26 Aralık 2017

Sâdık Hidâyet - Kör Baykuş

“Kör Baykuş”, İranlı yazar Sâdık Hidâyet’in 1936 yılında yayımlanan ve başyapıtı olarak kabul edilen romanıdır. Yapı Kredi Yayınları’nın bastığı bu kitapta romanın çevirmeni Behçet Necatigil'in "önsöz"ü ("Türkçede İran Edebiyatı ve Doğumunun 75. Yılında Sâdık Hidâyet") ve Bozorg Alevî'nin de Hidâyet’i anlattığı "sonsöz"ü ("Sâdık Hidâyet'in Biyografyası") bulunuyor. Bu önsöz ve sonsözler hem yazarı ve hayatını hem de romanını anlamada okura yardımcı oluyor.

Kitabı okurken yazarın hayatı ve yazım şekli bana iki farklı yazarı hatırlattı. Hidâyet, 9 Nisan 1951 tarihinde Paris’te intihar etmişti. Kitabın girişinde İranlı yazarın intihar ettiği bilgisi bana nedense Avusturyalı yazar Stefan Zweig’in intihar etmesini hatırlattı. Sâdık Hidâyet ile benzerlik kurduğum baka bir yazar ise Franz Kafka’dır. İranlı yazarın yazım tarzı, anlatısındaki “karamsarlık”, “ümitsizlik” de bana Kafka’nın eserlerini hatırlattı. Benzediklerini kolay kolay söyleyemem ama kesinlikle bana biri birini hatırlatıyor.

Sâdık Hidâyet, İran’da doğar, Avrupa’da eğitim görür, İran’a döner bir süre çalışır ve daha sonra Hindistan’a gider. Zengin ve nüfuzlu bir aileye mensuptur. Ancak buna rağmen İran’daki Şah rejimi ile pek uyuşamaz. Bu romanını da Hindistan’da yayımlatır. “Kör Baykuş (1936) romanının ilk yayını da Hindistan'da yapılmış. İran'da satışı yasaklanmış bu romanın.” (Necatigil, s. 10)

“Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar.
Kimseye anlatılamaz bu dertler, çünkü herkes bunlara nadir ve acayip şeyler gözüyle bakarlar. Biri çıkar da bunları söyler ya da yazarsa, insanlar, yürürlükteki inançlara ve kendi akıllarına göre hem saygılı hem de alaycı bir gülüşle dinlerler bunları. Çünkü henüz çaresi de, devası da yok bu dertlerin. Tek ilâç şarap yardımıyla unutmaktır; afyonun ve uyuşturucu maddelerin sağladığı sahte uykudur. Ama ne yazık ki bu tür devaların da etkileri geçicidir, acıyı kesecekleri yerde çok geçmeden daha da şiddetlendirirler.” (s. 15)

İşte bu cümlelerle başlıyor Sâdık Hidâyet’in “Kör Baykuş” romanı. Yazar, en baştan okura söylüyor; bir derdi olduğunu ve kitapta da bunu anlatacağını. Yaşadığı toplumda gördüğü olayları, acıları ve yaraları anlatacağını söylüyor. Çünkü artık bir şey onu bütün bunları yazmaya zorluyor. Kendisi bunları doğrudan yazamaz. Yaşadığı toplum ve ülkenin koşulları buna uygun değil. Söylemek istediklerini karamsar, karanlık ve kâbus gibi düşler halinde yazmaya ve anlatmaya çalışıyor. Bir yandan o yazar diğer yandan ise romanın ana karakteri yazar. Ana karakter yazmasını söyle açıklıyor.

“Ben gidince de, adam sen de, kim isterse okusun benim bu kâğıt parçalarını. Ne gelecek umurumda, ne onlar. Yazıyorsam, yazmak ihtiyacı beni zorluyor da ondan. Mecburum, düşüncelerimi hayalî bir varlığa, gölgeme bildirmek baskısını çok, pek çok hissediyorum. O uğursuz gölge lamba ışığında duvardan eğiliyor, yazdıklarımı dikkatle okuyor, oburca yutuyor sanki. Bu gölge, besbelli, benden daha iyi anlıyor onları! Fakat ben yalnız gölgemle konuşabilirim. Beni konuşmaya o zorladı, yalnız o anlar, kavrar şüphesiz....” (s. 39)

Ana karakter artık anlatmam gerekir dediklerini anlatmaya başlar. Ancak anlattıkları bazen yaşadıkları, bazen geçmişi, bazen bir rüya, bazen bir hayal, bazen de içtiği afyon sonucu gördüğü yarı uyanık yarı gerçek kâbuslardır.

Dışarıda gördüğü güzel bir kadını anlatır. “Kahpe” dediği karısını anlatır. Karısından hem nefret eder hem de ona delice âşıktır. Ancak hem gördüğü ve peşine düştüğü güzel kadın ile karısı hayal dünyasında aynı kişidir.

“Adını "kahpe" koydum, çünkü hiçbir isim bundan daha uygun düşmez ona. "Karım" demek istemiyorum; çünkü karı koca olmadık biz, kendimi yalanlamış olurum. Ben ezelden beri kahpe demiştim ona; bu ismin benim için apayrı bir çekiciliği var. Ben onunla evlendimse, önce o bana geldi de ondan. Hem de hileli, fesatlı bir gelişti bu. Hayır, hiçbir meyli yoktu bana. Onun zaten bir kimseye yakınlık duyması, bağlanması mümkün müydü? Hırslı bir kadın, ki bir erkek şehvet için, bir erkek gönül eğlendirmek için, bir erkek de işkence etmek için gerekli ona. Hattâ sanmam ki bu üçlemeyle de yetinsin! Ama beni kesinlikle, işkence etmek için seçti. Eh, daha da iyisini bulamazdı hani.” (s. 53)

Ana karakter sürekli ölümden bahseder. Yazarın da intihar düşünürsek sanki bu eserde kendisini anlatıyor. Ana karakter artık o kadar bu dünya ile ölüm arasında gidip gelmiş ki en sonunda şöyle diyor: “Bu dünyanın insanlarıyla, dirilerle nasıl konuşulduğunu unutmuştum her halde.” (s. 76)

Ana karakter yaşadığı topumu da eleştiriyor. Özellikle şehvet peşinde koşmalarını şöyle anlatıyor: “Sokaklarda belli bir amacım olmaksızın, rasgele yürüyor; para ve şehvet peşinde koşan, o tamahkâr suratlı ayaktakımı arasından rahat, umursamaz geçiyordum. Onları görmeye ihtiyacım yoktu, biri ötekinin kopyasıydı. Hepsi bir ağız, ağza asılı bir avuç bağırsaktan oluşuyor, cinsel organlarında bitiyorlardı.” (s. 53 - 54)

Kitabın sonuna Hidâyet ve romanın daha iyi anlaşılabilmesi için arkadaşı olan başka bir İranlı yazar ve akademisyen Alevî’nin onunla ilgili yazısı eklenmiş. Okurken hep ana karakterin rüya, hayal ve gerçek zaman içinde anlattığı şeylerin bir birine karışık olduğunu görmüştüm. Ayrıca ana karakterin birinden hep iyi, diğerinden ise hep kötü bahsettiği iki kadının ikisinin de aynı kişiler olduğu yorumunu yapmıştım. Alevî de kitapla ilgili benzer açıklama getiriyor ve daha fazlasını da veriyor. Bu paragraf bir anlamda kitabın çok kısa bir özeti ve açıklaması gibidir.

“Kör Baykuş'un eylemi, olayları, zaman ve mekân dışında kalır. Olayları bölüşenler tipik kimselerdir, daha doğrusu bir tipin değişik kişilerdeki varyasyonlarıdır, bu kişiler mitik bir psikoloji kanunlarına göre birbirlerine dönüşürler. Baba, amca, arabacı, mezarcı, ihtiyar hurdacı ve nihayet romanın "kahraman"ı, aslında tek kişidir, esrarengiz genç kız, bayader ile kahramanın karısı kahpe de öyle. Normal zaman düzeninin kalkışı bununla bağlantılıdır; şimdiki zamanla geçmiş zaman; anı, rüya ve hayal olarak birbiriyle kaynaşmıştır. Sebeple sonuç arasında bir nedensellik yoktur, onları birbirine masallardaki mantık balar. Ama buna rağmen olay, şüphe yok ki gerçek bir hayatı saptar. Korkular, özlemler, ümit, ümitsizlik, bu olay içinde, öteden beri insan kaderinde olduğu gibidir.” (Alevî, s. 91)

Son yıllarda ilk defa İran edebiyatından bir kitap okudum ve diğer okuduklarıma göre farklı bir tarzı var. Bundan sonra ise Hidâyet’in daha çok hikâyelerini merak ediyor ve okuyacağım.

Sâdık Hidâyet
Kör Baykuş
Özgün adı: Bûf-i kûr
Çev: Behçet Necatigit
4. Baskı
Yapı Kredi Yayınları
İstanbul
2008
100 sayfa.

4 yorum:

  1. karamsar bir kitap. aynı zamanda beni çok etkileyen vurucu bir kitap... yazarın ölüm şekli de göz önünde bulundurulduğunda yazdıkları daha anlamlı oluyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru, yazarın hayatını bilmeden okunursa anlaşılmaz.

      Sil
  2. Okuyup beğendiğim bir kitap. Güzel bir tanıtım yazısı olmuş. Kaleminize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben okudum ama bir daha Sadık Hidayet okur muyum bilemem :-) Aşırı karamsar buldum.

      Sil