30 Nisan 2018

Gerry Souter - Kahlo (1907 - 1954)

Frida Kahlo, resimleri ve sanatı kadar, inişli çıkışlı özel yaşamıyla da dikkat çeken Meksikalı ressamdır. Resimleri sürrealist olarak tanımlanır. Bu kitap da her ne kadar her sayfada Kahlo’nun resimlerine yer verse de daha çok yaşam öyküsüne odaklanıyor.

Frida Kahlo’nun resimlerini bir kenara bırakırsak yaşamında en dikkat çeken olaylar çocukken geçirdiği kaza (bu kazanın izlerini ve acısını yaşamı boyu duyacaktır), Diego Rivera ile inişli çıkışlı ve iki kere yapılan evliliği, biseksüel olması, kadın ve erkeklerle ilişkileri, ikisi düşük olmak üzere üç çocuk kaybetmesi ve yaşam boyunca çektiği fiziki acılar ve geçirdiği ameliyatlardır.

Kadının toplumdaki geleneksel rolüne inanan ve Katolik inancına bağlı bir kadın olan annesinin aksine bir yaşam sürdü Kahlo. Nasıl farklı bir yaşama sahip oldu sorusuna kitaptaki şu cümle çok ilginç bir açıklama getiriyor: “İnsanın zihnini uyuşturan ev işlerinden özgürleşmenin tadını çıkardı ve okuldaki çeşitli gruplara dahil oldu.” (s. 20)

Hayatı ile ilgili dikkatimi çeken ilk şey aynı kişi ile iki kere evlenmesi, bununla birlikte farklı kişilerle yaşadığı ilişkiler, bir de üzücü yanı da geçirdiği felç, kaza, yaptığı düşükler ve çektiği acılar. Geçirdiği kazadan sonra uzun süre hastanede kalır ve uzun aradan sonra yürümeye başlar. Ancak bu süre de kısa olur.

“Ondan kısa bir süre sonra, sırtındaki dayanılmaz ağrılar nedeniyle yaşamına daha da fazla doktor girmeye başladı. Daha önce teşhis edilmemiş üç omurga yırtığı olduğu görüldü ve hemen bir kez daha alçıya alındı. Bu kısa özgürlük döneminden sonra tekrar eve hapsolup hareketsiz hale gelince, gerçekçi davranarak seçeneklerini daralttı. Vicdan muhasebesi günleri devam ederken Coyoacan manzara resimleri, onu ziyarete gelen akrabalarının ve arkadaşlarının portrelerini yaparak zamanını geçirmeye başladı. Resimlerinin aldığı övgü onu şaşırttı ve bir resme başlamadan önce onu kimin alacağına karar vermeye başladı. Resimlerini hatıra olarak dağıtıyordu. Bu resimlerle, dünyayı kendi gözlerinden ve parçalanmakta olan o yamalı bedenin içinden inceleyen, içedönük ve açığa vurucu, olağanüstü Frida Kahlo tabloları serisi de başlamış oldu.” (s. 44 - 46)

Frida ile kocası Diego Rivera’nın yaklaşık 20 yıl yaş farkı var. Ancak Frida ona daha çok bir sanatçı olduğu için âşık olmuş desek yanlış olmaz. Ama tabii bu evlilik olan mutluluk getirdiği kadar acı da getirmişti. En başta Rivera’nın farklı kadınlarla olan ilişkisi Kahlo’yu yıpratırken, en büyük darbeyi ise kendi kardeşi ile kocası arasındaki ilişkiyi öğrenince yemişti.

Tabii Frida Kahlo’nun yaşamında hem fiziksel hem de duygusal acıları resimlerine de yansımıştır. Aldatılmanın, kalbi kırılmanın verdiği acıların yansıdığı resimleri ile birlikte yaptığı düşüklerin acıları sonucu hissettiklerini de birçok resminde görebilirsiniz.


Peki, ressam olan kocası, Diego Rivera nasıl biriydi? O da Meksikalı olmasına rağmen belirli bir süre Sovyetler Birliği’nde yaşar, Frida gibi komünizm hayranıdır.

“Diego Rivera … 14 yıl yurtdışında yaşadıktan sonra Moskova'dan kovulmuş ve anavatanına dönmüştü. Stalinci sanat eleştirmenlerinin kötü muamelesine ve Rus hükümetinin, ülkeyi terk etmemesi durumunda zarar göreceğine dair üstü kapalı tehditlerine rağmen Diego komünizmin dünyayı kurtaracak olduğu görüşüne sıkı sıkıya bağlıydı.” (s. 54)

Bu arada Frida’nın çizdiği resimler bana göre her zaman keyifle izlenecek türden değil. Bazen şaşırtır, bazen ürkütür, bazen korkutur ve bazen de tiksindirir. “Doğumum” başlıklı tablosu böyle bir resimdir. Belki de bundan dolayı bir doğumda yaşanan tün acı ve zahmeti tam anlamıyla ortaya koyabilmiştir.

Tablolarında bebek ya da fetüs resimleri çok var. Bu da belki de hiçbir zaman çocuk sahibi olmaması ve yaptığı düşüklerin bir yansımasıdır.

Bir de otoportreler yapmayı da çok seviyor.  Kitapta da farklı yaşlarda yaptığı çok sayıda otoportre vardır.

“Gerçekten önemli çatışmalar yaşıyordu ve bir bebek sahibi olmanın Diego'nun diğer kadınlarla ilişkilerini sonlandırmasına yol açacağını umut ediyorsa, muhtemelen yanılıyordu. Diego önceki evliliğinden olan iki çocuğunu terk etmişti ve Lupe Marin'den olan kızını da nadiren görüyordu. Detroit'te bir doktora danıştı, doktor ona çocuğun sezaryen yöntemle doğrulabileceğini söyledi. Çocuğu doğurmaya karar verdi. 4 Temmuz 1932'de Frida düşük yaptı. Duygusal ve fiziksel açıdan bütün gücünü kaybetmiş halde, tek tesellisi olan resim sanatına döndü. Yalnızlığını ve depresyonunu yaratıcı bir eyleme dönüştürdü.” (s. 94-96)


Öte yandan kendisini sürekli aldatan kocasından bir süre ayrı yaşasa da onu hem seviyor hem sürekli görüşüyor hem de parasal olarak halen onun desteği altında yaşıyordu.

“Kişisel yaşamındaysa, şehvetli Rivera'nın aldatmalarına karşı takındığı tutuma rağmen, onunla neredeyse her gün görüşüyordu.
Diego da onun peşini bırakmıyordu. 23 Temmuz 1 935'te, kurultaydan sonra Frida Diego'ya şunları yazdı: 
... bütün o mektupları, eksik eteklerle, 'İngilizce' öğretmeni hanımlarla, çingene modellerle, 'iyi niyetli' asistanlarla, uzak diyarlardan gelme özel görevli memurlarla ilişkileri sadece kısa maceralar olarak görüyorum, bana kalbimizin derinliklerinde birbirimizi çok sevdiğimizi gösteriyor, bu yüzden sayısız maceraya atılıyor, kapıları yumrukluyor, beddualar ediyor, hakaret ediyoruz - bütün bunlara rağmen birbirimizi hep seveceğiz.” (s. 134-136)

“Gerçeği söylemek gerekirse, hiçbir zaman kendi kendini geçindirebilen bir ressam olmamıştı. Diego Rivera ilaç parasını karşılamakta, buzdolabını dolu tutmaktaydı. Para kaynakları Diego'nun aldığı işlerdi. Azımsanmayacak ilaç masrafı, mücevher ve süs eşyası satın alma merakı, görkemli elbiseleri, resim malzemeleri üstüne alkolizm sorunu Frida'nın günümüzde "lüks yaşayan" biri olarak görülmesine yol açardı.” (s. 154-156)

Ancak bu durum daha sonra tersine döner. Özellikle Rivera ile yaptıkları ikinci evlilikten sonra eskiden kocasına olan parasal bağlılığı belli süre sonra tersine döner. Kocası artık pek duvar resmi yapamaz ve para kazanamazken, bu sefer Kahlo’nun resimleri satılmaya başlar. Sergilere çıkmaya ve daha çok para kazanmaya başlar. Daha önce kocasının gölgesinde kalan ressamlığı, bu sefer de onu gölgede bırakır.

YKY’nin daha önce benzer bir kitabını daha okumuştum Van Gogh’u anlatan ve bu kitapların en sevdiğim yanı bir yandan ressamın yaşamını anlatması, diğer yandan da her sayfada bir resmini vermesidir. Ayrıca resimden üç ayrıntıyı daha dikkat çekecek diğer sayfanın kenarında bir daha veriyor.

YKY’den kitabın bu baskısı ile ilgili iki eleştiri yapabilirim. Birincisi YKY’nin sitesinde kitabın yazarının ismi olsa da kitabın hiçbir yerinde yazarın ismini maalesef bulamadım. İkincisi ise kitabın iç kapağında “Kahlo (1907 - 1959)” yazılmıştır ki, Frida Kahlo’nun ölüm yıldönümü 1954’tür ve burada bir yanlışlık vardır.

Gerry Souter
Kahlo (1907 - 1954)
Çev: Şeyda Öztürk
Yapı Kredi Yayınları
İstanbul
2013
255 sayfa.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder