14 Eylül 2020

Kitap yorumu: William Golding - Sineklerin Tanrısı

Kitap yorumu: William Golding - Sineklerin Tanrısı

William Golding’in Sineklerin Tanrısı romanı, bir alegorik eser. Aynı zamanda Nobel Edebiyat Ödüllü yazarın en çok okunan ve en çok ilgi gören kitabı. 

Kitap ıssız bir adaya düşen çocukların öyküsünü anlatıyor. Ancak temelde birden fazla şeye işaret ediyor yazar. İyilik ve kötülük. Küçük bir grup arasındaki çekişmeler. Liderlik ve bunun için verilen mücadele. Demokrasi ve otoriterlik arasındaki sınır ile medeni olmakla vahşileşmek arasındaki ince çizgi.

Kitabın konusu: William Golding - Sineklerin Tanrısı

Romanda olaylar ıssız bir adada geçiyor. Dünyada bir savaş yaşanıyor ve bir grup çocuk da kendilerini ıssız bir adada bulur. Açık bir şekilde söylenmese de birilerinin bu çocukları savaştan uzak tutmaya çalıştığı anlaşılıyor. Sonuçta uçakla bir yere götürülürlerken, uçak Pasifik Okyanusu’nda bir adaya düşer. Ya da düşürülür. Uçakta yetişkin olarak sadece bir pilot vardı ve o da ölür. Sonuçta bir grup çocuk ıssız bir adada yalnızdır. 

Çocukların kaç yaşında oldukları kesin değil. Ancak çevirmen Mina Urgan, kitabın sonuna eklenen Sonsöz’de çocukların 6 ile 12 yaşları arasında olduğu bilgisini veriyor. Tabii çocuklar kendilerini iki gruba ayırıyorlar. Büyükler ve küçükler. Hepsi de İngiliz.

Kitap başlarken çocuklardan ikisi ile tanışıyor okur. İlki Ralph, ikincisi ise asla gerçek adını bilmeyeceğimiz Domuzcuk lakaplı çocuk. Şişman olduğu için daha adaya düşmeden önce ona bu adı takmışlar.  

Her ne kadar Domuzcuk en baştan diğer çocuklar tarafında alaya alınsa da burada alınacak en işe yarar kararlar ondan çıkar. En başta buldukları bir deniz kabuğunu kullanarak (boru sesi çıkarmak için) adadaki diğer çocukları bir araya toplamayı önerir. Sonuçta büyük, küçük tüm çocuklar Ralph’ın liderliğinde toplanır ve Ralph şef seçilir. 

Okunması gereken kitaplar - Amerikan üniversitelerinde öğrencilere en çok okutulan 101 kitap

Bir hayatta kalma öyküsünden distopyaya

Kitap yorumu: William Golding - Sineklerin Tanrısı

Olaylar başlangıçta bir hayatta kalma öyküsü gibi gelişir. Çünkü ıssız bir adaya düşenler ne yapar? İlk önce yiyecek, içecek ve barınma yeri arar, ardından da bu adadan kurtulmanın yolunu. Çocuklar da Ralph’ı şef seçince bu yönde kararlar alınır. En önemli kararları ise bir ateş yakmak. Çünkü yakından bir gemi geçerse ateşlerini görerek onları kurtarmaya gelebilir. 

İlk başta işler böyle başlar. Ancak kısa sürede yürümediğini görürüz. Bu işler sadece Ralph ve birkaç çocuğa kalır. Çünkü Jack isimli başka bir çocuğun peşine takılan diğer çocuklar bu sefer "avcılık oyunu" oynamaya başlarlar. Jack de Ralph gibi doğuştan lider ruhlu biri ama düzeni bozacak yönde. Adadaki domuzları avlama ve çocuklara yiyecek et bulma işine girişir. Ancak kısa sürede otoriter bir lider olarak ortaya çıkar. 

Domuzcuk, “Ben Jack’tan korkuyorum” dedi. “Onun için Jack’ı iyi biliyorum. Birinden korkunca ondan nefret edersiniz ama boyuna da düşünüp durursunuz onu. Kendi kendinizi aldatırsınız; aslında kötü değildir dersiniz. Ama onu görünce, tıpkı nefes darlığına tutulmuş gibi olursunuz, soluk alamazsınız. Sana bir şey söyleyeyim mi? O senden de nefret ediyor, Ralph...” (s. 111)

İlk önce çocuklar ikiye bölünür. Daha sonra bir kısmı et yeme bahanesi bir kısmı da zorla Jack’in kabilesine geçer. Geçerler ama aynı zamanda da vahşileşirler. Kendilerinden olan birkaç çocuğu öldürürler, artık ateş yakmak ve kurtulmak Ralph ve Domuzcuk dışında kimsenin umurunda değil. 

Sonuçta ortaya bir grup çocuğun kurduğu totaliter ve distopya türü bir düzen çıkar. 

"Akşam olmuştu. Huzurlu bir güzellikle değil, şiddet tehditleriyle dolu bir akşam.

Jack konuştu:

“Bana su verin.”

Henry, Jack’a, içi su dolu bir hindistancevizi kabuğu getirdi. Jack, hindistancevizi kabuğunun çentikli kenarlarının üstünden, gözlerini Domuzcuk ile Ralph’a dikerek içti. Sanki iktidar, bilekleriyle dirsekleri arasındaki kabaran kaslarına yerleşmişti. Sanki otorite, küçük bir maymun gibi omuzuna tünemiş, kulağının dibinde geveze geveze konuşuyordu.

“Oturun hepiniz.”

Çocuklar, Jack’ın önünde, sıra sıra otlara oturdular. Ama Ralph ile Domuzcuk, biraz aşağıda, yumuşak kumun üstünde ayakta kaldılar. Jack, onları görmemezlikten geldi şimdilik. Boyayla maskelenen yüzünü oturan çocuklara çevirdi; mızrağını onlara doğru dikti:

“Kim giriyor benim kabileme?” (s. 183)

Kitap önerileri: Sürükleyici kitaplar - Elinizden bırakamayacağınız 25 akıcı roman

İyilik, kötülük ve sineklerin tanrısı

Bir anlamda adada iyi ve kötünün de mücadelesi yaşanır. Salt iyi ve salt kötü olan birkaç çocuk dışında diğerleri iyilik yönü ve kötülük yönü ağır basan çocuklar var. Ancak yazar herkesin bildiğinin aksine masum olmakla bilinen çocuklar da birer canavara dönüşebilir diyor. Çünkü böyle karakterleri görüyoruz. 

Diğer yandan ise Sineklerin Tanrısı bir şeytan karakter olarak ortaya çıkar. Çocukların öldürdüğü ve sopaya geçirdiği domuz kafası aracılığıyla Simon isimli, salt iyiyi temsil eden bir çocukla da konuşur. Ona göre adada yaşanan tüm kötü olayların da kaynağı odur. 

Sineklerin Tanrısı kitap yorumu

William Golding’in Sineklerin Tanrısı romanı bir modern klasik olarak kabul ediliyor. Zaten Türkiye İş Bankası Yayınları tarafından da Modern Klasikler serisi kitaplarından biri olarak basılıyor. Hem okur hem de eleştirmenler tarafından olumlu karşılanan bir eser. 

Ancak şunu da belirtmek gerekiyor. Kitapta anlatılan şeyler okuru rahatsız edecek türden. Masum olarak kabul edilen çocukların bu kadar kötülük yapması okuru çok etkiliyor. Distopya türü romanlarda görebileceğiniz bir durum var. Ancak tek farkla, burada kötülüğe maruz kalan da kötülüğü yapan da çocuk.

Son olarak şunu söyleyelim. Şimdiye kadar kitabın üç film uyarlaması yapıldı:

Lord of the Flies (1963), yönetmen Peter Brook

Alkitrang Dugo (1975), Filipinli yönetmen Lupita A. Concio

Lord of the Flies (1990), yönetmen Harry Hook

Kitap yorumu: William Golding - Sineklerin Tanrısı

William Golding

Sineklerin Tanrısı

Özgün adı: Lord of the Flies

Çev: Mina Urgan

31. Basım

Türkiye İş Bankası Yayınları

İstanbul

2016

261 sayfa.

4 Eylül 2020

Kitap yorumu: Patrick Rothfuss - Bilge Adamın Korkusu (Kral Katili Güncesi - 2. Kitap)

Kitap yorumu: Patrick Rothfuss - Bilge Adamın Korkusu (Kral Katili Güncesi - 2. Kitap)

Patrick Rothfuss’un Bilge Adamın Korkusu fantastik romanı, Kral Katili Güncesi serisinin ikinci kitabı. Hem birinci hem de ikinci kitap çok uzun olmalarına rağmen çok sürükleyici ve okuru kendisine bağlayan bir öyküsü var. 

Romanın ana karakteri Kvothe, çocuk yaşta anne babasının katledilmesine tanıklık etmiş birisi. Artık dünyada tek bir amacı ve hedefi var. Anne, babası ve gezici sanatçılardan oluşan kumpanyasını katleden gizemli grubu bulmak. Ancak işi o kadar da kolay değil. 

Yazar Patrick Rothfuss, Kral Katili Güncesi için bir evren tasarlamış. Anlattığı olaylar Medeniyetin Dört Köşesi (The Four Corners of Civilization) ismi verilen bir dünyada geçiyor. Tabii burası insanların yaşadığı yer. Bir de Feylerin yaşadığı Fey diyarı (periler ve farklı yaratıklar) var. 

İkinci kitap olan Bilge Adamın Korkusu’nun konusuna geçmeden önce Kral Katili Güncesi üçlemesinin birinci kitabı üzerine incelemeye bakmanız, seriyi daha iyi anlamanıza yardımcı olacak.

Patrick Rothfuss - Rüzgarın Adı - Konusu - Kitap Yorumu

Konusu: Patrick Rothfuss - Bilge Adamın Korkusu

Kral Katili Güncesi bir üçleme ve ikinci kitapta da olaylar kaldığı yerden devam ediyor. Kvothe, gizem (bir tür sihir), simya ve diğer ilimlerin öğretildiği Üniversite’de okuyor. Aslında buraya gelmesindeki tek amacı Üniversite’nin arşivini (kütüphanesini) kullanmak. Çünkü aradığı bir şey var. Bilmek istediği, ancak kimsenin hakkında bir şey bilmediği şeyler var. 

Kvothe’un ailesi Chandrialılar diye adlandırılan, yedi kişiden oluşan gizemli bir grup tarafından katledilmişti. O zamandan bu yana romanın ana karakterinin tek amacı var. Onlar hakkında bir şeyler bulmak. Ancak bu o kadar da kolay değil. 

“Chandrialılar lanetliydiler. Gelişlerinin bazı belirtileri vardı: mavi ateş, pas ve çürüme, aniden bastıran bir soğuk.”

Kvothe, üniversitenin geniş kütüphanesini arar ama eline masallardan başka bir şey geçmez. Çünkü dünyanın geri kalanı için Chandrialılar sadece bir masaldı, gerçek değildiler. 

“Böyle bir şeyi okumak ne kadar sinir bozucu olursa olsun bir hususu apaçık ortaya koyuyordu: Chandrialılar dünyanın geri kalanı için çocuksu bir peri masalından fazlası değildi. Ayak sürüyenlerden veya tek boynuzlu atlardan farkları yoktu. Tabii ben işin aslını biliyordum. Onlarla bizzat karşılaşmıştım. Kara gözlü Köz’le konuşmuştum. Haliax’ı gölgeleri bir pelerin misali üstüne giyerken görmüştüm. Bu yüzden sonuçsuz arayışımı sürdürdüm. Dünyanın geri kalanının neye inandığı önemli değildi. Ben gerçeği biliyordum ve asla kolay vazgeçen biri olmamıştım.”

Patrick Rothfuss’un Medeniyetin Dört Köşesi evreni

İkinci kitapta olayların kaldığı yerden devam ettiğini söyledik. Ancak bir farkla. Yazar bu sefer Kvothe ile birlikte okuru bu kurmaca dünyasının dört köşesini gezdirir. Daha önce Kvothe ailesi öldürüldükten sonra üç yılını kimsesiz bir sokak çocuğu olarak Tarbean isimli bir liman şehrinde geçirmişti. Daha sonra bir az kuzeyde olan Imre isimli yere gelir ki hemen yanı başında da Üniversite var. Ancak yazarın bu dünyasının çok fazla yerini görmemiştik ilk kitapta. Şimdi ise Kvothe ile birlikte binlerce kilometre seyahat ediyoruz.

Kitap yorumu: Patrick Rothfuss - Bilge Adamın Korkusu (Kral Katili Güncesi - 2. Kitap)

Kvothe bu kitapta ilk önce yukarıdaki haritada gösterilen Imre’den Tarbean’a gelir, buradan gemi ile Vintas’a ulaşır. Burada bir süre Severan şehrinde kalır. Sonra aldığı bir görev üzerinde daha da kuzeye gider. Eld ormanından geçer ve bir süre de en kuzeydeki Ademre’de kalır. 

Aslında bu kitapta çok renkli bir yaşantısı var. Zaten okur da üniversitedeki günlerini okumaktan belli bir süre sonra usanmaya başlayabilir. Yazar da okuru böyle bir yolculuğa çıkarır. Severan şehrinde buranın yöneticisinin sarayında kalır, sonra kuzeyde ormanlarda haydutları arar ki burada eski bir “tanıdık” ile kısa süreli bir karşılaşması olur. Hoş bir karşılaşma değildi. 

Geniş kitap önerileri listesi - Farklı tür ve temalara göre kitap tavsiyeleri

Ardında Kvothe Ademre’ye kadar gider. Burada Adem’lerin dövüş sanatı ve kılıç kullanma ustalıklarını öğrenir. Daha önce sadece bir kumpanyacı olan ve iyi lavta çalmayı bilen Kvothe, Üniversitede gizem, sigaldri diye isimlendirilen sihir türlerini öğrenir. Ayrıca artık rüzgarın adını kullanma konusunda da ilerleme sağlar. Zaman zaman rüzgarın adını söyleyerek rüzgarı çağırarak istediği şeyleri yaptırabiliyor. 

Ademre’de ise bu halkın gizli tuttuğu dövüş ve kılıç kullanma sanatlarını öğrenir. Ki artık hem bir sihir ustası hem de dövüşçü olma yolunda ilerliyor. Peki, Ademler kimdir diye merak ediyorsanız bu alıntı size bir fikir verecek:

“Ademlere sessiz ahali denirmiş ve nadiren konuşurlarmış. Yaşlı adam Ademlerle ilgili pek çok hikâye bilirmiş. Adına Lethani denilen gizli bir sanata sahip olduklarını duymuşmuş. Bu sanat sayesinde sessizliklerini bir zırh gibi üzerlerine giyer, bir kılıcı geri çevirebildikleri gibi havadaki bir oku durdurabilirlermiş. Fazla konuşmamalarının sebebi de buymuş. Sözcüklerini saklayıp bir fırının içindeki kömürler misali biriktirirlermiş. O birikmiş sözcükler onları kıpır kıpır bir enerjiyle öyle çok doldururmuş ki asla bütünüyle hareketsiz kalamazlarmış ve sürekli kıpırdayıp dururlarmış. Dövüştükleri vakit gizli sanatlarını kullanarak o sözcükleri içlerindeki bir yakıt gibi yakarlarmış. Bu da onları ayı kadar güçlü, yılan kadar süratli yaparmış.”

Chandrialılar ve Amyrler

Kitap yorumu: Patrick Rothfuss - Bilge Adamın Korkusu (Kral Katili Güncesi - 2. Kitap)

Bu romanda birçok gizem var. Zaten Kvothe de bu gizemlerden biri olan Chandrialıların peşinde koşuyor. Bir de Amyrler denilen gizemli bir grup daha var ki Chandrialılar bunlardan korkar ve saklanırlar. Peki, Amyrler kimdir diye merak ederseniz, onlar hakkında da Kvothe çok az şey öğrenebilir. Bir zamanlar kiliseye bağlı olan, gittikleri yerlerde bağımsız hakimler olarak çalışan, ama daha sonra işledikleri suçlardan dolayı lağvedilen ve bir anda ortadan kaybolan bir grup. Kvothe’un onlar hakkında neler öğrenebildiğine bakalım.

“Parşömeni dikkatle dürüp boynuza geri soktum. Zihnim az önce edindiğim bilgilerle doluydu. Onca yıl evvel Haliax’ın Köz’e söylediklerini düşündüm: Seni Amyrlerden kim korur? Şarkıcılardan? Sithelerden? Aylar süren arayışımın ardından Chandrialılarla ilgili olarak Arşiv’de masallardan fazlasını bulamayacağımdan emin gibiydim. Hiç kimse onların ayak sürüyenlerden veya perilerden daha gerçek olduklarına inanmıyordu. Fakat Amyrleri herkes bilirdi. Onlar Atur İmparatorluğu’nun parlak zırhlı şövalyeleriydi. İki asır boyunca kilisenin bekçiliğini yapmışlardı. Yüzlerce öyküye ve şarkıya konu olmuşlardı. Tarihten iyi anlardım. Amyr Nizamı, Atur İmparatorluğu’nun ilk yıllarında Tehlin Kilisesi tarafından kurulmuştu. Fakat Nina’nın gördüğü çömlek ondan çok daha eskiydi. Tarihten iyi anlardım. İmparatorluk dağılmadan önce Amyrler yine kilise tarafından suçlu bulunup lağvedilmişlerdi. Fakat Chandrialılar onlardan bugün bile korkuyorlardı. Demek ki hikâyenin göründüğünden fazlası vardı.”

 En popüler ve en çok okunan fantastik kitaplar (20 roman/seri listesi)

Kral Katili Güncesi serisi üçüncü kitap

Kvothe, hayatını, yaşadıkları ve yaptıklarını işlettiği bir handa bir tarihçiye anlatıyor ve o da onun yaşamını kayda alıyor. Romanın ana karakteri en başta anlatacaklarının üç gün süreceğini söylemişti. Bundan dolayı her bir kitap bir günde anlattıklarını kapsıyor. İlk iki kitapta da birinci ve ikinci gün anlattıkları var. Zaten bu kitabı okuyan her bir okur hemen şunu merak eder: Üçüncü ve üçlemenin son kitabı ne zaman çıkar?

İşte, bu sorunun cevabı bir yılan hikayesi gibi. İlk başta 2009 yılında çıkacağını söylese de yazar, ikinci kitabı bile 2011 yılına yetiştirmişti. En son üçüncü kitabın 2020 yılında çıkacağı söylense de henüz bu konuda kesin bir şey yok. 

Kitap yorumu: Patrick Rothfuss - Bilge Adamın Korkusu (Kral Katili Güncesi - 2. Kitap)

Patrick Rothfuss

Bilge Adamın Korkusu 

Kral Katili Güncesi - 2. Kitap

Özgün adı: The Wise Man's Fear

The Kingkiller Chronicle: Day Two

Çev: Cihan Karamancı

İthaki Yayınları

1144 sayfa.


21 Ağustos 2020

Kitap yorumu: Patrick Rothfuss - Rüzgarın Adı (Kral Katili Güncesi - 1. Kitap)

Kitap yorumu: Patrick Rothfuss - Rüzgarın Adı (Kral Katili Güncesi - 1. Kitap)


Patrick Rothfuss’un fantastik romanı Rüzgarın Adı, Kral Katili Güncesi isimli üçlemesinin ilk kitabı. Roman 2007 yılında yayımlandı. Kısa sürede de kendisine büyük bir hayran kitlesi topladı. Yazar hem okuru etkileyen güzel bir hikâye anlatıyor, hem de dikkat çeken bir anlatım tarzı var. Farklı anlatıcılar tarafından farklı hikâyelerin anlatılması da kitaba renk katıyor. 

Romanın konusuna geçmeden önce şunu söyleyelim. Serinin ilk kitabı Rüzgarın Adı okurlar tarafından çok beğenilince, bir sonraki kitaplar ne zaman çıkar diye merak edildi. Aslında yazar her sene bir kitap çıkararak üçlemeyi 2009 yılında bitirme sözü vermişti. Ancak öyle olmadı. Kral Katili Güncesi serisinin  ikinci kitabı Bilge Adamın Korkusu ancak 2011 yılında yayımlandı. Peki, son ve üçüncü kitap?

Üçüncü kitabın adı “Taş Kapılar”. Uzun yıllar merakla beklendi ve çeşitli açıklamalarda en son 20 Ağustos 2020’de çıkacağı belirtilmişti. Ancak öyle görünüyor ki bu tarihe de yetişmedi. Hala ne zaman çıkacağı belirsizliğini koruyor.

Kitabın konusu: Patrick Rothfuss - Rüzgarın Adı

Kitap yorumu: Patrick Rothfuss - Rüzgarın Adı (Kral Katili Güncesi - 1. Kitap)

Roman, Yoltaşı isimli bir handa başlıyor. Pek fazla kişinin uğramadığı bir yer. Ancak o gün farklı bir şey olur. Hana gelen kasabalarından birisi, dev bir örümceğin saldırısına uğradığını ve atının da öldüğünü söyler. Tabii, kendi canını kurtarmıştır. Öldürdüğü örümceği de hana getirir ve herkese gösterir. Sonra da onun bir iblis yaratık olduğuna karar verirler ki belirli yöntemlerle yakarlar. 

Ancak bu olayın bir de arka yüzü var. Bunlar sadece basit bir dev örümcek değil. Kote isimli hancı bu olaydan sonra harekete geçer ve ormanda bu tür örümceklerden bir dizisini öldürür. Bu olay yaşandığında ise tesadüfen oradan Devan Lochees isimli bir tarihçi de geçiyordu. Kote yaralanan tarihçiyi (aynı zamanda kâtiplik yapıyor) hana getirir ve yaralarını sarar. 

Öyle görünüyor ki Tarihçi, Kote’yi tanıyor. Onun ünlü Kvothe olduğunu biliyor. Hancı Kote, ya da asıl adıyla Kvothe, bir zamanlar çok ses getiren bir olaya bulaşmış ama daha sonra kendisini ölü bildikleri için adını de değiştirerek Hancı Kote olarak uzak bir yerde yaşamına devam ediyor. Yanında ise eğittiği ve çırağı olan Bast isimli biri de var. 

Tabii, Kvothe neden ünlü, ne yaptı? Geçmişteki o önemli olaylar neydi ilk kitapta ancak bazı ipuçları veriliyor. Kral Katili Güncesi ismi bir nebze neler yapmış olabileceğini anlatıyor okura. 

Tarihçi de daha önce birçok ünlü kişinin yaşam öykülerini kaleme almış birisi. Kvothe’nin de yaşamını kaleme almayı teklif eder. Kvothe ise anlatacaklarının üç gün süreceğini söyler. Çünkü her şeyi en baştan ve düzgün bir şekilde anlatmak istiyor. Ayrıca hakkında çok fazla da söylenti ve yalan bilgi de var. Bu yalan bilgilerin bazılarını kendisi söylenti olarak yaymıştı zaten. Sonuçta da yaşam öyküsünü anlatmaya başlar.

Geniş kitap önerileri listesi - Farklı tür ve temalara göre kitap tavsiyeleri

Edema Ruh Kvothe’nin yaşam öyküsü

Kitap yorumu: Patrick Rothfuss - Rüzgarın Adı (Kral Katili Güncesi - 1. Kitap)

Patrick Rothfuss’un Kral Katili Güncesi kitaplarının alt başlıkları 1. Gün, 2. Gün ve 3. Gün şeklinde. Çünkü Kvothe yaşam öyküsünü üç günde anlatıyor. 

En başta çocukluğundan başlar. Kendisinin bir Edema Ruh olduğunu söylüyor. Edema Ruh, kafile şeklinde dolaşan, gezici sanat insanlarından oluşan bir grup. Anne ve babası kendi gruplarının lideri ve atlı arabalarıyla ülkeyi dolaşarak gösteriler sergilerler. Şarkı, dans, tiyatro, müzik ve sair. 

Kvothe de böyle bir ortamda doğar ve büyür. Hayatına yön veren başka bir olay ise Abenthy isimli birisi ile tanışması olur. Çünkü bu kişi “Üniversite” denilen yerde gizemiye, simya, sempati (yani sihirin kitaptaki ismi) öğrenmiştir. Aynı zamanda rüzgarın adını biliyor. Çünkü eşyaların adını bilen insanlar bunları söyleyerek bu eşyaları kontrol edebiliyorlar.

Kvothe’nin bu mutlu çocukluğu ailesi ve kumpanyalarının başına gelen trajik bir olayla sona erer. Ondan sonra tek başınadır. Yaşadıklarının sorumlusunun “Chandrialılar” diye adlandırılan bir grup olduğunu duyduğu hikâyelerden öğrenir. Uzun süre bir sokak çocuğu olarak yaşadıktan sonra Chandrialıların kim olduğunu öğrenmek için Üniversiteye gitmeye karar verir. Çünkü buranın on binlerce kitabı olan bir kütüphanesi var. Artık buradan sonra Kvothe sempati, gizemciye, simya ve sair ilimleri öğrenmeye başlar. 

Ama yine de babasından öğrendiği lavta isimli telli aleti de çalmaya devam eder. Çok zeki ve her şeyi rahatlıkla öğrenmeyi başaran birisi. En çok da rüzgarın adını öğrenmek istiyor. 

“Kvothe başını sağa sola salladı. "Hayır. Her şey Üniversite'de başladı. Oraya, hikâyelerde geçen türden sihri öğrenmeye gittim. Ulu Taborlin'inki gibi bir sihri. Rüzgârın adını öğrenmek istiyordum. Ateşi ve yıldırımı. On bin sorunun cevabını bilecek ve arşivlerine erişecektim. Ama Üniversite'de bulduğum şey bir hikâyeden çok farklıydı ve büyük bir hayal kırıklığına uğradım.” 

Daha önce sürükleyici kitaplar ve akıcı romanlarla ilgili bir liste hazırlamıştım. Rüzgarın Adı da bu listede yer alıyor. Kalın bir kitap olmasına rağmen "sürükleyici bir kitap" adını hak ediyor.

Daha fazlası: Sürükleyici kitaplar - Elinizden bırakamayacağınız 25 akıcı roman

Romanın anlatım tarzı ve farklı anlatıcılar

Kitap yorumu: Patrick Rothfuss - Rüzgarın Adı (Kral Katili Güncesi - 1. Kitap)

Patrick Rothfuss bu romanında birden fazla hikâye anlatıyor. Aslında hikâyenin bir kısmını sanki yazar, anlatıcı ve karakterler birlikte yazıyorlar gibi. Bu romanda bir dünya kurgulamış yazar. Onun içinde büyük bir hikâye var. Sonra hikâyenin yan parçaları. Kvothe’nin hikâyesi de bu büyük hikâyenin bir parçası. Arada diğer parçalar da anlatılıyor. Lorne’nin hikâyesi gibi. Tanrı ve iblisin hikâyesi gibi. Tabii Kvothe’nin hikâyesi de kendi içinde bölünüyor. Sadece birinci kitapta çocukluğu, kumpanya dönemi, bir yetim olarak bir şehirde geçirdiği üç yıl, üniversite yıllarının bir kısmı var.

Diğer yandan ise yazar bu hikâyeyi sanki okur ile birlikte yazıyormuş gibi yapıyor. Kvothe sadece hikâyeyi anlatmıyor. Bir hikâyenin ne olduğu, nasıl olması gerektiğini de açıklıyor. Bunun örneklerini kendi hikâyesini anlatırken verdiği aralarda görüyoruz. 

"Aşağı yukarı. Doğru düzgün öykü anlatabilmek için biraz yalancı olmak lazım. Gereğinden fazla hakikat, olayları içinden çıkılmaz hale getirir. Aşırı dürüstlük seni samimiyetsiz gösterir."

 

“..sonra sözlerini sürdürdü. "Öyleyse devam edelim. Müzik ve sihir. Zafer ve başarısızlık. Bir düşünün. Hikâyemizin neye ihtiyacı var? Henüz hangi hayati unsurdan yoksun?"

"Kadınlar, Reshi," diye atıldı Bast. "Hikâye kadınların eksikliğini çekiyor."

Kvothe gülümsedi. "Kadınlar değil, Bast. O kadın." Dönüp Tarihçi'ye baktı. "Şüphesiz bölük pörçük bir şeyler duymuşsundur.”


Tabii bir de romanın kendi anlatımı var. Yani bir anlatıcısı. Kvothe kendi yaşam öyküsünü birinci tekil şahıs olarak anlatıyor. Zaman zaman ise sözü anlatıcı alıyor, handa olanları üçüncü tekil şahıs olarak anlatıyor. Kısaca anlatım içinde anlatımı, hikâye içinde hikâye olan çok geniş çaplı ve ustaca düşünülmüş ve kaleme alınmış bir kitap. 

Bazı açılardan bana Cervantes'in Don Kişot romanını hatırlanıyor. O da bir yandan Don Kişot’u diğer yandan ise yan hikâyeler sunuyor okura. 

İlgili - En popüler ve en çok okunan fantastik kitaplar (20 roman/seri listesi)

Özet olarak bu romanda kimin ne anlattığına bakalım:

Anlatıcı - Handa yaşananları anlatıyor

Kvothe - Kendi yaşam öyküsünü anlatıyor

Farklı karakterler - Romanda bazı karakter ve öykü anlatıcıları da bu dünyada geçen ve ana hikâye ile ilgili olan farklı hikâyeler anlatıyorlar. Mesela Kvothe, Chandrialıların kim olduğunu bu öykülerden bölük pörçük öğrenir. 

“Chandrialıların düşmanları vardı. Onları bulabilirsem bana yardım ederlerdi. Şarkıcıların ya da Sithelerin kim olduklarına dair en ufak bir fikrim bile yoktu, ama herkes Amyrlerin kilise şövalyeleri, yani Atur İmparatorluğunun sağ kolu olduklarını bilirdi. Ama maalesef son üç asırdır dünyada hiçbir Amyr bulunmadığı da yaygın olarak bilinen bir gerçekti. Atur İmparatorluğu yıkıldığında Amyrler de dağılmışlardı.”

Handa anlatılan hikâye - Romanın başında handa oturanlardan birisi de bir hikâye anlatıyor. Hikâyenin kahramanı ise Ulu Taborlin. Bu ismi roman boyunca farklı hikâye ve konuşmalarda çok kere geçiyor. 

Kvothe’nin alternatif yaşam öyküsü - Kvothe bir yandan kendisi yaşam öyküsünü anlatıyor ve tarihçi kaleme alıyor. Diğer yandan ise yine zaman zaman handa oturanlar onunla ilgili duyduklarını anlatıyorlar. Kimilerine göre öyle, kimilerine göre böyle olmuş. Ama bu alternatif Kvothe hikâyeleri kendisinin anlattığından farklı, çok ağızdan dolaşarak geliyor ve çok çarpıtılarak anlatılıyor. 

Sonuç olarak yazar birden fazla anlatıcının, farklı hikâyelerin olduğu çok yönlü bir roman kaleme almış. 

Kral Katili Güncesi’nin karakterleri

Kitapta yer alan önemli karakterlere bakalım şimdi de. 

Tarihçi - İsmi Devan Lochees. Kitapta kim olduğu şöyle anlatılıyor: “Gizemiye'nin önde gelen bir mensubu olup en azında Re'lar seviyesindedir ve muhtemelen dünyada demirin adını bilen yirmi kadar insandan biridir.”

Ana karakter - Kote, Kvothe. Çırağı Bast tarafından Reshi olarak da çağrılıyor. Tabii birçok farklı lakabı var. 

Bast - Remmen oğlu, Alacakaranlık ve Tehvyth Mael Prensi Bastas ve “Ahaliden”. O bir Fey. Yani perilerden. Romanda insanlar dışında bir de periler (fey) ve iblislerin de olduğu bir dünya var. En azından ilk kitap pek fazla bahsetmiyor. 

Chandrialılar - Gizemli bir grup. Zaman zaman ortaya çıkarak çok sayıda kişiyi öldürürler. Nedeni pek bilinmiyor. 

Denna - ya da Dianne ya da farklı adları da oluyor. Kvothe’nin üniversiteye giderken tanıştığı ve hoşlanmasına rağmen bir türlü kalbini açamadığı kız. 

Kitaptan iki alıntı

Romanda dikkatimi çeken iki alıntı ise şunlar: 

“Güç iyidir hoştur ve aptallık genelde zararsızdır. Ama ikisinin bileşimi tehlikelidir. … Akıllı ama düşüncesiz bir insan çok ama çok tehlikeli olabilir.”

“…biz insanlar alışkanlıklarımıza bağlıyızdır. Kendimiz için kazdığımız çukurlarda kalmak kolayımıza gelir.”
Kitap yorumu: Patrick Rothfuss - Rüzgarın Adı (Kral Katili Güncesi - 1. Kitap)

 

Patrick Rothfuss

Rüzgarın Adı 

Kral Katili Güncesi - 1. Kitap (1 Gün)

Özgün adı: The Name of the Wind

The Kingkiller Chronicle: Day One

Çev: Cihan Karamancı

İthaki Yayınları

736 sayfa.

Yazarın web sitesi: www.patrickrothfuss.com

12 Ağustos 2020

Kitap yorumu: J. R. R. Tolkien - Hobbit

Kitap yorumu:  J. R. R. Tolkien - Hobbit


İngiliz yazar J. R. R. Tolkien’in Hobbit isimli fantastik romanı, yazarın başka bir kitabına giriş özelliğini taşıyor. Bahsettiğimiz, Tolkien’in en ünlü eseri Yüzüklerin Efendisi üçlemesidir. İşte, Hobbit de buradaki yüzük ve bazı şeylerin geçmişine dair bilgi veriyor ve yine bütün hikâyenin geçtiği Orta Dünya’yı okura tanıtmış oluyor. 

Yüzüklerin Efendisi filmleri çok ses getirince, Hollywood Hobbit filmini de beyaz perdeye uyarladı. Yüzüklerin Efendisi üç kitaptan oluşuyor ve üç film yapıldı. Hobbit ise tek kitap ama buna rağmen bu tek kitabı da üç filme bölerek çektiler. 

Doğrusunu söylemek gerekirse kitaptan önce her üç filmi de izledim. Ancak birkaç yıl önce izlediğim filmlerin konusu ile ilgili aklımda kalan pek bir şey yoktu. Belki bir hikâyeyi üçe bölüp anlatmaları, belki kitapta olmayan bazı şeyleri eklemleri buna sebep olmuş olabilir. Ama artık kitabı okuyunca Hobbit’in hikâyesi tek parça olarak aklımda.

Kitabın konusu: J. R. R. Tolkien - Hobbit

Hobbit romanının, Tolkien’in Yüzüklerin Efendisi üçlemesine bir giriş niteliği taşıdığını söylemiştik. Çünkü güç yüzüğünün nasıl Bilbo Baggins’in eline geçtiğini burada görüyoruz. 

Olaylar bir Hobbit olan Bilbo Baggins’in evinde başlar. Hobbit nedir diye soranlara ise anlatıcı onların cücelerden bile daha küçük ama daha kısa sakallı ufak bir halk olduğu bilgisini veriyor. Cüceler macera seven bir halk değildir. Rahatlarına düşkünler ve toprağın altına yaptıkları evlerde yaşarlar. Amma öyle görünüyor ki macera sevmeyen bu halktan biri olan Bilbo Baggins büyük bir macera yaşayacak. 

Her şeyi ise büyücü Galdalf ayarlar. Bir grup cüceye, daha doğrusu tam olarak 13 cüceye, onların grubuna katılacak bir “hırsız” bulduğunu söyler. Cüceler de bir biri ardına Baggins’in evinde toplanırlar. Bu cücelerin isimleri ise şöyle: “Dori, Nori, Ori, Oin, Gloin, Fili, Kili, Bombur, Bifur, Bofur, Dwalin, Balin, Thorin Meşekalkan.”

Thorin Meşekalkan, bir cüce kralının soyundan geliyor. Bir zamanlar Yalnız Dağ isimli bir dağın altında Erebor isimli bir cüce şehri vardı. Cüceler o kadar çok zengindi ki bir gün bir ejderha (ismi Smaug) bu şehri onların ellerinde alarak buraya yerleşir. Çünkü ejderhalar altına düşkündür. Cücelerin bir kısmını yer, bir kısmını yakar bir kısmı da kaçır farklı bölgelere sığınırlar. O günden bu yana Thorin bu şehri ejderhadan geri alma ve onu yeniden bir cüce krallığına çevirme hayalleri ile yaşar. Tabii kendisi de kral olacak. 

En popüler ve en çok okunan fantastik kitaplar (20 roman/seri listesi)

Plan bu ve yolculuğu 13 cüce, Gandalf ve bir de hobbit ile başlarlar. Yazar bir taraftan burada bize kurguladığı Orta Dünya’daki halklardan biri olan hobbitleri tanıtıyor. Diğer taraftan ise cüceleri. Peki, cüceler nasıl bir halktır. Yer altında yaşarlar, madenler kazar ve demir işçiliğinde ustalar. Kısa boylu ve uzun sakallı ama güçlü bir halk. Peki, yazar onların mizaçlarını nasıl tasvir ediyor?

“İşte mesele budur: Cüceler kahraman değil, paranın değerini çok önemseyen, hesapçı bir halktır; bazıları hilekâr, hain ve epey kötü kimselerdir; bazıları ise değildir ve onlardan çok şey beklemediğiniz sürece Thorin ile Kafilesi gibi yeterince düzgün kişilerdir.”

Bir hobbit ve cücelerin yolculuğu, elfler ve goblinler

Bahsettiğimiz bu kafile yola çıkar. Yolculukları hobbit diyarından başlar ve Yalnız Dağ ismi verilen yere kadar sürecek. Ama bu yol üzerinde diğer Orta Dünya halkları ile karşılaşacaklar. İki farklı elf diyarından geçecek ve ayrıca goblinler ile karşılaşacaklar. 

Buna ilave olarak bir de warg diye çok vahşi bir kurt türünün de saldırısına maruz kalırlar. Zira bunlar goblinlerle ortak çalışıyorlar. Bir de dev kartalları görüyoruz. Cüce kafilesine yardım ederler. Onların da kendi kralları var. Tabii bir de insanlar var. 

Eğer Hobbit’ten önce benim gibi Yüzüklerin Efendisi’ni okumuşsanız, şunu merak ediyor olabilirsiniz. Bilbo ile Frodo’nun yolculuğu ne kadar farklı. Aslında yolun bir kısmı aynı ama sonra ayrılıyor. Biri kuzeye Yalnız Dağ’a gider, diğeri ise güneye. Aşağıdaki harita da bunu gösteriyor. 

Kitap yorumu:  J. R. R. Tolkien - Hobbit


Kitabın sonunda büyük bir savaş var: Beş Ordunun Savaşı. Bir tarafta insanlar, elfler ve cüceler, diğer yandan ise goblinler ve warglar (kötü kurtlar da diyebiliriz).

Fantastik seri önerisi: Ursula K. Le Guin - Yerdeniz Serisi

Tolkien’in Yüzüklerin Efendisi ile bağlantıları

Hobbit romanındaki bazı olaylar, Yüzüklerin Efendisi’nin temellerini oluşturuyor. En başta Bilbo’nun yüzüğü nasıl ele geçirdiğini görüyoruz. Ayrıca Bilbo’nun bu yolculukta ele geçirdiği Sting ismi verilen kılıç ile Mithril isimli verilen çok güçlü bir maddeden yapılan zırhı da daha sonra Frodo’ya vereceğini de görüyoruz. Ama en önemlisi yüzük ve Gollum ile karşılaşma var. 

Son olarak Tolkien’in bu kitabı bir çocuk ve gençlik romanı olarak yazdığını görüyoruz. Zaten anlatımında da bir masalsı hava var. Ayrıca gerçekten çok sürükleyici kitaplardan biri. Filmini izlemiş olsanız bile okuması zevk veren bir roman.

Kitap yorumu:  J. R. R. Tolkien - Hobbit


J. R. R. Tolkien

Hobbit

Özgün adı: The Hobbit

Çev: Gamze Sarı

İthaki Yayınları

340 sayfa.


5 Ağustos 2020

Kitap yorumu: Lev Tolstoy - Erik Çekirdeği

Kitap yorumu: Lev Tolstoy - Erik Çekirdeği


Dünya klasikleri denildiğinde ilk akla gelen isimlerden biri de ünlü Rus yazar Lev Nikolayeviç Tolstoy olur. Tolstoy, Savaş ve Barış, Anna Karenina gibi eserleri ile ünlü. Bu dev yapıtlar dışında bir de çok sayıda öykü de kaleme almış Tolstoy. 

Tolstoy’un öyküleri farklı  şekillerde derlenerek yayımlanıyor. Mesela, İnsan Neyle Yaşar? başlıklı kitapta, Rus yazarın en dikkat çeken öyküleri toplanmış. Bunlardan birinin ismi de kitabın başlığı.  

Erik Çekirdeği de böyle bir kitap. Ancak en büyük farkı bu kitapta derlenen Tolstoy’un öyküleri çocuklara yönelik. Çocuklar için ve hayvanlarla ilgili öyküler de ağırlıkta. 

Tolstoy’dan çocuklar için öyküler


Erik Çekirdeği başlığını taşıyan bu kitapta toplam 19 öykü var. İlk öykünün ismi de kitabın bağlığı ile aynı. Küçük bir çocuğun ne kadar masum olabileceğini anlatıyor. 

Bu hikâyeleri kızıma okurken şunu gördüm. Çoğunu çocukluğumdan biliyormuşum. Tabii bunların Tolstoy tarafından kaleme alındığını bilmiyordum. Buradaki bazı öyküler ilkokul kitabımda (Azerbaycan’da) birer okuma parçası olarak yer alıyordu. Mesela, Aslan ile Köpek, İki Arkadaş gibi öykülerini bu kitabı okumadan bile zaten biliyordum. 

Aslan ile Köpek belki de kitaptaki en güzel ve en hüzünlü hikâye. Bundan dolayı eğer bir çocuk okursa çok etkilenir ve bir daha unutamaz. İki Arkadaş isimli öykü ise çok anlamlı bir tavsiye veriyor.

Aslan ile Köpek öyküsü

Sonuç olarak kitap için şunlar söylenebilir. Çocuğunuzun okuması için ya da çocuğunuza okumak için bir kitap arıyorsanız Tolstoy’un öykülerinin yer aldığı bu kitabı tercih edebilirsiniz. Kitabın arka kapağına göre 9 yaş ve üzeri için uygun. 


Kitap yorumu: Lev Tolstoy - Erik Çekirdeği


Lev Tolstoy
Erik Çekirdeği
Çev: Kezban Akcalı
Resimleyen: An-Su Aksoy
22. Basım
Can Yayınları
İstanbul
2014
67 sayfa.

29 Temmuz 2020

Kitap yorumu: Paula Hawkins - Trendeki Kız

Kitap yorumu: Paula Hawkins - Trendeki Kız


İngiliz yazar Paula Hawkins, edebiyat dünyasına Trendeki Kız romanı ile adımını atmıştı. Yazarın 2015 yılında yayımlanan bu kitabı psikolojik gerilim ve bir polisiye. Romanın en dikkat çeken kısmı ise yazım üslubu. 

Kitap çıkar çıkmaz da okurun ilgisini çekmiş ki haftalarca New York Çok Satanlar listesinden inmemiş. Tabii bu kadar ünlü olunca da 2016 yılında film uyarlaması da izleyici ile buluştu.  

Kitap yorumu: Paula Hawkins - Trendeki Kız


Şimdi de kitabın konusunda bahsedelim. Rachel, mutsuz bir kadın. Çocuğu olmadığı için içkiye başlamış, sonuçta da bu evliliğini yıkmıştı. Eski eşi ise henüz evliyken ilişki yaşamaya başladığı bir kadınla (Anna) evlenmiş ve arık bir çocukları da var. 

Rachel her gün Londra’da yaşadığı yerden işe trenle gidip geliyor. Bu yolculuğu sırasında ise tren raylarının yanındaki evleri seyrediyor. Özellikle bir evdeki çift dikkatini çekiyor. Çünkü çok mutlu görünüyorlar. Onları tanımasa da onlara Jess ve Jason isimlerini vermiş. Kendisinin sahip olmadığı evlilik ve mutluluğu onların yaşadığına inanıyor:

“İsimlerini de bilmediğim için onlara benim isim vermem gerekmişti. Jason, çünkü İngiliz film yıldızları gibi yakışıklıydı, Depp’e ya da Pitt’e değil, Firth’e ya da Jason Isaacs’e benziyordu. Jess de Jason ile uyumluydu ve ona da yakışıyordu. Güzel ve umursamaz tavrına uyuyordu. Onlar bir çift, bir takımdı. Mutlu olduklarını tahmin ediyordum. Benim eski hâlim gibi, beş yıl önceki Tom ve ben gibiydiler. Kaybettiğim şey onlardaydı, istediğim her şeye sahiptiler.” (s. 25)

Uzaktan trenle evlerinin yanından geçen bu çiftin aslında göründükleri kadar mutlu olmadıklarını bilmiyor. Ancak bir gün bunu öğrenir. Çünkü her gün sabah işe giderken evinin yanından geçtiği ve Jess diye ad taktığı bu kadının kayıp olduğu ile ilgili bir haber görür gazetede. 

İşte bundan sonra Rachel sadece onları uzaktan seyreden trendeki bir kız olmayacak, asıl adı Megan olan kadının kayıp olması olayının tam içinde olmaya başlayacak. Sonuçta olay bir cinayet soruşturmasına dönüşecek ki olayın failini polis ile birlikte Rachel de aramaya başlayacak. 

Megan ve Anna


Yazar zaman zaman bize diğer iki kadının da yaşadıklarını anlatıyor. Biri ana karakter Rachel’in Jess ismini taktığı Megan, diğeri ise Rachel’in eski eşi Tom’un önce ilişki yaşadığı ve sonra da evlendiği Anna.  

Megan ilk önce kaybolur ve aramaya başlarlar. Daha sonra ise cesedi bulunur ki artık bir cinayet soruşturmasına dönüşür. Uzaktan Rachel’e mutlu bir yuvası olan bir kadın gibi görünen Megan’ın hem mevcut evliliği hem de geçmişinde çok fazla acı var. Okur da yavaş yavaş bunları öğrenecek. 

Megan da nasıl hissettiğini şöyle açıklıyor:

“Boşluk: Bunu anlıyordum. Bunu düzeltmek için yapabileceğiniz hiçbir şeyin olmadığını düşünmeye başlıyordum. Terapi seanslarından anladığım buydu: Hayatınızdaki boşluklar kalıcıydı.” (s. 117)

Bir de Anna var. Onun da bir dizi sorunu var ve en büyüğü de Rachel. Çünkü sürekli eski eşini arayıp durur. Evlerine gelir ve sair. Tom ise Rachel ile yaşadıkları evde kalmayı seçmiş ve Anna’yı da burada yaşamaya ikna etmişti. Bu ev ise Megan’ın evine çok yakın. Hatta Megan bir süre Tom ve Anna’nın kızlarına bakıcılık bile yapmıştı.

Bundan dolayı aslında bu üç kadını - Rachel, Anna ve Megan- bir birine bağlayan şeyler de var. Megan’ın nasıl biri olduğunu ise söylediği aşağıdaki cümleler bir nebze açıklıyor:

“Yüzümü yıkarken ne kadar yorgun, ne kadar kabarmış ve bakımsız ve korkunç olduğumu fark ettim. Bir elbise ve topuklu ayakkabı giyip, saçlarıma fön çekip biraz makyaj yaptıktan sonra sokakta yürüyüp erkekleri kendime baktırma ihtiyacını yeniden hissetmiştim. Çalışmayı özlüyordum ama Tom ile tanıştığım, işimin kazançlı olan son senesinde çalışmanın benim için önemini de özlüyordum. Metres olmayı özlüyordum. Hoşuma gidiyordu. Aslında çok seviyordum. Hiç vicdan azabı çekmemiştim. Çekmişim gibi yapıyordum.” (s. 264)

Yazarın anlatım tarzı


Yazar Paula Hawkins, açıkçası daha önce hiç karşılaşmadığım bir yazım tarzı ile anlatmayı seçmiş bu romanını. Üç farklı birinci tekil şahıs var romanda: Rachel, Anna ve Megan. Hepsi de kendi yaşadıklarını kendileri anlatıyorlar. Bazen geçmişe giderek bazen de o an yaşadıklarını anlatarak.

Ayrıca yazar her şeyi gün gün anlatmayı seçmiş. Anlatan kimse, o gün yaşadıklarını bir tarih altında anlatıyor. Bu tarih ise sabah ve akşam diye ikiye bölünerek anlatılıyor. Bir tür günlük anlatımı tarzında. 

Romandaki ilk bölüm “5 Temmuz 2013 Cuma” diye başlıyor ve Rachel o gün sabah ve akşam yaşadıklarını anlatıyor. Bölümlerin başlığında ise anlatıcının ismi var. Yani isimlerini saydığımız bu üç kadının. Birinci tekil şahıs ile olayları ve yaşadıklarını kim anlatıyorsa onun ismi bölüm başlığında yer alıyor. 

Birinci tekil şahıs üzerinden farklı bir anlatımı olan bir kitabı hatırlattı yazarın üslubu. Bilim kurgu yazarı Ann Leckie de Radch İmparatorluğu Üçlemesi’nin birinci kitabı “Adalet” için yazdıklarıma bakabilirsiniz.

Bu arada olaylar Temmuz ile başlar, Eylül’de her şeyin çözülmesi ile biter. Ancak zaman zaman bazı karakterler daha eski yıllarda başından geçenleri de anlatıyorlar.

Sürükleyici kitaplar / akıcı romanlar ile ilgili bir araştırma yaparken birçoklarının bu kitapla ilgili olumlu yorumlarıyla karşılaşmıştım. Kitabın başlangıcı biraz tekdüze gelebilir. Çünkü zaten ana karakter Rachel’in yaşamı böyle. Boşanmış, yalnız, alkolik bir kadın. Ama daha sonra olayın içinde birden fazla gizem, sır ve cinayet girince gayet akıcı bir şekilde okunuyor. 

Kitap yorumu: Paula Hawkins - Trendeki Kız


Paula Hawkins
Trendeki Kız
Özgün adı: The Girl on the Train
Çev: Aslıhan Kuzucan
İthaki Yayınları
İstanbul
2015
360 sayfa.

22 Temmuz 2020

Kitap yorumu: Orson Scott Card - Ender’in Oyunu (Ender Serisi 1. Kitap)

Kitap yorumu: Orson Scott Card - Ender’in Oyunu (Ender Serisi 1. Kitap)


Amerikalı yazar Orson Scott Card’ın Ender’in Oyunu romanı askeri bilim kurgu türü bir kitap. Aynı zamanda Ender Serisi’nin de birinci kitabı.

Bazı kitaplar sadece bir öykü ile başlar ve sonradan romana ve ardından da seriye dönüşür. Ender’in Oyunu da böyle bir kitap. İlk önce 1977 yılında aynı isimle bir öykü olarak yazılmıştı. Daha sonra yazar konuyu ve karakterleri genişleterek 1985 yılında aynı isimle roman olarak okurla buluşturur. Ardından ise birkaç kitap daha yazıyor ve bir seriye dönüşüyor.  

Serinin ilk kitabı 2013 yılında aynı isimle filme de uyarlanmıştı. 

Kitap yorumu: Orson Scott Card - Ender’in Oyunu


Ender’in Oyunu, tarihi belli olmaya gelecek bir Dünya’yı anlatıyor. Dünya iki defa böcekler gibi görünen uzaylı bir türün saldırısına uğramış. İnsanlar bunları “Böcek” diye adlandırıyor. Uzayın bir yerinde kendi gezegenleri, koloni dünyaları ve kendilerine has medeniyetleri var. Tabii güçlü silahları ve uzay araçları da.

Bu uzaylı türü iki defa Dünya’yı istila etme girişiminde bulunmuş. Her ikisinde de püskürtülmüşler. Dünya şimdi üçüncü bir saldırı bekliyor. Tabii ilk iki saldırıdan yıllar geçmiştir. Ancak buna rağmen geçen bu yıllarda insanlar daha iyi uzay savaş gemisi, daha iyi asker ve daha iyi komutan yetiştirmek için çalışıyorlar. 

Daha iyi komutan ve asker yetiştirme işi ise çocuklar daha küçükken başlar. Romanın ana karakteri Andrew Wiggin de (kısaca Ender ismi ile çağırıyorlar) çok küçük yaşta uzayda bulunan bir savaş okuluna götürülür ve orada 6 yaşındayken eğitimine başlar. Onun gibi çok sayıda çocuk var bu okulda. Ama yine de onlar çocuk. Çocuk yaştan ailelerinden, yaşadıkları ortamdan koparılarak askeri eğitimlere tabi tutulurlar. 

Bir yandan hem çocuklar ama aynı zamanda artık çocuk değiller. Çünkü çocuklar savaş okulunda, sıfır yer çekiminde eğitim almaz, savaş taktikleri öğrenmez. Ayrıca evleri hakkında konuşmaları yasak. Ağlamak da öyle…

“…ama çocukların ne olduğuna dair kesinlikle bir fikrim var ve biz çocuk değiliz. Çocuklar bazen kaybedebilir ve kimse aldırmaz. Çocuklar bölüklerde değildir, komutan olmazlar, kırktan fazla çocuğa komuta etmezler, tüm bunlar herhangi birinin çıldırmadan kaldırabileceğinden daha fazla.”

“Hey kimsenin ev hakkında konuşmaması gerektiğini biliyorum. Ama bir yerlerden geldik. Savaş Akademisi bizi yaratmadı, biliyorsun. Savaş Akademisi hiçbir şey yaratmaz. Sadece yok eder. Ve hepimiz evden bir şeyler hatırlıyoruz. Belki iyi şeyler değil, ama hatırlıyoruz ve sonra yalan söylüyoruz ve sanki rol baksana. Ender, neden kimse hiç evden konuşmuyor? Sana bunun ne kadar önemli olduğunu anlatmıyor mu? Kimsenin kabul bile...., neyse.”


