17 Mayıs 2017

Jack London - Yaşamak Hırsı

Jack London, her okuduğumda beni bir kez daha hayran bırakan bir yazar. Çocukluğumda okuduğum hikâyeleri halen hafızamda çok taze. Özellikle bu kitapta yer alan Yaşamak Hırsı (Love of Life) başlıklı hikâyesindeki ayrıntıları hiç unutamadım. Bir lokmalık küçük bir balığı yakalamak için dakikalarca çırpınan adamın kurtlardan arta kalan bir geyik kemiklerini kemirmesini, kurtarıldıktan sonra yatağının altına ekmek stoku yapmasını bunlara örnek verebilirim. Bütün bunlar bir insanın doğada, açlıkla, çaresizlikle mücadelesini konu edinen hikâyeden sadece birkaç ayrıntı.

Bu kitapta Amerikalı yazar Jack London’un altı hikâyesi bulunuyor. Seçilen hikâyelerin yazarın en iyi hikâyeleri olduğunu söyleyebilirim. Özellikle de hacim olarak uzun olanlar seçilmiş. Bir Jack London okuru için çoğu bilinen hikâyelerdir. Kitaptaki hikâyeler şöyle:

Yaşamak Hırsı (Love of Life)
Beyaz Issızlık (The White Silence)
Meksikalı (The Mexican)
Ateş Yakmak (To Build a Fire)
Altın Damarı (All Gold Canyon)
Yüz Karası (Lost Face)

YAŞAMAK HIRSI (LOVE OF LIFE)


Kitaptaki ilk hikâye Yaşamak Hırsı (Love of Life). Altın arayan iki kişi, Kanada ormanlarında dönüş yolundalar. İkinci kişi olarak adlandırılan ve ismi verilmeyen karakter nehri geçerken düşüyor ve bileğini burkuyor. Arkadaşı Bill’e sesleniyor. Ancak o durmuyor, yoluna devam ediyor.

Yalnız başına kalmıştır. Yanında hiç yiyecek yoktur. Tüfekleri var ancak hiç kurşunları kalmamıştır. Bundan sonra onun, yaşamla, soğukla, açlıkla ve vahşi kurtlarla mücadelesi başlar. İlk mücadeleyi açlıkla verir. O kadar aç ki, gördüğü hayvanların avlarını bile ellerinde almak ister.

“Önüne ağzında bir kuş taşıyan bir tilki çıktı. Adam bağırdı. Bu korkunç bir çığlıktı, fakat ürkerek kaçan hayvan avını düşürmedi.” (s. 8, Yaşamak Hırsı)

Hikâyenin bir kısmına kadar bu kişinin Kanada’nın soğuk ormanlarında ne işi olduğunu bilmiyoruz. Ancak yazar bize ilk bilgileri verir. Günlerdir aç, yorgun ve ayağı incinmiş halde yoluna zar zor devam eden bu adamın hiç bırakmadığı ağır bir yükü var. İşte bir sabah, içinde neler olduğunu öğreniyoruz.

“Sabahleyin daha mantıkî düşünerek geyik derisi heybesinin meşin bağlarını çözdü. Açık ağzından altın tozları ve külçeleri sel halinde döküldü. Altınları ikiye böldü. Bir kısmını taşlar arasına gizledi, geri kalanı heybeye doldurdu.” (s. 10, Yaşamak Hırsı)
“Öğleye doğru yükünün ağırlığı sıkıntı vermeğe başlamıştı. Altınları tekrar taksim etti, fakat bu sefer yarısını sadece yere döktü, öğleden sonra geri kalan kısmını da attı; şimdi elinde yarım battaniye, teneke maşrapa ve tüfek kalmıştı.” (s. 11, Yaşamak Hırsı)

Sonunda bu ıssız topraklara gelmelerine sebep olan altını atıyor. Çünkü takati kalmamıştır. Artık altınları düşünecek halde değildir, aç, yorgun, yaralıdır. Şimdi tek düşündüğü yaşamaktır. Yaşamak ve bu yerden kurtulmak. Ancak bu o kadar kolay değildir. Kilometrelerce alanda hiç yaşam belirtisi yoktur. Ancak o çok acıkmıştır. Birkaç lokma için eline geçen bütün fırsatları da değerlendirmek ister:

“Şimdi hep sendeliyor ve düşünüyordu; bir defasında bir kuş yuvası üzerine düştü. İçinde dört tane yavru vardı. Birer lokmadan fazla olmayan küçük hayat zerrecikleri. Onları bir aç kurt gibi canlı canlı ağzına atıp dişleri arasında yumurta kabukları kırar gibi yedi. Ana kuş haykırarak etrafında dönüyordu. Adam kuşu yakalamak için tüfeğini sopa gibi kullanmaya çalıştı ise de hayvan kaçtı. Taş atmağa başladı, tesadüf bir tanesi kuşun kanadını kırdı. Hayvan koşarak, zıplayarak arkasından kırık kanadını sürükleyip kaçarken adam, onu kovalamaya başladı. Küçük yavrular iştahını arttırmaktan başka bir şeye yaramamışlardı.” (s. 11, Yaşamak Hırsı)

Açlık, soğuk, bunlar dertlerinin sadece bir kısmıdır. Bir de ormandaki kurtlar var. Sık sık seslerini duyuyor. Ancak henüz kendisine saldırmamışlardır. Açlık onun ne kadar halsiz yapıyorsa, korku da tam tersi, yaşama daha sıkı sarılmasına sebep olmuştu.

“O, şimdi korkunun cesareti ile canlanmıştı.”
(s. 12)

Hikâyede iki sahne ilk okuduğumda aklıma kazınmıştı. Jack London aklıma geldikçe de bu iki sahneyi hep hatırlarım. Birincisi ana karakterin küçük bir balığı yakalamak için saatlerde küçük bir su birikintisinden suyu boşaltmaya çalışması. Sonunda da balığın daha önce fark edemediği bir delikten kaçtığını görür.

İkincisi ise kurtlardan geri kalan bir geyik kemiklerini bulur. O kadar aç ve çaresiz ki, bu kemikleri alır ve azıcık pembelik kalan kısımlarını kemirmeye başlar. Bir insanın küçük kuş yavrularını, balıkları çiğ çiğ yemesi, geyik kemiklerini kemirmesi için ne kadar aç olması gerektiğini hayal bile edemiyorum.

“Akşama doğru kurtların avlandığı yerde bir kemik yığını gördü. Bu kalıntılar yarım saat evvel bağıran, koşan dipdiri bir geyikti, içlerindeki henüz ölmemiş hücrelerle pembe, sıyrılmış, parıl parıl kemikleri gözden geçirdi. Gün sona ermeden o da bu vaziyette olmıyacak mıydı? Demek hayat buydu, ha? Boş ve geçici bir şey... Istırap çeken sadece hayattı. Ölümde ıstırap yoktu. Ölmek uyumaktı. Duraklama, dinlenme demekti. O halde niçin ölmeye razı değildi?” (s. 13, Yaşamak Hırsı)

Hikâyenin ana karakteri sonuna kadar mücadele eder. Bir süre sonra peşine bir kurt takılır. Kurt da kendisi gibi aç, hasta ve güçsüzdür. Ona saldırmak yerine ölmesini bekliyor. Ancak o yaşam mücadelesine devam ediyor. Adamın yaşaması için kurttan kurtulması, kurdun ise açlıktan ölmemesi için adamın ölmesi gerekiyor. Her ikisi de sonuna kadar yaşama hırsı ile mücadele ederler.

“O insan olarak artık gayret sarfetmiyordu. Onu ileri sürükleyen o içindeki ölüme razı olmayan hayattı.” (s. 13, Yaşamak Hırsı)

BEYAZ ISSIZLIK (THE WHİTE SİLENCE)


Bir önceki hikâye ile konusu benzerdir. Soğukta yolculuk eden üç kişilik bir grup. Yemekleri tükeniyor ve insanların bulunduğu bir yerleşim alanına varmaya çalışıyorlar. Ancak başlarına beklenmedik bir olay gelir. İçlerinden biri ölümcül yaralanır. Ancak diğer ikisinin yaşaması için onu bırakıp gitmeleri gerekiyor.

MEKSİKALI (THE MEXICAN)


Meksikalı başlıklı hikâye sonunda nefes kesen bir boks maçıyla bitiyor. Ancak bu boks maçına katılan ufak tefek Meksikalı genç Felipe Rivera’nın hazin hikâyesi var.

Rivera’nın babası Meksika’da isçi grevlerine destek veren yazılar yazan bir yayıncıdır. Bir işçi gösterisi sırasında Rivera’nın annesi ve babası, askerler tarafından katledilir. Teksas’a giden bu geç Meksikalı, burada Meksika’da devrim yapmaya çalışan gruba katılır. Ancak grubun paraya ihtiyacı vardır.  İşte onlara para yardımı yapabilmek için boks maçlarına katılır. Bir süre sonra da bu işte çok iyi olduğunu anlar. Onun için son bir kez daha, ancak bu sefer çok iyi para alacağı bir maça çıkar. Kazanırsa alacağı para ile devrim için gerekli silahlar alınacaktır. Ancak Amerika’da yaptığı dövüşte herkes ona karşıdır. Herkes ünlü olan diğer boksörün yenmesini ister ve bunun için hileye bile başvururlar.

Felipe Rivera her ne kadar boksta iyi olsa da onu sevmez ve sadece yapacakları devrime para gerektiği için bu işe katlanır:

“Böyle sonunda para olan bokstan nefret ederdi. Açlıktan ölmemek için bu işe girmişti. Vücudunun boksa fevkalade müsait olması hiç bir şey ifade etmezdi. Nefret ediyordu. Junta’ya gelinceye kadar para için dövüşmemişti. Nefret ettiği bir işte muvaffak olduğunu gören ilk insan oğlu da o değildi.” (s. 41, Meksikalı)

Boks maçının anlatıldığı kısımları ise nefesinizi tutarak okuyacağınıza eminim.


ATEŞ YAKMAK (TO BUILD A FIRE)


Bu hikâyede ana karakter ıssız bir bölgede soğuğa karşı mücadele ediyor. Eksi 50 derecenin altına inmiş bir soğuktur. İnsanı, otursa ya da hareketsiz kalsa donduracak kadar soğuk vardır. Hikâyenin ana karakteri köpeği ile soğukta yoluna devam ediyor. Arkadaşlarının olduğu yere gelecektir ve burada sıcak bir yer ve yemek olduğunu biliyor. Ancak soğuk beklediğinden bile daha fazladır.

“Yoluna devam için dönerken yere tükürdü. Kuru bir çatırdı yüreğini hoplattı. Tekrar tükürdü. Tükrüğü yere düşmeden, havada tekrar çatırdadı. Sıfırın altında ellide tükrüğün karlar arasında çatırdadığını biliyordu, lâkin bu sefer, havada çatırdamıştı. Herhalde elliden de aşağı düşmüştü ama ne kadar bilmiyordu.” (s. 53, Ateş Yakmak)

Bir ara dikkatsizliği sonucu dizlerine kadar suya batar. İşte şimdi ateş yakması gerekiyor. Çünkü ateş yakıp ayaklarını kurutmazsa donacaktır. Donarak ölmemesi için ateş yakmaya çalışır. İlk denemesi başarılı olsa da hesaba katmadığı bir olay yaşanır. Altında ateş yaktığı ağacın üstündeki karlar yere düşer ve ateşini söndürür. Bir daha ateş yakmayı dener. Onun için bu ateş, ölüm kalım meselesidir artık.

ALTIN DAMARI (ALL GOLD CANYON)


Altın arayan bir adam. Aramaları sonuç vermiş ve altın bulunan bir kanyon keşfetmiştir. Şimdi tek yapması gereken altının kaynağını bulmak. Eğer altın damarını bulursa, hiç kimsenin daha önce görmediği kadar paraya sahip olacaktır. Günlerce kazar, sistemli çalışır ve altının kaynağını, altın damarını bulak için çabalar. Ancak beklenmedik bir tehlike ile karşılaşır. Bu ıssız yerde aninden bir kişi daha çıkagelir. Hiç beklemediği anda onu bulur. Onun günlerdir çabaladığı ve bulaya çalıştığı altının üstüne konmaya çalışacaktır.

YÜZ KARASI (LOST FACE)


Kitaptaki son hikâye Jorge Luis Borges’in derlediği Babil Kitaplığı’daki Jack London seçkisinde de bulunuyor. Hayvan derisi avcılığı yapan bir grup. Avcılıktan çok yerli Kızılderili halkları eziyet ederek, onları zorla çalıştırarak kürk toplamaya çalışıyorlar. Yaptıkları zulüm, dönüp dolaşıp kendilerini buluyor.

“O bir kan ekimi olmuştu, şimdi de harman zamanı gelmişti. Kale gitmişti. Onun ateşinin ışığında kürk hırsızlarının yarısı doğranmıştı. Öteki yarısı işkence altında can vermişlerdi.” (s. 88)

Hikâyenin ana karakteri ise grubundan hayatta kalan son kişidir. Diğerleri Kızılderililer tarafından işkenceyle öldürülmüştür. O ise bu işkenceden kurtulmak için bir hileye başvurur.

Jack London
Yaşamak Hırsı
Çev: Mehmet Harmancı
3. Basım
Varlık Yayınları
İstanbul
1961
95 sayfa.

9 yorum:

  1. Jack London benim de en sevdiğim yazarlardan beri. Ama hep romanlarını okudum, öykülerine bakmadım hiç. Paylaşımınız için teşekkürler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öykülerini de şiddetle tavsiye ederim.

      Sil
  2. Etkinlikten geldim Takip ettim :)

    YanıtlaSil
  3. Etkinlikten geldim Takip ettim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Takibiniz için teşekkürler. Ben de sizi takip ettim.

      Sil
  4. Etkinlikten geldim ve iyiki gelmişim dedim.Kitap cennetine düştüm gibi oldu.Yazarın öykülerini okumamıştım.Bundan sonra okurum diye düşünüyorum.Emeğinize sağlık...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Ben de sizin bloğu takip ettim.

      Sil
  5. Blog etkinliğinde gördüm blogunuzu ve takipteyim.Kendi bloguma da beklerim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güzel bir film bloğunuz var. Çok beğendim ve takip ettim. Teşekkürler.

      Sil