2 Ağustos 2015

Vincent van Gogh (1853 – 1890)


Vincent van Gogh, dünyanın en pahalı tabloları arasında eseri bulunan bir ressam. Van Gogh’un “Dr. Gachet’in Portresi” isimli eserini 1990 yılında Japon bir sanayici 82,5 milyon dolara (enflasyona göre fiyat düzeltildiğinde yaklaşık 150 milyon dolar yapıyor) almıştı [1]. Van Gogh’un milyon dolarla satılan daha bir çok eseri bulunuyor. Ancak Van Gogh’un hayatına bakıldığında, yaşamını sürdürmek için maddi olarak kardeşi Theo’ya bağımlı yaşadığı görülüyor.

Dünyanın en ünlü ressamlarından biri olan Vincent van Gog’un yaşamı sadece 37 yıl sürmüştü. Van Gogh’un sanatla uğraştığı yaşamı ise ancak 10 yıldır. Bir çok farklı işte çalışmış, farklı okullarda eğitim almayı denese de bunları yarım bırakarak sonunda sanatçı olarak ve kendisinin de ifadesi ile zevk alarak yaptığı bir işle uğraşmaya başlamıştı.

Van Gogh’un yaşamı sıkıntılı geçmişti. Bu rahatsızlıklardan dolayı bir dönem akıl hastanesine yatırıldı. Başka bir ünlü ressam Gauguin ile kaldığı dönemde kulağının bir parçasını keserek bir fahişeye gönderdi. Rahatsızlığının sebebi belki de bu cümlede gizlidir:

"20 Mart 1852'de Zundert papazının evinde bir oğlan çocuğu ölü doğdu ama bir sene sonra aynı gün Anna Van Gogh sağlıklı bir oğlan dünyaya
getirdi." Rahip Theodorus Van Gogh, ikinci oğluna da ilkine verdiği ismi verdi: Vincent. İkinci Vincent ayinlere katılmak için babasının kilisesine giderken üzerinde "kendi" adının yazılı olduğu mezar taşının önünden geçerdi. (s.28)

Vincent van Gogh, Patates Yiyenler, 1885.
Bir dönem dini öğretiler ile ilgilenen Van Gogh, pazar günleri birden fazla kiliseye gider. Ev arkadaşı Bir seferinde “Ama sevgili Van Gogh, nasıl oluyor da birbirlerinden bu kadar farklı öğretileri olan üç kiliseye de gidebiliyorsun?” diye sorduğunda şöyle cevap vermişti: “Ben her kilisede Tanrı'yı görüyorum, vaaz veren bir Protestan papaz da olsa Katolik rahip de, benim için hepsi aynı; bu aslında neye inandığınla değil, İncil'in özüyle ilgili ve ben o özü bütün kiliselerde buluyorum.” (s. 80)

Vincent van Gogh, Yıldızlı Gece, 1889.
Vincent van Gogh, 10 yıllık kısa sanatçı hayatında bir çok ressamın etkisi ile resimlerinde farklı tonda renkler kullanmış, farklı tarzlardan etkilenmişti.

Van Gogh’un hayatı ile ilgili bir çok bilgiye kardeşi Theo’ya yazdığı mektuplardan ulaşıldı. Ayrıca bu mektuplardan Van Gogh’un ailesi, sanatçılar ile ilgili görüşlerini de öğreniyoruz:

“Genç ressamın maddi istekleri yoktu ama ailesi fikirlerini ne anlıyor ne de destekliyordu: "Babam ve annem bana karşı çok iyiler, beni iyi beslemek, vs. için her şeyi yapıyorlar. Tabii bunun değerini biliyorum ama bir adama yemek, içmek ve uyumak dışında şeyler de gerektiği reddedilemez. İnsan daha yüce ve asil şeyler arzular, hatta bunlarsız yapamaz." (s. 98)

“Ailesinin maddi desteğine bağımlı olan Van Gogh sanatçının toplumdaki yerini sorgulamaya başladı: "Yine de yüz binlerce florin harcayarak devlet müzeleri kuruyorlar, ama bu sırada sanatçılar çoğunlukla sefalet içerisinde yaşıyor." Van Gogh'a göre müzeler birer mezarlıktı. Sanatın ticaretinin yapılmasını da küçümsüyordu.” (s. 148)

Halbuki şimdi Van Gogh’un eserlerine baha biçilemiyor ve müzelerde sergileniyor.

Paul Gauguin, Ayçiçeği Çizen Ressam: Vincent van Gogh Portresi, 1888.
Şubat 2015’te, Fransız ressam Paul Gauguin’in 1892 tarihli iki Tahitili kızı resmettiği yağlı boya Nafea Faa Ipoipo (Ne Zaman Evleneceksin?) isimli tablosu 300 milyon dolara satıldı[2]. Van Gogh, Gauguin’in resimlerini çok beğeniyordu ve kendi daveti üzerine bir dönem birlikte yaşamıştılar. Ancak iki sanatçı arasında resim konusunda farklı görüşler vardı. Gauguin bunları şöyle anlatıyor:

“Benim resimlerimi çok seviyor ama ben resim yaparken her zaman bir hata buluyor. Vincent bir romantik, bense basit bir hale ulaşmak istiyorum. Renklere gelince, o Monticelli'deki gibi koyu renklerin imkânlarını görüyor ama ben uygulamada ortaya çıkan karışıklıktan nefret ediyorum, vs...,” (s. 168)

Vincent van Gogh,
Natürmort: Vazoda On Beş̧ Ayçiçeği, 1888.
Gauguin, Van Gogh’a “öğretmeye” ve “hatalarını düzeltmeye” çalışıyordu. Tabii Van Gogh’un da bunu beğenmediğini tahmin etmek zor değil.

“Van Gogh 1888 yılında, Mart'ta Langlois Köprüsü, Temmuz'da La Mousme ve Joseph Roulin'in Portresi, Ağustos’ta Ayçiçekleri, Eylül’de Şairin Bahçesi, Yıldızlı Gece, Sarı Ev, Arkadaşım Paul Gauguin için Otoportre ve Gece Kahvesi'ni, Ekim'de de Vincent'in Arles’daki Odası'nı yaptı. Gauguin'in "silik, eksik ve tekdüze" diyerek küçümsediği bu resimler bugün sanatçının en önemli başyapıtları olarak, kabul edilir.” (s. 162)

Son olarak, Van Gogh’un benim en çok beğendiğim ve en çok beğenilen tablolarından bahsetmek istiyorum. Van Gogh’un en çok beğenilen tablosu denildiğinde ilk sırada New York’ta “The Museum of Modern Art”da bulunan “Yıldızlı Gece” yer alıyor. İkinci sıraya ise ayçiçekleri tablolarını, benim en çok beğendiğim ikinci Van Gogh tablosudur, koyabiliriz.

Vincent van Gogh (1853 – 1890)
Yapı Kredi Yayınları
2010
Sayfa: 255


Kaynakça:
1. Ami Sedghi, “The 10 most expensive paintings ever sold”, The Guardian,  Erişim adresi: http://www.theguardian.com/news/datablog/2015/feb/10/the-10-most-expensive-paintings-ever-sold
2. Cavanşir Gadimov, “300 milyon dolara satılan dünyanın en pahalı tablosu”, Erişim adresi: https://benimhaber.wordpress.com/2015/02/07/300-milyon-dolara-satilan-dunyanin-en-pahali-tablosu/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder