7 Temmuz 2018

Ursula K. Le Guin - Yerdeniz Büyücüsü (Yerdeniz Serisi - 1. Kitap)

Amerikalı yazar Ursula K. Le Guin, fantastik edebiyatının en önemli yazarlarından biri olarak kabul ediliyor. Onun “Yerdeniz Büyücüsü” kitabı ile başlayan Yerdeniz Serisi de fantastik edebiyatı yapı taşlarından biri olarak ün kazanmıştır. Başlangıçta Yerdeniz Üçlemesi şeklinde yazılan bu eser, daha sonra eklenen kitaplarla birlikte altı kitaba çıkmıştır.

Le Guin, burada Çevik Atmaca olarak çağrılan ama asıl adı Ged olan, büyü gücüne sahip bir çocuğun hikâyesini anlatıyor. Ged’in çocukluğundan başlayarak, güçlerinin olmasını keşfetmesi, daha sonra ilk ustasına verilmesi, büyücüler adasında gördüğü eğitim, ejderhalarla karşılaşması ve yaptığı hatalar sonucu ortaya çıkan karanlık yaratıkla yüzleşmesini görüyoruz. Tabii bu da zaman zaman kitaba gerilim ve korku unsurları katmıştır.

Amerikalı ünlü fantastik edebiyat yazarı, aynı zamanda bize Yerdeniz ismini verdiği bir dünya sunuyor. Kitabın başında yer alan bu haritadan, Yedeniz’in irili ufaklı yüzlerce adadan oluştuğunu görüyoruz. Ged de bu adalardan biri olan Gont’ta dünyaya gelmiştir. Bu adaların ise ortaya çıkmasının mitolojik bir şekli var. Segoy isimli birisinin, bu karaları çekerek denizin altından çıkardığı söyleniyor. Belki Le Guin, devam kitaplarında dünyanın yapılmasını başka ayrıntılarını da verir.

Yerdeniz’de Le Guin bize köylülerin, savaşçılar ve istilacı krallıklar ile birlikte basit büyülü güçleri olan sihirbazlar ve cadılar, bunlara ek gerçek büyü yapabilen büyücüler olan bir dünya sunuyor. Tabii bir de ejderhalar, karanlık güçler ve belki de serinin devamında göreceğimiz farklı yaratıklar vardır.

Ged’in hikâyesini ta çocukluğundan başlayarak okuyoruz. Annesi ölmüş ve belli yaşa kadar da bazı sınırlı güçleri olan, “Onakçaağaç cadısı” olarak da bilinen teyzesi bakmıştır olan. Ged’e ilk büyücülükle ilgili bildiklerini de onun bu yeteneğini keşfeden teyzesi öğretmiştir. Tabii teyzesinin büyüsü, bir kadın büyüsü olduğu için de zayıf olarak kabul ediliyor:

“Gont'ta bir söz vardır: Bir kadın büyüsü kadar zayıf. Bir söz daha vardır: Bir kadın büyüsü kadar habis. Onakçaağaç'ın cadısı kara büyücü değildi; Kadim Güçler'le bir alışverişi olmamış, yüksek sanatlarla da hiç uğraşmamıştı; ama cahil insanlar arasında yaşayan cahil bir kadın olarak yeteneğini, sık sık aptalca ve belirsiz amaçlara harcıyordu.” (s. 11)

Ged güçlerini kullanmaya başlayınca onu görenler hep büyüsünün çok güçlü olduğunu ve bir gün çok güçlü bir büyücü olduğunu söylerler. Onun yaptıklarını duyan ve onunla aynı adada yaşaya Ogion isimli büyücü de onu eğitmek için yanına alır.

“Duyabilmek için susmak gerekir.” (s. 22) diyen Ogino, Ged’e büyücülüğü öğretmekte acele etmez. Onun yöntemi farklıdır, yavaştır. Ancak Ged ise bir kere büyünün gücünü tattığı, zaferi, ünü, şöhreti gördüğü için hepsini birden, hızlı bir şekilde öğrenmek ister. Hızla güçlenmek, çok bilmek ister.

“Ogion çok sessiz bir adam olduğu halde, son derece yumuşak ve sakindi; öyle ki sonunda Ged ona karşı duyduğu korkuyu yenerek, birkaç günde ustasına "Benim çıraklığım ne zaman başlayacak acaba?" diye sorabilecek kadar cesaretlendi.
"Başladı," dedi Ogion.
Sanki Ged'in söyleyecek bir şeyi varmış da söyleyemiyormuş gibi bir sessizlik oldu. Sonra söyledi: "Ama daha hiçbir şey öğrenmedim!"
"Çünkü benim ne öğrettiğimi henüz keşfedemedin," diye cevap verdi büyücü.” (s. 21)

Tabii bu durum bir süre devam etse de ustası Ged’e bir seçenek sunar. Ya kendisi ile kalması ya da büyücülük okulunun olduğu adaya gitmesi. Ged de daha hızlı öğreneceğini düşünerek gitmeyi kabul eder. Ged burada büyünün aslında ne olduğunu öğrenmeye başlar. Zorlu bir eğitime başlar ve bunun içinde de büyü yapmak için gereken her şeyin gerçek ismini öğrenmek de var. Çünkü büyü denen şeyin büyük bir bölümü o şeyin gerçek ismini bilmekten geçiyor.

“Ged, bazen iç çekse de, hiç şikâyet etmezdi. Bu tozlu ve dipsiz eğitim konusunda, her şeyin, her yerin ve her varlığın gerçek ismini öğrenme işinin, yani elde etmeye çalıştığı gücün, kuru bir kuyunun dibindeki mücevher gibi bir şey olduğunu anlamıştı. Çünkü büyü denen şey bundan oluşuyordu, yani bir şeyi gerçek ismiyle adlandırmaktan.” (s. 49) 
“Güneş altındaki bu dünyada ve güneşin varolmadığı diğer dünyada, insanla ve insanın lisanıyla hiç ilgisi olmayan, çok şey vardır. Ve bizim gücümüzden başka güçler. Fakat büyü, gerçek büyü, ancak Yerdeniz'in Hard dilini veya bu dilin türemiş olduğu Kadim Lisanı konuşanlar tarafından yapılabilir. "Bu, ejderhaların konuştuğu dildir. Ve dünyanın adalarını ve türkülerimizin, şarkılarımızın, büyülerimizin, sihirlerimizin ve dualarımızın dilini yaratan Segoy'un konuştuğu dildir.” (s. 49)

Büyücülük okulunda Ged hızla öğrenir, gücü daha da artar. Ancak bu güç ile birlikte gururu, başkalarını yenme arzusu, gücünü gösterme ve kibri de artar. Bu kibir ve gücünü gösterme dürtüsü sonucu bir gün gençliğinin en büyük hatasını yapar. Yaptığı büyü sonucu ölüler diyarından, karanlık bir “Gölge” peşine takılır. Ged uzun süre bunun korkusuyla yaşar. Gölge’nin ismini bilmediği için de onunla nasıl mücadele edeceğini bilemez. Çünkü bir şeyin gerçek ismini bilmek büyü için çok önemlidir.

"Bir insanın gerçek ismini kendisinden ve ismini verenden başka kimse bilmez. Zamanla, eğer isterse, ismini kardeşine, karısına veya arkadaşına söyleyebilir ama o üçüncü şahıslar da, bu ismi, bir başkasının duyabileceği yerlerde kullanmazlar. Başkalarının önünde onu, diğer insanlar gibi, kullanılan adıyla, takma adıyla çağırırlar; Çevik Atmaca gibi, Vetch gibi, "tüy-yumağı" anlamındaki Ogion gibi. Basit insanlar, gerçek isimlerini çok sevip güvendikleri birkaç kişi dışında herkesten saklıyorlarsa; büyüyle ilgisi olanlar, daha tehlikeli ve tehlike altında olduklarından, çok daha fazla korumak zorundadırlar. Kim bir adamın ismini biliyorsa, onun hayatını avuçlarının içinde tutuyor demektir.” (s. 71)

Yerdeniz’de çok farklı büyü türleri vardır. Büyücüler bazen bunları kullanarak insanlara yardım eder, işlerini kolaylaştırır, onları iyileştirir ve bazen de korur. Ged de gittiği yerlerde aldığı şeyler karşılığında insanlara böyle yardım eder. Yerdeniz’de nasıl büyüler yapıldığı ile ilgili bir örnek olsun diye aşağıdaki paragrafı seçtim.

“Ged, El Adası'ndaki dik ormanın altına kurulmuş olan köyde, gücü yerine geldikçe, başka işler de yaptı. Buranın halkı, Ged'in çocukluğunda, Gont'taki Kuzey Vadisi'nde tanıdığı insanlara benziyordu. Bunlar, onlardan bile fakirdi. Onların yanında, kendisini, zenginlerin saraylarındakinden çok daha rahat hissediyor; daha onlar istemeden, neye gereksinim duyduklarını biliyordu. Hastalıklı ve sakat çocuklara iyileştirme ve koruma büyüleri, köylülerin zayıf koyun ve keçi sürülerine bereket tılsımı yaptı. Ona getirdikleri iğlere ve dokuma tezgâhlarına, teknelerin küreklerine ve tunçtan yapılmış aletlerine, taşlarına Simn Rünü işledi. Kulübelerinin damlarına da evleri ve ev halkını yangından, rüzgârdan ve delilikten koruyan Pirr Rünü yazdı.” (s. 151)

Ursula K. Le Guin, Yerdeniz Üçlemesi’nin ilk kitabı Yerdeniz Büyücüsü’nün konusunun “büyümek” olduğunu söylüyor. Ged’in hem çocuk olarak büyümesi ve gençlik çağına girmesi, hem de büyücülük anlamında hatalar yaparak, bazen düşe kalka bir şeyleri öğrenmesi ve yaptığı hatalarla yüzleşmesi anlamında büyüyecektir. Tabii büyüdükçe hayata ve büyücülüğe bakışı da değişecektir. İşte bu sözlerle artık büyüdüğünü de gösteriyor:

"Çocukken, büyücülerin her şeyi yapabileceklerini sanıyordun. Ben de öyle sanırdım, bir zamanlar. Hepimiz öyle sanırdık. Fakat gerçek şu ki, insanın gerçek gücü, büyüyüp bilgisi arttıkça izleyebileceği yol, iyice daralıyor. Ta ki, en sonunda sadece ve sadece mutlaka gerekenden başka yapacak şeyi kalmayıncaya kadar..." (73)


Ursula K. Le Guin
Yerdeniz Büyücüsü
Yerdeniz Serisi - 1. Kitap
Özgün Adı: A Wizard of Earthsea
Earthsea Cycle – First Book
Metis Yayınları
Çev: Çiğdem Erkal İpek
6. Basım
2011
İstanbul
192 sayfa.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder