11 Ekim 2015

Gabriel García Márquez - Yüzyıllık Yalnızlık

Her şeyin bir başlangıcı ve sonu var. Bu ister bir insan olsun, doğar, büyür ve ölür. İster bir aile olsun, gelişir, çoğalır ve sonunda ortadan kaybolur. İsterse de bir şehir ve kasaba olsun. Kurulur, gelişir, en parlar günlerini yaşar ve bir gün terk edilir, yok olur ve unutulur.

Tarihte böyle şehirleri çok gördük. Bir dönem ihtişamlı devletlere başkentlik yapmış, şimdi ise harabeleri arasında dolaştığımız ve antik kentler dediğimiz yerler.



Latin Amerika’da Gabo lakabı ile bilinen yazar Gabriel García Márquez’in (telaffuzu Gabriyel Garsiya Markez) Yüzyıllık Yalnızlık romanında yukarıda saydığımın hepsini bulabilirsiniz. José Arcadio Buendía’nın arkadaşları ile kurduğu Macondo kasabası, kendi yaşamı ve soyu; hepsinin bir başlangıcı, gelişme evresi, zenginleşmesi ve sonunda tamamen yok olmasını görebilirsiniz bu kitapta.

“İnsanın oturduğu toprakların altında ölüleri yoksa, o adam o toprağın insanı değildir.” (s. 24)

Tabii bununla birlikte Yüzyıllık Yalnızlık günlük yaşamda dünyada yaşananları akıcı bir dille okurun gözleri önüne seriyor. Öykünün merkezinde Buendia ailesi ve Macondo kasabası var. Hatta bir dönem Albay Aureliano Buendia ile Buendia Ailesi ve Macondo ülkede yaşanan savaş sonucu ülkedeki en önemli olayların da merkezi konumuna yerleşiyor. Ancak her şeyin bir sonu olduğu gibi kasaba da bir gün yok olmaya mahkumdur.

Hem ailede, hem de kasabada günlük yaşamda olan her çeşit insan ve olay var. José Arcadio Buendía’nın eşi Úrsula Iguarán, aileyi 100 yıl ayakta tutan kişi oldu. Ancak o da bir gün ölünce, Buendialar için sonun başlangıcı oldu. Hatta kasabadakiler eskiden bir savaş olduğunu, Buendiaları, Albay Aureliano Buendia bu savaşta bir çok isyan düzenlediği gibi önemli olayları unutmuşlardı.

Bu unutma kasabanın bir dönem yakalandığı unutma hastalığına benzer. Aslında unutmak insanlığın bir gerçeği. Herkes her şeyi bir gün gelir unutur. Unutmak o kadar doğal bir şey ki, Gabo’un romanına taşıdığı hayatın gerçeklerinden biridir. Hayatın gerçekleri arasındaki çarpık ilişkiler, zenginlik elde etme, evin ve kasabanın büyümesi, bir şirketin kasabayı sömürmesi, kasabaya yeni icatların gelmesi, savaş, savaştaki kayıplar, ölümler ve bir çok olay... Bir yüzyıla gerçek dünyada sığacak olayları Marquez’in Yüzyıllık Yalnızlık romanında bulabilirsiniz.

MACONDO’DAKİ DEĞİŞİMLER VE ÖNEMLİ OLAYLAR

Buendia ailesinin kurduğu ve geliştirdiği Macondo’da her şey güzel gidiyordu. Olaylar hükümetin kasabaya bir yargıç göndermesinden sonra başladı. Yargıç seçim sandıklarını getirdi. Askerler geldi. Hileli seçimler yapıldı. Askerler halka kötü muamele yaptı ve Buendia’ların ikinci oğlu Albay Aureliano’nun katıldığı daha sonra da liderlik ettiği muhafazakarlar ve liberaller arasındaki savaş 20 yıl sürdü. Sonuç; kimse bir şey kazanmadı, ancak her kes çok şey kaybetti.

Kitapta en çok yer kaplayan ve öyküsü en uzun anlatılan kişi Albay Aureliano Buendia’dır. Albay Aureliano savaştan insanlığı da dahil her şeyi kaybetmiş çıktı.  Peki ne uğruna? Kendisinin de sonda anladığın gibi hiç bir şey için. Halbuki askerler, yargıç ve seçim gelmeden önce Macondo’da hiç bir sorun yoktu. Albay’ın da sonunda fark ettiği gibi liberaller bazı şeyleri değiştirmek için değil, iktidar için savaşmıştı.

Macondo’da köklü değişikliğe yol açan iki olay var. Birincisi bahsettiğimiz savaş dönemi, ikincisi ise muz şirketinin gelmesi.

“Erkeklerin, karılarını ve çocuklarını bırakıp omuzlarına tüfeklerini atarak savaşa gittikleri günlerden bu yana insanların ahlaklarının, yapılarının değişmiş olduğunu anladı.” (s. 267)

Macondo’ya  yerleşen Buendia ailesinden 7 kuşak insanı görüyoruz ederde. Ancak her birinin kendine has hikayesi vardır. Aile reisi José Arcadio Buendía bir gün aklını kaybeder, uzun süre bir ağacın altında bağlı tutulur. Karısı Úrsula Iguarán aileyi çekip çeviren insandır. Büyük oğulları José Arcadio gayri meşru ilişkiden çocuğu olacağını öğrendiği gün çingenelerle çekip gitmiş ve yıllar sonra eve gelmişti. Ancak o da zorbalıkla inşaların toprağına el koyar ve haraç toplar. Bir gün ise evinde öldürülür.

İkinci oğulları Albay Aureliano Buendía güzel huylu bir çocuktu, ancak evlendiği Remedios Moscote ölmüş ve iç savaş sırasında acımasız bir asker ve yönetici olmuştu. Buendia’ların kızları Amaranta ise yıllarca farklı kaprisler yapmış ve acılar çekmiştir. Bunlar ailenin ilk iki kuşağı. Diğer kuşaklara da ailenin bu kuşağındaki insanların ismi verilir ve bazılarının huyu benzerlikler taşır.

Kurulan, gelişen, değişen ve en sonunda unutulan Macondo kasabası bir çok değişimle birlikte, yeni icatlar da görmüştü. Bunların bazılarını ilk defa kasabaya Buendialar getirmişti. İşte bu icatlara halkın verdiği tepkiyi anlatan çok güzel bir bölüm. Benzer tepkileri dünyanın farklı bölgelerindeki toplumlarda da vermiştir.

“Yükünü tutmuş bir tüccar olan Bruno Crespi'nin aslan ağızlı gişeleri olan tiyatroda oynattığı canlı resimler ise, Macondoluları çok öfkelendiriyordu. Çünkü bir filmde ölüp gömülen ve ardından seyircilerin gözyaşı döktüğü biri, bir sonraki filmde yeniden canlanıyor ve bu kez Arap kılığında ortaya çıkıyordu. Oyuncuların başlarına gelen felaketleri paylaşmak için adam başına iki sent verip bilet alan seyirciler, bu sahtekarlık karşısında galeyana geldiler ve sandalyeleri kırdılar. Bruno Crespi'nin zorlaması üzerine, belediye başkanı bir bildiri yayınlayarak, sinemanın seyircilerin duygusal patlamalarını gerektirmeyen bir görüntü makinesi olduğunu açıkladı. Bu cesaret kırıcı açıklamadan sonra, çoğu kişi kendilerini yeni ve gösterişli bir çingene numarasının kurbanı saydılar ve kendi dertlerinin kendilerine yettiğine, bir de hayali kişilerin düzmece felaketlerine gözyaşı dökmenin gereksiz olduğuna karar verip sinemayı boykot ettiler.

Buna benzer bir olay da, Fransa'dan gelen şen ve şuh kadınların, laterna yerine çalmak için getirdikleri ve bir süre bandocuların ekmek parasını tehlikeye düşüren gramofonlar yüzünden çıktı. Önceleri gramofonun ne olduğunu herkes merak ediyor ve haram sokağın müşterileri kalabalıklaşıyordu. Bu yeni buluşu kendi gözleriyle görmek isteyen saygıdeğer hanımefendilerin bile, işçi kılığına girip oraya geldikleri söyleniyordu. Uzun gözlemlerden, ayrıntılı incelemelerden sonra, herkes bunun başlangıçta sanıldığı ve Fransız kadınların söylediği gibi sihirli bir değirmen olmayıp, bando gibi insancıl, dokunaklı ve günlük gerçeklerle dolu bir şeyle asla karşılaştırılamayacak bir mekanik hile olduğu kanısına vardı. Düş kırıklığı öylesine büyüktü ki, gramofon harcıalem olup her eve girdiğinde bile kimse onu büyükler için bir eğlence aracı değil, çocukları eğlendiren bir oyuncak olarak gördü. Ama tren istasyonuna bağlanan manyetolu telefonun su götürmez becerisi denenince işler değişti. Manyetonun kolunu görenler, bunun da gramofon gibi bir şey olduğunu sanıyorlardı.” (s. 252)

Gabriel García Márquez
Yüzyıllık Yalnızlık
Çeviri: Seçkin Selvi
Can Yayınları
53. Baskı
2013
İstanbul
Sayfa sayısı: 461

2 yorum:

  1. Uzun zamandır okumak istediğim bir kitaptı kaleminize sağlık
    Ağırlıklı olarak okumak ve yazmak üzerine paylaşımlar yapıyorum.Bloguma beklerim:)
    kelimelertukenmez.blogspot.com

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Blogunuzu takip etmeye başladım.

      Sil