M. Asım Köksal – İslam Tarihi (Cilt 5 ve 6) Kitap Özeti: Hendek'ten Mekke'nin Fethine

M. Asım Köksal – İslam Tarihi (Cilt 5 ve 6) Kitap Özeti: Hendek'ten Mekke'nin Fethine

M. Asım Köksal'ın İslam Tarihi serisinin üçüncü kitabı, Medine döneminin en kritik evrelerini ele alıyor. Bu ciltler, Hendek Savaşı ile başlıyor ve Mekke'nin fethi ile sona eriyor. Serinin bu kitabı, eserin 5. ve 6. ciltlerini bir araya getiriyor.

Medineli Müslümanların Mekkeli müşrikler ve müttefikleriyle yaptığı Hendek Savaşı, Medine'nin savunması, münafıkların ihanetleri ve Yahudi kabilelerle yaşanan son çatışmalar bu ciltlerin önemli konuları arasında yer alıyor. Ayrıca Hudeybiye Antlaşması, Hayber'in fethi ve nihayetinde Mekke'nin fethedilmesi bu dönemin en dönüm noktalarını oluşturuyor.

Asım Köksal, önceki kitaplarda olduğu gibi bu ciltlerde de kaynaklara sadık kalarak, kendi yorumunu katmadan Kur'an, hadis ve temel siyer kaynaklarındaki bilgileri doğrudan aktarıyor. Okuyucuya, İslam tarihinin bu belirsiz ve çetin dönemini en ince ayrıntısına kadar sunuyor.

Bu yazıda, eserin üçüncü kitabında yer alan bölümlerin özetini bulacaksınız. Serinin ilk iki kitabında Mekke dönemini ve Medine'nin ilk yıllarını ele almıştık; şimdi sırada Hendek'ten Mekke'nin fethine uzanan destansı bir dönem var.

Ayrıca bakınız: M. Asım Köksal – İslam Tarihi (Cilt 1-2) Kitap Özeti

Ayrıca bakınız: M. Asım Köksal – İslam Tarihi (Cilt 3 ve 4) Kitap Özeti


Mustafa Asım Köksal – Peygamberler Peygamberi HZ. MUHAMMED ALEYHİSSELAM VE İSLÂMİYET 3 - İslam Tarihi Cilt 5 ve 6 (Kitap Özeti)


1. Bölüm: Hendek (Ahzab) Savaşı

Hendek (Ahzab) savaşı, Hicretin 5. yılında, Şevval ile Zilkâde arasında vuku buldu. Benî Nadîr Yahudileri yurtlarından sürülüp çıkarıldıkları zaman, onlardan bir kısmı Şam’a, bir kısmı da Hayber’e gelip yerleşmişlerdi. Haybere yerleşenler, buradaki bazı Yahudi kabileler ve Dubay’a oğullarından 19 kişilik bir heyet; Mekke’ye giderek Kureyş müşriklerini ve onlara bağlı bulunan kabileleri Peygamberimiz Aleyhisselâmla çarpışmaya davet ettiler. Ebu Süfyan bu daveti kabul etti ve savaşmak için anlaştılar. 

Yahudi propaganda heyetinden bazı kimseler Kays b. Aylanlardan Gatafanlara giderek, onları Peygamberimiz Aleyhisselâmla çarpışmaya davet ettiler. Çarpışmaya kalktıkları zaman kendilerinin yanlarında bulunacaklarını ve Kureyşîlerin de bu yolda kendilerine tâbi olacaklarını bildirdiler. 

Bu yolda kendilerine yardımcı oldukları ve Kureyşliler Muhammed Aleyhisselâmın üzerine yürüdükleri zaman onlarla birlikte hareket ettikleri takdirde, Hayber’in bir yıllık hurma mahsulünü onlara bırakacaklarını va’d edince, Gatafanlarla anlaştılar. 

Yahudi heyeti, Gatafanlardan sonra, Süleym b. Mansur oğullarına başvurdular onlar da savaşa katılma sözü verdi. Yahudi heyeti, çevredeki bütün Arap kabilelerine uğradılar ve hepsini ayaklandırdılar. Benî Sa’dlardan, müttefikleri olanlara da Kureyş müşriklerinin yardımına gelmeleri için yazı yazdılar. 

Kureyş müşrikleri de aralarında akrabalık bulunan Süleym oğullarının ileri gelenlerine yazı yazarak, Peygamberimiz Aleyhisselâmla çarpışmak üzere kendilerine yardım etmelerini istediler. Hatta bütün Arap kabilelerine başvurarak, onları bu hususta kendilerine yardımcı olmaya çağırdılar. Ehâbiş ile bunlara bağlı bulunan kabileler, Kureyş müşriklerinin davetine hemen icabet ettiler. Kureyş müşrikleri, Arap kabilelerinden bazılarını da ücretle kiraladılar.

Çeşitli kabilelerden toplanan ve sayıları 10.000’i aşan bu orduların başlıca üç ordugâhı vardı; üçü de Ebu Süfyan’ın emrine bağlı bulunuyordu.

Hz. Peygamber müşriklerin ordu topladığı haberini alınca ashabı ile bir toplantı yaptı. Sonuçta Medine etrafında hendek kazarak burada bir savunma yapma konusunda karar alındı.

Medine çevresinde hendek kazılırken, çok sert bir kaya ortaya çıkar ve kimse parçalayamaz. Hz. Peygambere haber verilir ve o da gelip bu kayaya 3 darbe vurur ve her seferinde kayadan beyaz bir ışık çıkar. Sahabeler bunu sorunca ne olduğunu açıklar.

Berâ’ b. Âzib de, bu mucizeli hadiseyi şöyle anlatır: “Resûlullah Aleyhisselâm balyozu alıp ‘Bismillâh!’ diyerek kayaya bir darbe indirdi. Kayanın üçte biri parçalandı! ‘Allahuekber! Bana Şam’ın anahtarları verildi! Vallahi, şu bulunduğum yerden, oranın kızıl köşklerini görüyorum!’ buyurdu. Sonra ‘Bismillah!’ deyip kayaya ikinci darbeyi indirdi. Kayanın üçte biri daha parçalandı! ‘Allahuekber! Bana Fars’ın anahtarları verildi! Vallahi, şu bulunduğum yerden, Medâin’i ve onun beyaz köşkünü görüyorum!’ buyurdu. Daha sonra ‘Bismillah!’ diyerek kayaya üçüncü darbeyi indirdi. Kayanın kalan son kısmını da parçaladı. ‘Allahuekber! Bana Yemen’in anahtarları verildi! Vallahi, şu bulunduğum yerden San’a’nın kapılarını görüyorum!’ buyurdu.”

Selman-ı Fârisî: “Ben bütün bunların vuku bulduğunu görmüşümdür!” demiştir. Resûlullah Aleyhisselâmın anmış olduğu yerler, Hz. Ömer’in, Hz. Osman’ın devrinde ve onlardan sonraki devirlerde birer birer feth olundu.

Müşrikler gelip karargâhlarını kurunca, Peygamberimiz Aleyhisselâm Medine’de yerine İbn Ümmi Mektum’u vekil bırakarak, sayıları 3.000’i bulan İslâm mücahidleriyle birlikte hemen hendeğe hareket etti. Arkaları Sel’ dağına gelmek üzere, karargâhını Sel’ dağının eteğinde kurdu. Kazılmış bulunan hendek önlerinde bulunuyor, düşmanla aralarını ayırıyordu. Muhacirlerin sancağını Zeyd b. Hârise, Ensarın sancağını da Sa’d b. Ubâde taşıyordu.

Müşriklerin büyük bir ordu ile geldiğini gören Benî Kurayza Yahudileri, Peygamberimiz Aleyhisselâmla olan antlaşmalarını bozup müşriklerle işbirliği yapmaya başladılar. Bu işbirliği için müşrik süvarilerinden ve eşrafından yetmiş kişinin kalelerine gelmesini istediler. “Onlar bizim kalemizde bulunsunlar. O zaman biz de Muhammed’e karşı hazırlanalım, onların arkalarından, üzerlerine yürüyelim!” dediler. 

Bunun üzerine, Huyey b. Ahtab (Benî Kurayza Yahudilerin Hz. Muhammed ile antlaşmayı bozmak için ikna etmeye çalışan isim, Medine’den sürülen Beni Nadir Yahudilerinin reisi aynı zamanda) müşriklerin yanına gitti. Müşriklerin eşraf ve süvarilerinden Benî Kurayzalara yetmiş kişi gönderilmek ve onların kalelerinde yanlarında bulunmak şartıyla Benî Kurayzalar adına müşriklerle anlaşma yaptı. 

Bu anlaşmaya göre: 

1. Benî Kurayza Yahudileri, çarpışma sona erinceye kadar, belli günlerde, on gece, müşriklerin yanında Peygamberimiz Aleyhisselâm ve ashabına karşı çarpışacaklardı. 

2. Müşrikler için silah tedarik edecek ve toplayacaklardı. 

3. Pazarları, müşrik ordularının bulundukları yerlere nakledeceklerdi.

Benî Kurayza Yahudileri, Ebu Süfyan’a, yanında Uyeyne b. Hısn’ın bulunduğu sırada elçi göndermişler; “Siz sebat ediniz! Biz Müslümanlara arkalarından saldıracağız, onların köklerini kazıyacağız!” demişlerdi.

Benî Kurayza Yahudileri’nin müşriklerle işbirliği yapması haberi Peygamberimiz Aleyhisselâmın üzerinde ağır tesir yaptı. “Hasbunallâh ve ni’mel vekîl=Allah bize yeter! O ne güzel Vekîl’dir” dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselâm; Benî Kurayza Yahudilerini sulha ve barışıklığa davet etmek üzere, Havvat b. Cübeyr’i gönderdi. Benî Kurayza Yahudileri: “Bizim halimiz iki kanatlı, kollu bir adama benzer ki, kanatlarından, kollarından birisi kesilmiş, [yani Benî Nadîr Yahudileri Medine’den sürülmüş] diğeri bırakılmıştır!” dediler, barışa yanaşmadılar.

Hatta Hz. Peygamber onlara bir heyet gönderdi ve antlaşmaya geri dönmeye çağırdı ancak Benî Kurayza Yahudileri buna yanaşmadılar.

Medine’yi üst tarafından vuracak olan düşman Benî Kurayza Yahudileri; alt tarafından vuracak olan düşmanlar da Ebu Süfyan’ın kumandası altındaki Kureyş, Ehâbiş, Kinane, Gatafan, Esed ve Süleymlerden oluşan ordulardı.

Hendek boyunca bir çok saldırı oldu. Her gün müşriklerden farklı bir grup saldırıya geçiyor, hendeğin en dar yerini atlayarak geçmeye çalışıyor, Müslümanlar da direniyor ve onları püskürdüyordu. Bir de arkadan Benî Kurayza Yahudilerinin saldırısına karşı Medine’de nöbet tutan ve düşmanla savaşan ve püskürten başka bir grup da vardı. 

Kitapta Hendek savaşı döneminde yaşananalar ayrıntıları ile anlatılıyor. Bir yandan uzayan bir kuşatma, diğer yandan kıtlık ve zorluk. Ayrıca kuşatma uzadığı için Kureyşliler, Gatafanlar ve Benî Kurayza Yahudileri arasında da anlaşmazlıklar ve bölünmeler başlar. Ebu Süfyan’ın toplu bir saldırı yapma planı da boşa çıktı. Ayrıca gece başlayan rüzgar ve şiddetli soğuk müşrik kampının dağıtmaya başlayınca sonunda dayanamayarak hepsi toparlanıp gitti. Benî Kurayza Yahudileri ise kalelerine çekildi. 

Hendek kuşatması ve savunması 23 gün sürmüştür. Müslümanlar 6 şehit vermişti. 


2. Bölüm: Benî Kurayza Gazası

Peygamberimiz Aleyhisselâm Medine’ye geldiği zaman, Müslümanlar ile Müslüman olmayanlar arasında umumî bir muahede ve mukavele yapmıştı. Bu muahede hükümleri arasında: Yahudilerin de mü’minlerle bir topluluk teşkil ettikleri kabul olunmakta; Peygamberimiz Aleyhisselâmın izin ve müsaadesi olmadıkça kendilerinin herhangi bir askerî harekâtta bulunamayacakları, ne Kureyşîleri, ne de onlara yardım edenleri hiçbir suretle korumayacakları, Medine’ye bir taarruz vukuunda da elbirliğiyle müdafaada bulunacakları hükmü yer almakta idi.

Benî Nadîr Yahudileri, öteden beri, kendilerini Benî Kurayza Yahudilerinden üstün tutarlardı. Peygamberimiz Aleyhisselâm, nihâî merci sıfatıyla, aynı soydan gelen her iki cemaati eşit muameleye tâbi tutmak suretiyle aradaki imtiyazı kaldırmış, Benî Kurayza Yahudilerini Benî Nadîr Yahudilerinin seviyesine yükseltmişti. Benî Kurayza Yahudileri, bu iyiliğe karşı nankörlük ettiler.

Benî Nadîr Yahudileri sözü geçen muahede ve mukaveleyi bozarak Peygamberimiz Aleyhisselâma karşı harbe kalkıştıkları zaman, Benî Kurayza Yahudileri de Benî Nadîr Yahudilerine katıldılar. Peygamberimiz Aleyhisselâm; Benî Nadîr Yahudilerini muhasara ederek yurtlarından sürüp çıkardığı halde, Benî Kurayza Yahudilerini affetti ve yeni bir muahede ile onları yerlerinde bıraktı. 

Müşrik orduları gelip Müslümanları kuşattıkları zaman, Benî Kurayza Yahudileri, müşterek vatanlarını koruyacakları, Müslümanlara yardım edecekleri yerde, aradaki muahedeyi bozmuşlar, muahede yazısını yırtmışlardı. Peygamberimiz Aleyhisselâmın göndermiş olduğu tahkik ve sulh heyetinin yeniden antlaşma yapma teklifini de ret etmişlerdi. Bu, Benî Kurayza Yahudilerinin muahedeyi ikinci bozuşları idi. Hatta Müslümanları kuşattılar ve Medine’ye saldırılar gerçekleştirdiler. 

Hendek savaşı bitince Müslümanlar evlerine döndüler. Hz. Peygamber de evine döndü ve zırhını çıkardı. Ancak Hz. Cebrail gelerek “Yâ Muhammed! Yüce Allah, Benî Kurayza üzerine hemen yürümeni sana emrediyor!” dedi.

Cebrail Aleyhisselâm gider gitmez, Peygamberimiz Aleyhisselâm da ashabına seslendi ve kendisi de hırhızı giyerek Benî Kurayza Yahudileri üzerine yürüdü. İslâm mücahidlerinin sayısı 3000 idi. 36 süvarileri vardı. 

Benî Kurayza Yahudileri, kalelerinde 15 gün veya 25 gece kuşatıldı.

Benî Kurayza Yahudileri Hz. Peygambere elçi göndererek barış isterler ancak bu istekleri kabul olunmaz. Koşulsuz şartsız teslim olmaları istenir. Benî Kurayza Yahudilerinin liderlerinden Ka’b b. Esed ise halkına birkaç seçenek sunar.

Birincisi Hz. Peygambere tâbi olmak: “kendisinin peygamberliğini doğrularız. Vallahi, belli olmuştur ki; o, sizin için gönderilmiş bir peygamberdir ve elbette Kitabınızda vasfını yazılı bulduğunuz zâttır. Kendisine iman edecek olursanız, kanlarınızın, mallarınızın, çocuklarınızın, kadınlarınızın güvenliğini sağlamış olursunuz! Bizi ona tâbi olmaktan alıkoyan, ancak Araplara karşı duyduğumuz kıskançlıktır ve onun İsrail oğullarından gelen bir peygamber olmayışındandır.” dedi.

Benî Kurayza Yahudileri: “Biz, bizden başkasına tâbi olmayız! Biz hiçbir zaman ne Tevrat’ın hükmünden ayrılırız, ne de onu başka bir kitabla değiştiririz!” dediler. 

İkinci teklifi yapan Ka’b b. Esed: “Madem benim bu önerimi kabul etmiyorsunuz, geliniz, çocuklarımızı ve kadınlarımızı öldürelim, arkamızda bir ağırlık bırakmayalım, sonra da kılıçlarımızı sıyırıp Muhammed ile ashabının üzerine yürüyelim. Allah aramızda hükmünü verinceye kadar Muhammed’le çarpışalım!”

Bu da kabul edilmedi. Bunun üzerine üçüncü teklifi yaptı. O gün Cumartesi günüydü. Gece Müslümanlara ansızın saldırmayı önerdi. Yahudiler Cumartesi günü böyle işler yapmayı günah sayardı. Bu teklif amacı Müslümanları gafil yakalamaktı. Bu teklifi de Cumartesi günü olduğu için kabul edilmedi. 

Kuşatma devam edince Benî Kurayza Yahudileri, teslim olmaktan başka çare kalmadığını anladılar. Kendileri hakkında hüküm vermek ve onun vereceği hükme göre teslim olmak üzere, bir hakem tayinini istediler. Peygamberimiz Aleyhisselâm: “Ashabımdan, istediğiniz kimseyi hakem seçiniz!” buyurdu. Benî Kurayza Yahudileri, Sa’d b. Muaz’ı hakem seçtiler ve: “Yâ Muhammed! Biz, Sa’d b. Muaz’ın hükmüne göre ineceğiz ve teslim olacağız!” dediler.

Peygamberimiz Aleyhisselâm: “Peki! Onun hükmüne göre ininiz, teslim olunuz” buyurdu. Kendisine ait bir yetkiyi, Sa’d b. Muaz’a bıraktı.

Sa’d b. Muaz: “Ben, onlar (Benî Kurayza Yahudileri) hakkında: 

1. (Ustura tutunan, ergenlik çağına eren) erkekler öldürülsün! 

2. Malları (Müslümanlar arasında) bölüştürülsün! 

3. Çocuklar ile kadınlar esir edilsinler, diye hükmettim!” dedi.

Sa’d b. Muaz Benî Kurayza Yahudileri hakkında bu hükmü verince, Peygamberimiz Aleyhisselâm: “Sen Yüce Allah’ın yedi kat gökler üstündeki (Levh-i Mahfuzdaki) hükmüne uygun hüküm verdin! Varlığım Kudret Elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki; onlar hakkında bana açıkladığın hükmü, Allah bana emretmişti. 

Sen onlar hakkında Yüce Allah’ın ve Resûlünün hükmüne göre hüküm verdin!” buyurdu. Sa’d b. Muaz’ın Benî Kurayza Yahudileri hakkında verdiği hüküm, Musa Aleyhisselâmın şeriatında yer alan hükme uygun bulunuyordu. 

Tevrat’tan, Tevrat’ın hükmünden hiçbir zaman ayrılmayacaklarını söyleyen Benî Kurayza Yahudileri, Sa’d b. Muaz’ın haklarında vermiş olduğu hükme itiraz edemediler.

 Benî Kurayza Yahudilerinden elleri boyunlarına bağlananların sayısı 600 veya 700’dü. Cabir b. Abdullah’ın bildirdiğine göre, 400 kişi idiler. Hepsi idam edildi. 

Benî Kurayza Yahudilerinden olan ve esir olan Reyhâne Hatun der ki: “Esir kadın ve çocuklar Müslümanlara bölüştürüldükten sonra, Resûlullah Aleyhisselâm yanıma geldi. 

Beni çağırıp önüne oturttu ve: ‘Eğer sen Allah’ı ve Resûlünü tercih edersen, Resûlullah seni kendisine zevce olarak alacaktır!’ buyurdu. 

Kendisine: ‘Ben Allah’ı ve Resûlünü tercih ediyorum!’ dedim. Müslüman olduğum zaman, Resûlullah Aleyhisselâm beni azad edip zevceliğe kabul buyurdu ve, öteki kadınlarında olduğu gibi, bana da 12 ukıyye 1 neşş mehir verdi. Ümmü’l-Münzir’in evinde benimle evlendi. Öteki zevcelerinde olduğu gibi, bana da, yanıma gelme günü ayrıldı.”

Benî Kurayza Yahudilerine olanlardan sonra Hayber ve diğer Yahudiler de endişe içine düştüler.


3. Bölüm: Benî Kurayza’dan Sonra

Yazar bu bölümde, Benî Kurayza Yahudileri vakasından sonra yaşanan olayları anlatıyor. Bazı seferler, seriyeler, bazı insanların ve kabilelerin Müslüman olması ve sair. En dikkat çekenlerinden biri ise Benî Lihyan seferidir ve Hicretin 6. yılında Rebiülevvel ayının başında vuku bulmuştur.

Olayın arka planı ise şöyle: Lihyan b. Hüzeyl b. Müdrike oğulları, Usfan nahiyesinde otururlardı.  Hicretin 4. yılında, Benî Lihyan, Rı’l, Zekvan ve Usayya kabileleri, Peygamberimiz Aleyhisselâmdan, kendileri için din adamları ve yardımcıları istemişler; gönderilince de, onları Bi’r-i Maûne’de şehit etmişlerdi. 

Benî Lihyan kabilesi, ayrıca, Adal ve Kare kabilelerine yaşlı develer verip; buna karşılık, onlardan, Peygamberimiz Aleyhisselâmla görüşmelerini ve kendilerini İslâmiyete davet etmek üzere ashabından bazılarını göndermesini sağlamalarını istemişlerdi. 

Hz. Peygamber de Adal ve Kare davetçilerinin isteğini müsait karşılamış, Asım b. Sabit ve Mersed b. Ebi Mersed’in kumandası altında yedi veya on kişilik bir birliği onlarla birlikte yollamıştı. Reci’ mevkiinde Benî Lihyan kabilesinden elleri kılıçlı 100 okçu tarafından bu İslâm irşad birliği kuşatılarak birçokları şehit edilmiş; birkaçı da esir edilip Kureyş müşriklerine satılmış, bir müddet sonra onlar da şehit edilmişlerdi.

Bi’r-i Maûne fâciası haberinin Peygamberimiz Aleyhisselâma geldiği gece, Reci’ fâciası haberi de gelmişti. Asım b. Sabit’le arkadaşlarının başlarına gelenler, Peygamberimiz Aleyhisselâmı son derecede üzmekte idi. Bunun için, Peygamberimiz Aleyhisselâm, Benî Lihyanlara ansızın bir baskın yapmayı tasarladı. Benî Lihyan seferi, aynı zamanda Kureyş müşriklerini korkutacak askerî bir gösteri idi. Peygamberimiz Aleyhisselâm, Medine’de yerine İbn Ümmi Mektum’u vekil bırakarak, 200 kişilik bir kuvvetle yola çıktı.

Benî Lihyanlar, Peygamberimiz Aleyhisselâmın geldiğini işitince, korktular, dağ başlarına kaçtılar  ve orada korundular. Peygamberimiz Aleyhisselâm, orada birkaç gün oturup her tarafa birlikler gönderdi ise de, Benî Lihyanlardan hiç kimse ele geçirilemedi. Ancak Usfan’a inmeleri Kurseyşe korku saldı. Ardından Medine’ye dönüldü. 

Ardından Gabe (Zû Kared) seferi anlatılıyor. Peygamberin develerini, bir grup müşrik otladıkları yerden kaçırıyor ve develerin bakıcısı da öldürüyorlar. Bu saldırı haberi üzerinde ilk önce küçük bir grup yola çıkıyor ve müşrikleri takip ediyor. Daha sonra Hz. Peygamber daha büyük bir grupla geliyor. Bu sefer 5 gece sürmüştü. Müşrik grubunu ilk takibe başlayan ve onları oka tutan Seleme b. Ekvâ bu olayda öne çıkıyor. 

Bunlardan başka bu bölümde Gamr (Gamre) Seferi, Zülkassa Seferi, Cemum Seferi, Iys Seferi, Tarf Seferi anlatılıyor.

Dûmetü’l-Cendel’e ise Abdurrahman b. Avf 700 kişilik bir birlikle gönderilir. Abdurrahman b. Avf,  Dûmetü’l-Cendel halkını İslamiyete davet etti. İlk önce olumsuz cevap verdiler ve kılıç gösterdiler. Üçüncü gün olunca, Asbağ b. Amr el-Kelbî Müslüman oldu. Kendisi Hıristiyandı ve Dûmetü’l-Cendel halkının kralı idi. Asbağ Müslüman olunca, kavminden birçok kimse de Müslüman oldu.  Abdurrahman b. Avf da Hz. Peygamber’den izin alarak Asbağ’ın kızı Tümazır’la evlendi. 

Abdullah b. Ömer der ki: Resûlullah Aleyhisselâmla birarada bulunduğumuz sırada, Ensardan bir zât gelip Resûlullah Aleyhisselâma selam verdikten sonra, oturdu ve: ‘Yâ Rasûlallah! Allah’ın salât ve selamı senin üzerine olsun! Mü’minlerin en üstünü hangisidir?’ diye sordu. 

Resûlullah Aleyhisselâm: ‘Onların, ahlâkı en güzel olanıdır!’ buyurdu. 

Ensarî: ‘Mü’minlerin en zekisi, en akıllısı hangisidir?’ diye sordu. 

Resûlullah Aleyhisselâm: ‘Onların, ölümü en çok hatırlayanı, ölüm gelmeden önce ona en iyi, en çok hazırlananıdır! İşte, asıl akıllı kimseler onlardır!’ buyurdu. 

Sonra da, bize yönelerek: ‘Ey Muhacirler cemaati! Beş şey vardır ki; siz onlarla imtihan edilirseniz, onlar başınıza gelirse, haliniz yaman olur! Ben sizin onlara erişmenizden Allah’a sığınırım! 

1. Bir kavimde fuhuş (zina) zuhur eder ve bu açıktan işlenecek derecede yayılırsa, muhakkak o kavimde veba, geçmişlerinde olmayan birtakım hastalıklar zuhur eder ve yaygınlaşır! 

2. Bir kavim ölçüyü ve tartıyı eksik yaparsa, o kavim muhakkak kıtlığa, şiddetli geçim sıkıntısına ve hâkim zulmüne uğrar! 

3. Bir kavim mallarının zekâtını vermekten kaçınırsa, o kavim muhakkak yağmurdan men edilir (kuraklığa uğrar). Hayvanları olmasa, onlara hiç yağmur da yağdırılmaz! 

4. Bir kavim Allah’a ve Allah’ın Resûlüne verdikleri sözü bozarsa, Allah o kavme muhakkak kendilerinden olmayan düşmanı musallat kılar! Düşman da onların ellerindekinden bir kısmını çeker, alır!

5. İmamları Allah’ın Kitabıyla hükmetmez, Allah’ın indirdiklerine karşı kibirlenirse, Allah onları aralarında (çıkacak fitne ve fesatlarla) azaba uğratır!’ buyurdu.”

Yazar daha sonra bu bölümde birkaç seferi de ayrıntıları ile anlatıyor.


5. Bölüm: Hudeybiye Seferi

Sefer, Hicretin 6. yılında Zilkâde ayında vuku bulmuş, Peygamberimiz Aleyhisselâm, Zilkâde ayının başında, Pazartesi günü, devesi Kasvâ’ya binip Müslümanlarla birlikte yola çıkmıştır. 

Hudeybiye; ne büyük, ne de küçük, orta büyüklükte bir köy olup, altında Peygamberimiz Aleyhisselâma bey’at edilen ağaçtan dolayı Şecere Mescidi diye anılan mescidin yanındaki kuyunun ismini almıştır. 

Peygamberimiz Aleyhisselâm, rüyasını ashabına: “Ben rüyada gördüm ki; siz muhakkak Mescid-i Haram’a gireceksiniz, başlarınızı kazıtacak, saçlarınızı kısalttıracaksınız!” diyerek haber verdi. Peygamberimiz Aleyhisselâm, gördüğü bu rüya üzerine, umreye, Kâbe’yi tavaf ve ziyaret etmeye niyetlendi. Ashabından bazılarına da hazırlanmalarını söyledi. 

Peygamberimiz Aleyhisselâmla birlikte yola çıkanların sayısı 1400 idi. Başka rivayetlerde 1700 kişiye kadar farklı rakamlarda oldukları da rivayet edilir. Sanıldığına göre; 1400’den fazlası, Bedevî Arapların yolda gelip katılmalarından ileri gelmiştir.  Bunlardan 100 kişi, Eslem kabilesindendi. 70 kişi oldukları da rivayet edilmiştir. 

Sefere, kadınlardan da: 

1. Peygamberimiz Aleyhisselâmın zevcesi Hz. Ümmü Seleme, 

2. Ümmü Umâre, 

3. Ümmü Meni’, 

4. Ümmü Âmirü’l-Eşheliyye de katılmış bulunuyordu.

Yola çıkan Müslümanlardan 200’ü atlı idi. Müslümanların yanlarında, kınlarında sokulu olan kılıçlarından başka silahları da bulunmuyordu. Bu da yolcu silahı idi. Hz. Peygamber ayrıca 20 kişilik 2 farklı süvari birliğini de öncü olarak yola çıkardı. 

Peygamberimiz Aleyhisselâm, Zülhuleyfe’de öğle namazını kıldı. İhrama girdi. İki rekat namaz kıldı. Müslğmanlar da orada ihrama girdiler. 

Peygamberimiz Aleyhisselâm, Büsr b. Süfyan’ı çağırdı. Gözcü olarak Mekke’ye gönderdi ve: “Benim umre yapmak istediğimi Kureyşîlere ulaştır. Onlardan elde edebileceğin bilgileri de dönüp bana bildir!” buyurdu. 

Hz. Peygamber Mekke’ye doğru ilerlerken Kureyş müşrikleri Hz. Muhammed’in (sav) umre bahanesiyle askerlerini Mekke’ye sokmak istediğini düşündüler. Sonuçta Müslümanları 200 kişilik bir süvari birliği ile durdurma kararı aldılar. Başlarında Halid b. Velid veya İkrime b. Ebu Cehil olmak üzere, süvarileri acele Kurâu’l-Gamîm’e yolladılar.  Büsr b. Süfyan da gelip olanları ona haber verdi. 

Hz. Peygamber ashabının fikrini aldıktan sonra Hudeybiye’ye kadar gitti ve orada konakladı. Hz. Peygamberin devesi de orada çökmüş ve daha ileriye gitmemişti. İlerlemeye devam edilip Mekke’ye zorla girilseydi, muhakkak Müslümanlarla müşrikler arasında çarpışmalar olacak, kanlar dökülecek, mallar yağmalanacaktı. Bundan başka, Mekke’de, Müslümanların henüz tanımadıkları, Müslümanlıklarını gizli tutan, erkek kadın birçok Müslüman da vardı. Onlardan birçokları, çarpışma sırasında, bilinmeden öldürüleceklerdi. Bunun için, Yüce Allah, vaktiyle Fil’i çöktürüp Kâbe üzerine yürütmediği gibi, Kasvâ’yı da Mekke’ye girmekten alıkoymuştu.

Hz. Peygamber ve Müslümanlar Hudeybiye’de konaklayınca müşriklerle aralarında birkaç elçi geliş gidişi oldu. Hz. Peygamber buraya çatışmaya değil, umre yapmaya geldiklerini ve umre sonrası kurbanlarını keserek döneceklerini söyledi. Müşrikler ise asla Mekke’ye girmelerine izin vermeyecekleri konusunda ısrar ettiler. Böyle bir ortamda Hz. Peygamber Müslümanlardan yeni bir beyat istedi.

Peygamberimiz Aleyhisselâm Hudeybiye günü ağaç altında halkı kendisine bey’ata davet ettiği zaman, Sinan b. Ebi Sinan: “Yâ Muhammed! Yâ Rasûlallah! Uzat elini, bey’at edeyim sana?” dedi. 

Peygamberimiz Aleyhisselâm, ona: “Sen bana ne üzerine bey’at edeceksin?” diye sordu. Sinan b. Ebi Sinan:“Yâ Rasûlallah! Senin gönlünde ne varsa, onun üzerine sana bey’at ediyorum!” diyerek bey’at etti. Diğer Müslümanlar da, Peygamberimiz Aleyhisselâma, Sinan b. Ebi Sinan’ın bey’atı üzere bey’at ettiler. Bey’at ederken de: “Biz de, Sinan’ın sana yaptığı bey’at üzere bey’at ediyoruz!” dediler. 

Buna göre; Müslümanlar, çarpışmaktan kaçmaksızın, ya fetih ve zaferi gerçekleştirecekler, ya da şehit olacaklardı. Bu yolda and içmişlerdi. Buradaki beyata Rıdvan Beyatı deniliyor. 

Rıdvan Bey’at’ı üzerine, Kureyş müşrikleri, Peygamberimiz ile ashabının Hudeybiye’den üzerlerine ansızın inivereceklerinden korkmaya başladılar.

Müslümanlar böyle savaşa hazırlanırken ve müşrikler de korkuya düşünce, müşrikler artık bir anlaşma yapmak zorunda kaldılar. Ancak şart olarak bu yıl umrenin Hudeybiye’de bitmesini gelecek yıl Mekke’ye girebileceklerini anlaşmaya yazdırdılar. Sonuçta 11 maddelik bir anlaşma yapıldı. Bu maddeler özetle şöyle:

1. Madde: Müslümanlar ve müşriklerin güven içinde yaşaması için savaş 10 yıl süreyle durdurulmuştur.

2. Madde: Anlaşma hükümleri kesinlikle korunacak, taraflar birbirlerine olan kin ve düşmanlıklarını gizli tutup açığa vurmayacaktır.

3. Madde: Taraflar arasında hiçbir şekilde hırsızlık ve hainlik yapılmayacaktır.

4. Madde: Müslümanlar bu yıl geri dönecek; gelecek yıl yanlarında sadece kınında kılıçlarla Mekke'ye girip üç gün kalacak ve kurbanlıkları Mekke yerine oldukları yerde tutacaklardır.

5. Madde: Hz. Muhammed Mekkelilerden Müslüman olmak isteyenleri yanında götürmeyecek, Mekke'de kalmak isteyen sahabilere de engel olmayacaktır.

6. Madde: İbadet veya ticaret amacıyla (Yemen, Taif vb.) gelen Müslümanların canı ve malı güvende olacaktır.

7. Madde: Ticaret amacıyla (Şam, Mısır vb.) Medine'ye gelen müşriklerin canı ve malı güvende olacaktır.

8. Madde: Hz. Muhammed’in ittifakına ve anlaşmasına girmek isteyen herkes bu konuda serbest olacaktır.

9. Madde: Kureyş’in ittifakına ve anlaşmasına girmek isteyen herkes bu konuda serbest olacaktır.

10. Madde: Velisinin izni olmadan Mekke'den Hz. Muhammed'e sığınan Kureyşliler Mekke'ye geri iade edilecektir.

11. Madde: Müslümanların yanından Kureyş'e sığınanlar ise Hz. Muhammed'e geri verilmeyecektir.

Müslümanlar başlarda bu antlaşmayı tepkiyle karşıladılar. Çünkü Mekke’ye giremediler. Ancak Hz. Peygamber Hudeybiye’de kurbanlarını kesmelerini ve ihramdan çıkmalarını emretti. 

Hudeybiye dönüşü ise Fetih suresi nazil oldu: ‘İnnâ fetahnâ leke fethan mübînen=Biz gerçekten sana apaçık bir fetih ve zafer kapısı açtık! Bu da, geçmiş ve gelecek günahını Allah’ın bağışlaması, senin üzerindeki nimetini tamamlaması, seni bu sayede doğru yola iletmesi içindir’

Hz. Peygamber de: “Evet! O [Hudeybiye muahedesi] en büyük fetihtir! Müşrikler sizin kendi beldelerine gidip gelmenize ve işinizi görmenize razı olmuş, gidip gelirken de emniyet ve selamet içinde bulunmanızı istemiştir. Onlar, şimdiye kadar istemedikleri, hoşlanmadıkları şeyi, İslâmiyeti de böylece sizlerde görecek, öğreneceklerdir. Allah sizi onlara muzaffer kılacak, gittiğiniz yerden sağ salim, kazançlı olarak döndürecektir. Bu ise, fetihlerin en büyüğüdür!”

Gerçekten de müşrikler, Uhud’da ve Hendek’te kökünü kazımak istedikleri İslâm devlet ve hükûmetini ilk defa olarak Hudeybiye muahedesiyle, ister istemez kabul etmiş, tanımış bulunuyorlardı. Hudebiye sonrası barış ortamında ise Müslümanların sayısı kat kat arttı. Öyle ki Cabir b. Abdullah’ın söylediğine göre; Resûlullah Aleyhisselâm, Hudeybiye’ye 1400 kişinin başında gitmişti. Bundan iki yıl sonra, Mekke’nin fethi yılında ise, 10.000 kişinin başında gitmiştir.


5. Bölüm: Peygamberimiz'in Elçileri Hükümdarları İslâmiyete Davet Etmesi

Peygamberimiz Aleyhisselâm; Hicretin 6. yılında, Zilhicce ayında, Hudeybiye’den Medine’ye döndükten sonra veya Hicretin 7. yılı Muharrem ayında ashabını toplayarak onlardan bazılarını bazı bölgelere elçi olarak gönderdi:

Peygamberimiz Aleyhisselâm, ashabından: 

1. Amr b. Ümeyye ed-Damrî’yi, Habeş hükümdarı Necaşî’ye,

2. Dıhye b. Halîfe el-Kelbî’yi, Rum hükümdarı Kayser’e; 

3. Abdullah b. Huzâfe es-Sehmî’yi, Acem şahı Kisrâ’ya, 

4. Hâtıb b. Ebi Beltaa’yı, İskenderiye hükümdarı Mukavkıs’a, 

5. Şüca’ b. Vehb’i, Gassan hükümdarı Hevze b. Ali’ye gönderdi.

Peygamberimiz Aleyhisselâm, gönderdiği elçilerin yanlarına varacakları hükümdarlara da birer yazı yazdırdı.

Peygamberimiz Aleyhisselâm Hudeybiye’de Kureyş müşrikleriyle yaptığı muahede ile çarpışmayı bırakarak on yıl barış içinde yaşamayı sağlayınca; Yüce Allah’ın: “De ki: ‘Ey İnsanlar! Ben Allah’ın hepinize gönderdiği peygamberim!’” buyruğuna uyarak, en yakınından en uzağına kadar,

komşu hükümdarlara ve kabile başkanlarına İslâmiyeti duyurmak, kendilerini İslâmiyete davet etmek sırası gelmişti. Bunun için, ashabından bazılarını hükümdarlara gönderdi ve yazdırıp ellerine verdiği mektuplarla onları İslâmiyete davet etti.

Hz. Peygamberin mektup gönderdiği hükümdarlardan sadece Habeş Necaşî, İslami kabul etti. Ancak halkının ayaklanması üzerine Müslümanlığını gizli tuttu. Geri kalanlardan çoğu Hz. Peygamberin mektubuna pozitif yanaşsalar da halkı ve çevresinin korkusunda ve saltanatlarını yitirme endişesi ile Müslüman olmadılar. Ancak  Acem şahı Kisrâ bu mektuba kızarak Hz. Peygamberin öldürülmesi yönünde adamlarına haber saldı. Ancak kendisi kısa sürede oğlu tarafından öldürüldü. 

Bu bölümde gönderilen mektuplar, hükümdarların nasıl tepki verdiği, ne cevap yazdıkları, hangi hediyeleri Hz. Peygambere gönderdikleri ve tüm yaşananların ayrıntıları yer alıyor. 


6. Bölüm: "Apaçık Bir Zafer"e Doğru

Bu bölüm Hısmâ seferinin anlatılmasıyla başlıyor. Hısmâ seferi, Hicretin 7. yılı başlarında vuku bulmuştur. Hısmâ; Şam toprağında bir kırdır. Vâdi’l-kurâ’ya iki gecelik uzaklıktadır. Cüzamların konak yeridir. Peygamberimiz Aleyhisselâmın elçisi Dıhye b. Halife Kayser Herakliyus’un yanından Medine’ye dönerken, Hısma’ya geldiği sırada, Cüzamlardan Huneyd ve Huneyd’in oğlu ile daha bazı adamlar, önünü keserek Kayser’in vermiş olduğu birçok kıymetli hediyeleri soymuşlar, Medine’ye ancak üzerindeki eski elbise ile gelebilmişti. Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselâm, Zeyd b. Hârise’yi, 500 kişilik askerî bir te’dib birliğinin başında Cüzamlara yolladı.

Sonra sihir, kehanet gibi konular anlatılıyor. Çünkü Hz. Peygambere sihir yapılması olayı var. Hicretin 7. yılında idi ki; Müslüman olduğunu açıkladığı halde münafıklıktan ayrılmayan ve sihirbazlıkta çok maharetli olan Yahudi Lebid b. A’sam, Peygamberimiz Aleyhisselâmın tarağı, başının saç tarantısını ele geçirerek ona sihir yapar ve hazırladığı şeyi de bir kuyunun içine taşın altına saklar. Hz. Peygamber bir süre hastalanır. Sonunda meleklerin haber vermesi ile sihir yapılan şeyler bulunur ve sihir kaldırılır. 


7. Bölüm: Hayber Gazası

Peygamberimiz Aleyhisselâm; Hudeybiye’den döndükten ve Zilhicce ayı ile Muharrem’in bir kısmını Medine’de geçirdikten sonra, Hicretin 7. yılında, Muharrem ayının sonuna doğru Hayber üzerine yürümüştür.

Hayber; Şam yolu üzerinde, Medine’ye 48 millik uzaklıkta, birçok ekinlikleri ve hurma bahçeleri bulunan bir şehirdir. 

Hayber gazasının birçok sebepleri vardır: 

Benî Nadîr Yahudileri aradaki muahedeye rağmen Peygamberimiz Aleyhisselâmın üzerine damdan kaya yuvarlamak suretiyle hayatına kasdettikleri için yurtlarından çıkarılıp sürüldükleri zaman, onlardan bir kısmı Şam’a, bir kısmı da Hayber’e gelip yerleşmişlerdi. Buradaki bir grup Yahudi, Mekke müşrikleri ve çevredeki kabileleri toplayarak Medine’ye 10,000 kişilik ordu ile saldırmış ve sonuçta Hendek savaşı yaşanmıştı. 

Peygamberimiz Aleyhisselâmın Hendek savaşından boşalır boşalmaz Benî Kurayza Yahudilerini cezalandırması üzerine, Hayber Yahudileri korkmuşlardı. Sonuçta yeni liderleri Üseyr, Gatafanlara ve daha başkalarına başvurarak, onları Peygamberimiz Aleyhisselâmla çarpışmak üzere biraraya getirdi.

Peygamberimiz Aleyhisselâm, Hayber Yahudilerinin bu hazırlıklarını haber aldı. Hicretin 6. yılında, Ramazan ayında Abdullah b. Revâha’yı, üç kişinin başında, gözcü olarak Hayber’e gönderdi. Onlar da olan biteni haber alarak Hz. Peygambere ulaştırdılar. 

Daha sonra, Peygamberimiz Aleyhisselâmın yanına Hârice b. Huseyl el-Eşcâî gelmişti. Hârice: “Üseyr b. Zarim’i, Yahudilerin birçok askerî birlikleriyle birlikte senin üzerine yürür bir halde geride bırakmış bulunuyorum!” dedi. 

Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselâm, Üseyr’i Hayber’e vali yapmayı ve böylece çarpışmayı durdurup barışı sağlamayı tasarladı ise de, Üseyr buna önce isteklenir gibi olmuş, fakat sonradan hainlik yoluna sapmıştır. 

Hayber Yahudilerinin Peygamberimiz Aleyhisselâmı ve Müslümanları ortadan kaldırmak üzere Mekkelilerle aralarında yapmış oldukları antlaşmalarına göre, Peygamberimiz Aleyhisselâm Hayber Yahudilerinin üzerine yürüyecek olursa, Mekke müşrikleri Medine’ye baskın yapacaklar; Peygamberimiz Aleyhisselâm Mekke müşrikleri üzerine yürüyecek olursa, Hayber Yahudileri Medine’ye baskın yapacaklardı. Bütün bunlar, Hayber’in gün geçtikçe Müslümanlık ve Müslümanlar için önlenmesi güçleşen bir tehlike teşkil ettiğini gösteriyordu. Bununla beraber, Kureyş müşrikleriyle barış yapmadan Hayber işini halletmeye kalkmak çok tehlikeli olabilirdi. Bunun için, Peygamberimiz Aleyhisselâm umre seferini düzenleyip Hudeybiye’ye kadar varmış ve Kureyş müşrikleri ile 10 yıllık Hudeybiye barış anlaşması yapmıştı. 

İşte, Peygamberimiz Aleyhisselâm, Mekkeli müşriklerle muahede yapıp onlardan gelecek tehlikeyi önledikten sonradır ki, Hayber üzerine yürümüştür.

Hayber gazasına katılan Mücahidlerin 1400’ü piyâde, 200’ü de atlı idi. Hayber seferine 20 Müslüman kadın da katıldı. Bunlardan biri Hz. Peygamberin eşi, biri halası biri de dadısı idi. Sefere katılan bu Müslüman kadınları yanlarında götürdükleri ilaçlarla yaralıları tedavi etmekle kalmayacaklar, aynı zamanda mücahidlerin yemeklerini pişirecekler, ip eğirecekler... Allah yolunda ellerinden geleni yaparak onlara yardımcı olmaktan geri durmayacaklardı.

Baş münafık Abdullah b. Übeyy b. Selûl, Hayber Yahudilerine haber göndererek onları uyardı. 

Hayber Yahudileri kalelerine çekildiler. Müslümanlar ile aralarında günlerce çatışma devam etti. Hatta Hz. Peygamber Hayber Yahudilerini İslam’a da davet etti. Böylece malları ve canlarını da koruyabileceklerdi. Ancak kabul etmediler. Hayber Yahudilerinin müttefiki olan Gatafanlar da onlara yardıma gelmişti. Yahudiler onlara Hayber’in bir yıllık hurma mahsulünün yarısını söz vermişti bu destekleri için. Bir ara Hz. Peygamber Gatafan liderlerine haber yollayarak Hayber’den çekilip gitmeleri için onlara Hayber’in bir yıllık ürününü vaat etti. Ancak Gatafanlar kabul etmediler. Peygamberimiz Aleyhisselâm, mücahidlerin hücumlarını Gatafanların bulundukları kaleye yöneltmelerini emir buyurdu. Ancak sabah vakti birisinin Gatafanlara ev halkının zorda olduğunu bağırarak söylemesi ile Gatafanlar toparlanıp gittiler. Hayber Yahudileri de Gatafanlara yani Araplara güvenerek bu savaşa başladıklarına pişman oldular. 

Bundan sonra Hz. Peygamber, sancağı Hz. Ali’ye verdi. O gün Hayber’deki Natat kalesi Müslümanlar tarafından alındı. Ardından sırasıyla Naim kalesi ve Sa’b b. Muaz kaleleri de Müslümanlar tarafından alındı. İslâm mücahidleri, Sa’b b. Muaz kalesinde pek çok yiyecek buldular. Özellikle yiyeceğin bulunmadığı bir dönemde olması ise Müslümanlara bir kolaylık sağladı. Ardından Natat kalelerinin sonuncusu olan Kulle kalesi de fethedildi. 

Sırada Şıkk kalesi vardı. Natat ve Şıkk kalelerinde tutunamayan, yenilgiye uğrayan Yahudiler, Ketibe’de, Kamus, Vatîh ve Sülalim kalelerinde üslendiler, İslâm mücahidlerine karşı savundular, korundular.

Kinane b. Ebi’l-Hukayk, Vatîh ve Sülalim kalelerinde otururdu. Yüce Allah, Yahudilerin kalblerine korku düşürdü. Onlar, yok olacaklarını anladılar, kanlarının bağışlanıp sürgün edilmelerini istediler. Hz. Peygamber de kabul etti. Böylece teslim oldular. Canları bağışlandı. Evlatları ve malları ile birlikte ve bir deve üzerinde götürebilecekleri yüklerle (harp malları dışında) gitmeleri yönünde anlaşma yaptılar. 

Müslümanlar çok sayıda ganimet elde etti. 

Peygamberimiz Aleyhisselâmın Hayber’i fethedip dinlenmekte bulunduğu sırada, Sellâm b. Mişkem’in karısı Zeyneb bir keçiyi kızartarak ona zehir sürdü ve Hz. Peygamber ve sahabelere hediye olarak getirdi. Peygamberimiz Aleyhisselâm, davar kebabının kolundan bir parça koparıp ağzına aldı, fakat, onu yutmayarak hemen dışarı attı. 

Bişr b. Berâ’ b. Ma’rur da, Peygamberimiz Aleyhisselâmınki gibi bir parça koparıp ağzına aldı ve yuttu. Peygamberimiz Aleyhisselâm, ağzına aldığı et parçasını ağzından hemen dışarı çıkarmakla beraber, sahabilerine de onun zehirli olduğunu söyledi.

Bişr b. Berâ’, zehirlendikten bir yıl sonra, bu yüzden vefat etti. Peygamberimiz Aleyhisselâm ise, bu hadiseden sonra, üç yıl daha yaşadı. Ölmeden önce hastalandığında ise bu hastalığın Hayber’deki zehirlenmeden kaynaklandığı bildiriliyor. 

Hz. Âişe de; Peygamberimiz Aleyhisselâmın vefatıyla sonuçlanan hastalığı sırasında, Peygamberimiz Aleyhisselâmın: “Ey Âişe! Hayber’de tatmış olduğum zehirli etin sancısını zaman zaman duyuyorum! Şu anda, kalbimin damarının koptuğunu duymaktayım!” buyurduğunu bildirir.

Peygamberimiz Aleyhisselâm; bu zehirlenme yüzünden şehit olarak vefat etmiş, kendisini peygamberlikle şereflendiren Yüce Allah, şehitlikle de şereflendirmiştir.

Hayber savaşında İslâm mücahidlerinden şehit olanlar, yirmiden fazla idi. Hayber’de öldürülen Yahudilerin sayısı ise 93 idi.


8. Bölüm: Hayber’den Sonra

Haber’den sonra Hz. Peygamber Fedek Yahudilerine de bir elçi gönderdi. Bunlar da Hayber Yahudileri ile birleşip Medine’ye saldırma planı yapanlar arasında idiler. Benî Kurayza Yahudileri Hendek savaşında görülen hıyanetleri üzerine cezalandırıldıkları zaman, Hayber Yahudileri; Fedek,

Vâdi’l-kurâ ve Teymâ Yahudilerini yanlarına alarak Medine üzerine yürümeyi kararlaştırmışlardı.

Hayber düşünce, Fedek Yahudileri de Hz. Peygamber ile anlaşmak istediler. Fedek arazisinin yarısı kendilerine bırakılmak, yarısı da Peygamberimiz Aleyhisselâma ait olmak üzere anlaşma yapmaya razı oldular. 

Peygamberimiz Aleyhisselâm; Fedek Yahudileriyle de anlaşma yaptıktan sonra, Hayber’den ayrılıp Vâdi’l-kurâ’ya doğru yollandı. Vâdi’l-kurâ seferi, Hicretin 7. yılında, Cumâde’l-âhire ayında, Peygamberimiz Aleyhisselâmın Hayber’den dönüşü sırasında vuku bulmuştur. Vâdi’l-kurâ Yahudileri de Medine’ye saldırma planı yapanlardan biriydi. Bundan dolayı  Vâdi’l-kurâ Yahudilerinin üzerine sefer yapıldı. Kısa bir çarpışmadan sonra teslim oldular.

Teymâ seferi, Vâdi’l-kurâ Yahudilerinin teslim oldukları tarihi müteakip vuku bulmuştur. Teymâ Yahudileri; Peygamberimiz Aleyhisselâmın Hayber, Fedek ve Vâdi’l-kurâ Yahudilerini hâkimiyeti altına aldığını işitince, cizye, haraç vermek üzere, Peygamberimiz Aleyhisselâmla anlaşma yaptılar. 

Böylece, yurtlarında oturmak ve topraklarını ellerinde tutmak imkânını buldular.

Bu bölümde bu olaylardan başka bir dizi sefer ve farklı olaylar anlatılıyor. Aralarında Habeş ülkesindeki Müslümanların Medine’ye dönmesi, Habeş’ten gelen 70 kişilik din adamları grubunun Müslüman olması, Abdullah b. Sehl’in Hayber’de öldürülmesi cinayeti gibi olaylar da var. 


9. Bölüm: Umretü’l-Kaza Seferi

Hicretin 6. yılında, Hudeybiye’de Kureyş müşrikleriyle yapılan muahede uyarınca, ertesi yılda yapılacak umrenin zamanı gelmişti. Hicretin 7. yılı Zilkâde ayı girince, Peygamberimiz Aleyhisselâm, Hudeybiye seferine katılanlardan, şehit olan veya ölenler hariç, hiçbiri geri kalmaksızın umreye hazırlanmalarını ashabına emretti. Umre için hazırlanan Müslümanların sayısı 2.000’i bulmuştu. Kurban edilmek üzere 60 deve hazırlandı.

Peygamberimiz Aleyhisselâm; yanlarına miğfer, zırh gömlek ve mızrak... gibi askerî silahlarla yüz de at aldı. Yüz atlı süvariyi önceden yola çıkardı ve onların başına da Muhammed b. Mesleme’yi kumandan tayin etti.

“Yâ Rasûlallah! Kureyşîler, yolcu silahı olan, kınlarında sokulu kılıçlardan başka silahlarla yanlarına girmemekliğimizi bize şart koşmuşlardı. Halbuki, sen silah taşımaktasın?” dediler. Peygamberimiz Aleyhisselâm: “Biz, o silahları Harem’de Kureyşîlerin yanlarına sokacak değiliz. Fakat, onlar yakınımızda, elimizin altında olacak! Kureyş cemaatinden, bize yapılabilecek bir saldırıya karşı, silahlar yakınımızda bulunacaktır!” buyurdu. 

Zü’l-huleyfe’ye gelindiği zaman, Peygamberimiz Aleyhisselâm süvarileri ileri sürdü. Silah yükleriyle kurbanlık develeri de ileri gönderdi. Peygamberimiz Aleyhisselâm, Zü’l-huleyfe’de, mescidin kapısında ihrama girdi ve telbiyeye başladı.

Kureyş müşrikleri süvarileri ve silahları görünce korktular. Biz anlaşmayı bozmadık, Muhammed ne diye üzerimize geliyor dediler. Peygamberimiz Aleyhisselâm, Merru’z-zahran’a gelince, bütün silahları, Batn-ı Ye’cec’e (veya Ye’cic’e) gönderdi. Batn-ı Ye’cec; Mekke’ye 3 mil yakınlıkta bir yer olup, onun neresinden bakılsa Mekke Hareminin dikili taşları görünür. Peygamberimiz Aleyhisselâm silahlara sahip olmak üzere, 200 kişiyi de orada bıraktı ve başlarına da Ensardan Evs b. Havlî’yi dikti. 

Kureyş müşrükleri Hz. Peygambere temsilci gönderdiler. Hz. Peygamber ise anlaşma gereği Mekke’ye silahsız (yanlarında sadece yolcu kılıcı olacak) olarak gireceğini doğruladı. Sadece silahların da yakınında bulunmasını istediğini bildirdi. Böyle olunca müşrikler Mekke’ye boşaltarak dağ başlarına çıktılar. Böylece Hz. Peygamber ve ashabı Mekke’ye girdi.

Müşriklerin ileri gelenleri, Peygamberimiz Aleyhisselâmla Müslümanları görmemek için dağ başlarına çıkmışlardı. Mekkeli halkın erkek, kadın, çoluk çocukları ise, Peygamberimiz Aleyhisselâmla ashabını seyretmek için Dârü’n-Nedve’de sıralanmışlardı.

Hz. Peygamber tavafını yaptı, namazını kıldı, kurbanını kesti ve ashabı da benzer umre işlerini yaptılar. Mekke’de iken Hz. Abbas’ın önermesi ile Hz. Meymûne ile de evlenme kararı aldı. Hatta müşriklerde anlaşma gereği öngörülen 3 günün dışında 3 gün kalarak düğünü burada yapma izni istedi. Kabul edilmeyince ashabı ile Mekke’yi terk etti. 


10. Bölüm: Yeni Seferler, Yeni İhtidalar

Ahrem b. Ebi’l-Avcâ’ın Süleym oğullarına küçük bir askeri birlikle aefere gönderilişi, Hicretin 7. yılında, Zilhicce ayında, umre yapılarak Medine’ye dönüşten sonra idi. Ancak bu küçük askeri grup, söz konusu kabile tarafından neredeyse hepsi şehit edildi. 

Peygamberimiz Aleyhisselâmın kızı Hz. Zeyneb, Hicretin 8. yılının başında vefat etti.

Hicretin 8. yılında, Safer ayının ilk gününde, Önce Halid b. Velid, Sonra Osman b. Talha, Ondan sonra da Amr b. Âs, Peygamberimiz Aleyhisselâma bey’at edip Müslüman olmuşlardır.  Halid b. Velid ve Osman b. Talha, Mekke’den yola çıkmış, yolda  Amr b. Âs ile karşılaşmıştılar. Amr b. Âs  ise Nacaşi’nin yanında olduğu sırada Müslüman olmaya karar vermişti. Böylece üçünün de yolu Medine’ye giderken kesişir ve birlikte Hz. Peygamberin yanına giderek Müslüman olurlar. 

Peygamberimiz Aleyhisselâm, Halid b. Velid’e, evinin yanında bir yer verdi. Savaşlarda da, kendisini süvari birliği kumandanlığında bulundurdu ve bu görevden hiç ayırmadı. 

Kitapta daha sonra bazı seferler anlatılıyor. Hudeybiye anlaşmasına göre isteyen kabileler istedikleri tarafla müttefik olabileceklerdi. Bu durumda anlaşmaya göre savaşmama ve saldırmama durumu söz konusu kabileleri de kapsayacaktı. Bu anlaşma dışında kalan kabileler de vardı. Bunlardan daha önce müşriklerle birleşerek Müslümanlara saldıranlara karşı askeri seferler yapıldı. Galib b. Abdullah’ın Benî Mülevvahların üzerine gönderilmişti. Ayrıca Peygamberimiz Aleyhisselâm, Hicretin 7. yılında, Şaban ayında, 30 kişilik askerî bir birliği Beşir b. Sa’d’ın kumandası altında Mürre oğullarına göndermişti. Bu 30 kişilik grup şehit edilince, yeni seferden dönen  Galib b. Abdullah, 200 kişilik birliğin başında bu sefer Fedek’te oturan Mürre oğullarına göndermişti. 


11. Bölüm: Mu’te Gazası

Mu’te gazası, Hicretin 8. yılında Cumâdelûlâ ayında vuku bulmuştur.  Mu’te; Şam sınırlarından Belka’ köylerinden bir köydür ve Beytü’l-Makdis (Kudüs)’e iki merhaleliktir. 

Gazanın sebebi, Hâris b. Umeyr’in Peygamberimiz Aleyhisselâmın mektubunu Şam’a, Rum Kayserine götürdüğü sırada Şurahbil b. Amr el-Gassânî tarafından Mute’de öldürülmesidir. Silahlanıp yola çıkmaya hazırlanan İslâm mücahidlerinin sayısı 3.000 idi.

Peygamberimiz Aleyhisselâm: “Cihada çıkacak olan şu insanlara, Zeyd b. Hârise kumandandır! 

Zeyd b. Hârise öldürülürse, Cafer b. Ebu Talib kumandandır! Cafer b. Ebu Talib öldürülürse, Abdullah b. Revâha kumandandır! Abdullah b. Revâha da öldürülürse, Müslümanlar, aralarından münasip birini seçsinler ve onu kendilerine kumandan yapsınlar!” buyurdu. Mücahidlere öğütler verdikten sonra onları uğurladı.

Şurahbil b. Amr, İslâm mücahidlerinin kendisine doğru gelmekte olduklarını haber alınca, pek çok asker topladı. Topladığı askerlerin sayısı 100.000’i aşkındı.

İslâm mücahidleri yollarına devam ederek Şam topraklarından Maan (Muan)’a vardılar. Kayser Herakliyus’un 100.000 askerle Belka’ topraklarından Meab’a gelip konduğunu ve Beliyy kabilesinden Malik b. Zafile adında birinin kumandası altında Lahm, Cüzam, Kayn, Behra’, Vâil, Bekr ve Beliyy Hıristiyan Araplarından 100.000 kişilik bir kuvvetin de gelip onlara katıldığını haber aldılar. 

Başka rivayete göre; toplanan düşmanların sayısı 150.000 veya 200.000’i Rumlardan ve 50.000’i Hıristiyan Araplardan olmak üzere 250.000 idi. Bunların yanlarında atlar ve silahlar da bulunuyordu. Müslümanlar ise, bunlardan mahrumdu. 

Mücahitler bu kadar büyük bir ordu karşısında ne yapmaları gerektiğini konuştular. Abdullah b. Revâha: “Ey kavmim! Vallahi, sizin şimdi istememiş olduğunuz şey, arzulayıp elde etmek için sefere çıktığınız şehitliktir! Biz, insanlarla ne sayıca, ne silahça, ne de at ve süvarice çok olduğumuz için değil, Allah’ın bizi şereflendirdiği şu din kuvvetiyle savaşıyoruz! Gidiniz, çarpışınız! Bunda muhakkak iki iyilikten biri; ya zafer, ya da şehitlik vardır! Vallahi, Bedir savaşı gününde yanımızda iki at, Uhud savaşı gününde de bir tek at bulunuyordu. Eğer bu seferimizde düşmana galip gelmek kaderde varsa, zaten Allah’ın ve Peygamberimizin bize va’di de böyledir, Allah va’dinden cayar değildir. Eğer kaderde şehitlik varsa (şehit olur, daha önce şehit olan) kardeşlerimize böylece Cennetlerde kavuşmuş oluruz!” dedi. Abdullah b. Revâha’nın bu sözleri, mücahidleri cesaretlendirdi. 

Rum ordusu ile mücahitler şiddetli çarpışmaya başladılar. Müslümanların komutanı Zeyd b. Hârise, şehit oldu ve o zaman, ellibeş yaşında idi. Zeyd b. Hârise şehit olunca, sancağı Hz. Cafer aldı. O da şehit olunca bayrağı Abdullah b. Revâha aldı. O da şehit olunca Müslümanlar Halid b. Velid’i komutan seçtiler. 

Halid b. Velid; geceyi geçirip sabaha çıkınca, mücahidlerin önde bulunanlarını arkaya, arkada bulunanlarını öne, sağ yandakilerini sol yana, sol yandakilerini de sağ yana geçirdi. 

Rumlar, sabahleyin, daha önce tanıdıkları o bayraklı, şekil ve kıyafetli Müslümanlardan başkalarıyla karşılaşınca, hoşlanmadılar ve: “Herhalde, bunlara yardımcı kuvvetler gelmiş!” dediler. 

Yüreklerine korku düştü. Müslümanlar, bozguna uğrattıkları düşmanlardan, az çok ganimet de aldılar. 

3.000 İslâm mücahidi, Mu’te’de 200.000 veya 250.000 kişilik mücehhez düşman ordularıyla yedi gün çarpıştılar. Gerek sayı, gerek savaş araç ve gereçleri bakımından yetmiş seksen kat fazla güce sahip bulunan düşman orduları, her an, umumî bir saldırıyla Müslümanları kuşatıp son neferlerine kadar hepsini yok edebilirlerdi.

Halid b. Velid yaptığı manevra ve sonrasında art arda yaptığı saldırılarla düşmanı şaşkına çevirdi. Öyle ki düşman İslam ordusunun ardına düşmedi de. Mu’te savaşında, yedi günde, mücahidlerden ancak ondört kişi şehit oldu. Düşmanlardan öldürülenler ise, pek çoktu. Müslümanlardan sonra, düşmanlar da savaş alanından ayrıldılar.


12. Bölüm: En Büyük Fethin Arefesinde

Zâtü’s-Selâsil seferi, Hicretin 8. yılında Cumâde’l-âhire ayında vuku bulmuştur. Peygamberimiz Aleyhisselâm; Kudâa, Beliyy, Cüzam, Benî Uzre ve Yemen kabilelerinin Medine’yi kuşatmak maksadıyla toplandıklarını haber aldı. Bunun üzerine, Amr b. Âs’ı yanına çağırdı. Onu kumantan tayin etti. Amr b. Âs’ın babaannesi, Beliyy kabilesindendi. Peygamberimiz Aleyhisselâm, bunun için, göndereceği birliğin başına Amr b. Âs’ı komutan yapmak suretiyle Benî Beliyy kabilesini ısındırmak, yumuşatmak istemişti.

Kendisini; içlerinde Muhacir ve Ensarın ileri gelenleri ve seçkinleri de bulunan 300 kişinin başına geçirdi. Yanlarında 30 at da bulunuyordu. Amma düşmanları daha büyük bir birlik toplamışlardı. Bundan dolayı Hz. Peygambere adam göndererek yardım istediler. Böylece Ebu Ubeyde b. Cerrah komutasında aralarında Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer’in de olduğu 200 kişilik ek kuvvet geldi. Bazı çarpışmalar olduktan sonra geri döndüler. 

Bu bölümün devamında;

Ebu Ubeyde b. Cerrah’ın Sîfu’l-Bahr’e (Habat’a) Gönderilişi 

Ebu Katâde’nin Hadıra’ya Gönderilişi

Abdullah b. Ebi Hadrad’ın Gâbe’ye Gönderilişi 

Benî Süleymlerden Medine’ye Gelip Müslüman Olanlar anlatılıyor.


13. Bölüm: Mekke’nin Fethi

Mekke’nin fethi seferi, Hicretin 8. yılında Ramazan ayında vuku bulmuştur.

Yazar bu bölüme Mekke’nin tarihi ile başlıyor. Dağlarla çevrili olan bu ıssız bir yere Hz. İbrahim eşi ve daha bebek olan oğlu Hz. İsmail’i getirerek bırakıyor. Daha sonra gelen bir melek Zemzem kuyusunun suyunu ortaya çıkarır. Hz. İsmail ve annesi Hz. Hacer burada bir süre yalnız yaşarlar. Daha sonra burada su olduğunu gören Cürhümiler de bu bölgede yaşama izni ister ve yerleşirler. Hz. İsmail büyüyünce de onlardan bir kızla evlenir. 

Daha sonra, İbrahim Aleyhisselâm Şam’dan gelir. Oğlu ile birlikte, Kâbe’yi eski temeli üzerine yeniden yapar. Yüce Allah’ın emriyle, insanları hacca çağırır. 

Yazar daha sonra Mekke’nin fethinin sebebini açıklıyor. Fethin tek sebebi, Hudeybiye muahede ve musalahasının Kureyş müşriklerince ihlal edilişi, bozuluşu idi.  Hudeybiye anlaşması yapılınca buna göre isteyen kabileler isterseler Müslümanlar isterseler de müşriklerin ahdine girebilecekti. Bunun üzerine, Huzâalar, Ka’b oğulları Müslümanların ahdine girdi. Bekr oğulları da müşriklerin ahdine girdi. Bekr oğulları ile Huzaalar arasında daha önceden bir düşmanlık vardı ve bir birleri ile savaşmış ve karşılıklı kan dökmüşlerdi. 

Benî Bekr kabilesinden Benî Di’ller; Hudeybiye musalahasıyla birbirlerine karşı güven içinde yaşamalarını fırsat bilerek, vaktiyle öldürülmüş olan adamlarının öcünü Huzâalardan almak istediler. Benî Di’llerin başkanı ve kumandanı Nevfel b. Muaviye, bu yolda bazı girişimlerde bulundu. Kureyş de onlara gizlice yardım etti. Silah at yiyecek sağladı. Hatta bazı Kureyşli müşrikler gece yapılan baskında yüzlerini kapatarak yer aldılar. Böylece Hz. Peygamberin saldırı yapanları bilmeyeceğini düşündüler. Nevfel b. Muaviye; Benî Di’llerle Benî Bekrlerden kendisine tâbi olanları yanına alarak Vetir’de suları başında oturan Huzâalara geceleyin birden baskın yaptı. Hatta öyle ki Huzâalar savaşarak Harem bölgesine girdiler ve buna rağmen Bekr oğulları durmadı ve orada da öldürmeye devam ettiler. Huzâalardan bazı kadın ve çocuklar da Mekke’de bazı evlere sığındı. Bu saldırıdan Ebu Süfyan’ın ise haberi yoktu. Bu hadise, Hudeybiye muahedesinden onyedi-onsekiz ay sonra idi.

Benî Bekrleri geceleri gizlice desteklemiş olan Kureyş müşriklerinin ileri gelenleri, sabah karanlığında gelip evlerine girmişlerdi. Onlar, geceleyin yaptıkları saldırıyı hiç kimsenin görmediğini, bunu Peygamberimiz Aleyhisselâmın bilmediğini, bilemeyeceğini sanıyorlardı. Sabaha çıkıp da, Râfi’ ile Büdeyl’in evine sığınmış olan Huzâalardan yirmi erkeğin sığındıkları evin kapılarının önünde boğazlanmış olduklarını görünce, Kureyş müşriklerinin akılları başlarından gitti, yüreklerine korku düştü. Yaptıklarına çok pişman oldular. Peygamberimiz Aleyhisselâmla aralarındaki mütareke ve muahedeyi bu tutum ve davranışlarıyla bozmuş olduklarının anlaşılacağını anladılar.

Ebu Süfyan olaydan haber alınca Hz. Peygamberle gidip görüşmek istedi. Müşrik ileri gelenleri ile oturup konuştular. Önlerinde üç seçim vardı. Birincisi Huzâaların kan bedelini ödemek. İkincisi Beni Bekr’ler ile anlaşmaya son vermek ve üçüncüsü de Müslümanlarla savaşmak. Ebu Süfyan ise olayı inkar etmek yolunu seçti. Kureyşten bazı kimseler bizim bilgimiz ve iznimiz dışında böyle bir şey yapmışsa bize ne diyerek olayı inkar etmeyi tercih etti. 

Huzaalar olayı Hz. Peygambere bildirdiler ve ondan yardım istediler. O da onlara yardım edeceğini bildirdi. Ancak öncesinde Kureyş müşriklerine mektup gönderdi. Gönderdiği yazısında şöyle buyurdu: “...Bundan sonra derim ki; siz ya Benî Bekrlerle olan ittifakınızdan vazgeçersiniz, ya da Huzâalardan öldürülmüş olanların diyetlerini (kan bedellerini) ödersiniz! Bunlardan birini yerine getirmeyecek olursanız, sizinle çarpışacağımı bildiririm!”

Kureyş müşrikleri Hz. Peygamberin kan bedeli yani diyet ödeme ve de Beni Bekrler ile ilişkiyi kesme tekliflerini red ettiler. Bunun yerine savaşmak istediler. Hz. Peygamberin yazıyı gönderdiği adamı bunu gelip haber verdi. Ancak ardında müşrikler pişman oldular ve Ebu Süfyan’ı Medine’ye anlaşmayı yenilemek için gönderdiler. 

Ancak Ebu Süfyan başarısız oldu. Hz. Peygamber’den istediğini alamadı ve geri döndü. Hz. Peygamber ise sefer hazırlığına başladı ve nereye gideceğini herkesten gizli tuttu. Mekke yollarına ise gözcüler dikti. 

Peygamberimiz Aleyhisselâm, çöl halkına, Medine çevresindeki Müslümanlara ve her tarafa davetçiler gönderip: “Allah’a ve ahiret gününe imanı olan, Ramazan’da Medine’de hazır bulunsun!” diyerek, onları sefere katılmaya davet etti. 

Ebu İnebe kuyusunda ordugâh kuruldu, toplanıldı. Toplananların mevcudu 10.000 idi. 

Mevcudun 12.000 kişi olduğu rivayeti de vardır. Medine’den 10.000 kişi ile çıkılmış, 2.000’i yolda gelip katılmıştı.

Muhacirlerlerle Ensardan, sefere katılmayan kimse yoktu. Muhacirlerin sayısı 700 idi, yanlarında da 300 at vardı. Ensarın sayısı 4.000 idi, yanlarında da 500 at vardı.

Peygamberimiz Aleyhisselâm; Hicretin 8. yılında Ramazan ayında Müslümanlardan 10.000 kişilik askerî bir topluluğun başında, Medine’den Mekke’ye doğru yola çıktı. Peygamberimiz Aleyhisselâm da, mücahidler de hep oruçlu idiler.

Yola çıkılırken, Peygamberimiz Aleyhisselâm: “Orucunu tutmak isteyen, tutsun. Orucunu açmak isteyen de, açsın!” diyerek nida ettirdi. Peygamberimiz Aleyhisselâm orucunu açmadı, tuttu. Mücahidler de açmadılar, tuttular. Ancak bir süre sonra sefer halinde oruç zor gelmeye başladı. Hz. Peygamber ikindi vakti orucunu su ile açtı ve ashabına da açmasını emretti. 

Ordu Mekke civarında konaklayınca  Ebu Süfyan b. Harb, Hakîm b. Hizam ve Büdeyl b. Verkâ, Hz. Peygamberin yanına geldiler.  Hakîm b. Hizam ve Büdeyl b. Verkâ Müslüman oldu. Ebu Süfyan ise hala tereddütte idi. Hz. Peygamber, Ebu Süfyan’ın evine, Kabe’ye, Mescid-i Haram’a girenler emniyettedir dedi. Ayrıca Peygamberimiz Aleyhisselâm: “Kim silahını elinden bırakırsa, ona eman verilmiştir! Kim kapısını üzerine kapayıp evinde oturursa, ona eman verilmiştir!” buyurdu.

Sabah ordu harekete geçince Mekke’ye dönen Ebu Süfyan bu ordunun çokluğunu izledi. 

Kureyş müşrikleri ise silahlanarak Müslümanlarla savaşmaya hazırlandılar. Müslümanlar da savaş düzenine geçtiler. Peygamberimiz Aleyhisselâm kumandanlarına Mekke’ye girme emrini verdiği sırada, kendileriyle çarpışmaya kalkışmadıkça, hiç kimse ile çarpışmamalarını emretti. Böylece ordu farklı yönlerden Mekke’ye giriş yaptı.

Halid b. Velid, Mekke’ye Ellît’tan, Mekke’nin aşağısındaki yoldan girdi. Kureyş müşrikleri; Benî Bekrlerle Benî Hâris b. Abdi Menatları, Huzeylleri ve Ehâbiş’i orada toplamışlar, onlara Mekke’nin

aşağısında bulunmalarını ve kendilerine yardımcı olmalarını emretmişlerdi. Halid b. Velid, Handeme dağının dibinde, Safvan b. Ümeyye, İkrime b. Ebu Cehil ve Süheyl b. Amr’ın Müslümanlarla çarpışmak üzere topladıkları bu cemaatle karşılaştı. Bunlar, Halid b. Velid’in Mekke’ye girmesine engel olmak istediler, silah çektiler. Ok yağdırmaya başladılar. Yaşanan çarpışmadan müşrüklerden bir kısmı öldü geri kalanı ise kaçıp saklandı. Diğer ordular da farklı yönlerden Mekke’ye girdi.

Ardından Hz. Peygamber de bir bölükle Mekke’ye girdi. Peygamberimiz Aleyhisselâm; Hicretin 8. yılında Ramazan ayından 13 gece geçtikten sonra Mekke’ye girdi. 

Hz. Peygamber için belirttiği yerde bir çadır kuruldu. Ardından devesine binerek Kabe’ye geldi ve devesi üzerinde iken Kabe’yi yedi defa tavaf etti, namaz kıldı ve Safa tepesine çıkarak burada dua etti. 

Ardında Hz. Peygamber Kabe’nin anahtarını istedi ve getirdiler. Kabe çevresinde 360 put vardı. Bütün putlar yıkıldı. Peygamberimiz Aleyhisselâm; öğle vakti girince, Kâbe’nin üzerine çıkıp ezan okumasını, Bilal-i Habeşî’ye emretti. 

Hz. Peygamber fethin ikinci günü Kabe’nin içine girdi. Buradaki putu kırdı. Kabe direklerindeki resimleri sildirdi. Sonra burada namaz kıldı. Ardından dışarıda toplanan Müslümanlara hutbe okudu. 

Peygamberimiz Aleyhisselâm, yine Fethin ikinci günü, öğle namazından sonra, Kâbe’nin merdiveninde, arkası Kâbe’ye dayalı olarak Allah’a hamd ü senada bulunduktan sonra ikinci fetih hutbesini okudu.

Peygamberimiz Aleyhisselâm, hutbesini bitirdikten sonra, Mescid-i Haram’ın bir köşesine varıp oturdu. Kâbe’nin anahtarını elinde tutuyordu. Hicâbe (Kâbe’nin kayyımlığı) hizmetini Osman b. Talha’dan, sikâye (hacılara su dağıtıcılığı) hizmetini de Hz. Abbas’tan geri almış bulunuyordu. Bu iki görevi yeniden aynı kişilere verdi. 

Daha sonra Mekkeliler Hz. Peygambere beyat ettiler ve Müslüman oldular. Yazar Mekke’de Müslüman olanlardan bazılarını ayrıntılı olarak anlatılıyor. Hepsi de Hz. Peygamber tarafından affedilmiş ve Müslüman olmuştu.

Mekke fethedilince, Peygamberimiz Aleyhisselâm: “Mekke’nin ganimetlerinden hiçbir şey bize helâl kılınmamıştır!” buyurduğu için, Mekke’den ganimet olarak bir şey alınmamıştı. İslâm ordusunun zarurî ihtiyaçlarını karşılamak gerekiyor ve bu da, bir hayli paraya bağlı bulunuyordu. Bunun için, Peygamberimiz Aleyhisselâm, Mekke zenginlerinden Safvan b. Ümeyye’den ödünç ve borç olarak 50.000 dirhem, 

Abdullah b. Ebi Rebia’dan 40.000 dirhem, 

Huvaytıb b. Abduluzzâ’dan da 40.000 dirhem gümüş para isteyip aldı. Bunu, muhtaç olan mücahidler arasından bölüştürdü. İhtiyaçlarına göre: her birine 50 dirhem veya daha az ya da daha çok düştü. Benî Cezîme harekâtının tazminatını da bununla karşıladı. Peygamberimiz Aleyhisselâm; Mekkelilere olan bu borcunu, Hevâzin savaşı ganimetinden tamamıyla ödemişti.

Mekke’nin Fethi ile şarap, ölü hayvanın eti, domuz ve put satmak yasaklanmıştır.

Peygamberimiz Aleyhisselâm; Mekke’yi fethettikten sonra, Ramazan’ın yirmisine rastlayan Cuma günü, her tarafa askerî birlikler gönderdi ve İslâmiyete uymayan her şeyi değiştirmelerini onlara emretti. 

1. Hişam b. Âs, 200 kişilik bir birlikle Yelemlem taraflarına, 

2. Halid b. Saîd b. As, 300 kişilik bir birlikle Urene taraflarına, 

3. Halid b. Velid, arkadaşlarından 30 kişilik bir süvari birliğiyle Uzzâ putuna gitti.


M. Âsım KÖKSAL

Peygamberler Peygamberi HZ. MUHAMMED ALEYHİSSELAM VE İSLÂMİYET - 3

İslam Tarihi 5 – 6 (Medine Devri)

Işık Yayınları

İstanbul

2008

890 sayfa.

Previous Post
No Comment
Add Comment
comment url

Benzer yayınlar