10 Şubat 2017

Herman Melville - Kâtip Bartleby (Babil Kitaplığı - 16)

Amerikalı yazar Herman Melville’in Kâtip Bartleby isimli hikâyesi hem okuru güldürüyor, hem de hikâyeye ismini veren kâtibin içler acısı durumundan dolayı üzüntüye sevk ediyor. Ancak her iki durumda da Melville’in ustalığını gözler önüne seriyor.

Kitap Türkçede “Bartleby” ya da “Yazıcı Bartleby” başlıklarıyla da yayınlanmış. Melville, hikâyeyi Wall Street’teki bir avukatın anlatımı ile bize sunuyor. Avukatın New York’ta bir bürosu var ve yanında iki kâtip çalışıyor. Avukat bunları bize tanıtırken birinin lakabının Hindi, diğerinin ise Cımbız olduğunu söyler. Hindi sabahları çok sakin ve beyefendi biri, işini de çok düzgün yapar. Öğleden sonra ise bu durum değişiyor. Cımbız ise sabahları çok huysuz (avukat bunun sebebini çektiği hazımsızlıktan olduğunu söyler), öğleden sonra ise gayet sakin ve naziktir.

Melville, bu karakterlerden Hindi için ilginç bir yüz tasviri yapıyor: “Sabahları, Tanrı sizi inandırsın, yüzü ateş basmış gibi ışıldardı. Ama öğlen oldu mu -ki muhteremin yemek saati gelmiştir- bir şömine dolusu noel kömürü gibi parıldardı. Akşamın altısına kadar da bu ışıltı yavaş yavaş yok olur, o saatten sonra bu yüzün sahibini ara ki bulasın. Sanırsınız ki bu yüz güneşle birlikte boylam kazanıyor, güneş gibi doğuyor, öğlen yüksekliğine ulaşıp gene onunla batıyor, ertesi gün de aynı düzen ve bitmez tükenmez görkemiyle yeniden görünüyor.” (s. 20)

Bu iki kâtiple çalışan avukatın işleri artınca yeni birini daha işe alma ihtiyacı doğar. İşe yeni alınan kâtibin ismi ise Bartleby. Başta her şey normaldir. Verilen bütün yazma işlerini kısa sürede yapıyor, herkesten erken işe geliyor, geç çıkıyor. Ancak bir gün avukat onu bir yazının okunarak kontrol edilmesi için yanına çağırır. Bartleby ise bir çalışanın işverenine vermesine alışık olduğumuzun aksine ise cevap verir:

"Yapmamayı tercih ederim." 

 Bürodaki kimse nedenini anlamaz. O gün üstünde çok durmazlar. Ancak Bartleby’nin durumu giderek kötüleşir. Avukatın yazı yazmak dışındaki bütün isteklerine aynı cevabı verir. Ancak yazı yazma işini de iyi yaptığı için avukat ona dokunmaz. Ama bir gün artık başta kapris zannettiği durumdan bıkınca, bir sabah işveren olarak isteklerinde haklı olup olmadığını diğer çalışanlarına sorar. Yani Hindi ve Cımbız’a. Bu paragraf aynı zamanda Melville’nin hikâyenin başında bu iki karakter ile ilgili verdiği nitelikleri de yansıtıyor. Yazar kendisi de buna dikkat çeker.

          "Afedersiniz efendim ama," dedi Hindi en mülayim sesiyle, "Bence haklısınız."
          "Cımbız, ya sen ne dersin?"
          "Bana kalsa kıçına tekmeyi basardım."
          (Dikkatli bir okuyucunun burada gözünden kaçmamıştır: Sabah olduğu için Hindi'nin cevabı nazikti ve sakindi ama Cımbız'ınki ise huysuzluğunu ele veriyordu. Ya da, daha önce de sarf ettiğimiz bir cümleyi tekrarlarsak, Cımbız'ın kötü huyu nöbetteydi, Hindi'ninkiyse izne çıkmıştı.) (s. 34)

Bir çalışanının istediklerini yapmaması avukatı ikilem içinde bırakır. Bir yandan kızıyor, diğer yandan ise Bartleby’ye acıyor. Kendi vicdanı ve acıma duygusu ile mücadele eder. Bir yandan Bartleby’nin giderek solan yüzünü, zayıflığını görür ona acır. Diğer yandan ise verdiği işleri yapmadığı için de onu kovmayı düşünür. Ancak son anda vazgeçer ve ona bir şans daha verir. Yine de değişen bir şey olmaz.

Bir yandan da onu gözlemeye başlar. İşte o zaman Bartleby’nin neredeyse hiç konuşmadığını, öğle yemeği için dışarı çıkmadığını, hatta onu hiç dışarıda görmediğini fark eder. Sürekli masasında, masanın olduğu köşede oturuyor. Onun bu durumu, yalnızlığı, zavallılığı avukatı hem üzer, hem de Bartleby’ye acır ve şöyle der: “İlkin melankoli ve samimi bir acıma duygusuna kapılmıştım; ama Bartleby'nin yalnızlığı hayal gücümde nasıl da büyüdükçe büyüdüyse, aynı melankoli o ölçüde korkuya, acıma duygusu da tiksintiye bıraktı yerini. Sefalet fikrinin ya da görüntüsünün bir noktaya kadar bizim en içten şefkat duygularımızı uyandırdığı öyle doğrudur ve bu da öyle korkunçtur ki.” (s. 46)

Ancak bir sabah bürosuna erken gelen avukat, beklemediği bir durumla karşılaşır. Pazar günü olmasına rağmen Bartleby’nin ofiste olduğunu ve hatta gecelik elbiseler içinde bulunduğunu görür. O zaman Bartleby’nin büroda yaşadığını öğrenir. Sadece çalışma saatlerinde değil, gece de ofisten çıkmıyor. Orada kalıyor, orada uyuyor, orada yaşıyor.

“O sabah gördüklerim, kâtibin içkin ve onulmaz bir hastalığın kurbanı olduğuna beni inandırmıştı.
Vücuduna merhem bulabilirdim ama ona acı veren bedeni değildi; acı çeken onun ruhuydu, ruhuna ise ben ulaşamıyordum.” (s. 46)

Avukat, Bartleby ile konuşup derdine derman olmaya çalışır. Kim olduğunu, nereden geldiğini, akrabası olup olmadığını öğrenmeye çalışır. Ancak konuşma çabaları boşuna çıkar. Bartleby artık yazmayı da reddeder. Yani yaptığı tek işi. Ancak ofisten de ayrılmaz. Konuşmaya çalıştığında ise okuru bazen güldüren şu cevapları verir.

          "Söyler misiniz Bartleby, nerede doğdunuz siz?"
          "Yapmamayı tercih ederim."
          "Peki bana kendiniz hakkında herhangi bir şey anlatır mısınız?"
          "Yapmamayı tercih ederim." (s. 47)

Ofisi terk etmesi istendiğinde de benzer cevaplar verir: “Gitmemeyi tercih ederim” ya da “Sizi terk etmemeyi tercih ederim”. Bu durumda ne yapacağını bilemeyen avukat ise kendi vicdanı ile mücadele eder. Bir yanı polis zoruyla onu attırmasını ister, diğer yanı ise acır ve bir şey yapamaz.

Okur ise bir yandan Bartleby’yi bu duruma düşüren olayın ne olduğunu merak eder. Çünkü ne yemez, ne içmez, ne konuşmaz, ne de istenileni yapmaz. Sadece olduğu yerde oturur. Kısacası “Hiçbir şey yapmamayı tercih eder.” Yalnızca oturur, konuşmaz. Gitmeyi reddeder. Kendi yalnızlığı içinde, derin bir boşlukta kaybolmuştur.

BORGES: MELVİLLE’İN DEĞİŞMEZ KONUSU YALNIZLIKTIR

Jorge Luis Borges’in hazırladığı Babil Kitaplığı’nın 16. kitabı olan bu eserdeki önsözde Borges Melville’in Moby Dick romanı ile Kâtip Bartleby’yi karşılaştırıyor. Borges her iki eserin kahramanlarının yalnızlığına dikkat çekiyor: “Yansıttıkları gölge ve çevrelerindeki somut kişilere karşın iki kahramanı da yalnızdır. Melville’in değişmez konusu yalnızlıktır; belki de tehlikelerle dolu yaşamının temel olgusu yalnızlıktı.” (Borges, s. 10)

Bu arada Borges, Melville’in diğer eserleri ile de yorumda bulunuyor. Özellikle biri ile ilgili “içinden çıkılmaz bir yapıt” ifadesini kullanıyor.

“…Pierre ya da Belirsizlikler'i yayımladı. Kural tanımazlığıyla bu kitap beni de çağdaşları kadar şaşırttı. Güney denizlerindeki düş ürünü bölgelerde geçen ve bitimsiz bir zulümle bağlanan Mardi (1849) ise daha yorucu ve içinden çıkılmaz bir yapıt.” (s. 11)

Herman Melville
Kâtip Bartleby
Çev: Yusuf Eradam
(Önsözü İspanyolcadan Çeviren: Mukadder Yaycıoğlu)
Dost Kitabevi
Ankara
2000
79 sayfa.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder