26 Ağustos 2014

İskender Pala - Efsane

Kitabın üzerinde “Bir ‘Barbaros’ Romanı” yazıyor. Tabii okurken de Hızır Hayreddin Paşa’nın bir romanı olma beklentisi ile okuyorsunuz. Ancak Kitapta Gırnata emiri Alkala’nın hikayesi ve aşkı daha öne çıkıyor.

Romanda bir yandan Hızır Hayredin Paşa anlatılırken, ikinci paralel olay ise Alkala ile Türk esir Billure’nin (esirlikte Beatrix adı verilmişti) aşkı.



Kitapta esir alınan, satılan, manastıra öğrenci verilen, daha sonra rahibe olan ve en sonunda da bir dadı olan Billure uzun süre sonra Alkala’ya kavuşur ve İstanbul’a yerleşir. Billure’nin manastırdayken söylediği sözler ve o bölümdeki anlatım ilgimi çekmişti: “Bütün bu sebeplerden dolayı Beatrix bu şehirde Türk olduğunu unutmak zorunda kaldı. Rüyalarını bile Türkçe görmenin tehlikeli olduğunu farkındaydı. Ama yine de her gece, “Yattım sağıma, döndüm soluma, melekler şahit olsun, dinime imanına,” diyerek uyuyor, her gece Alkala’nın kendisini almaya geldiği rüyayı görüyor, her sabah bakire Meryem’in huzurunda istavroz çıkararak güne başlıyordu.” (İskender Pala, Efsane, s.83)

Kitap Gırnata emirliğini kurtaramayan Alkala’nın İstanbul’da Barbaros’un defnine katılması ile sona eriyor. İlgimi çeken husus, Pala’nın Şah&Sultan romanı da bir mezarlıkta ve bu sefer başka bir sevgilinin mezarı başında inci küpelerin gömülmesi ile sona ermişti.

Son olarak romandaki denizcilik terimleri okumayı zorlaştırıyor. Keşke bütün terimleri sonda vermek yerine, sayfanın altına dipnot şeklinde verilseydi.

İskender Pala
Efsane
Kapı Yayınları
İstanbul
2012
392 sayfa.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder