M. Asım Köksal – İslam Tarihi (Cilt 3 ve 4) Kitap Özeti
M. Asım Köksal'ın İslam Tarihi serisinin ikinci kitabı, Hz. Peygamber'in Medine'ye hicretiyle başlayan ve Medine döneminin önemli bir kısmını kapsayan olayları ele alıyor. Hicretin ardından Medine'de kurulan İslam toplumunun inşası, Yahudi kabilelerle yapılan anlaşmalar, Müslümanların karşılaştığı zorluklar ve savunma mücadeleleri bu ciltlerin ana konularını oluşturuyor. Bedir ve Uhud savaşlarının tüm detayları, bu dönemde yaşanan diğer önemli olaylar ve gazveler, yazarın kaynaklara sadık kalarak aktardığı bilgilerle bu kitapta yer alıyor. Asım Köksal, ilk kitapta olduğu gibi bu ciltlerde de kendi yorumunu katmadan, Kur'an, hadis ve temel siyer kaynaklarındaki bilgileri doğrudan aktarmaya devam ediyor. Bu yazıda, eserin ikinci kitabında yer alan 12 bölümlük özeti ve kitaba dair kişisel yorumumu bulacaksınız. Serinin ilk kitabında Mekke dönemini ele almıştık, şimdi sırada Medine'de kurulan ilk İslam devletinin hikâyesi var.
Bakınız: M. Asım Köksal – İslam Tarihi (Cilt 1-2) Kitap Özeti
Asım Köksal – İslam Tarihi kitap yorumu 2
Birinci kitabı okuduğumda düşündüklerimi yorum olarak önceki yazıda paylaşmıştım. Bu kitapta ise daha farklı bir ayrıntının farkına vardım. Kitap aslında bir siyeri nebi, yani Hz. Peygamberin hayatını anlatıyor. Ancak diğer siyer kitaplarından farklı çok daha ayrıntılı olması. Diğer siyer kitaplarının aşırı ayrıntı diye yer vermediği şeyler ve çok ince ayrıntılar da burada var. Mesela, Hz. Peygamber Medine’ye ilk gelip yerleştiğinde Ebu Eyyub’un evinde kalır. Ancak her gün çok farklı insanlar yemek pişirip getirir. Kimler yemek getirdi, ne pişirdiler, peygamber hangi yemeği yemedi geri çevirdi (soğan ve sarımsaklı bir yemek) gibi ayrıntılar bu kitapta yer alıyor. Zaten bundan dolayı bir kaynak kitabı olarak gördüğümü daha önceki yazıda söylemiştim.
İkinci husus ise bu kitabın sadece Hz. Peygamberin hayatı kitabı olmaması. Neden aynı zamanda İslam Tarihi başlığını taşıyor? Çünkü Hz. Peygamberin hayatını anlatırken diğer yandan İslam tarihi ile ilgili bilgiler de bu kitapta yer alıyor ki çok daha geniş bir konuyu ele alıyor.
Üçüncü bir husus ise burada hem Hz. Peygamberin hayatı hem de İslam tarihi anlatılırken, bazı ayetlerin hangi olaylara göre indiği de açıklanıyor. Böylece bazı ayetlerin anlamları bu olaylarla açıklanınca daha anlaşılıyor oluyor. Halbuki bazen söz konusu ayetler daha olaylar olmadan önce indiğinde tam olarak anlaşılamayabiliyor. Güzel bir örnek şudur:
Bedir’de yapılacak çarpışmada müşriklerin bozulup kaçacakları da, Peygamberimiz Aleyhisselam daha Mekke’de iken, Yüce Allah tarafından: “Yakında o cemaat bozulacak, arkalarını dönüp kaçacaklar!” (Kamer: 45) buyurularak haber verilmiş bulunuyordu.
Hz. Ömer der ki: “Bu âyet nazil olduğu zaman, kendi kendime: ‘Acaba hangi cemaat bozguna uğratılacak ve kimlere galebe çalınacak?!’ demiştim. Bedir günü gelip de Resûlullah’ın zırhını giyinmiş olduğu halde bu âyeti okuduğunu görünce, anladım ki, Yüce Allah meğer Kureyş müşriklerini bozguna uğratacakmış!”
Mustafa Asım Köksal – Peygamberler Peygamberi HZ. MUHAMMED ALEYHİSSELAM VE İSLÂMİYET 2 - İslam Tarihi Cilt 3 ve 4 (Kitap Özeti)
1. Bölüm: Peygamberimiz Aleyhisselamın Kuba Günleri
Peygamberimiz Aleyhisselam, Kuba’da bulunduğu sırada, Külsûm b. Hidm’in evinden çıktıkça Sa’d b. Hayseme’nin evine gider, orada Müslümanlarla oturur, konuşurdu.
Başta Ebu Seleme b. Abdulesed olmak üzere, Medine’ye hicret edenler, Kuba’ya indikleri zaman, orada içinde namaz kılacakları bir mescid yapmışlardı. Peygamberimiz Aleyhisselam da, Kuba’ya geldiği zaman, bu mescidde namaz kılmıştır.
Peygamberimiz Aleyhisselam gelinceye kadar, Ebu Huzeyfe’nin azadlısı Sâlim, içlerinde Hz. Ömer de bulunduğu halde, bu mescidde bütün Muhacirlere imam olup namazlarını kıldırmıştı.
Cuma günü gelince, Peygamberimiz Aleyhisselam, onlara Cuma namazını kıldırdı. Peygamberimiz Aleyhisselam Kuba’da ondört gece kaldı. Külsûm b. Hidm’den, mirbed’ini (hurma serme ve kurutma yerini) alıp Kuba Mescidini yaptı ve içinde namaz kıldı, kıldırdı.
Peygamberimiz Aleyhisselam; Kureyş müşriklerinin -saklamak üzere- kendisine bırakmış oldukları emanetleri sahiplerine iade edinceye kadar Mekke’de kalmasını, Hz. Ali’ye emretmişti. O da, bu iş için Mekke’de üç gün üç gece oturdu. Emanetleri sahiplerine dağıttıktan sonra, Medine yolunu tuttu. Rebiülevvel’in ortalarına doğru Kuba’ya geldi.
Kuba’da, Amr b. Avf oğullarının bazı akılsızları ile münafıkları, geceleyin Peygamberimiz Aleyhisselamın yatıp kalktığı evi taşlamaya başladılar. Peygamberimiz Aleyhisselam, bunu görünce: “Himaye ve komşuluk bu mu?!” diye yakınarak Kuba’dan ayrıldı.
Peygamberimiz Aleyhisselam, Kuba’dan Medine’ye hareket edeceği zaman, (dedesi Abdulmuttalib’in dayıları olan) Neccar oğullarının eşrafına haber saldı. Onlar da, silahlanıp geldiler. Birlikte Medine’ye hareket ettiler.
2. Bölüm: Peygamberimiz Aleyhisselam Medine’de
Medine’ye varınca herkes Hz. Peygamberi evinde kalmak için çağırdı. Ancak herkese cevabı aynıydı. Peygamberimiz Aleyhisselam: “Devenin yolunu açınız! Nereye çökeceği, ona emrolunmuştur!” buyurdu. Kasvâ’nın yolunu açtılar.
Kasvâ; Malik b. Neccar oğullarının evleri yanına varınca, Peygamberimiz Aleyhisselamın bugünkü Mescidinin kapısının bulunduğu yere çöktü ki, orası o zaman Neccar oğullarından Sehl ve Süheyl adlarında iki yetim gence ait hurma serme, kurutma yeri idi.
Kasvâ çöktüğü zaman, Peygamberimiz Aleyhisselam, onun üzerinden inmedi. Kasvâ ayağa kalktı. Peygamberimiz Aleyhisselam, yine, onun yularını serbest bıraktı. Kasvâ, biraz gittikten sonra, birdenbire arkasına dönüp ilk önce çöktüğü yere kadar geldi, oraya tekrar çöktü, artık oradan kalkmadı.
Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam Kasvâ’nın üzerinden indi ve: “İnşaallah, menzil burasıdır!” buyurdu.
Daha sonra da oraya en yakın Neccar oğullarından birinin evi olan Ebu Eyyub Halid b. Zeyd’in evinde kalır. Abdulmuttalib’in dayıları olan Neccar oğulları. Medineli Müslümanlar Hz. Peygamberi olağanüstü sevinç ve coşkuyla karşıladı.
Yazar bu olayları anlattıktan sonra ayrıntılı olarak Medine şehrinin tarihini anlatıyor. İlk önce kimler tarafından yurt edildiğini, sonra hangi kavimlerin buraya yerleştiğini, Yahudilerin gelişi ve burada yaşayanları sürüp çıkarmaları, daha sonra Evs ve Hazrec kabilelerinin gelmesi, Yahudiler ile anlaşmaları, anlaşmanın bozulması, Yahudilerin daha sonra yenilmeleri ve Evs ve Hacrecin üstünlük kazanması ayrıntılı olarak anlatılıyor.
Evs ve Hazrec kabileleri, iki kardeşten üreyip çoğalmış oldukları halde, aralarında sık sık anlaşmazlıklar çıkar, kılıçlara sarılırlar, yıllarca çarpışır dururlardı. Aralarındaki çarpışmaların sonuncusu ise Buas çarpışması idi ki, Hicretten beş-altı yıl önce durmuştu. Hz. Âişe’nin dediği gibi; Hicret sırasında Evs ve Hazrec kabilelerinin toplulukları dağılmış, en asaletli ve şerefli adamları öldürülmüş veya yaralanmış bulunuyordu.
Evs ve Hazrec kabilesinden Müslüman olanlara Ensar denir. Ensar, ziyadesiyle yardım edici demektir.
Kısa sürece Medine’de birçok kişi Resulullaha beyat etti ve Müslüman oldu. Rebiülevvel ayından ikinci yıl Safer ayına kadar, Medine’de, Evs kabilesinden Müslüman olmayan, müşrikliği bırakmayan yalnız Vâkıf, Hatma, Vâil ve Ümeyye oğulları kaldı.
Medine’de yaşayan Yahudi alimlerinden ve önde gelenlerinden Abdullah b. Selam de Hz. Peygamberin sıfatlarına göre tanıdı ve iman etti. Halkının da iman etmeye çağırdı ama onlar inkar ettiler. Çünkü Yahudilerden başka bir kavimden peygamber gelmesini kabul edemiyorlardı. Ancak Yahudilerden çok azı Medine’de Müslüman oldu.
Yahudi alimlerinden bazıları, 1. Sa’lebe b. Sa’ye, 2. Useyd b. Sa’ye, 3. Esed b. Ubeyd ve daha başkaları, samimî olarak Müslüman oldular ve Müslümanlıkta sebat ettiler.
Ashab-ı Kiram’dan Übeyy b. Ka’b der ki: “Resûlullah Aleyhisselam ile ashabı Medine’ye geldikleri ve Ensar tarafından barındırıldıkları zaman, bütün Araplar onları tek yaydan oka tuttular (bütün Arapların düşmanlıklarına hedef oldular). Silahsız, ne geceleyebilirler, ne de sabahlayabilirlerdi. Hatta Sa’d b. Ebi Vakkas da resulullahın kapısında güvenlik için bekledi.
Peygamberimiz Aleyhisselam; Medine’ye geldikten sonra, Mekkeli Müslümanlardan (Muhacirlerden) bazılarını, hem kendi aralarında birbirleriyle, hem de Medineli Müslümanlarla (Ensarla) ikişer ikişer kardeş yaptı. Bu hadise Peygamberimiz Aleyhisselamın Medine’ye gelişinden beş ay sonra vuku bulmuş ve Enes b. Malik’in evinde olmuştur. İbn Sa’d’a göre; Enes b. Malik’in evinde ikişer ikişer kardeş yapılan Müslümanların sayısı 45’i Mekkeli Muhacirlerden, 45’i Medineli Ensardan olmak üzere 90 kişi idi. İbn Habîb; 56’şardan 112 kişinin ismini tesbit ve kaydetmiştir.
3. Bölüm: Peygamber Şehri Olarak Medine
Hz. Peygamber Medine’ye gelince devesi Kasva’nın çöktüğü yer iki yetim genç, Neccar oğullarından Sehl ve Süheyl’e aitti. Burası satın alınarak mescit yer yapıldı. Kerpiç kesildi ve mescidin inşaatın başlanıldı.
Peygamberimiz Aleyhisselamın azadlı kölesi Sefîne der ki: “Resûlullah Aleyhisselam mescidini yapacağı sırada, mescidinin temeline bir taş koyduktan sonra: ‘Ebu Bekir taşını benim taşımın yanına koysun! Sonra Ömer, taşını Ebu Bekir’in taşının yanına koysun! Sonra Osman, taşını Ömer’in taşının yanına koysun! Bunlar, benden sonra halifelerdir!’ buyurdu.
Yine Sefîne: “Resûlullah Aleyhisselamdan işittim: ‘Halifelik otuz yıldır. Ondan sonra krallık olur’ buyurdu” Ebu Bekir’in halifeliğini (yaklaşık olarak) iki yıl, Ömer’in halifeliğini on yıl, Osman’ın halifeliğini oniki yıl, Ali’nin halifeliğini de altı yıl (olarak gözönünde) tut! Bunların otuz yıl tuttuğunu buluruz!”
Mescid yapılırken, Peygamberimiz Aleyhisselam; Müslümanları çalışmaya teşvik için, kendisi de çalışmaktan geri durmadı.
Yazar Asım Köksal, daha sonra ayrıntıları ile mescidin nasıl olduğunu anlatıyor. Ardından buraya konulan minber onun tarihi, ne zamanlar nasıl yenilendiği ve özellikleri ayrıntılı anlatıyor. Daha sonra Mescidin yenilenmeleri, değişimleri, genişletme çalışmaları tüm ayrıntıları ile yer alıyor kitapta.
Mescidin yanına ilk önce 2 oda yapıldı. Peygamberimiz Aleyhisselam; Mescid ile yanındaki odaları yapılıncaya kadar Ebu Eyyub Halid b. Zeyd el-Ensarî’nin evinde kaldıktan sonra, kendi evine taşındı. Ebu Eyyub el-Ensarî’nin evinde yedi ay kaldı. Daha sonra bu odaların sayısı dokuzu buldu.
Hicretin birinci yılında, Peygamberimiz Aleyhisselamın mescidi yapıldıktan sonra, Müslümanların kendilerini namaza toplayacak bir şey düşündükleri ve içlerinden bazılarının boru, bazılarının da çan çalınması teklifinde bulundukları, Peygamberimiz Aleyhisselamın ise bunların hiçbirisini benimsemediği sırada idi ki, Ensardan Abdullah b. Zeyd b. Abdi Rabbih’e, rüyasında ezan gösterildi. Abdullah b. Zeyd, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına gidip, rüyasını anlattı. Hz. Peygamber de bunu Hz. Bilal’e öğretmesini söyler. Böylece ezanla namaza çağırma başlar.
Mescid ve çevresindeki odalar yapıldıktan sonra Resulullahın ev hakından Mekke’de kalanlar ve Hz. Ebu Bekr’in kızları da Medineye geliyor. Bundan kısa süre sonra Hz. Ebu Bekir’in kızı Hz. Aişe ile Hz. Peygamberin evliliği yapıldı.
Mekkeli müşrikler daha önce Medineli müşriklere baskı yaparak ve onları tehdit ederek Hz. Peygamberi oradan çıkarmaya çalışmışlardı. Daha sonra Yahudilere da aynı baskı ve tehdidi yaptılar. Bunlar ise sadece Medineleri müşrikler ve Yahudilerin Hz. Peygambere yönelmesine yol açtı. Peygamberimiz Aleyhisselam ise bir yönetmelik yazısıyla Medine’nin yönetimini üzerine aldı.
Peygamberimiz Aleyhisselamın yazıcıları şu kişilerdi:
1. Hz. Ebu Bekir,
2. Hz. Ömer,
3. Hz. Osman.
4. Hz. Ali
5. Übeyy b. Ka’b,
6. Zeyd b. Sabit.
Anlaşma, fermanlar dışında yazıcılar aynı zamanda inen vahiyleri de yazarlardı. Peygamberimiz Aleyhisselam nazil olan âyetlerin hangi sûreye ve onun neresine konulacağını da yazıcıya bildirirdi. Bu da, Peygamberimiz Aleyhisselama Cebrail Aleyhisselam tarafından bildirilmiş bulunurdu.
Zeyd b. Sabit der ki: “Vahyi Resûlullah Aleyhisselamın huzurunda yazardım. Yazıp bitirdiğim zaman: ‘Yazdığını oku!’ buyururdu. Eğer ondan yazılmayan bir şey kalmışsa eklettirir, fazla bir şey olmuşsa çıkarttırırdı.
Vahiy yazılırken, kağıt yerine, kürek kemikleri, yassı hurma dalları, beyaz ve yassı taşlar, yazı yazmaya elverişli bez ve hırka parçaları... gibi şeyler kullanılırdı.
7. Zübeyr b. Avvam,
8. Halid b. Saîd,
9. Eban b. Saîd... kitapta bu yazıcılar listesi 38’e kadar devam ediyor.
Daha sonra kitapta Hz. Peygamberin Medine’de Yahudilerden ayrı bir pazar yeri kurması, ticaret ile ilgili işleri düzenlemesi anlatılıyor.
Kur’ân-ı Kerîm’de açıklandığına göre; Peygamberimiz Aleyhisselam Medine’de Müslümanlar ve Müslüman olmayanlar tarafından kendisine getirilen her çeşit davayı ve anlaşmazlıkları adalet dairesinde hal ve fasl edecekti. Bu husus; mü’min, müşrik, Yahudi.. bütün Medineliler için yazılan Medine Yönetmeliğinde de kabullenilmiş ve açıklanmış bulunuyordu.
Kitapta Hz. Peygambere getirilen bazı anlaşmazlık ve davalara nasıl baktığı anlatılıyor.
Hz. Peygamber daha sonra bir dizi konuyu düzenliyor. Su konusunda düzenlemeler yapıyor, evlilik konusunda haram ve helal olanlar ayırt ediliyor.
Kıble Kâbe tarafına çevrilmeden önce, Mescidin kuzey tarafında hurma dallarıyla bir gölgelik yapılmıştı ki, Medine’de kavim ve kabileleri, evleri barkları bulunmayan sahabiler orada otururlardı ve kendilerine Ashab-ı Suffa denirdi. Ashab-ı Suffa’nın sayıları, seksenden fazla idi. Ashab-ı Suffa geceleri namaz kılmak, Kur’ân okumak ve ders görmekle geçirirler; gündüzleri de su taşırlar, odun toplayıp satarlar ve onunla yiyecek satın alırlardı. Ashab-ı Suffa’nın bazan geceleri yetmişinin birden bir öğreticinin başında toplanıp sabaha kadar ders gördükleri olurdu. Ashab-ı Suffa’ya kurrâ denir, kabilelere gönderilecek Kur’ân ve sünnet öğreticileri de onların arasından seçilip gönderilirdi.
4. Bölüm: Cihad Emri
Kureyş müşrikleri; Yüce Allah’a karşı azgınlaştıkları, O’nun kendileri için dilediği nimetleri red ve Resûlünü tekzib ettikleri; Allah’ın tevhid ve ibadet ehli olan ve Resûlünü doğrulayan, dinine sarılan kullarını da işkenceden işkenceye uğrattıkları ve yurtlarında yuvalarında tedirgin ettikleri zaman, Yüce Allah Peygamberimiz Aleyhisselama onlarla savaşma izni verdi.
Gazâ; düşmanla çarpışmaya gitmek, Seriyye de; düşman üzerine gönderilen askerî birlikler demektir.
Peygamberimiz Aleyhisselamın bizzat hâzır bulundukları askerî hareketlere gazve; kendileri bulunmayıp Ashabdan herhangi birisinin kumandası altında düşman üzerine saldıkları askerî birliklere de seriyye denilmektedir.
Peygamberimiz Aleyhisselamın bizzat katıldıkları gazâların sayısı 27, Ashabdan birisinin kumandası altında gönderdiği seriyyelerin sayısı da 47 idi.
Kureyş müşrikleri Peygamberimiz Aleyhisselamı Medine’de de rahat bırakmamakta; kendisini terketmeleri için, Medineli Müslümanlara tehditli mektuplar göndermekte; onu öldürmeleri veya Medine’den sürüp çıkarmaları için de, Abdullah b. Übeyy b. Selûl ile Evs ve Hazrec kabilesi müşriklerine ültimatomlar vermekte idiler.
Aynı zamanda, Müslümanlara hac yollarını da kapamışlardı. Bunun için, Suriye ticaret yollarını keserek, kendilerini ticarî ve iktisadî cihetten sıkıntıya düşürüp yola getirmek gerekiyordu.
İlk seriyye Hz. Hamza liderliğinde toplandı ve Sîfü’l-Bahr’e yapıldı. Peygamberimiz Aleyhisselam, Hz. Hamza’nın maiyyetine -hepsi de Muhacirlerden olmak üzere- 30 süvari vermişti. Hz. Hamza’nın maiyyetine Ensardan hiç kimsenin verilmemesinin, Akabe Bey’atında Ensara sadece Peygamberimiz Aleyhisselamı Medine’de koruma şartı koşulmuş olmasından ileri geldiği; bunun için, Peygamberimiz Aleyhisselamın, Bedir savaşına çıkıncaya kadar, Ensardan hiç kimseyi askerî seferlere göndermediği, bu devrede onlara kendisini ve Muhacirleri korumakla yetinmiş olduğu söylenir.
İçlerinde Ebu Cehil b. Hişam’ın da bulunduğu, Mekkeli müşriklerden 300 süvarinin himayesinde Şam’dan dönüp Mekke’ye gitmek isteyen ticaret kervanı Sîfü’l-Bahr’e (deniz sahiline) gelmiş bulunuyordu. İki taraf, çarpışmak için saf bağladılar. O sırada, iki tarafın da dostu ve müttefiki olan Mecdi b. Amr el-Cühenî, yetişip araya girdi ve her iki tarafla yaptığı görüşmeler sonucunda çarpışma yaşanmadı. Peygamberimiz Aleyhisselam, Mecdi b. Amr’ın, Müslüman olmadığı halde kendiliğinden bu arabuluculuğu yapıp çarpışmayı önleyişine memnun oldu.
Kitapta bu ilk seriyyeden sonra kimlerin nerelere kaç kişi ile seriyye olarak gönderildiği ve oralarda neler yaşandığı anlatılıyor.
Asım Köksal, bu ilk seriyyeler ve gazalardan sonra Medine’deki Yahudilerle ilgili olayları anlatmaya geçiyor. Yahudiler, daha peygamberlik gelmeden önce bu bölgede bir peygamberin zuhur edeceğini biliyordu. Kitaplarında da bu peygamberin sıfatları vardı. Hz. Peygamber Medine’ye gelince kitaplarındaki işaretlerden onu görüp tanıdılar. Ancak çok azı istisna, çoğu iman etmedi. En başlıca sebep bu peygamberin kendi soylarından olmaması. Bazıları da Hz. Peygamberin sıfatlarını, gelmesini anlatan kitaplarını gizledi ya da yaktı. Çok azı iman etti.
Yazar daha sonra münafıklar konusuna değiniyor. Kabile kabile, isim isim münafıkların adlarını veriyor ve onlar ile ilgili bilinen bilgileri aktarıyor. Resulullahın onlar hakkında dedikleri, kimler hakkında ayet indiği ve bu ayetlerin açıklaması verililiyor.
Abdullah b. Übeyy b. Selûl için ise münafıkların başı idi deniliyor.
Mekke’de bulunduğu sırada, Peygamberimiz Aleyhisselama önceleri Kâbe’ye; Medine’ye gelince de, Beytü’l-Makdis’e (Kudüs’e) doğru namaz kılması emir buyurulmuştur. Bu, hikmet ve maslahat icabı idi: Ehl-i kitabı, Yahudileri İslâmiyete ısındırmak içindi. Peygamberimiz Aleyhisselamın Medine’ye hicretinden önce, Müslümanlar namazlarını Beytü’l-Makdis’e doğru yönelerek kılarlardı. Peygamberimiz Aleyhisselam, Mekke’de bulunduğu sırada, namaz kılarken Beytü’l-Makdis’e doğru yönelir, Kâbe de kendisinin önünde bulunurdu. Medine’ye hicret edince, kıbleyi böylece birleştirmek mümkün olmadı.
Kıblenin Beytü’l-Makdis’ten Kâbe’ye doğru çevirilişi, Peygamberimiz Aleyhisselamın Medine’ye hicretinin onsekizinci ayının başlarında, Şaban ayında, Şaban ayının yarılandığı sırada idi.
Ramazan orucu Peygamberimiz Aleyhisselamın Medine’ye hicretinin onsekizinci ayının başlarında, kıblenin Kâbe tarafına çevrilişinden sonra, Şaban ayında farz kılınmıştır.
5. Bölüm: Bedir Gazası
Kur’ân-ı Kerîm’e göre; Bedir seferinin gayesi, müşriklerle çarpışıp onların İslâmiyete karşı olan mukavemetlerini kırmak, İslâmiyetin tutunmasını ve yayılmasını sağlamak, müşrikliği ortadan kaldırmaktı.
Hicretin 2. yılında Kureyş kabilelerinden kadın erkek herkesin sermaye veya mal koyarak katıldığı 50.000 dinar kadar sermayeli, 1000 develik mal yüklü büyük ticaret kervanı, Şam’ın Gazze pazarına gönderilmişti.
Mahreme b. Nevfel’in bildirdiğine göre; Şam’dan, korku içinde yola çıktılar.
Ebu Süfyan, kervanda bulunan Zamzam (Damdam) b. Amr’ı, 20 miskal altın (Belâzurî’ye göre 20 dinar) ücretle kiralayıp, Tebük’ten acele Mekke’ye gönderdi. Kureyşîlere, Peygamberimiz ve ashabının önlerine çıktığını, kervandaki mallarını korumalarını haber vermesini emretti.
Damdam; şehre vardığında Mekke vadisinin ortasında, deve üzerinde, avazının çıktığı kadar bağırıyor: ‘Ey Kureyş cemaatı! Muhammed ve ashabı, ticaret kervanınızın, Ebu Süfyan’ın yanındaki mallarınızın önüne gerildiler! Ona erişebileceğinizi sanmıyorum! İmdad! İmdad!’ diyerek haykırıyordu.
Sefere bütün Kureyş erkekleri katıldılar, katılamayanlar da, yerlerine adam tutup gönderdiler. Kureyş eşrafından, Ebu Leheb’den başka hiç kimse geri kalmadı. O da, iflas etmiş tüccarlardan Âs b. Hişam’ı 4000 dirhem alacağına karşılık kiralayarak, yerine bedel gönderdi. Hasta olduğu için, kendisi Mekke’de kaldı.
Kureyş müşrikleri hazırlıklarını iki veya üç günde bitirdiler. Silahlarını ortaya çıkardılar. Silahsızlar için silah satın aldılar. Zenginler, zayıflara ellerinden gelen yardımı yaptılar.
Müşriklerden çarpışmaya gidenlerin sayısı 950 idi. 700 develeri, 100 veya 200 atları vardı. Atlılar zırh gömlekli idi.
Ebu Süfyan, ticaret kervanını koruyup kurtardığı zaman, Kureyş ordusuna adam gönderdi ve: “Siz ancak kervanınızı, adamlarınızı ve mallarınızı korumak için yola çıkmıştınız. İşte, Allah onları kurtarmış bulunuyor. Artık geri dönünüz!” dedi.
Ebu Cehil: “Vallahi, Bedir’e varmadan geri dönmeyeceğiz! Biz orada üç gün oturacağız. Develer keseceğiz, yiyeceğiz, içeceğiz. Oyuncu kadınlar oynayacaklar, şarkılar söyleyecekler. Çevredeki Araplar bizi işitecekler, bundan sonra hep bizden korkup duracaklar! Yürüyünüz!” dedi.
Kureyş ordusunun Ebu Cehil’e uyarak geri dönmeyip Bedir’e gittiklerini elçi Hedde’de yetişip Ebu Süfyan’a haber verdiği zaman, Ebu Süfyan: “Vâh kavmime! Bu Amr b. Hişam’ın [Ebu Cehil] işidir! Kendisinin geri dönmek istememesi, halka baş olmak içindir! Azgınlıktır! Azgınlık ise, eksikliktir ve uğursuzluktur!” dedi.
Zühre oğullarının müttefiklerinden Ahnes b. Şerik, Kureyş cemaatının Cuhfe’de bulundukları sırada: “Ey Zühre oğulları! Allah sizin mallarınızı kurtardı.” dedi. Bunun üzerine, Zühre oğulları, Ahnes b. Şerik’le birlikte döndüler. Zühre oğullarından hiçbir kimse Bedir’de bulunmadı. Dönenlerin sayısı 100’dü veya 100’den biraz eksikti.
Adiyy b. Ka’b oğulları da, Left seniyesinden, Merru’z-Zahran’dan geri dönmüşlerdir.
Kureyş müşrikleri ilerleyerek Bedir’de kum tepelerinin arkasında bulunan Yelyel vadisinin en uzak kıyısının içinde konakladılar.
Peygamberimiz Aleyhisselam; Ramazan ayından 8 gece veya 12 gece geçtikten sonra Muhacir ve Ensar sahabileriyle birlikte yola çıktı. Yola çıkan sahabilerin sayıları -rivayete göre- 310 küsur olup, Peygamberimiz Aleyhisselam; beyaz sancağını Mus’ab b. Umeyr’e verdi.
İslâm mücahidlerinin Bedir seferinde 70 develeri ve 2 atları vardı. Develere ikişer, üçer, dörder kişi nöbetle binmekte idiler.
Kitapta daha sonra Bedir savaşına katılan tüm sahabelerin isimleri tek tek sıralanıyor.
Hz. Ali’nin bildirdiğine göre; Bedir’de geceleyin yağan bir yağmura tutuldular, kalkanların ve ağaçların altında siperlendiler. Sonra, hepsi de, tatlı bir uykuya daldılar.
Yalnız Peygamberimiz Aleyhisselam idi ki, bütün gece namaz kılmak ve Yüce Allah’a dua etmekle meşgul olmuş: “Ey Allah’ım! Şu bir avuç topluluğu helâk edecek olursan, artık yeryüzünde Sana ibadet olunmaz!” demiş; şafak sökünce, tanyeri ağarmaya başlayınca da: “Ey Allah’ın kulları! Namaza!” diyerek seslenmiş, sabah namazını kıldırıp onları savaşmaya teşvik buyurmuştur.
Yüce Allah, Bedir gecesinde Müslümanlara olan lütfunu Kur’ân-ı Kerîm’inde şöyle açıklar:
“O (Allah), size o vakit Kendisinden bir eminlik olmak üzere, hafif bir uyku bürüyordu.
Sizi tertemiz yapmak, sizden şeytanın murdarlığını gidermek, kalblerinize râbıta vermek, ayaklarınızı pekiştirmek için de, gökten, üstünüze bir su indiriyordu.”
Hz. Ömer der ki: “Bedir savaşı olduğu gün, Peygamberimiz Aleyhisselam, ashabına baktı:
Onlar 300 küsurdu. Bir de, müşriklere baktı: onlar 1000’di ve daha da çoktu.
İslâm mücahidlerinin güçlü ve kalabalık düşman karşısında zayıf bir durumda bulundukları sırada Peygamberimiz Aleyhisselamı bürüyen vahiy hali açılınca, Peygamberimiz Aleyhisselam, meleklerin yardıma geldiklerini mücahidlere müjdeledi.
Birinci rüzgârda, Cebrail Aleyhisselam 1000 melekle gelip Peygamberimiz Aleyhisselamın yanında yer aldı. İkinci rüzgârda Mikâil Aleyhisselam 1000 melekle gelip Peygamberimiz Aleyhisselamın sağında yer aldı. Üçüncü rüzgârda İsrafil Aleyhisselam 1000 melekle gelip Peygamberimiz Aleyhisselamın solunda yer aldı. Melekler başlarına beyaz sarık sarmışlar, sarıklarının uçlarını arkalarına salmışlardı. Cebrail Aleyhisselamın sarığı ise sarı idi. Meleklerin hepsi de kır atlı idiler.
Yazar daha sonra Bedir savaşında yaşananları en ince ayrıntısına kadar anlatıyor. O kadar ayrıntılı ki hiçbir siyer kitabından bu kadar ayrıntı yoktur.
Bedir savaşında Kureyş müşriklerinden 70 kişi öldürüldü ve bir o kadar da esir edildi.
Bedir savaşında, altısı Muhacirlerden, sekizi de Ensardan olmak üzere
14 şehit verildi.
Muhacirlerden olan şehitler
1. Ubeyde b. Hâris,
2. Umeyr b. Ebi Vakkas,
3. Züşşimaleyn b. Abdi Amr,
4. Âkıl b. Bükeyr,
5. Mihca’,
6. Safvan b. Beyzâ.
Ensardan olan şehitler
1. Sa’d b. Hayseme,
2. Mübeşşir b. Abdulmünzir,
3. Yezid b. Hâris,
4. Umeyr b. Humam,
5. Râfi’ b. Mualla,
6. Hârise b. Sürâka,
7. Avf b. Hâris,
8. Muavviz b. Hâris.
Kureyş müşriklerinden 70 civarında esir alınmıştı. Bunlardan bazıları, Hz. Peygambere Mekke’de çok eziyet edenler idam edildi. Geri kalanından ise fidye istendi. Fidye karşılığı serbest bırakıldılar. En başta da Hz. Peygamberin amcası Hz. Abbas geliyor.
Müşriklerin esirlerinden, malî durumlarına göre, 1000 dirhemden 4000 dirheme kadar kurtulmalık akçesi alınmış; hiç malları olmayanlar, kurtulmalık akçesi alınmaksızın serbest bırakılmışlardır. Ancak, böylelerinden okur-yazar olanlardan her birinin, Ensarın erkek çocuklarından on çocuğa yazı yazmayı iyice öğretmesi şart kılınmıştır.
6. Bölüm: Bedir’den Sonra
Münafıklar, bir gün toplanıp, İslâmiyet ve Müslümanlar aleyhinde konuşmuşlardı. Peygamberimiz Aleyhisselâm, Mescidde irad buyurduğu hutbesinde, Allah’a hamd ü senada bulunduktan sonra, münafıklara hitaben:
“Sizlerden bazı kimseler toplandılar, şöyle şöyle söylediler! Kalkın! Allah’tan yarlıganmanızı dileyin! Ben de sizin için yarlıganmanızı dileyeyim” buyurdu. Hiçbiri yerlerinden kımıldamadılar, ayağa kalkmadılar.
Sözünü üç kere tekrarlayıp “Siz ya kendiliğinizden kalkarsınız, ya da ben sizi isimlerinizi anarak kaldıracağım!” buyurduktan sonra: Münafıklardan, ismini andığım ayağa kalksın!
Kalk ey filan!
Kalk ey filan!
Kalk ey filan!
buyurarak 36 kişinin ismini andı.
Kureyş müşrikleri Bedir savaşında hezimete uğrayıp Mekke’ye döndükten sonra, Ebu Süfyan Sahr b. Harb; Peygamberimiz Aleyhisselâmla bir çarpışma yapıncaya, Bedir’de Kureyş kavminden öldürülenlerin öcü Peygamberimiz Aleyhisselâm ile ashabından alınıncaya, Medinelilerin hurmalık ve ekinliklerini ateşe verip yakıncaya kadar başına su değdirmemeyi, yıkanmamayı, başına yağ sürünmemeyi, ailesine yaklaşmamayı adamış, bütün bunları kendisine yasaklamıştı.
Ebu Süfyan, bu yeminini yerine getirmek üzere, Kureyşlilerden 200 kişilik bir süvari birliğiyle Mekke’den korka korka yola çıktı. Ebu Süfyan, geceleyin Sellam b. Mişkem’in yanından ayrılıp arkadaşlarının yanına geldi. Onlardan bir kısmını Medine’nin Urayz mevkiine saldı. Rivayete göre; kendisi de, birlikte gitti. Urayz’daki hurmalığı yaktılar. Orada buldukları iki Müslümanı da şehit ettiler. Ebu Süfyan bununla kendisini yeminini yerine getirmiş sayarak ve takip edilmekten de korkarak hemen geri döndü.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, hadiseyi haber alınca, ashabını savaşa çağırdı. Ebu Lübabe Beşir b. Münzir’i Medine’de yerine vekil bırakarak, 200 kişilik bir askerî birlikle Ebu Süfyan’ı takibe çıktı. Karkaratü’l-küdr’e ulaşıldığı zaman, Ebu Süfyan ve arkadaşlarının, yüklerini hafifletmek, sür’atle kaçıp kurtulmak için yiyecekleri olan kavutlarını azık dağarcıklarıyla birlikte ekinler arasına atarak kaçıp gittikleri anlaşıldı. Müslümanlar, bırakılan pek çok sevık dağarcıklarını almaya koşuştuklarından, bu gazaya Sevık Gazası adı verildi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm: “Yüce Allah, size, iki bayramınıza bedel, onlardan daha iyilerini, hayırlılarını; Fıtır [Ramazan] ve Kurban Bayramı günlerini tahsis kıldı” buyurdu.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, Ramazan Bayramında birşey yemeden namaza çıkmaz, Kurban Bayramında ise namazı kılmadıkça birşey yemezdi. Namazı kıldırıp eve dönünce de, kurbanın etinden yerdi.
Kitapta daha sonra kurban ibadeti ile ilgili bilgiler veriliyor.
Ardından Karkaratü’l-küdr Gazası, Kaynuka Oğulları Yahudilerinin Medine’den Sürülmesi, olayları anlatılıyor.
Hz. Fâtıma'nın Hz. Ali ile Nikâhlanışı ve Evlenişi
Hz. Fâtıma’ya ilk önce Hz. Ebu Bekir talip oldu. Peygamberimiz Aleyhisselâm, ona: “Ey Ebu Bekir! Ben onun hakkında ilahî hükmü bekliyorum” buyurdu.
Hz. Ömer Hz. Ebu Bekir’in yanına gelince, Hz. Ebu Bekir bunu ona haber verdi. Hz. Ömer:
“Ey Ebu Bekir! Resûlullah Aleyhisselâm seni reddetmiş!” dedi.
Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer’e: “Fâtıma’yı Peygamber Aleyhisselâmdan sen de iste!” dedi.
Hz. Ömer gidip isteyince, Peygamberimiz Aleyhisselâm Hz. Ebu Bekir’e söylediği gibi dedi. Kureyş eşrafından daha başka zâtlar da, Hz. Fâtıma’yı Peygamberimiz Aleyhisselâmdan istediler. Hz. Ali’ye akrabaları (Hâşim oğulları) da: “Fâtıma’yı, Resûlullah Aleyhisselâma gidip, bir de sen iste bakalım!” dediler.
Hz. Ali’nin istemesini kabul etti ve Hz. Fatıma ile evlendirdi. Ensar ve Muhacire yemek ikram edildi. Hz. Fâtıma’nın Hz. Ali ile evlenişi Hicretin 2. yılında, Bedir savaşından sonra, Zilhicce ayında idi.
Yazar daha sonra zekatın farz kılınmasını anlatırken ayrıntılı olarak zekat ile ilgili bilgiler veriyor.
Ka’b b. Eşref’in Öldürülmesi
Ka’b b. Eşref, Beni Nadir Yahudilerinin yöneticilerinden idi. Bedir’den sonra Mekke’ye giderek Kureyş müşriklerini Müslümanlarla çarpışmaya kışkırtmıştı. Ayrıca şiirleri ile Peygamber ve Müslümanlara dil uzatırdı. Hz. Peygamberin isteği üzerine öldürüldü.
Mücahidler, Allah düşmanı Ka’b’ı öldürdüklerini Peygamberimiz Aleyhisselâma haber verdiler. Ka’b b. Eşref’in öldürülüşü, Yahudileri korkuttu. Peygamberimiz Aleyhisselâm, sahabilerine: “Yahudi ricâlinden, öldürmeye fırsat bulabildiklerinizi öldürün!” buyurdu. Çünkü, onlar Peygamberimiz Aleyhisselâm ve ashabıyla yapmış oldukları anlaşmayı bozmuş, Allah ve Resûlullahla çarpışma yolunu tutmuşlardı.
Ka’b’ın öldürülüşü, yalnız Yahudileri değil, aynı zamanda, onlarla işbirliği yapan müşrikleri de korkuttu. Ka’b b. Eşref’in öldürüldüğü gecenin sabahı olunca, Yahudilerden bir topluluk, Peygamberimiz Aleyhisselâmın yanına geldiler ve: “Büyüklerimizden birisi olan adamımız geceleyin hiç sebepsiz ve suçsuz olarak öldürüldü!?” dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselâm; Ka’b b. Eşref’in yaptıklarını, Kureyş müşriklerini Müslümanlarla çarpışmaya kışkırtıp hazırladığını, Müslümanları rahatsız etmekten geri durmadığını hatırlattı ve:
“O, kendinden olan diğer kimseler gibi yerinde ve kabında durmuş olsaydı, öldürülmezdi. Fakat, o bizi hep rahatsız eder, şiirle yerer dururdu. Sizden her kim böyle yaparsa, cezası kılıçtır!” buyurdu ve onları Müslümanlarla aralarında bir musalaha yazısı yazmaya davet etti. Böylece bir anlaşma yapıldı.
Benzer sebeplerle öldürülenler kitapta anlatılmaya devam ediyor:
Ebu Râfi’in Öldürülüşü
İbn Süneyne (Sübeyne)’nin Öldürülüşü
Hz. Hafsa ve Hz. Ümmü Külsûm’un Evlenmeleri
Hz. Ömer’in kızı Hz. Hafsa; ashabdan Huneyş b. Huzafe ile evli iken onun Bedir savaşında yaralanarak Medine’de vefat etmesi üzerine, dul kalmıştı. Hz. Ömer; Hz. Osman’ın zevcesi Hz. Rukayye’nin vefatından dolayı son derecede üzüldüğünü görünce, ona kendi kızı Hafsa ile evlenmeyi teklif etti. Ancak Osman kabul etmedi. Sonra Hz. Peygambere danıştı. Peygamberimiz Aleyhisselâm: “Sen kızın Hafsa’yı bana nikâhlarsın, ben de kızım Ümmü Külsûm’u Osman’a nikâhlarım. Çünkü, Allah Osman’ı senin kızından daha hayırlısına, senin kızını da Osman’dan daha hayırlısına nikâhladı!” buyurdu. Zâten, Hz. Osman da Peygamberimiz Aleyhisselâmın kızı Hz. Ümmü Külsûm’la evlenmeyi umduğu için Hz. Ömer’in teklifini kabul etmekten kaçınmıştı.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, Hz. Hafsa ile, Uhud savaşından önce evlendi.
Hz. Peygamber ise Hz. Ümmü Külsûm’u Hicretin 3. yılında Hz. Osman’a nikâhladı.
Hz. Hasan, Hz. Ali ile Hz. Fâtıma’nın oğlu olup, Hicretin 3. yılında, Şaban ayının ortasında doğmuştur.
Hz. Fâtıma ile Hz. Hasan kadar Peygamberimiz Aleyhisselâma benzeyen hiç kimse yoktu. Hz. Hasan, Peygamberimiz Aleyhisselâma çok benzerdi. Hiç kimse, Peygamberimiz Aleyhisselâma onun kadar benzer değildi. Hz. Ali’nin bildirdiğine göre; Hz. “Hasan’ın Resûlullah Aleyhisselâma benzerliği başında göğsüne kadar olan kısmında, Hüseyin’in benzerliği ise bundan aşağı kısmında idi.”
7. Bölüm: Uhud Savaşı
Uhud savaşı; Buhran seferinden dönüldükten sonra, Hicretin 3. yılında, Recep, Şaban ve Ramazan ayları çıktıktan sonra, Şevval ayında, Cumartesi günü yapılmıştır. Uhud; Medine şehrinin şimalinde, Medine’ye uzaklığı 1 mile yakın, kırmızımsı, mübarek bir dağdır.
Ebû Süfyan’ın önderliğindeki Kureyş müşrikleri, Bedir savaşı sırasında kaçarak kurtardıkları ticaret kervanındaki malları satarak yeni bir savaş için sermaye yaptılar. Amaç, Bedir’de öldürülen önderlerinin öcünü almaktı.
Savaş için toplanan müşriklerin sayısı üç bin idi ve daha da çoktu. Bunlardan yüzü Sakif kabilesindendi. Atların sayısı ikiyüz idi. Develerin sayısı üç bin idi. Askerlerin yediyüzü zırhlı idi.
Yanlarında pek çok silah ve askerî malzeme de mevcuttu.
Hz. Peygamber müşrik ordusunun geldiğini haber alınca Medine’de ashabı ile toplandı. Onlara Medine’de savunma yapmayı teklif etse de çoğunluğu müşrikleri dışarıda karşılamayı istemesi üzerine 1000 kişilik ordu ile yola çıkıldı.
Münafık Abdullah b. Übeyy b. Selûl, Peygamberimiz Aleyhisselamın gençlerin sözünü dinlediğini bahane ederek kavminden (Hazrecîlerden) münafık olan ve kuşku içinde bulunan ve kendisine uyan insanlarla birlikte yarı yoldan geri döndü. Geri dönenler 300 civarındaydı. İslam ordusu 700 kişi kaldı.
Kitapta daha sonra Uhud savaşında yaşananlar ayrıntıları ile anlatılıyor.
İki taraf şiddetle çarpışmaya giriştiler. Hz. Hamza, Hz. Ali, Ebu Dücâne ve mücahidler, kılıçlarını sıyırıp müşriklerin saflarına daldılar. Hz. Hamza, Vahşi’nin dediği üzere, boz puğur deve gibi, karşılaştığı herkesi tepeliyor, kılıçtan geçiriyor, dokunduğu hiçbir şeyi sağ bırakmıyordu.
Yüce Allah, Müslümanlara yardımını indirdi ve onlara olan zafer va’dini yerine getirdi.
Müslümanlar, müşrikleri kılıçtan geçirdiler, karargâhlarından ayırdılar. Müşrikler, kesin olarak yenilgiye uğramış bulunuyorlardı.
Zübeyr b. Avvam’ın dediği gibi, müşriklerin başkumandanı Ebu Süfyan’ın karısı Hind binti Utbe ve hizmetçileri ve diğer müşrik karıları, yanlarına alabildikleri şeyleri alarak kaçışmaya başlamışlardı.
“Peygamber Aleyhisselâm, Uhud günü, piyade okçuların üzerine -ki, onlar elli kişi idiler- Abdullah b. Cübeyr’i kumandan tayin etmiş, onlara: ‘Şu yerinizden sakın ayrılmayınız! Bizi kuşların kapıştığını görseniz de, bizim düşmanları bozup hezimete uğrattığımızı görseniz de, size haber göndermedikçe sakın yerinizden ayrılmayınız!” diyerek kesin emir vermişti.
Nihayet, harp başladı, kızıştı. Müslümanlar müşrikleri bozguna uğrattılar. Okçulardan bazıları savaş bitti biz de gidip ganimet toplayalım dediler ve kumandanlarının sözünü dinlemeden oradan ayrıldılar. Abdullah b. Cübeyr ile yaklaşık 10 okçu kaldı. Bu durumu gören müşriklerin süvari birliği kumandanı Halid b. Velid, İslâm okçularının azaldığını, tepenin tenhalaştığını, Müslümanların ganimet toplamakla uğraştıklarını, İslâm ordugâhının arkasının açıldığını görünce arkadan saldırıya geçti. Okçu tepesindekiler sonuna kadar okları, kılıçları ile savaştılar ve hepsi şehit oldu.
Önlerinden ve arkalarından müşriklerin saldırısına uğrayan Müslümanlar, bozuldular, dağıldılar. Dost, düşman belirsiz oldu. Acele ve dehşetten, bilmeyerek, birbirlerini yaralar, öldürür oldular.
Peygamberimiz Aleyhisselâmın yanında sebat eden, yedisi Muhacirlerden, yedisi de Ensardan olmak üzere, ondört kişi kalmıştı. Ordu dağılınca bir avuç insan Hz. Peygamberi canla başla korudu.
İbni Kamia, şehit ettiği Mus’ab b. Umeyr’in Peygamberimiz Aleyhisselâm olduğunu sanarak müşriklerin yanına döndüğü zaman: “Ben Muhammed’i öldürdüm!” dedi. Bir bağırıcı da: “Muhammed öldürüldü!” diye bağırdı.
Ancak Hz. Peygamber burada yaralanmış, dişi kırılmış, yüzü yaralanmıştı. Hz. Peygamber ve ashabı Uhud dağına sığındı.
Savaş bitinci müşrikler Mekke’ye doğru yola çıktılar.
Müslümanlar ise şehit olanları gömmeye başladılar. Ensardan Übeyy b. Ka’b’a göre; Uhud günü Ensardan 64 kişi, Muhacirlerden de, içlerinde Hz. Hamza olmak üzere, 6 kişi şehit olmuştur. Bazı kaynaklardan toplam 73-74 şehit diyenler de var.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, Cumartesi günü Uhud’dan Medine’ye döndükten, Pazar günü sabah namazını Mescidde kıldırdıktan sonra, müezzinine (Bilal-i Habeşî’ye): “Resûlullah Aleyhisselâm düşmanınızı takip etmenizi size emrediyor! Dün Uhud’da bizimle birlikte çarpışmada bulunmayanlar gelmeyecek! Ancak çarpışmada bulunanlar gelecekler!” diye seslenerek duyurmasını emir buyurdu.
Peygamberimiz Aleyhisselâmın bu tedbire başvurması, müşriklere Müslümanların hâlâ güçlü olduklarını hissettirmek, yenilgiye uğramış olmalarının kendilerini korkutmadığını gösterip onları korkutmak için idi. Müşrikler her ne kadar Mekke’ye dönmek üzere Uhud’dan ayrılmış iseler de, onların geri dönüp Medine üzerine yürüyebileceklerinden endişelenilmekte idi. Bunun için:
“Düşmanların ardısıra kim gidip onları takip eder?” buyurulunca, bu davete İslâm mücahidleri hemen icabet etti.
Peygamberimiz Aleyhisselam, gittiği Hamrâü’l-Esed’de üç gün oturduktan sonra, Medine’ye döndü.
Uhud savaşı bir belâ, bir imtihan, herkesin içindekini dışına vurma günü olmuş; mü’mini, münafıkı ayırd etmişti. Münafıklar; Müslümanların şehitlerine ağlayıp sızlamalarını Müslümanları Peygamberimiz Aleyhisselâmdan ayırmak için bir fırsat saydılar. Yahudilerin hıyanet ve yaramazlıkları da açığa çıktı. Medine’de nifak ve fesad kazanı kaynamaya başladı.
Ali İmran suresinde ise Uhud savaşı ile ilgili geniş bir bölüm var. Bir yerinde ise “Şüphesiz ki, Allah herşeye hakkıyla kâdirdir.” “İki ordunun karşılaştğı gün size gelen musibet, Allah’ın emriyle idi. Bu da, Allah’ın mü’minleri, ayırd etmesi, münafık olanları da açığa vurması içindi.” deniliyor.
8. Bölüm: Uhud’dan Sonra: Seferler, Şehitler ve Zaferler
Bu bölümde farklı seferler hakkında bilgi veriliyor.
Reci seferinin sebebi ise şöyle açıklanıyor: Adal ve Kare kabilesinden birtakım kişiler, Medine’ye gelerek: “Yâ Rasûlallah! İslâmiyet kabilemiz içinde yer almaya başladı. Ashabından bazı kimseleri bizimle birlikte gönder de, onlar bize dinî bilgileri öğretsinler, Kur’ân okusun ve okutsunlar! Bize İslâm şeriatını öğretsinler!” dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, Kureyş müşriklerinin Müslümanlara karşı askerî bir hareket hazırlığı içinde bulunup bulunmadıklarından vaktinde haberdar olmak için, ashabından bazılarını Mekke taraflarına gözcü olarak göndermek niyetinde idi. Bunun için, Adal ve Kare kabilesinden gelip Müslüman olduklarını söyleyen kişilerin kabilelerine din öğretmeni gönderilmesi hakkındaki dileklerini, Peygamberimiz Aleyhisselâm müsait karşıladı. Gönderilen gözcü ve irşad birliğininde 7 ya da 10 sahabe olduğu bildiriliyor. Ancak Adal ve Kare temsilcilerinin gadr ve hıyanetine uğradılar. Adal ve Kare kabileleri, Lihyan oğulları diye anılan Hüzeyl kabilesine haber salıp, onlardan, Müslümanlara karşı kendilerine yardım etmelerini istediler.
Gelen yüze yakın Hüzeyl okçuları, İslâm gözcü ve irşad birliğindeki sahabeleri şehit ettiler.
Bi’r-i Maûne Seferinde de benzer olay yaşandı. 70 kişilik İslam irşad birliği bazı kabilelere İslami anlatmak için gönderildi. Hatta bu kabilelerin liderlerinden halka İslami anlatmak için Hz. Peygamberin adam göndermesini isteyenler, bu sahabeleri koruyacaklarına söz verdiler. Ancak kavimlerinden bazı kişiler bu sözleri tutmadı ve 70 kişilik grup şehit edildi.
Enes b. Malik der ki: “Resûlullah Aleyhisselâmın Bi’r-i Maûne’de şehit olan ashaba yanıp üzüldüğü kadar, hiçbir şeye yanıp üzüldüğünü görmedim!” Bi’r-i Maûne şehitlerinin hemen hepsi Ashab-ı Suffa’dan olup, Kur’ân ve sünnet öğrencileri ve öğreticileri idiler.
9. Bölüm: Benî Nadîr Yahudileri Medine’den Sürülüyor
Kureyş müşrikleri, Medine’deki Benî Nadîr Yahudilerine, Bedir savaşınndan sonra bir yazı göndererek onları tehdit ettiler.
Benî Nadîr Yahudileri, bu yazıyı alınca, Peygamberimiz Aleyhisselâma suikast düzenlemeye karar vererek: “Sahabilerinden otuz kişi çıksın, bizim bilginlerimizden de otuz kişi çıksın! Seninle bizim aramızdaki filan yerde buluşulsun! Bilginlerimiz seni dinlesinler. Eğer onlar seni doğrular, sana iman ederlerse, hepimiz sana iman ederiz!” diye haber gönderdiler.
Ancak Hz. Peygamber onları bu planlarını haber aldı, geri döndü.
Ardından Hz. Peygamber Beni Nadir Yahudilerinin yurdunu ziyaret ettiği sırada üzerine büyük bir taş atarak öldürme planı yaptılar. Hz. Cebrail’in bildirmesi ile Hz. Peygamber bunu haber aldı ve bu çabaları da boşa çıktı. Hz. Peygamber de Benî Nadîr Yahudileriyle çarpışmak için hazırlanmalarını emir buyurdu.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, Benî Nadîr Yahudilerinin yurdundan Medine’ye dönünce onlara bir uyarı gönderdi, “Siz, aranızdaki ahdi, anlaşmayı bozdunuz ve beni öldürmeye teşebbüs ettiniz!” diye haber yolladı ve Medine’den çıkıp gitmelerini istedi.
Benî Nadîr Yahudileri gitmek için hazırlığa başladılar. Ancak münafıkların başı Abdullah b. Übeyy b. Selûl onlara haber göndererek kalelerinde direnmelerini ve onlara destek verileceğini bildirdi. Amacı Yahudilerin Hz. Peygamber ile savaşmasıydı.
Peygamberimiz Aleyhisselâm; Benî Nadîr Yahudileriyle harb etmek üzere hemen hazırlanmalarını İslâm mücahidlerine emretti. Hicretin dördüncü yılında Benî Nadîr Yahudilerini evlerine ve kalelerine sığınmış oldukları halde, kuşattı. Onlara son defa gitmeleri yönünde uyarıda bulundu ve kabul etmedikleri için çarpışma yaşandı.
Peygamberimiz Aleyhisselâm; Benî Nadîr Yahudilerini onbeş gün, hatta yirmiüç gün, onlara ulaşabildikleri her yerde ulaşırcasına sıkı bir kuşatma altında tuttu, onlarla çarpıştı. Sonunda gitmek için sulh istediler.
Teklif ve kabul edilen sulh şartlarına göre; Benî Nadîr Yahudilerinden her üç kişiye bir deve verilecek, Verilecek develere, -her çeşit harp silahları, zırh ve miğfer gibi harp eşyası hariç olmak üzere- istedikleri ev eşyası ile yiyecek içecek gibi şeyleri, develerin kaldırabilecekleri kadar meta ve malı yükleyip götürebileceklerdi.
İçki, Hicretin dördüncü yılında Benî Nadîr Yahudilerinin Medine’den sürülüp çıkarıldıkları zamanda haram kılındı.
10. Bölüm: Ölümler, Evlilikler, Doğumlar
Bu bölümde bazı olaylar anlatılıyor. Bunlar şöyle:
Hz. Ali’nin Annesi Fâtıma Hatunun Vefatı
Peygamberimiz Aleyhisselâmın Torunu ve Hz. Osman’ın Oğlu Abdullah’ın Vefatı
Hz. Zeyneb’in Vefatı ve Peygamberimiz Aleyhisselâmın Hz. Ümmü Seleme ile Evlenişi
Hz. Hüseyin’in Doğumu
Zeyd b. Hârise’nin Hz. Zeyneb’le Evlenişi ve Ondan Ayrılışı
Peygamberimiz Aleyhisselâmın Hz. Zeyneb’le Evlenişinin Vahiyle Gerçekleşmesi ve Bu Yoldaki Yersiz Geleneğin Ortadan Kaldırılışı
11. Bölüm: Yeni Gazveler
Bu bölümde bahsedilen gazveler şunlardır. Bunlardan başka birkaç farklı konu da bu bölümde yer alıyor.
Zâtürrika’ Gazvesi
Bedru’l-mev’id Gazvesi
Dûmetü’l-Cendel Gazvesi
Benî Mustalık (Müreysi’) Gazvesi
12. Bölüm: Münafıklar İş Başında
Peygamberimiz Aleyhisselâmın Müreysi’ suyu başındaki ordugâhında bulunduğu sırada idi ki, Hz. Ömer’in Benî Gıfâr’dan ücretle tutmuş olduğu seyisi Cahcah b. Mes’ud’la Benî Avf b. Hazrec’in müttefiki olan Sinan b. Veber el-Cühenî su üzerine niza ederek vuruştular. Sinan; Abdullah b. Übeyy b. Selûl’ün müttefiki idi.
Olay Hz. Peygambere ulaşınca, Peygamberimiz Aleyhisselâm: “Bırakınız şu Cahiliye davasını! Çünkü o, bir murdarlıktır, kokmuş birşeydir!” buyurdu. Bunun üzerine, Sinan, Cahcah hakkındaki davasından vazgeçti, barıştılar.
Baş münafık Abdullah b. Übeyy b. Selûl, Sinan ile Cahcah arasındaki hadiseyi duyunca Muhacirler için onlar Medine’ye geldiler, bize üstün oldular, elimizdekini alıyorlar gibi laflarla fitne yaymaya başladı. Ayrıca ‘Medine’ye dönersek, muhakkak, aziz olan zelil ve hakir olanı oradan çıkaracaktır’ dedi.
Zeyd b. Erkam; Abdullah b. Übeyy b. Selûl’ün meclisinden kalkıp Peygamberimiz Aleyhisselâmın yanına geldi. Abdullah b. Übeyy’den işittiklerini haber verince, Peygamberimiz Aleyhisselâm renkten renge girdi!
Ancak Abdullah b. Übeyy b. Selûl, Hz. Peygambere gelerek böyle bir şey söylemediğini söyler. Abdullah b. Übeyy b. Selûl’ün oğlu Abdullah da babasının karşısına dikilir ancak Peygamberimiz Aleyhisselâm: “Hayır! Bilakis, ona yumuşak davranınız. Aramızda kaldığı müddetçe, kendisiyle iyi arkadaşlık yaparız!” buyurdu.
Resûlullah Aleyhisselâm, bir sefere çıkmak istediği zaman, zevceleri arasında kur’a çekerdi. Onlardan hangisinin kur’ası çıkarsa, Resûlullah Aleyhisselâmla yola o çıkardı. Benî Mustalık (Müreysi’) Gazvesi’nde de kura Hz. Aişe’ye çıkar.
Hz. Aişe: “Bu sefer, hicab âyeti inzal buyurulduktan sonra idi. Bunun için, ben hevdeç içinde taşınıyor, konak yerinde hevdeç içinde indiriliyordum.” diyor. İhtiyacını gidermek ve sonra da gerdanlığını aramak için ordudan kenara ayrılınca ordu hareket eder ve geride kalır. Ordunun arkasından gelen bir sahabe tarafından bulunur ve orduya yetiştirilir.
Ordu ardcısı Safvan b. Muattal; Hz. Âişe’yi deve üzerinde getirirken, kabilesinden bir topluluk içinde bulunduğu sırada, baş münafık Abdullah b. Übeyy’e rastlamışlardı.
Abdullah b. Übeyy: “Demek peygamberinizin ailesi bir adamla gecelemiş, sabaha kadar kalmış!
Sonra da, adam devesinin yularından tutup onunla yanınıza gelmiş hâ?!” diyerek ilk yaygarayı koparmıştı. Bu iftira da yayılır. Hz. Aişe seferden dönünde hastalanır ve uzun süre bu iftiradan haberi olmaz. Haberi olunca ise bir kez de bu iftiradan dolayı hastalanır. Bir süre sonra inen ayetler bu olayın asılsız bir iftira olduğunu doğrular.
Hz. Cüveyriye, Benî Mustalıkların başkanı Hâris b. Ebi Dırar’ın kızı olup, amcasının oğlu Müsafi’ b. Safvan’la evli idi. Kendisinin kocası savaşta öldürülünce, dul kalmıştı. Ayrıca Müslümanlara esir düşmüştü. Hz. Peygamberin evlenme teklifini kabul etti. Ayrıca onu kurtarmaya gelen babası Hâris b. Ebi Dırar, oğulları ve kavmi de Müslüman oldu. Hz. Cüveyriye çok oruç tutar, çok namaz kılar, günlerinin yarısını Allah’ı zikirle geçirirdi.
M. Âsım KÖKSAL
Peygamberler Peygamberi HZ. MUHAMMED ALEYHİSSELAM VE İSLÂMİYET - 2
İslam Tarihi 3 – 4 (Medine Devri)
Işık Yayınları
İstanbul
2008
775 sayfa.


