen böyle tuzağa düşüp öldüğünü sorar. Sonra Agamemnon da Akhilleus öldükten sonra ona nasıl tören yaptıklarını anlatır. 

Bu arada Odysseus’un öldürdüğü taliplerin ruhları varır ölüler ülkesine. Onlar arasında Menelaos'un oğlu Amphimedon da var. O da nasıl olup Odysseus’un karısına talip olduklarını ve sonra da öldürüldüklerini anlatır. 

Diğer yandan Odysseus da babası Laertes'in bahçesine gelir. Döndüğünü söyler ve yemeğe otururlar. 

Şehirde ise taliplilerin öldüğü haberi yayılır. Bunların akrabaları Odysseus’dan öç almak ister. Bir kısmını Odysseus’un canlarını bağışladığı ozan ve haberci vazgeçirir. Çünkü oğulları taşkınlık ederken hiçbir şey dememişlerdi. 

Öte yandan Zeus ve Athene de bu konuyu konuşur ve onlar arasında barış yapmayı planlarlar. Sonuçta böyle de olur.

SON


12 Nisan 2021

Kitap incelemesi: Homeros – Odysseia

Kitap incelemesi: Homeros – Odysseia


Homeros’un Odysseia adlı eseri, MÖ 8. yüzyılda yazıldığı tahmin edilen Eski Yunan destanı. Odysseus’un maceralarını anlatan bu kitap bir yandan da İlyada’nın devam kitabı olarak da görülebilir. Çünkü Troya (İlyon) savaşından sonra bazı önemli isimlerin başına ne geldiğini de anlatıyor. 

Odysseia için İlyada’nın devam kitabı dedik ama bu iki kitap birçok yönüyle birbirinden farklı. Çünkü İlyada, 10 yıl süren bir savaşı anlatan bir destan. Odysseia ise bir kişinin destanıdır. Ayrıca iki kitap arasında anlatım üslubu farklılıkları da var. İlyada kitap incelemesi için bakınız:


İlyada ve Odysseia destanlarının çevirmeni Azra Erhat da kitabın başındaki yazısında bu iki destan arasındaki yazım farklılıklarına dikkat çekiyor ve şöyle diyor:

“Olympos ya da İda Dağları'nın tepelerinde en küçük ayrıntılarınadek önceden kararlaştırılıp yeryüzünde sadece gerçekleştirildiği İlyada'nın olaylar dünyasından çok uzağız. Destan da iki katlı bir sahnede değil, tek düzeyli insanlar dünyasında oluşan bir olaylar toplamı olarak canlanır gözümüzün önünde. Odysseia'nın kuruluşunu ve olay içinde olay, öykü içinde öykü tekniğini ancak bu açıdan incelersek, gereğince anlayıp değerlendirebiliriz. Odysseia, tanrı-insan ikiliğini, bir gökte, bir yerde yansıtan bir destan değil, insan ağzından anlatılan ve insanın insan-üstü, insan-dışı varlıklarla ilişiklerine yeni yeni anlam, imge ve simgeler arayan bir romandır. Uygarlığımızın ilk romanı. Film dedik, roman diyoruz; ikisi de doğrudur: Odysseia göze görüneniyle film, kafaya değineniyle romandır.” (s. 20)

“Açıkça beliren bir şey varsa, İlyada'nın insana karşı insanın savaşını anlattığı halde, Odysseia'nın insanın doğaya karşı savaşını dile getirdiğidir. Bu ölümsüz konuyu ilkin dile getiren büyük insanlık destanıdır Odysseia.” (s. 22)

Odysseia ile ilgili yapılan tartışmalardan biri de bu eseri kimin yazdığı ile ilgilidir. Erhat da bu destan ile ilgili tartışmalara yer veriyor kitabın girişinde. Onlara burada yer vermeyeceğim. Ancak bu destanın oluşum süreci ile ilgili söyledikleri dikkate değer.

“Odysseia'nın kaleme alındığı zamanda Batı Akdeniz'e sokulmuş gemiciler vardı, bunların anlattıkları serüvenler ağızdan ağıza dolaşmış ve birçok efsane ve masal öğeleriyle süslenerek dillere destan olmuştur. Homeros dediğimiz ozan, sözlü geleneğin aktardığı bütün bu destan parçalarını bir tek büyük destan halinde toplayan, ona kahraman olarak da Troya Savaşı'nın önderleri arasında cin fikirli Odysseus'u seçen kimsedir. … Odysseia, bu haliyle zamanın Akdeniz havzası üstüne bilinen bilgilerin hepsini bir araya getiren bir kitap. Odysseus da o güne dek Giritli, Fenikyeli ya da Yunanlı olsun Akdeniz'i dolaşmış gemicilerin prototipi ve böylelikle ilk dünya kaşifi olarak karşımıza çıkmaktadır.” (s. 29)

Kitap önerileri:  Amerikan üniversitelerinde öğrencilere en çok okutulan 101 kitap

Homeros – Odysseia – Konusu

Kitap incelemesi: Homeros – Odysseia

Odysseia, İthake Kralı Odysseus’un destanıdır. Odysseus, Troya savaşına katılır. İlyada’da bu savaşın 10 yıl sürdüğü bildiriliyor. Savaş bitince de Odysseus, kendi gemisi ve İthake’den onunla gelen diğer gemilerle Akdeniz’de bir dizi macera yaşar. Tabii bu maceralar Odysseus ve arkadaşları için iyi sonuçlanmaz. 

Tabii uzun süre evinden uzak kalınca da İthake’de de bazı olaylar yaşanır. İthake’de Odysseus’un karısı Penelopeia ve oğlu Telemakhos var. Odysseus uzun süre dönmeyince bazıları onun öldüğünü düşünür. Sonuçta hem İthake hem de diğer krallıklardan bir dizi genç, Penelopeia ile evlenmeye talip olurlar. Birinci sebebi Penelopeia’nın güzel olması, ikincisi ise bu taliplilerin amacı karısı ile evlenerek Odysseus’un malına mülküne sahip olmaktır.

Penelopeia ise onları oyalar. Bu kalabalık talipler ise yıllarca Odysseus’un konağında kalır, yer içer ve taşkınlık yapar. Kaç kişi oldukları ise destanda şöyle anlatılıyor:

“O herifler ne on kişidir, ne de yirmi kişi,

çok kalabalıklar, göreceksin kendin de birazdan,

elli iki kişi gelmiş Dulikhion'dan,

hepsi de seçkin delikanlı, altı da uşak,

yirmi dört adam gelmiş Same'den,

Zakynthos'tan da yirmi Akha delikanlısı.

İthake içinden de on iki kişi, hepsi yiğit,” (s. 250)

Odysseia’nın bölümleri

Odysseia, başta İthake’de yaşanan olayları anlatmakla başlıyor. Sonra Telemakhos’un babası ile ilgili bir haber almak için yolculuğa çıkması ile devam eder. Bundan dolayı Odysseia beş farklı parçadan oluşuyor

  • Telemakhos’un yolculuğu (Bölüm 1-4)
  • Odysseus’un Kalypso'nun adasında yaşadıkları (Bölüm 5)
  • Odysseus Phaiakların ülkesinde (Bölüm 6-9)
  • Odysseus serüvenlerini anlatıyor (Bölüm 9-12)
  • Odysseus’un dönüşü ve İthake'de yaşananlar (Bölüm 13-24)

Odysseus kimdir?

Bu destan Odysseus’u birçok yönüyle tanıtıyor diyebiliriz. En başta İthake kralı olduğunu söylemiştik. Bunun dışında güçlü kuvvetlidir ve Troya savaşına da katılarak burada cesaretini göstermişti. Tahta atın içinde şehre sızan ve şehrin ele geçirilmesinde rol alanlardan biri de o.

Diğer yandan Odysseia’da destanın ana karakteri ile ilgili bir dizi sıfat kullanılıyor. Bunların birkaçında Odysseus’un nasıl tanımlandığına bakalım.

  • Konuksever Odysseus
  • Tanrısal Odysseus
  • Soylu Odysseus
  • Çok kurnaz Odysseus
  • Çok sabırlı tanrısal Odysseus
  • Çok akıllı Odysseus
  • Çok çekmiş Odysseus
  • Zeus'tan doğma Odysseus
  • Kentleri yıkan tanrısal Odysseus
Kitap incelemesi: Homeros – Odysseia
Odysseia haritası

Bütün bu sıfatlar, birçok yönden Odysseus’u tanıtır okura. Mesela kentler yıkan denilmesi Troya savaşına katılmasından olsa gerek. Ayrıca sık sık çok kurnaz olduğu söyleniyor ki bazen karşılaştığı insanlardan kimliğini gizlemek için kurnazlık yapar ve farklı biriymiş gibi hikâyeler uydurur. Tanrıça Athene de ona bundan dolayı şöyle seslenir:

“Seni hınzır, seni cin fikirli, yalana dolana doymaz seni,

kendi yurdunda da mı vazgeçmeyeceksin sen

çocukluğundan beri sevdiğin bu uydurma masallardan?” (s. 235)

Babasının ismi Laertes olduğu için zaman zaman da Laertesoğlu ya da Laertes’in oğlu olarak da adlandırılıyor. Ama öyle bir çekiciliği var ki onu gören tanrıçalar bile kocaları olmalarını isterler.

“İşte oralarda, oyuk mağaralarda beni Kalypso alıkoymuştu,

istiyordu bu yüce Tanrıça ille kocası olayım.

Tıpkı onun gibi Kirke de tutmuştu beni

Aiaie'deki sarayında binbir düzenle,

kocası olayım istiyordu o da.” (s. 164)

Ama her şeyden öte Odysseus bir savaşçı. Tabii burada destan olarak anlatılan şey onun yaptığı savaşlar, öldürdüğü insanlar, yıktığı şehirlerdir. Bununla da övünüyor ve şöyle diyor:

“İlyon'dan çıkarken bir rüzgar aldı beni,

götürdü attı İsmasor'a, Kikonların kentine,

yerle bir ettim ben orayı, öldürdüm Kikonları,

aldım karılarını, mallarını bütün,

ve onları bir güzel pay ettim,

hiç kimse yakınmadı kendine düşen eşit paydan.

Haydi, dedim adamlarıma, çabuk kaçalım şimdi buradan,

ama koca aptallar dinlemediler sözümü,” (s. 164)

Kitap önerisi:  Platon - Devlet

Odysseus’un serüvenleri

Kitap incelemesi: Homeros – Odysseia

Bu destanı ilginç kılan özelliklerden biri de Odysseus’un serüvenleridir. Çünkü Troya sonrası Odysseus’un Akdeniz’i köşe bucak dolaştığını görüyoruz. Bazen bir adada bir şehri talan eder, bazen başka bir adada bir tanrıçanın esiri olur. Bu tanrıçalar da onu kendilerine koca yapmak isterler. Odysseus ise adamlarını, gemilerini, ganimetlerini ve her şeyini kaybetmiştir. 

“Laertes'in oğlunu sorarsın bana,

yurdu İthake'de olan adamı.

Durmadan gözyaşı döker gördüm onu bir adada,

Tanrıça Kalypso'nun evindeydi,

bir türlü dönemiyordu baba toprağına,

tanrıça zorla alıkoyuyordu bu adada onu,

ne çok kürekli gemileri vardı, ne arkadaşları,

denizin engin sırtında onu götürecek.” (s. 100)

Denizlerde bir dizi tehlikeli olay, yaratıkla karşılaşan Odysseus, ölüler ülkesine bile gider. Ayrıca Tepegözlerin diyarına da gelir ki burada Poseidon’un oğlu bir Tepegözü kör ettiği için bu tanrının gazabına uğrar ve yıllarca evine dönemez. Sonuç olarak bu serüvenleri anlatmakla bitmez. Okurun kendisinin keşfetmesi gerekiyor. 

Bu serüvenlerin en ilginçlerinden biri de Odysseus’un ölüler ülkesine gitmesidir. Burada Agamemnon ve Akhilleus gibi insanların ruhlarını görür. 

Odysseia’nin önemli karakterleri

Odysseus: Destan en başta Odysseus’u anlatıyor ki ondan yukarıda yeterince bahsettik. 

Penelopeia: Odysseus’un karısı. İkarios'un kızı akıllı Penelopeia olarak da geçiyor destanda.

Telemakhos: Odysseus’un oğlu.

Athene: Pallas Athene adıyla da geçiyor. Zeus'un kızı ve tanrıça. 

Troya savaşından sonra neler yaşandı?

Kitap incelemesi: Homeros – Odysseia

Odysseia zaman zaman da Troya savaşından sonra neler yaşandığından bahsediyor. Troya Kralı Priamos’un oğlu Paris, Menelaos’un karısı Helene’yi baştan çıkarınca 10 yıl süren bir savaş yaşanır. Kral Atreusoğlu Agamemnon da büyük bir ordu ile gelmişti. Aralarında Akhilleus gibi savaşçılar da vardı. Bilindiği üzere kent yıkılır ve Akhalar (Yunanlar) zafer kazanır. Troyalılar, sonları olacak atı kendileri çekip getirmişti şehre.

“Ama önderler çok ünlü Odysseus'un çevresindeydiler

atın karnında saklı, getirilmişlerdi pazar alanına,

Troyalılar kendileri çekmişti atı Akropolis'e,

at öylece dikilmiş duruyordu alanda,

Troyalılarsa çevresine dizilmişlerdi atın,

konuşup tartışıyorlardı soluk almadan,

üç yol vardı bir türlü karar veremedikleri:

Ya insafsız tunçla bu oyuk karnı deşeceklerdi,

ya kayaların ucuna dek çekip boşluğa atacaklardı,

ya da saklayacaklardı tanrılar için bir adak gibi.

Sonunda bu üçüncü yol uygun göründü onlara,

çünkü kaderlerinde yok olmak vardı,” (s. 160)

Odysseia’da Odysseus’un oğlu Telemakhos Menelaos’u ziyaret eder. Helene’nin burada kocasının yanında olduğunu görüyoruz. Sonuçta savaş sonrası Menelaos karısını almış geri getirmiş. Menelaos’un karısı Argoslu Helene şöyle diyor:

“Benim uğruma gitmişti Akhalar Troya'ya,

ben köpek yüzlünün uğruna,

hepsi o uğursuz savaşa atılmıştı” (s. 88)

Agamemnon’a ne olduğu da var bu destanda. Agamemnon evine döner ama bu sefer onun karısı da başka biri ile ona tuzak kurar ve Kral Agamemnon öldürülür. Odysseus onunla ölüler ülkesinde karşılaşır. Bu açıdan bu destan, İlyada’da yaşananların devamında olanlara bir nebze ışık tutuyor. Agamemnon’un (Atreusoğlu) sonu şöyle anlatılıyor:

“Bu ara Aigisthos yıkımlar kuruyordu evinde ona.

Öldürdü sılasına kavuşan Atreusoğlu'nu,

aldı tekmil halkı boyunduruk altına.

Hüküm sürdü bol altınlı Mykene'de tam yedi yıl.

Tanrısal Orestes başının belası oldu sekizinci yılda,

döndü Atina'dan, öldürdü babasını öldüreni,

kendisini ünlü bir babadan eden adamı.

Uğursuz anasını, korkak Aigisthos'u gömdü,

ölü şöleni verdi tekmil Argoslulara.

Gür sesli Menelaos da çıkageldi o gün,

gemileri malla doluydu tıkabasa.” (s. 78)

Destan içinde destan, masal içinde masal…

Odysseia, destan içinde destan, masal içinde masal olacak şekilde yazılmış. En başta bir anlatıcı var. Buna destanın ozanı ya da Homeros diyebiliriz. Zaman zaman başka bir ozana da söz verilir ki o da bir destan anlatıyor. 

Bunun dışında biri bir hikâye anlatırken, bu hikâyenin içinde de birden fazla olay anlatan kişiler oluyor ki iç içe geçmiş anlatımlar var. Örnek olarak şu üç katmanlı bir anlatımı gösterelim:

  • Odysseia’nın yazarı bize Telemakhos’un seyahati ve Menelaos’un yanına gelmesini anlatıyor
  • Burada Menelaos Telemakhos’a Mısır yakınlarında bir adada mahsur kalmasını anlatıyor
  • Bu sefer bu adada yakaladığı tanrı Proteus da Menelaos’a Agamemnon’un başına gelenleri anlatıyor

Odysseia’da tanrılar, Zeus ve Athene’nin rolü

Homeros’un destanlarından Yunan tanrılarına da yer var. Özellikle Odysseia’da yaşananlara sık sık karışırlar. En başta Odysseus’un yıllar sonra evine kavuşması için plan yaparlar. Sonra da Pallas Athene bizzat karakterler arasına insan kılığında katılır ve olaylara yön verir, Odysseus’a yardım eder. 

Daha ayrıntılı: Homeros – Odysseia - Kitap özeti

Kitap incelemesi: Homeros – Odysseia


Homeros

Odysseia

Çev: Azra Erhat ve A. Kadir

21. Basım

Can Yayınları

İstanbul

2008

411 sayfa.


5 Nisan 2021

Victor Hugo – Sefiller (Kitap özeti)

Victor Hugo – Sefiller (Kitap özeti)
Sefiller'in 3 boyutlu kitap illüstrasyonu: Aygül Gadimova


Victor Hugo’nun Sefiller tarihi romanı dünya klasikleri arasında yer edinen kitaplardan biri. Bu yazıda Sefiller romanının kısa bir özetini yapmaya çalıştık. Bundan dolayı olayların akışı ve hikâyenin nasıl sonuçlandığı da burada yer alıyor. 

Uyarı! Kitabı okuyacak olanlar, olayların nasıl geliştiği ve sonunu bilmek istemeyenlerin özeti okumamasını öneriyoruz. 

Bunun yerine İş Bankası Kültür Yayınları’nın iki cilt olarak bastığı kitap üzerine ayrıntılı inceleme ve kitap yorumu yazılarına bakmanızı öneririz.

Bakınız: Kitap yorumu: Victor Hugo – Sefiller (Cilt 1)

Bakınız: Kitap yorumu: Victor Hugo – Sefiller (Cilt 2)

Victor Hugo – Sefiller – Kitap özeti

Sefiller toplamda 5 ciltten oluşuyor. Ciltler ise 48 kitaba ve 365 bölüme ayrılıyor. İş Bankası Kültür Yayınları bu beş cildi iki kitaba bölerek basmış.

Cilt 1: Fantine

Birinci Kitap: Adil Bir Kişi

Hikâye 1815 yılı ile başlıyor ve Piskopos Myriel 75 yaşında. 1806’da piskopos olmuş. Yani Napoleon döneminde. Hatta İmparatorun kendisi tarafından atanmış. Soylu bir aileden geliyor ama Fransız Devrimi ile her şeyini kaybetmiş.

İkinci Kitap: Düşüş

Ekim 1815’te Jean Valjean, Myriel’in olduğu Digne şehrine geliyor. 19 yıl kürek mahkûmu olmuş.  Bu mahkûmiyet ekmek çaldığı için 5 yıl ile başlamış. Ardından da kaçış girişimlerinin cezası eklenince 19 yıla kadar çıkmış. 

Jean Valjean, kendisini evine alan, yediren, yatacak yer veren Piskoposun evinde hırsızlık yapar. Ama yakalanır. Piskopos ise çaldığı şeyleri ona kendisinin verdiğini söyleyerek onu kurtarır. İşte, bu olay onun hayatından bir dönüm noktası olur. 

Üçüncü Kitap: 1817 Senesinde

Yazar öyküye iki yıl ara vererek 1817 yılına gidiyor. Fransız Devrimi ve Napoleon’un İmparatorluk sonrasında Paris’in nasıl bir yer olduğu ile başlıyor ve dört genç ile onların metreslerinden bahsediyor. Bu metreslerden biri de Fantine. Fantine, Toulouselu Felix Tholomyes’e aşık ve ondan bir kızı (Cosette) var. Ama bu dört genç, bir gün sürpriz diye dört kızı bir geziye çıkarıyor ve sonra da hepsini birlikte terk edip gidiyorlar. Kendilerince hem eğleniyor hem de şaka yapıyorlar. 

Dördüncü Kitap: Emanet Etmek Bazen Terk Etmektir

1818 ilkbaharı, 22 yaşındaki Fantine ve kızı Cosette. Kızın takma adı Çayırkuşu. Annesi kızı Thenardier isimli han işleten bir çifte bırakıp gidiyor. Çünkü büyüdüğü yere çalışmaya gidiyor ve orada kocası olmayan ve çocuk sahibi kadınlara iyi bakılmıyor.

Beşinci Kitap: Çöküş

Bu sefer yazar okuru Montreuilsur-mer şehrine götürüyor. Fantine de bu şehre çalışmaya gelir. Şehre 1815 yılında gelen ve Madeleine Baba ismi verilen bir kişi burada yatırım yapar ve birçok fabrika, atölye kurarak insanlara iş verir. Çok hayırsever birisi ve Fantine de onun fabrikalarından birinde çalışır.  Burada Madeleine’nin gelişi ve sonra da 1818’da Fantine’nin gelişinden sonra 1823’e kadar yaşadıklarını anlatıyor.

Fantine’in çocuk sahibi olduğunu öğrenen dedikoducu birileri, onun işten atılmasına sebep olur. Fantine ilk önce geçimini dikiş yaparak sağlamaya çalışır. Sonra işler kötü geçince elinde ne varsa satmaya başlar. Güzel, uzun ve sarı saçlarını satar, sonra inci gibi iki ön dişini ve sonra da hiçbir çaresi kalmayınca kendisini. Fatine artık bir fahişedir. Parayı kızına bakan Thenardier’lere gönderiyor. Onlar ise her seferinde farklı bahanelerle daha fazla para ister. Daha önce iş bulamam diye kızını yanına almamıştı, şimdi ise kızı annesinin bir fahişe olduğunu görmesin diye yanına alamaz. 

Altıncı Kitap: Javert

Hikâyenin bu kısmında polis olan ve bu şehre Müfettiş Javert olarak gelen birisi ile karşılaşıyoruz. Otoriteye aşırı saygılı, diğer insanlara karşı ise aşırı acımasız olan birisi. Belediye Başkanı Madeleine’ı kürek mahkûmu Jean Valjean olduğunu iddia ederek ihbar eder. 

Yedinci Kitap: Champmathieu Davası

Okur zaten Madeleine’ın Jean Valjean olduğunu tahmin etmişti. Şimdi ise yazar da bunu artık söyler. Javert ise Jean Valjean’ın peşini bırakır. Çünkü başka bir şehirde kendisine Champmathieu ismini veren birisinin Jean Valjean olduğu için tutuklandığı ve onun suçlarından ceza alacağını söyler Javert. Jean Valjean ise vicdanı ile boğuşuyor. Oraya gidip teslim mi olmalı yoksa başka birisinin kendisinden dolayı ceza almasına göz mü yummalı? Ceza ise bu sefer idam cezası olabilir. 

Fantine ise bu arada hastanede can çekişiyor. Javert, Fantine’i hapishaneye göndermeye çalıştığında onu Belediye Başkanı olan Madeleine (yani Jean Valjean) kurtarmıştı. Ama başına gelen onca sefaletten sonra hastanede ölüm döşeğindedir. Madeleine ise sonunda mahkeme karşısına çıkarak Jean Valjean olduğunu açıklar.

Sekizinci Kitap: Karşı Darbe

Jean Valjean tutuklanır. Onun yaptığı yatırım ile refaha kavuşan şehir ve sakinlerinin ise hiç umurunda değil. Ama o gidince de yeniden sefalete gömülür bu şehir. Tabii aşağıdaki sözleri söyleyen insanlar da bunu hakkediyor olabilir. Bu alıntı aynı zamanda o dönemde İmparator yanlılarına karşı tavrı da gösteriyor. 

“Drapeau blanc'ın abonesi olan yaşlı bir kadın derinliğini ölçmenin neredeyse imkansız olduğu şu düşüncesini dile getiriyordu: - Hiç üzülmedim. Buonapartçılar başlarına neler geleceğini öğrensinler!” (s. 351)

Fantine’in öyküsü, Jean Valjean’ın yeniden tutuklanarak kürek mahkûmu olması ve Fantine’in de ölümü ile bitiyor. Kızı Cosette ise onu bıraktığı ailenin insafına kalmıştır. 

Cilt 2: Cosette

Birinci Kitap: Waterloo

Yazar bu bölüme “geçen yıl (1861) güzel bir mayıs sabahı” gittiği söylediği yeri anlatmakla başlıyor. Burası Waterloo Savaşı’nın olduğu yer. Waterloo Savaşı’nın olduğu yer ve yaşananlar tasvir ediliyor. Savaşı dakikası dakikasına, öncesi ve sonrası, sonuçlarına kadar anlatıyor. Napoleon’un yenilmesi hem Fransa hem de dünya tarihinde yeni bir dönüm noktasını oluşturuyor. 

Waterloo Savaşı 16 – 18 Haziran 1815’te yaşanmıştı. 

Yazar savaşın olduğu bölgeye olan ziyaretini anlatıyor, Napoleon’un karargâhı olan yerden eski gülle ve kılıç parçaları bulduğunu söylüyor. 

Bölümün sonunda Albay Pontmercy’nin kurtarılmasını anlatıyor. Onu kurtaran kişi ise Bay Thenardier. Aslında asıl amacı kurtarmak değil. Savaş meydanına ölüleri soymak için gelmiştir. 

İkinci Kitap: Orion Gemisi

Yazar Jean Valjean’ın ikinci defa nasıl yakalandığını anlatıyor. Aktardığı gazete haberinin tarihi 25 Temmuz 1823. Daha sonra İspanya’daki bir savaşı anlatıyor kısaca. Fransa için zaferden çok utanç olduğunu söylüyor. 

Ardından Toulon’da kürek mahkûmu olan Jan Valjean’a dönüyor. Kürek mahkûmu olduğu yer Toulon. 17 Kasım 1823’te Jean Valjean ölür. Boğulduğu için cesedi bulunamaz. 

Üçüncü Kitap: Bir Ölüye Verilen Sözü Tutmak

Montfermeil şehrine dönüyoruz. Burası Fantine’in kızı Corsette’i Thenardier’lere bıraktığı yer. 

Yazar bu sefer Thenardier’leri daha ayrıntılı anlatıyor. Burada han işletiyorlar. 

Bayan Thenardier şöyle tasvir ediliyor: “Thenardier, kendini beğenmiş genç bir kadınla ağzı bozuk bir mahalle kadının kırmasıydı. Konuştuğunu duyanlar onu jandarma; içtiğini görenler onu arabacı, Cosette'e nasıl davrandığını fark edenler onu cellat olarak nitelendiriyorlardı.” (s. 450)

Bay Thenardier ise şöyle: “Thenardier'nin en büyük özelliği kurnaz, ılımlı ve dengeleri gözeten bir alçak olmasıydı. İkiyüzlülüğü de bünyesinde barındıran bu insan türü çok tehlikelidir.” (s. 452)

İşte, Fantine’in kızı Corsette’i bıraktığı aile böyle birisi. Kıza ise onların yanlarında kaldığı dönemde hep hizmetçi olarak davranıyorlar. En kötü yerde yatıyor, en kötü şekilde besleniyor ve üstelik de gece gündüz çalışıyor. Hem de annesinin yıllarca bu aileye kızına bakmaları için para göndermesine rağmen.

Bu arada öldü bilinen Valjean aslında ölmemiştir. Bu köye gelir ve annesine verdiği sözü tutarak Cosetteyi bulur. Kızı bu aileden kurtarır. 

Dördüncü Kitap: Gorbeau Viranesi

Jean Valjean ve Cosette Paris’e gelir ve yazar bu iki insanın böyle bir arada olmasına bir ara başlıkta şöyle diyor: “İç İçe Geçmiş İki Bahtsızlıktan Mutluluk Doğar”.

Ve yine Javert tehlikesi ortaya çıkar.

Beşinci Kitap: Karanlık Ava Dilsiz Bir Köpek Sürüsü

Javert, Jean Valjean ve Cosette’in peşine düşer. Polis Javert’e göre bir kere suç işlediysen ömür boyu suçlusun ve körü körüne buna bağlı olarak bu kişilerin peşine düşüyor. Mesela, Fantine’e bir burjuva kötü davrandığında ve Fantine de haklı olarak ona karşı koyduğunda suçlu olan burjuvayı değil, bir fahişe olduğu için onun gözünde suçlu olan Fantine’e ceza verir. Bundan dolayı bu zavallı kadını altı ay hapis cezasına çarptırmıştı ki onu bundan Jean Valjean kurtarır. 

Jean Valjean ve Cosette polisten kaçarken bilmedikleri bir bahçeye girerler. Sonradan burasının Petit-Picpus manastırı olduğunu öğrenirler. 

Altıncı Kitap: Petit-Picpus

Manastır ayrıntılı olarak anlatılıyor. Binalar, buradaki yaşam, tarikatlar, ayinleri ve sair. Petit-Picpus-Saint-Antoine Manastırı ile ilgili bilgileri veren yazar diğer yandan da din ve manastırlar ile ilgili görüşlerini de paylaşıyor.

“Bu ilginç mekândan ayrıntı ve saygının uzlaşabileceği ölçüde, ayrıntılı ama saygılı bir şekilde söz ettik. Her şeyi anlamıyoruz ama hiçbir şeyi de küçümsemiyoruz. Celladını kutsayan Joseph de Maistre'in haykırışına da, işi dinle alay etmeye kadar götüren Voltaire'in sırıtışına da aynı mesafede duruyoruz. (s. 598)

Yedinci Kitap: Parantez

Bu bölümden din ve özellikle de manastırlar üzerine görüşlerini paylaşıyor. Manastırları 19. yüzyıl için modası geçmiş kurumlar olarak görüyor.

“Bir ülkede manastırların çok sayıda bulunması onları hareketliliğin düğümlendiği noktalar, gelişmenin önünü tıkayan engeller haline getirir, iş merkezlerinin olması gereken yerde açılan manastırlar tembelliğin kurumsallaşmasına yol açar.” (s. 600)

Sekizinci Kitap: Mezarlıklar Kendilerine Verileni Alırlar

Burada Fauchelevent diye bir karakter önümüze çıkıyor. Jean Valjean, belediye başkanı olduğu dönemde onu bir arabanın altında kalıp ölmekten kurtarmış ve daha sonra bahsedilen manastıra bahçıvan yapmıştı. İlginçtir ki bunu unutmuş ve şimdi de karşısına bu adam çıkıyor. Fauchelevent önemli bir karakter haline geliyor. Manastırdan gizlice çıkma ve sonra da buraya izin alarak yerleşmelerini sağlıyor. Jean Valjean tabutta çıkar. Artık burada yeni bir adı var. Ultime Fauchelevent oluyor. İhtiyar Fauchelevent’in kardeşi olduğunu söylüyorlar manastırdaki rahibelere ve burada bahçıvan olarak çalışmaya başlar.

Cilt 3: Marius

Birinci Kitap: Bütünsellik İçinde İncelenen Paris

Hugo, bu bölüme sokak çocuklarının yaşamlarını anlatarak başlıyor. Birkaç çocuğun ismini de vererek nasıl yaşadıklarını anlatıyor. Jean Valjean ve Cosette hikâyesinden uzaklaşmış görünse de bu yeni ciltte de daha sonra onları göreceğiz. 

Sokak çocuklarının yaşamını anlattıktan sonra bu sefer Paris’i anlatıyor. Yazarın kendisi 20 yıl Fransa dışında yaşamak zorunda kalmıştı.

Cosette’nin hikâyesi 1824 yılında son bulmuştu. Şimdi yazar okuru 1830’lu yılların başına götürüyor. Sokak çocuklardan birini ise şöyle anlatıyor. Çocuğun adı Gavroche.

“Bu kitabın ikinci cildinde anlatılan olaylardan sekiz dokuz yıl sonra, … dudaklarındaki yaşına uygun gülümsemesiyle geçtiğimiz sayfalarda taslağını çizdiğimiz ideal yumurcak tipine tam olarak uygun düşecek on bir on iki yaşlarında bir çocuk dikkatleri çekiyordu. Bu çocuk babasına ait olmayan bir yetişkin pantolonu ve annesine ait olmayan bir kadın gömleğiyle oldukça gülünç görünüyordu. Bazıları merhamet edip ona yırtık pırtık elbiseler giydirmişti. Yine de bir babası ve annesi vardı. Ama babası onu düşünmüyor, annesi de onu sevmiyordu. Bu, annesi babası olsa da öksüz gibi yaşayan yumurcaklar arasında merhamete en çok ihtiyacı duyan çocuklardan biriydi.”

İkinci Kitap: Büyük Burjuva

Yıl 1831 ve yazar bu sefer M. Gillenormand adlı 90 yaşını geçmiş bir soyluyu anlatıyor. Ailesi, geçmişi ve sair. Bu cildin ana karakteri Marius bu kişinin torunu.

Üçüncü Kitap: Dede ile Torun

Marius Pontmercy aynı zamanda, Waterloo Savaşı’nda Bay Thenardier’in ilk önce soyduğu daha sonra kurtarmış gibi göründüğü Albay Geogres Pontmercy’nin oğlu. Dedesine göre o bir haydut. Çünkü monarşi soylusu dedesi, Napoleon’u sevmiyor ve Albay da onun ordusunda görev yapmıştı.  

Yazar bu bölümlerde soylu kesiminde Napoleon’dan sonra neler yaşandığını anlatıyor. Albay Geogres Pontmercy’a Napoleon Baron unvanı vermişti.

“5 Eylül'den sonra monarşinin soylularına nasıl davranıldıysa, 8 Ağustos'tan sonra imparatorluk soylularına öyle davranılıyor.” (s. 734)

Victor Hugo daha sonra 1827 yılına dönüyor ve o zaman 17 yaşında olan Marius’u anlatıyor. Marius’un hikayesini anlatmak için ilk önce dedesi ile başlıyor. Dedesi monarşi soylularından olduğu için onun nasıl biri olduğu ile başlıyor. Sonra dedesinin gittiği ve soyluların bir araya geldiği ortamlar ile devam ediyor. Daha sonra çocuğun babası ile devam ediyor. Babası Napoleon’un askerlerinden biri ve onun imparatorluk döneminde Albay ve Baron unvanı almıştı. Babasından sonra çocuğun yetiştiği ortama geçiyor. Tabii bu arada Fransa’da yaşananlar, devrim ve toplumdaki değişiklikler ile ilgili bir dizi ayrıntı ve kendi görüşlerini de eklemeyi ihmal etmiyor. 

Marius babasını araştırdıkça 1789 Fransız devrimi ve sonrasında Napoleon ile kurulan İmparatorluk ile ilgili şu düşüncelere kapılır ki yazarın da buna katıldığını söyleyebiliriz:

“Cumhuriyet ve imparatorluk o zamana kadar onun için canavarca sözcüklerdi. Cumhuriyet alacakaranlıktaki bir giyotini, imparatorluk gece yarısındaki bir kılıcı ifade ediyordu. Onlara bakıyor, karanlığın kargaşasıyla karşılacağı yerde, korku ve neşeyle iç içe geçmiş beklenmedik bir şaşkınlıkla Mirabeau'nun, Vergniaud'nun, Saint-Just'nün, Robespierre'in, Camlles Desmoulins'ın, Danton'un yıldızlar gibi kıvılcımlar saçtıklarını, Napoleon'un güneş gibi doğduğunu görüyor, nerede olduğunu bilmeden aydınlıklarla körleşmiş bir halde geri çekiliyordu. Yavaş yavaş şaşkınlığını atlatıp bu ışıltılara alıştığında, yaşananları soğukkanlılıkla, kişilikleri korkusuzca incelemeye başladı; devrim ve imparatorluk hayallere kapılmış gözbebeklerinde parıltılı bir ufuk gibi belirirken, olaylar ve insanlardan oluşan bu iki grubun iki muhteşem gelişmede özetlendiğini fark etti; cumhuriyet kitlelere yurttaşlık haklarını geri vererek, imparatorluk ise Fransız düşüncesinin Avrupa'ya dayatılmasını sağlayarak hükümranlıklarını sürdürüyorlardı; devrimden halkın ulvi görünümünün, imparatorluktan Fransa'nın yüce itibarının çıktığını gördü.” (s. 742)

Bir de ihtiyar soylu Gillenormand'ın baba tarafından küçük yeğeni var: Teğmen Theodule Gillenormand

Marius babasının kim olduğunu öğrenir ve dedesi ile tartışarak evden ayrılır. Çünkü babası onu dedesinin çocuğu mirastan mahrum bırakma tehdidi sonucu terk etmişti. 

Dördüncü Kitap: A B C Dostları

Yazar burada A B C Dostları adlı ve gençlerden oluşan gizli örgütün üyelerini anlatıyor. Marius da bunlarla tanışıyor ama uzak duruyor. İsimleri: Enjolras, Combeferre, Jean Prouvaire, Feuilly, Courfeyrac, Bahorel, Joly, Grantaire, Laigle de Meaux (lakabı Bossuet), 

Yeni arkadaşlarla tanışan Marius artık kendi başının çaresine de bakabiliyor. Ama zor durumlar da yaşar. Sonunda kendi ayakları üzerinde kalmayı öğrenir ve dedesinin yardımlarını da kabul etmez. 

Beşinci Kitap: Bahtsızlığın Avantajları

“Yaşam Marius için acımasızlaşmıştı. Giysilerini ve saatini yemek hiçbir şey değildi. Sefaletin o tasvir edilemez perişanlığının da tadına bakmıştı. Ekmeksiz günler, uykusuz geceler, mumsuz akşamlar, ateşsiz ocaklar, işsiz geçen haftalar, umutsuz gelecek, genç kızları güldüren eski bir şapka, akşamları, kira ödenmediği için kapalı bulunan bir kapı, kapıcının ve meyhanecinin küstahlıkları, komşuların sırıtışları, aşağılanmalar, yitirilen saygınlık, zorunluluktan dolayı kabul edilen işler, tiksinti, keder, bezginlik hepsi korkunçtu.” (s. 799)

Marius Pontmercy, M. Mabeuf ile arkadaş olur. 

Altıncı Kitap: İki Yıldızın Birleşmesi

Marius “on üç on dört yaşlarında” diye tasvir edilen genç bir kız ve onun beyaz saçlı babasını görür bir bahçede. Okur bu tasvirlerden bu kişilerin Cosette ve Jean Valjean olduğunu düşünecek. Marius ismini bilmediği bu kıza Matmazel Lanoire ve babaya da Mösyö Leblanc ismini takar. Tabii kıza tutulur ama baba ve kızı bir gün ortadan kaybolur. 

Yedinci Kitap: Çete

Hugo bu bölümde bir çeteyi anlatıyor. Bu çete üyelerinin isimleri Babet, Gueulemer, Claquesous ve Montparnasse. Paris’in karanlık sokaklarının hâkimi bu kişiler. 

İş Bankası Kültür Yayınları’nın Sefiller Cilt 1 bu bölümle bitiyor ve Marius kısmı ikinci ciltten kaldığı yerden devam ediyor. 

Sekizinci Kitap: Kötü Yoksul

Marius hüzünlü. Aşık olduğu kız kayboluyor. Aramaları ise boşuna.

Bu arada komşusu Jondrette, Marius’a mektup yazıyor ve para istiyor. Bundan sonra Marius bu kişinin kim olduğunu öğrenecek ve bir kez daha sevdiği kızı ve babasını görecek.

Hugo ise kitapta ilk defa “sefiller” sözcüğünü kullanıyor. 

“Kuşkusuz ahlaksızlaşmış, yozlaşmış, alçalmış, hatta iğrenç görünüyorlardı, ama yoksulluğun pençesine düşüp inandıkları değerleri yitirmeyen insanlara çok nadir rastlanırdı; zaten bir noktadan sonra bahtsızlar ve alçaklar o aynı uğursuz sefiller sözcüğünde iç içe geçip birbirlerine karışıyorlardı; kabahat kimdeydi?” (s.21)

Jondrette yardım etmek amacıyla evine gelen M. Leblanc’ı tanır. Konuşulanlardan okur da Jondrette, karısı, kızlarının kim olduğunu tahmin etmeli. Bir dönem Cosette’i “evlerine alan” ailedir. Yani Thenardierler.

Jondrette, ona yardım öneren Leblanc’a tuzak kurar. Düşüncesi Cosette konusunda ona şantaj yapmak ve yüklü para kazanmak. Ama Marius bu tuzağı polise bildirir ve sonuçta Javert gelerek bu tuzağı bozar. Ama Leblanc ismi ile burada anılan Jean Valjean kaçar. 

Marius, gerçek isimlerini bilmediği için sevdiği kıza Ursule, onun yanında gördüğü babasına ise Leblanc ismini takmıştı.

Cilt 4: Plumet Sokağı’nın Aşk Şiiri ve Saint-Denis Sokağı’nın Destanı

Birinci Kitap: Birkaç Sayfa Tarih

Yazar biraz tarih anlatıyor burada. Temmuz Devrimi’ni (1830) anlatıyor ve “Temmuz Devrimi'nin hemen ardından gelen iki yıllık dönem, 1831 ve 1832 yılları tarihin en özgün ve en çarpıcı dönemlerinden biridir.” ifadelerini kullanıyor.

Devrim ile Bourbon Hanedanı bir daha gelmemek üzere tahttan indirilir. 1830 Temmuz Devrimi sonrasında Louis-Philippe’in kral olmasını anlatıyor. Ve yeniden işçi sınıfı arasında devrim hareketliliği başlar. Sonuçta da 1832 ayaklanması olur.

İkinci Kitap: Eponine

M. Leblanc’ı tuzağa düşüren haydutları Javert yakalar ve hapse atar. Burada Leblanc adıyla geçen Jaen Valjean ise kaçar. Bu arada Marius da kızı aramaya devam eder ama nafile. Sonunda Thenardier’in kızı Eponine Marius’a verdiği sözü tuttuğunu söyler. İsmini bilmediği ama uzun süredir aşık olduğu kızın adresini bulmuş.

Üçüncü Kitap: Plumet Sokağı'ndaki Ev

Yazar bu bölümden sonra Ursule ve Leblanc yerine onlara Cosette ve Jean Valjean demeye başlar. Gerçi Jean Valjean hala resmiyette Fauchelevent ismi ile biliniyor. Kızı Cosette ve hastaneden ve yoksulluktan kurtardığı Toussaint isimli hizmetçisi ile yaşıyor.

Okur Jean Valjean ve Cosette’in manastırda yaşamaya başladıktan sonra neler olduğunu merak eder ve yazar da olanları anlatır. Jean Valjean kız biraz büyüyünce burada ayrılma kararı alır. Çünkü kızını ömrünün sonuna kadar manastırda yaşamaya mahkûm etmek istemez. 

Cosette ise büyümüş ve o da Marius’a âşık olmuş. Marius’un da bundan haberi yok. Bu arada bu iki gencin birbirine duyguları Jean Valjean’ı endişelendirir.

“Jean Valjean ekliyordu: -Evet tam da böyle! Burada ne arıyor? Macera! Ne istiyor? Geçici bir aşk! Ya ben! Nasıl olur? Önce insanların en sefili, insanların en bahtsızı olacağım, altmış yıl boyunca dizlerimin üzerinde sürüneceğim, karşılaşılabilecek tüm felaketleri yaşayacağını, gençliğime doymadan yaşlanacağım; ailesiz, akrabasız, dostsuz, kadınsız, çocuksuz bir hayat sürdüreceğim; her taşa, her duvar kenarına kanımı akıtacağım, bana kötü ve hoyratça davrandıklarında onlara iyilikle ve sükunetle karşılık vereceğim, her şeye rağmen onurlu bir insana dönüşeceğim; yaptığım kötülükten pişmanlık duyup bana yapılan kötülükleri bağışlayacağım ve hedefime ulaştığını, mükafatımı alacağım, hakkımla kazandığını şeye tam sahip olacağım anda her şey mahvolacak ve bu koca budala Luxembourg'a hava almaya geldiği için Cosette'i, hayatımı, sevincimi, ruhumu kaybedeceğim!” (s. 203)

Dördüncü Kitap: Dünyevi Alemden Gelen Yardım Belki de Tanrı' dan Geliyordur

Yazar yeniden sokak çocuğu Gavroche’a döner. Bu çocuk, Jondrette ya da Thenardier adı ile bilinen kişinin oğlu. Ama ailesi olmasına rağmen sokaklarda yaşıyor. 

Gavroche, bir hırsızın Jean Valjean’ı soyma girişimine şahit olur. Jean Valjean hırsızı yakalar, ona öğüt nasihat ve üstüne de kesesini verip gider. Çocuk bu olaydan iyice etkilenir. 

Beşinci Kitap: Sonu Başına Benzemiyor

Marius ve Cosette sonunda tanışıyor. İkisi de delicesine aşık.

Altıncı Kitap: Küçük Gavroche

Gavroche sokakta kalan ve kardeşleri olduğunu bilmediği iki çocuğa abilik yapmaya başlar. Ayrıca hapisten kaçan babasını kurtarmaya yardımcı olur.

Yedinci Kitap: Argo

Yazar burada karakterlerini neden argo dilinde konuşturduğuna açıklama getiriyor ilk önce. Ardından da devrimle ilgili bazı görüşlerini paylaşıyor.

Sekizinci Kitap: Büyülenmeler ve Kederler

Cosette ve Marius arasındaki aşk kaldığı yerden devam ediyor. Cosette İngiltere’ye gideceklerini söyleyince Marius dört yıldır göremediği dedesine koşarak evlenmek için izin ister. Fransa'da 1933'e kadar erkeklerin 25 yaşını doldurmadan evlenebilmeleri için ebeveynlerinin izni gerekiyordu. Dede bu aşkı anlamaz. Marius ümitsizliğe kapılır ve ölmek ister.

Dokuzuncu Kitap: Nereye Gidiyorlar?

Cosette ve Jean Valjean gidiyor. İngiltere’ye gitmeyi planlamışlardı ama şimdi nereye gittikleri bilinmiyor. Marius ise Cosette ile görüşmeye geliyor ve boş evle karşılaşıyor. 

Bu arada iyi bir botanikçi olan 80 yaşındaki Mabeuf Baba yoksulluğun ve sefaletin en zor durumu ile karşı karşıya. En son elindeki tüm kitaplarını satar. Duruma her geçen gün kötüye gidiyor. Bu arada 5 Haziran 1832’de Paris’te yeni bir ayaklanma başlar. 

Onuncu Kitap: 5 Haziran 1832

Temmuz Devrimi sonrası yaşanan ayaklanma. Yazar birine devrimci ayaklanma, diğerine de isyan diyerek ayrım yapıyor. 

On Birinci Kitap: Atom Kasırgayla Bir Araya Geliyor

Gavroche da ayaklanmaya katılıyor. Sonra romanın bazı kahramanlarının bu ayaklanma sırasında ne yaptıklarını, ayaklanan kalabalık ile nereye gittiklerini görüyoruz. 

On İkinci Kitap: Corinthe

Corinthe Meyhanesi ve Chanvrerie Sokağı'ndaki ünlü barikat anlatılıyor. A B C Dostları örgütünün gençlerinden birkaçı meyhanede yemek yiyor. Ardından bu meyhanenin önünde barikatın nasıl kurulduğunu okuyoruz. Javert barikatta yakalanır.

Courfeyrac, Bossuet, Joly, Combeferre, Enjolras hepsi bu barikatta.

On Üçüncü Kitap: Marius Karanlıklara Dalıyor

Bu cildin isminde geçen Plumet Sokağı, Marius ile Cosette’in aşk yaşadığı yer. Saint-Denis Mahallesi ya da sokağı ise yazarın ayrıntıları ile anlattığı barikatın olduğu yer. 

Aşkını kaybetmenin üzüntüsü içindeki Marius sokaklarda dolaşıyor ve yaşadıklarını, gördüklerini ve ayaklanmayı sorguluyor.

On Dördüncü Kitap: Umutsuzluğun Yücelikleri

Barikatlarda savaşa hazırlık. Aralarında Enjolras, Combeferre, Courfeyrac, Bossuet, Joly, Bahorel ve Gavroche'un da yer aldığı kırk üç isyancı karabinalarının ve tüfeklerinin namlularını barikatın tepesine dayamış bir halde sessiz, dikkatli ve ateşe hazır bekliyorlar.

Çatışma askerlerin gelmesi ile başlıyor. Çatışmalara Marius da katılır. Bu arada Eponine Marius’u kurtararak kendisi ölür. Ayrıca Cosette’den Marius’a yazılmış bir mektup verir. Marius ise Gavroche’un Eponine’in kardeşi olduğunu öğrenir. Onu kurtarmaya karar verir. Çünkü babasının Thenardier’e borcu olduğunu düşünüyor. Sonuçta barikat hala askerlerle çevrelenmiş ve yakında herkesin öleceği saldırı gelecek. Marius da Cosette’e bir mektup yazarak birlikte olamayacaklarını, dedesinin evlenmelerine izin vermediğini ve ölmeye karar verdiği yazar. Mektubu da Thenardier’in oğlu olan ve sokaklarda yaşayan Gavroche ile gönderir. 

On Beşinci Kitap: L'Homme-Arme Sokağı

Jean Valjean ve Cosette kaçarak yeni bir yere taşınır. Cosette Marius’a bir mektup göndererek nereye gittiğini söyleyebilmişti. Jean Valjean tesadüf eseri bu mektubun mürekkebini kurutmak için kullanılan kurutma kağıdından mektupta neler yazıldığını öğrenir. Sonuçta Cosette onu terk edecek endişesi ile kederlenir. Ama Gavroche ona Marius’un Cosette’ye yazdığı mektubu verir. Okuyunca Marius’un barikattan sağ çıkamayacağını öğrenir ve endişeleri geçer. Cosette hayatında aşk adına hissettiği tek duygunun kaynağı. Onun babası, dedesi, kardeşi ve gerektiğinde annesi olmuştu.

Cilt 5: Jean Valjean

Birinci Kitap: Dört Duvar Arasında Savaş

Yazar burada kısa süreliğine Haziran 1848'deki devrimi anlatıyor. Bu devrim için, “1848 Haziran'ı gerçekte neydi? Halkın kendine karşı ayaklanmasıydı.” (s. 514) nitelendirmesini yapıyor. 

Ardından 6 Haziran 1832 tarihine dönüyor yazar. Yani ayaklanmanın ikinci ve son gününe. Saint-Denis sokağı barikatında yaşananlara.

Jean Valjean da bu barikata gelir. Marius şaşkın. Javert de daha önce burada esir alınmıştı. Chanvrerie Sokağı'nın barikatı olarak da geçiyor. Corinthe Meyhanesi'nin önüne kurulan birkaç sokağı birden tutan birkaç barikat var burada.

Gavroche barikata döner. Fişeklerin bittiği bir sırada ölen askerlerden fişek toplamak için barikatlardan çıkar ve burada askerlerin ateşi ile ölür.

Bu arada askerlerin saldırısı yaklaşır ve isyancılar Javert’i öldürme kararı alırlar. Jean Valjean ise bu görevi kendisi alır ama Javert’i öldürmüş gibi yaparak serbest bırakır. Bir de şimdi kullandığı ismini ve yaşadığı yeri de ona söyler. Ne de olsa bu barikattan sağ çıkabileceğini düşünmüyor. 

Barikat düşer, çoğu ölür ve geriye kalan birkaç kişi de meyhaneye sığınır. Marius ise yaralı ve dışarıda kalır. Jean Valjean baygın Marius’u buradan çıkarma yolları ararken yeraltı bir yol bulur. Yani lağımları.

İkinci Kitap: Leviathan'ın Bağırsağı

Marius’u kurtaran Jean Valjean, kaçacak yer bulamayınca lağım kanallarına girer. Bu bölümde de yazar Paris’in her yıl ne kadar insan gübresini denize döktüğünü ama bunun da ne kadar değerli olduğunu anlatmakla başlar. Ardından da lağımların tarihçesi ile devem ediyor. Paris lağımlarının çok da ilginç bir tarihi varmış.

Üçüncü Kitap: Çamur Ama Ruh

Jean Valjean, sırtında baygın Marius ile lağımda ilerliyor. Güvenli bir çıkış arıyor. Bu arada polis de lağımları araştırıyor. Orada saklanan bir ayaklanmacı var mı diye bakmaya başlar. 

Jean Valjean lağımdan çıkış arıyor. Lağım çıkışında önü demir parmaklıklar ile kapalı ve umutsuzluğa kapılıyor. Tam bu anda önüne Thenardier ortaya çıkıyor.

Thenardier lağıma Javert’ten kaçarken girmişti. Şimdi Jean Valjean dışarı çıkınca yine karşısında Javert’i bulur. 

Jean Valjean Müfettiş Javert’e teslim olur. Ama ondan bir iyilik ister. Javert de kabul eder. İlk önce Marius’u dedesinin evine götürürler sonra da kendi evine giderler. Javert bu sefer bu yardımları ondan esirgemez. Daha önce ölüm döşeğinde olan Fantine için kızını getirmek için üç gün izin istediğinde Javert izin vermemişti.

Şimdi ise polisin aradığı isyancılardan Marius’u evine bırakıyor, Jean Valjean’ı da evine getiriyor ve çıkıp gidiyor. 

Bu arada dedesi tam da Marius öldü diye üzülürken torunu gözlerini açar.

Dördüncü Kitap: Duyguları Altüst Olan Javert

Javert görev duygusu ile vicdanı arasında gidip geliyor. Uzun süredir takip ettiği Jean Valjean’ı yakalamış sonra da serbest bırakmıştı. Bu onu ikileme düşürüyor. Jean Valjean onu öldürmesi gerektiği yerde serbest bırakmıştı. Javert de tutuklaması gerektiği yerde gitmesine izin vermişti. Kendisi ile çelişen olaylar yaşamıştı. Uzun süre böyle kendi kendisi ile mücadele ettikten sonra bir nehre atlar ve daha sonra cesedi bir kıyıya vurur.

Beşinci Kitap: Torun ile Dede

Bu arada Marius iyileşir ve dedesi de ona evlenmeye izin verir. Cosette hakkında her şeyi biliyor ve artık ona karşı çok yumuşak davranıyor. 

Cosette Marius’u göremeye gelir. Arkasında da M. Fauchelevent yani Jean Valjean. Dede artık resmi olarak Cosette’i torunu Marius’a ister. Jean Valjean da yaklaşık 600 bin franklık servetini bu iki gence verir. 

Jean Valjean, Cosette için resmi belge de hazırlatmış ve burada ismi Matmazel Euprhasie Fauchelevent olarak geçiyor. 

Marius iyileşir ama kendisini barikat düştükten sonra lağımda taşıyarak kurtaran adamı aramaya başlar. Ama bu aradığı ve bir türlü bulamadığı kişinin tam önünde olduğunu ve Jean Valjean olduğunu bilmiyor. 

Altıncı Kitap: Uykusuz Geçen Gece

16 Şubat 1833, Marius ile Cosette evleniyor. 

Düğüne giderken Azelma ve babası Thenardier, düğün arabasındaki Jean Valjean’ı görür ama tanıyamaz. Yine de bir yerlerden tanıdık gelir. Kızına bu düğünün kime ait olduğunu öğrenmesini söyler. Thenardier artık idam cezasına mahkum edilmiş bir kaçak. Büyük ihtimalle de lağımlarda saklanıyor. En son Jean Valjean onu orada görmüştü.

Bu arada düğünden sonra Jean Valjean yine vicdanı ile yüzleşiyor. Cosette artık evlendiğine göre bundan sonra ne yapacak? Bütün gece bu düşünceyle uyuyamaz. 

Yedinci Kitap: Kutsal Çanaktan Son Yudum

Jean Valjean sonunda Marius’a giderek bir kürek mahkumu olduğunu ve gerçek isminin de Jean Valjean olduğunu söyler. Mösyö Fauchelevent, gerçekte forsa Jean Valjean'dı.

Bu sefer Marius’un içinde bir fırtına kopar. Jean Valjean ile bir daha görüşmek istemediğini söyler, yine de kızı ile kısa süreli görüşmelerine izin verir. 

Sekizinci Kitap: Alacakaranlığın Çekilmesi

Jean Valjean artık sırrını Marius’a açıkladığı için Cosette’in kendisine baba demesini istemiyor, Jean demesini söylüyor. Kızı ise onun geçmişinden hala habersiz. Jean Valjean kendisini bu yeni evli çiftten uzak tutuyor. Her gün Cosette’i görmek için kısa süreliğine evine uğrar. Onun dışında kendisini adeta dışlar. Sonunda ise tamamen gelmeyi bırakır. Çünkü Marius ona gelmemesi gerektiğini davranışları ile belli eder. Bu da Jean Valjean’ı kahreder. 

Dokuzuncu Kitap: Muhteşem Karanlık, Muhteşem Şafak 

Jean Valjean ölüm döşeğinde. 

Bu arada Thenardier bir kez daha ortaya çıkar. Hem de Marius’un karşısına. Thenardier kötülük yapayım, para kazanayım derken Marius’a aslında Jean Valjean’ın suçsuz olduğunu belirten delilleri getirir. Marius, Jean Valjean’ın M. Madeleine’ı dolandırarak 600 bin farkı ele geçirdiğini ve barikatta Javert’ öldürdüğünü düşünüyordu. Ama Thenardier’in verdiği belgeler ile aslında M. Madeleine’ın Jean Valjean olduğunu ve Javert’i de aslında kurtardığını ve polis müfettişinin de daha sonra intihar ettiğini öğrenir. 

Thenardier son bir hamle yapar ve Jean Valjean’ı katil olmakla suçlar. Çünkü lağımlarda ceset taşıdığını görmüştü. Marius ise bu ceset dediği kişinin kendisi olduğunu söyler. Sonuçta onu barikattan kurtaranın, lağımda zorlukla sırtında taşıyanın Jean Valjean olduğunu öğrenir. Thenardier bir kez daha para kazanayım derken Jean Valjean’ı aklar. 

Marius, Jean Valjean hakkında kötü düşündüğü ve onu dışladığı için pişman olur. Ne de olsa onu barikattan kurtaran, lağımda taşıyan, hayatını kurtaran ve sonunda da sevdiği kız ile evlendiren buna ilave olarak da büyük bir servet veren Jean Valjean. Hemen Cosette’i de alarak Jean Valjean’ın evine giderler. 

Jean Valjean ise artık son anlarını yaşıyor. Yine de Marius ve Cosette’i gördüğü için çok mutlu olur. Marius onu artık bir kürek mahkumu olarak değil bir iyilik meleği olarak görüyor. İkisi de ona baba der. Jean Valjean ise onları görmenin mutluluğu içinde son nefesini verir. Huzur bularak ölür de diyebiliriz. 

SON