Dünyayı uzaylı istilasından kurtarma sorumluluğu bir çocuğun omuzlarında: Ender Wiggin


Kitap yorumu: Orson Scott Card - Ender’in Oyunu (Ender Serisi 1. Kitap)


Yine de her şeye rağmen Dünya’yı bekleyen gerçek bir tehdit var. Böcekler üçüncü istilaya gelirse ki muhtemelen bir daha gelecekler. O zaman insan ırkı ve Dünya’nın sonu olur. Bunun için de insanlığın tek umudu çocuk yaşta eğitimlere başlamak ve en mükemmel komutanı yetiştirmek. Çünkü gerçekten süper zeki bir komutan böcekleri bir kez daha yenebilir. Daha önce böyle bir komutan bir avuç basit savaş gemisi ile çok üstün Böcek donanmasını yenmeyi ve istilayı durdurmayı başarmıştı. Komutanın ismi de Mazer Rackham.

“Çin’in yıkılması. Kuşak Savaşı. Ölüm, acı ve terör. Mazer Raekham ve kurnaz manevralar yaparak kullandığı, dayanıksız ve zayıf görünen küçük, insan yapımı gemilerle kendinden iki kat büyük ve iki kat ateş gücüne sahip düşman filosunu imha etmesi. Sanki yetişkinlerle savaşan bir çocuk gibi. Ve kazandık.”

Tabii Ender’i altı yaşında götürüldüğü savaş okulunda eğlenceli günler beklemiyor. Zorlu süreçlerden geçecek. Onun gerçekten aradıkları komutan olduklarından emin olmak için şimdiye kadar hiçbir çocuğa yapmadıkları kadar ağır koşullar ayarlayacaklar.

Bu arada okurken bir yandan sanki eğlenceli ve dünyayı kurtaracak kadar önemli şeyler yapıyorlar görüntüsü var. Diğer yandan ise aslında olayın içine gizlenmiş bir dram var. Altı yaşındaki bir çocuğu anne ve babasından alarak asker, komutan, savaşçı yapıyorlar ve dünyayı kurtarma yükünü de omuzlarına yüklüyorlar. Bir çocuğa yapılabilecek en kötü şey olsa gerek.

“Ama bunun için buraya geldim," dedi Ender. “Beni bir baltaya sap yapsınlar diye. Dünyayı kurtarmak için.”
“Buna hâlâ inandığına inanamıyorum."
“Neye inanmak?”
“Böcek tehdidine. Dünyayı kurtarmaya. Dinle Ender, eğer Böcekler bizi almak için geri gelselerdi, burada olurlardı. Tekrar saldırmıyorlar. Onları yendik ve gittiler.”
"Ama videolar....”
“Hepsi ilk ve ikinci istiladan. Mazhar Rackham onları şutladığında büyükannen daha doğmamıştı.
İzledin mi? Hepsi aldatmaca. Savaş yok, sadece bizimle dönüp duruyorlar.”
“Ama neden?”
“Çünkü insanlar Böceklerden korktuğu sürece I. F. iktidarda kalır ve I. F. iktidarda kaldığı sürece bazı ülkeler egemenliğini koruyabilir. Ama videoları seyretmeye devam et Ender. İnsanlar çok yakında bu oyunun farkına varacak ve sivil bir savaş çıkacak. Tehdit işte bu. Ender, Böcekler değil. Ve çıktığı zaman, bu savaşta, sen ve ben dost olmayacağız. Çünkü sen tıpkı sayın öğretmenlerimiz gibi Amerikalısın. Oysa ben değilim.”

Dünya üzerindeki güç savaşları ve siyasi stratejiler


Kitap yorumu: Orson Scott Card - Ender’in Oyunu (Ender Serisi 1. Kitap)


Yukarıdaki alıntıda bir çocuk Ender ile konuşurken “I.F”den bahseder. Yani Uluslararası Filo (International Fleet - I.F.). Böcek saldırılarından sonra Dünya’daki ülkeler birlik haline gelerek I.F.’yi kurarlar. Tabii başta ABD ve Rusya geliyor Dünya’nın önemli güçleri arasında. 

Bu Böcek saldırıları aslında Dünya’daki farklı güçleri ve ülkeleri tek bir çatı altında toplamış. Çünkü ortak düşmanları var. Yoksa bu güçler birbirine yiyip bitirme savaşını girerdi. 

Yukarıda da bahsettiğimiz gibi serinin başladığı öykü 1977 yılında roman ise 1985 yılında yayımlanmıştı. Bu yıllar Soğuk Savaş’ın olduğu ve ABD ile Sovyetler Birliği’nin başı çektiği iki süper gücün Dünya egemenliği için çalıştığı dönemdi. 

Orson Scott Card da kitabında bu olayları yansıtmış. Tek bir farkla. Gelecek bir dünyada yaşanıyor romandaki olaylar. Bir tarafta ABD, diğer tarafta ise Rusya var. 

Kitapta ABD’nin egemenliğinin sınırları ile ilgili bir şey denilmiyor. Ancak Rusya’nın çok geniş bir coğrafyada daha büyük ve güçlü bir imparatorluk kurduğu anlatılıyor. Aşağıda anlatılanların harita olarak gözünüzde canlandırmaya çalışın:

“Rusya’yı biliyor musun? Büyük imparatorluk? İkinci Varşova Paktı? Hollanda’dan Pakistan’a kadar Avrasya’nın hükümdarları?”

Ender bir yandan Böcek’leri yenip Dünya’yı kurtarma hayalleri kuruyor ama diğer yandan böyle bir kurtuluşun Dünya’da yeni bir savaş anlamına geleceğini de bilmiyor. Çünkü bir kere Böcek tehdidi ortadan kalktı mı Rusya ve ABD dünya egemenliği için bir birine girecek. 

Böceklerin yok edemediği Dünya’yı iki süper gücün savaşı yok edebilir. Yani her şey eskiye dönüyor.

“Öyleyse daha önceki duruma dönüyor.”
“Birkaç değişiklikle. Kalkanlar sayesinde, artık kimse nükleer silahlardan endişe duymayacak. Bir seferde milyonlar yerine birbirimizi binler halinde öldürmek zorunda kalacağız.”

 Ender ve kardeşleri


Ender ailenin üçüncü çocuğu. Yazar öyle bir dünya kurgulamış ki burada üçüncü çocuğa sahip olmak yasak. Olursa da onu küçük yaşta devlet alıp kendi askeri yapma yetkisine sahip. Yani ailenin elinden alıyorlar. 

Ender’in ise bir kız ve bir de erkek kardeşi var. Nasıl ki Ender zamanla dünya tarihinin en büyük komutanı olacaksa, erkek kardeşi de dünya siyasetinin en nüfuzlu kişisine dönüşecek. Hatta bir keresinde bunu nasıl yapacağını şöyle açıklıyor:

“Herkes Hitler’in ordusu yüzünden güce sahip olduğunu düşünür, çünkü öldürmeye çok heveslilerdi ve bu kısmen doğru, çünkü gerçek dünyada, güç her zaman ölüm tehdidi ve şerefsizlik üzerine kurulmuştur. Ama çoğunlukla, gücü, kelimelerle elde etti, doğru zamanda doğru kelimelerle.”

Ender’in en büyük zaafı ise kız kardeşi. Çünkü onu çok seviyor. Hatta savaş okulunda komutanlar ondan istediklerini alamadıklarında araya aracı olarak kız kardeşini koyarlar. Zaten en başta ondan ayrılmada zorlanacağını da biliyorlardı. 

"Onu, kızla kalmak istediğinden daha fazla bizimle gelmek istediğine ikna edeceğim."
"Bunu nasıl yapacaksın?"
"Ona yalan söyleyeceğim"
"Ya işe yaramazsa?"
"O zaman doğruyu söylerim. Acil durumlarda bunu yapmamıza izin veriliyor."

Ender ise farklı bir karakter ve zekaya sahip. Daha altı yaşındayken kendisini okulda köşeye sıkıştıran bir çocuğunu çok kötü döver. Neden düştükten sonra hala vurmaya devam ettiği sorulduğunda ise şöyle der: 

“Bana neden vurmaya devam ettiğini anlat. Çoktan kazanmıştın.” “Onu yere sererek ilk kavgayı kazandım. Bundan sonraki tüm kavgaları da kazanmak istedim. Böylece benle uğraşmayacaklardı.”

Bu arada daha önce Ender’in zorlu eğitimlerden geçtiğini söylemiştik. Kısa sürede Ender basit bir asker olmaktan komutan olmaya kadar yükselir. Öyle ki kendi timi, mangaları olan bir komutan olur. Bu sefer kendisi eğitimde yaşadığı zorlukları kendisi gibi zeki ve daha iyi eğitileceğini düşündüğü kişilere uygular. 

“İşte sana yaptığım bu Bean. Her yönden seni daha iyi bir asker yapmak için, canını yakıyorum.
Zekanı keskinleştirmek için. Çabanı yoğunlaştırmak için. Seni dengesiz bırakmak, sırada ne olacağından emin olmadan, doğaçlamaya hazır, her ne olursa olsun kazanmaya hedeflenmiş olman için. Aynı zamanda seni mutsuz yapıyorum. İşte bu yüzden seni bana getirdiler Bean.”

Kitabın eğlenceli kısmı


Kitabın en eğlenceli ve okuması zevk veren kısımları ise savaş okulunda çocukların takımlar halinde yer çekimi olmayan odalarda strateji ve savaş oyunları yaptığı bölümleri. Kitabın film uyarlaması bu kısımları iyi anlatabilmiş. Daha doğrusu iyi görsele dökebilmiş. Tabii kitap bu yarışları daha ayrıntılı ve güzel anlatıyor. 


Ender’in Oyunu kitabından en dikkat çeken alıntı


“Savaşın ne olduğunu bilen her makul insan, asla tüm kalbiyle savaşa giremez.”

Son olarak bilim kurgu yazarı John Scalzi, Yaşlı Adamın Savaşı serisinin ikinci kitabı Hayalet Tugay romanında Ender’in Oyunu’ndan bahsetiğini hatırlıyorum. Söz konusu romandaki karakterler Ender serisini okuyor ve o kadar etkileniyorlar ki bir birine Ender diye hitap etmeye başlıyorlar.

Şimdi Ender’in Oyunu kitabını okuduğumda ise Scalzi’nin Yaşlı Adamın Savaşı serisi ile Ender Serisi arasındaki benzerlikle dikkat çekiyor. İkisi de askeri bilim kurgu romanı ve uzayda farklı ırklarla savaşı anlatıyor. Tabii başka benzerlikler de var. Ancak en büyük benzerlik ise uzaya çıkarak asker olan, uzaylı ırklarla savaşan kişilerin normal asker yaşının dışında birileri olması. Ender bu işe altı yaşında başlamış, Scalzi’nin ana karakteri ise 75. yaşında bir uzay ordusu askeri olur. Tabii okuyanlar bu iki kitap ve seri arasındaki benzerlikleri görecek. 

Kitap yorumu: Orson Scott Card - Ender’in Oyunu (Ender Serisi 1. Kitap)


Orson Scott Card
Ender’in Oyunu
Ender Serisi 1. Kitap
Özgün adı: Ender’s Game
Ender’s Saga
Çev: Kaan Çaydamlı ve Gonca Gülbey
Altıkırkbeş Yayınları
295 sayfa.

15 Temmuz 2020

Kitap yorumu: Cormac McCarthy - Yol

Kitap yorumu: Cormac McCarthy - Yol


Kısa süre önce sürükleyici kitaplar ve akıcı romanlar ile ilgili bir liste hazırlamıştım. Cormac McCarthy’nin 2006 yılında çıkan Yol (The Road) romanı da bu listede başta yer alıyor. Gerçekten de bu böyle bir listede yer almayı hak eden bir kitap. 

Roman, kıyamet sonrası bir dünyayı anlatıyor. Dünya’daki yaşamın öldüğü, her şeyin kül olduğu bir gezegen geride kalmış sadece. Bir baba ve küçük oğlu da böyle bir ortamda hayatta kalmaya çalışıyorlar. Sadece hayatta kalmaları yetmez. Bir de “iyi insanlar” olarak da kalmalılar. Çünkü bu dünyada artık böylelerinden çok az kaldı. 

2009 yılında kitabın aynı isimli bir filmi de çekildi. Ayrıca roman 2007 yılında Pulitzer Ödülü'nü de kazandı.

Kitabın konusu: Cormac McCarthy - Yol


Roman, yaşam adına her şeyin öldüğü bir dünya resmi çiziyor okur için. Yıl kaç bilinmiyor ama bilinen bir şey varsa o da kıyamet artık kopmuştur. Dünyada yaşam tükeniyor. Ağaçlar, otlar ve canlı yaşam adına ne varsa hepsi ölüp gitmiştir.

Yazar bunların neden yaşandığını anlatmıyor. Belki de okurun kendi hayali ile bu boşlukları doldurmasını istiyor. Kesin olan bir şey var o da her yere kül yağması. Çünkü artık nasıl bir kıyamet yaşanmışsa koca şehirler, bölgeler, ormanlar yanıyor ve rüzgar da buradaki külü sağa sola taşıyor. 

Böyle bir ortamda bir baba ve oğlu kuzeyden güneye doğru boş ülkede ve yollarda ilerliyorlar. Amaçları güneye, sahile ulaşmak. Çünkü kuzeyde bir kışı daha çıkaramayacaklarını biliyorlar. Yazar yine bu iki karakterin ismini vermiyor. Adam ve oğlan diye bahseder onlardan. 

Bu kıyamet ve dünyadaki yıkım, annesi çocuğa hamileyken başlamış. Annesi belli bir süre hayatta kalsa da bir süre sonra artık içinde bulundukları yaşamı kaldıramadı. Bir gün öylece karanlığın içine çekip gitti. 


Değişen dünya ve yamyamlaşan insanlar


Kitap yorumu: Cormac McCarthy - Yol


Dünyadaki canlı yaşam adına her şeyin öldüğünü söyledik. Artık ot bile bitmiyor. Denizde, karada havada tek bir canlı yok. Böyle olunca insanlar eskiden ne kalmışsa onları bularak ve yiyerek geçiniyorlar. Tabii genellikle bunlar da konserveler. Peki, yiyecek bulamayanlar ne yapıyor?

Adam ve oğlan kendilerini “iyi insanlar” olarak adlandırıyor. Babası bunu biraz da mecazi anlamda “biz ateşi taşıyanlarız” diye anlatmış oğluna. Ama değişen dünyada bir kısım insanlar da artık değişmiş, kötüleşmiş ve yamyamlaşmış. Çünkü yiyecek adına bir şey bulamadıklarında buldukları insanları yiyen çeteler türemiş.

Baba ve oğlu güneye gidiyor ama sürekli tetikte, korku içinde ve endişeyle yaşıyorlar. Ya onları bulurlarsa? Bunun için geceledikleri yerlerde yaktıkları ateşin bile ışığını göstermemeye çalışıyorlar. Diğer en büyük sorunları ise yiyecek ve ısınma. Çünkü hava çok soğuk. Üzerlerine battaniye atarak yürüyorlar ve tüm sahip oldukları da bir alış veriş arabasında. 


Bir babanın en zor seçimi


Baba ve oğlun tek bir silahı var ve ondan da sadece iki kurşun kalmış. Eğer mecbur kalırlarsa kendilerine kullanmak için. Çünkü yamyamların eline geçip onlara yem olmaktansa ölmeyi tercih ediyorlar. Ancak yolculuk sırasında başlarına gelen bir olayda bir kurşunu kullanmak zorunda kalırlar. Geriye tek bir kurşun var. 

Babanın önünde zor bir seçim var. Oğlunu öldürüp onu dünyada yalnız kalma ve kötü adamların eline geçmeden koruyabilecek mi? Çünkü aynı zamanda hasta. Sürekli öksürüyor ve kan tükürüyor. Zaman zaman vakit geldiğinde yapması gerekeni yapabileceğini düşünüyor ancak zaman zaman da bunu yapamayacağını. 

Kitap aslında kıyamet sonrası bir dünyada yaşayan bir babanın dramını anlatıyor da diyebiliriz. Çünkü tek istediği oğlunu hayatta tutmak. Çünkü ona başka bir şey veremez. Verebileceği tek şey ise onun iyi biri olması. Ama dünya öyle bir yer haline gelmiş ki ne hayatta kalmak ne de iyi olarak yaşamak ve ölmek imkansızdır.

Kitap yorumu: Cormac McCarthy - Yol


Cormac McCarthy
Yol
Özgün adı: The Road
Çev: Sevin Okyay
Kanat Kitap
2011
224 sayfa.

9 Temmuz 2020

Kitap incelemesi: Nizami Gencevi - Sırlar Hazinesi (Epik şiir)

Kitap incelemesi: Nizami Gencevi - Sırlar Hazinesi (Epik şiir)


Sırlar Hazinesi, Azerbaycanlı ünlü şair Nizami Gencevi’nin ilk büyük eseridir. Bu eseri dört kitap daha takip etmiş ki hepsine birden beşlik anlamına gelen “Hamse” deniliyor.

Nizami Gencevi, Azerbaycan’ın Gence şehrinde yaşamış ve ondan sonra gelen birçoklarını etkilemiş bir şair. Sırlar Hazinesi (Azerbaycan Türkçesinde: Sirlər xəzinəsi) epik şiirini de Farsça yazmıştı. Türkçe çevirilerinde “Sırlar Hazinesi” ismi kullanılıyor. Bazı çevirilerde ise Farsça ismi ön plana çıkarılarak “Mahzen-i Esrar” başlığının da kullanıldığını görüyoruz.

Kitap incelemesi: Nizami Gencevi - Sırlar Hazinesi


Bu kitap, Nizami’nin ilk büyük eseri ve 1174-1175 yıllarında yazıldı. Klasik Azerbaycan edebiyatını en önemli eserlerinden biri olarak kabul ediliyor. Çünkü kendisinden sonra gelen birçok yazara örnek olmuş, onların da eserlerini etkilemiştir. Eserlerinde hümanizm en öne çıkan temalardan biri. 

Kitapla ilgili yorum ve görüşlerime geçmeden önce, kitabı Azerbaycan Türkçesi çevirisi ile okuduğumu söylemek isterim. Azerbaycan Milli Kütüphanesi’nin internet sitesi (anl.az), birçok kitabı e-kitap olarak okurlara ücretsiz sunuyor. Kütüphanenin online e-kitap kataloğunda üç farklı Sırlar Hazinesi çevirisi buldum. Şiir dili ve akıcılığı açısından en beğendiğin Halil Rıza Ulutürk’ün çevirisi oldu. Ulutürk de ünlü bir Azerbaycan şairi, eleştirmen ve edebiyatçı. Kitabı da onun çevirisi ile okudum. 

Kitap incelemesi: Nizami Gencevi - Sırlar Hazinesi (Epik şiir)


Bu arada Nizami şairin gerçek ismi değil. Asıl ismi Yusif. Ancak eserlerinde hep Nizami mahlasını kullandı. Kitaba önsöz yazan Halil Yusifli de bunu şöyle açıklıyor: 

“Şair əsərlərində ancaq Nizami təxəllüsünü işlətmişdir. Bu söz nizamlı, ölçülü sözə, nəzmə, başqa ifadə ilə desək, şerə mənsub olan adam deməkdir.” (Xəlil Yusifli, Nizami Gəncəvi və Onun "Sirlər Xəzinəsi" Poeması başlıklı Önsöz, s. 5)

Nizami Gence’nin Sırlar Hazinesi epik şiiri, farklı konulara ayrılmış bir giriş bölümü, 20 sohbet ve 20 küçük hikâyeden oluşuyor. 

Besmele, Allah ve peygambere övgüler 


Nizami bu ilk büyük eserine başlarken kullandığı ilk kelime besmeledir. Bu epik şiir, dini bir kitap değil. Ancak din üzerine söylenen çok şey var. Eser beyitler şekline yazılmış, en çok da iyilik, adil olma, insanlara iyi davranma konularına yer veriyor. Bu açıdan Mevlana’nın Mesnevi’sini hatırlatıyor. Mesnevi de beyitler şeklinde ve Farsça yazıldı. Tabii, Nizami’den yaklaşık bir asır sonra. 

Eserine besmele ile başlayan Nizami, ardından yaratana övgüler ile devam ediyor. Allah’ın yeri göğü ve dünyayı nasıl yarattığını şiirsel bir dille anlatıyor. İşte, bu kısımdan dikkatimi çeken güzel bir alıntı:

Göydə min-min gövhəri sapa düzdü Yaradan,
Sildi yoxluq tozunu gecənin saçlarından.

Tulladı səmalara bu iki-üç çəmbəri,
Yeddi düyün vurmaqla qandalladı yerləri.

Günə, Aya donbiçdi öz əlilə Yaradan,
Birinə ağ ipəkdən, о birinə qaradan.

Səfra buludlarını dənizlərdən çıxartdı,
Çəmənlərdə Xızr üçün abi-zəmzəm yaratdı.

Gecə rəngli torpağa verdi gündüz badəsi,
Tökdü daşın ağzına neçə şəfəq qətrəsi.

Birləşdirib, yoğurdu, qaynatdı suyla odu,
Necə də xəlq elədi dürrü, bir də yaqutu. (Beyitler 28 - 33, s.25) 

Bir de Allah’a şöyle sesleniyor:

“Dərgahına gələndə özümüzü itirdik,
Sənin səxavətinə böyük ümid gətirdik.

Ey dərdlilər hamisi, yar ol qəmxar ol bizə,
Çarəsizlər çarəsi, əlac et dərdimizə.

Karvan sovuşur, baxın, bizsə qalmışıq geri,
Kimsəsizlər kimsəsi, atma kimsəsizləri.

Söylə, kimə sığınaq, ey bənzəri olmayan?
Döyək hansı qapını? Yalnız sənsən əltutan.” (105-108, s.31)

Azerbaycanlı masal ustası: Samed Behrengi - Küçük Kara Balık

Diğer yandan ise İslam dininin Hz. Muhammed’in (s.a.s) ölümünden sonra başsız kaldığını belirtiyor. Şaire göre ondan sonra bin bir türlü fitne dini ele geçirmiştir. 12. yüzyılda bunları dile getiriyor. Öyle görünüyor ki geçen sekiz yüzyılda din konusunda değişen bir şey yok. Nizami’nin söylediği sözler hala güncelliğini koruyor.

Başçı sənsən, bəs neçin başsız qalıbdı karvan?
Mərkəz sənsən, bəs neçin bayraq qalxır kənardan?

Bir yanda rəxnə salir, bir yanda tor qururlar,
Dinimizi gözündən, ürəyindən vururlar. (271-272, s.44)

Zalim hükümdar ve zulme karşı


Allah, peygamber ve hatta Hz. Adem ile ilgili kısımlardan sonra Nizami bu sefer bu eserini göndereceği dönemin hükümdarını anmaya ve övmeğe başlıyor. Bunları “İslam Padşahı Məlik Fəxrəddin Bəhram Şah ibn Davuda öygü” başlıklı bölümde görüyoruz. Tabii bir yandan övüyor ama diğer yandan da zalim bir hükümdarın nasıl olduğu, zulmün nasıl olmaması gerektiği yönünde birçok öykü ve nasihat da veriyor. 

Kitap incelemesi: Nizami Gencevi - Sırlar Hazinesi (Epik şiir)
Yıktığı şehirlerin harabeleri ile karşılaşan Nuşirevan'ın hikayesini anlatan elyazma kitaptan bir sayfa.


 Kitabı okurken en dikkat çeken konulardan birisi Nizami’nin sürekli zalim hükümdarlar ile ilgili örnek vermesi. Zulmün durdurulması yönünde sözleri. Özellikle hükümdarlara adil olmaları ve halkına karşı iyi davranmayı öğüt veriyor. Bir yerde konuşturduğu bir şahın ağzından, yanlışını anladığı ve ahireti de düşünerek yakıp yıkmayı durduracağı yönünde sözler dökülür. 

Onun dışında Allah’a hitap ettiği kısımlarda zulüm yapanlara karşı bedduası da var diyebiliriz. Bu iki alıntıya dikkat edin:

Bütün zülmətbazları kor eylə, ulu Tanrı!
Bütün cövhərpərəstlər, əmr et, rədd olsun barı. (Beyit 71, s.28)

“Ev yıxdı, mülk uçurtdu, zülmkarlar nə qədər,
Tapdı dövləti yalnız xalqı incitməyənlər.” (Beyit 934, s.97)

Əgər kədər duzundan azacıq dadmış olsan,
Bu duzsuz işlərindən sən əl çəkərsən, inan!

Əl çək zülümdən. Uğraş vəfa yurduna birbaş,
Yanaş ulu Tanrıya, alçaqlardan uzaqlaş!

Tanrı gözəlliyini görüb, çirkinliyi at,
Uzaqlaşıb özündən, Tanrı məqamına çat.

Üzr istəsən, suçundan birdəfəlik əl çəksən,
Dada yetən Tanrıdan lütflər görəcəksən. (880-883, s.92-93)


Söz ustası


Diğer yandan ise söz söylemenin, sözün ne kadar değerli olduğunu da belirtiyor Nizami Gencevi. Kendisinin söz söyleme, şiir sanatında usta olduğunu da hiç çekinmeden söylüyor. Sözün ne kadar değerli olduğunu ise şu mısralarla anlatıyor. 

Söz olmasa... yerində dünya donardı, sözsüz,
Nə qədər söz dedilər, yenə əskilmədi söz.

Söz - canımızdır. Eşqin lüğətinə baxsana!
Biz sözük, gövdəmizsə yalnız xarabaxana! (436-437, s.58)

Kitabın ismi Sırlar Hazinesi, gerçekten de her okur burada kendine hitap eden bir şeyler bulacak. Özellikle hayatın anlamı, yaşadıklarımız, çektiğimiz acılar konusunda büyük Azerbaycan şairinin aşağıda yer alan sözleri benim dikkatimi çekti. 

Mesela aşağıda yer alan 1013 numaralı beyitte, bugün padişah olanların yarın ölüp gideceğini söylüyor ama bunu söylerken onların “bir çömlekçi kiline” dönüşeceğini belirterek, farklı bir şekilde dile getirmiş. Bu ve diğer birçok açından gerçekten de sözü ustalıkla kullanmasını ve kendinden sonra gelenlere de yol gösterici olmasını bilmiştir.

Bu vəfasız qübbə ki, daim dönər, dolanar, 
Sənin istəklərinin tam əksinə fırlanar.

Bu gün şah eylər səni, aləm keçər əlinə,
Sabah döndərər səni bir çömləkçi gilinə. (1012-1013, s.103)

“Нəг şey keçib gedəcək: həm Ay, ulduz, həm fələk,
Rahatlıq da, möhnət də bir gün sona yetəcək. 

Bir azca şadlanıram dərdim, qəmim olanda,
Çünki sevinc müjdəsi gətirir qəm cahanda.” (1253-1254, s.123)

“Biz ki, qara gildənik, hardandır ağ gün bizə?
Necə şadlanasan ki, şadlıq olub möcüzə!

Məgər varmı fələyin xoşbəxt etdiyi adam?
Varsa, nə sənsən, nə mən. Əl çək belə xülyadan.

Biz dünyaya gəldik ki, kədər duyaq, qəm yeyək,
Gəlmədik ki, nitq edək, axşam-səhər zəvzəyək!” (1441-1443, s139)     

Kitap incelemesi: Nizami Gencevi - Sırlar Hazinesi (Epik şiir)

Nizami Gencevi
Sırlar Hazinesi (Sirlər xəzinəsi - Mahzen-i Esrar)
Farsçadan Azerbaycan Türkçesine çeviri: Xəlil Rza Ulutürk (Halil Rıza Ulutürk)
Lider Nəşriyyat
Bakü
2004
264 sayfa.

1 Temmuz 2020

Kitap Yorumu: C. S. Lewis - Şafak Yıldızı’nın Yolculuğu (Narnia Günlükleri - 5. Kitap)

Kitap Yorumu: C. S. Lewis - Şafak Yıldızı’nın Yolculuğu (Narnia Günlükleri - 5. Kitap)


İrlanda asıllı yazar C.S. Lewis’in “Şafak Yıldızı’nın Yolculuğu” kitabı, yayımlanma sıralamasına göre Narnia Günlükleri serisinin üçüncü, yazarın önerdiği kronolojik okuma sıralamasına göre ise beşinci romanı. 

Bu kitapta yazar kurguladığı büyülü ülke Narnia’nın farklı yerlerine götürüyor okuru. Her şeyden önce bu roman bir macera ve seyahat romanıdır diyebiliriz. 

Kitap Yorumu C. S. Lewis - Şafak Yıldızı’nın Yolculuğu


Narnia Günlükleri, Peter, Susan, Edmund ve Lucy isimli dört kardeşin fantastik ve büyülü bir ülkeye açılan bir kapı keşfetmesi ile başlamıştı. Narnia büyünün ve büyülü yaratıkların olduğu bir ülke. Burada hayvanlar konuşur ve aynı zaman birçok mitolojik canlılar da bu topraklarda insanlarla birlikte yaşar.

Peter, Susan, Edmund ve Lucy, iki defa Narnia’ya gelerek daha sonra kendi dünyalarına geri dönmüştü. Ancak bu kitapta sadece Edmund ve Lucy Narnia’ya beklenmedik ve sihirli bir yolculuk yapabildi. Çünkü zaten önceki kitapta bu fantastik ülkenin kralı olan Aslan, Peter ve Susan’ın gelemeyeceğini söylemişti. Çünkü artık büyüdüler. Yani Narnia’yı gelip görmek sadece çocuklara nasip oluyor. 


Edmund ve Lucy, üçüncü ve son defa Narnia’ya gelirler. Ama yanlarında kuzenleri Eustace da var. Birinci defa bir dolaptan geçerek, ikinci defa bulundukları bir tren istasyonundan büyünün harekete geçirilmesi ile Narnia’ya gelmişlerdi. Şimdi ise misafir olarak gittikleri bir evdeki bir deniz tablosu üzerinden Narnia’ya gelirler.

Kitap Yorumu: C. S. Lewis - Şafak Yıldızı’nın Yolculuğu (Narnia Günlükleri - 5. Kitap)
Edmund, Lucy ve Eustace ile Prens Caspian - Filmden bir kare: The Chronicles of Narnia: The Voyage of the Dawn Treader (2010)

Deniz macerası


Şafak Yıldızı’nın Yolculuğu, adından da anlaşıldığı gibi bir deniz macerası romanı. Edmund, Lucy ve Eustace kendilerini Prens Caspian’ın gemisinde bulurlar. Tabii Eustace Narnia’yı bilmediği için olayı kabullenmek istemez ve sürekli şikayet eder. Ama yapacak bir şeyi de yok. 

Caspian, gemisi ile bir yolculuğa çıkmıştır. Daha önce Narnia’nın kimsenin görmediği yerlerine doğru yelken açıyor. Daha doğrusu amcasının kral olduğu dönemde bu uzak denizlere sürülen yedi lordu bulmaya çalışıyor.

Bu macera devam ederken okur da Narnia’nın nasıl bir dünya olduğunu görür. Daha önce sadece bir parçasını görmüştük. Burada ise adadan adaya ve denizde bir dizi macera yaşar kitabın kahramanları. Tabii zaman zaman büyük tehlikeler atlatırlar. Ancak sonunda Narnia’nın sihirli dünyasının sonunu bulurlar. Son dedikleri şey ise Aslan’ın ülkesidir.

Narnia Günlükleri hangi sıraya göre okunmalı?


Kitabın sonunda şu bilgi yer alıyor: C.S. Lewis’in önerdiği okuma sırasıyla Narnia Günlükleri:

Büyücünün Yeğeni
Aslan, Cadı ve Dolap
At ve Çocuk
Prens Caspian
Şafak Yıldızı’nın Yolculuğu
Gümüş Sandalye
Son Savaş

Ancak ben kızımla birlikte okurken yayınlanma sırasını takip ettik şimdiye kadar. Yani, "Aslan, Cadı ve Dolap", "Prens Caspian" ve sonra da "Şafak Yıldızı’nın Yolculuğu". Çünkü bu üçü Pevensie kardeşlerinin yani Peter, Susan, Edmund ve Lucy’nin hikayesini anlatıyor. 


Ben şahsen bu kitabı ilk iki kitaptan daha çok değendim. Sebebi burada bir deniz yolculuğu yapılıyor olması olabilir. Ancak kızım daha çok Aslan, Cadı ve Dolap ile Prens Caspian kitaplarını daha çok sevdi. En çok da birinci kitabı. Çünkü burada çocuklar daha fazla öne çıkıyor. 

Sonuç olarak hem çocuk hem de büyüklerin severek okuyabilecekleri bir seri ve fantastik romanlar.

Kitap Yorumu: C. S. Lewis - Şafak Yıldızı’nın Yolculuğu (Narnia Günlükleri - 5. Kitap)


C. S. Lewis
Şafak Yıldızı’nın Yolculuğu
Narnia Günlükleri - 5. Kitap
Özgün adı: The Voyage of the Dawn Treader
The Chronicles of Narnia
Resimleyen: Pauline Baynes
Doğan Egmont Yayıncılık
255 sayfa.