8 Mayıs 2018

Stefan Zweig - Olağanüstü Bir Gece

“Olağanüstü Bir Gece”, Stefan Zweig’in 1922 yılında yayımlanan novellasıdır. Türkiye’de her ne kadar roman diye satılsa da kısa roman ya da uzun öykü denilmesi daha doğru olur. İş Bankası Kültür Yayınları’dan çıkan bu kitabın en dikkat çeken özelliği ise kapağı ve kapata kullanılan Van Gogh resmidir. Kitap kapağı için güzel bir seçim olmuş ve benim son yıllarda en beğendiğim kitap kapaklarından biridir. Tabii bunda Van Gogh’un resimlerini ve özellikler de 1889 tarihli “Yıldızlı Gece” resmini çok sevmem etkilidir.

Zweig de bu eserinde Van Gogh’un resmindeki gibi olağanüstü bir geceden bahsediyor. Tek farkı kitapta anlatılan öyküde gökte parlayan yıldızlar ve ilginç gök hareketleri yoktur. Gecenin olağanüstülüğü, kitabın ana karakterinin yaşadığı olağanüstü duygusal anladır.

Kitabın ana karakteri Baron Friedrich Michael von R. yaşadığı olayı yazıya döker. Yazdıkları ve tabii yazıda bahsettiği yaşadıkları da savaşta ölmesine kadar da ortaya çıkmaz. Kahramanımız önce kim olduğunu anlatarak öyküsüne başlar. Genç yaşta kendisine yüklü bir miktarda miras kalır. Tabii bu miras sonucu ne çalışmaya ne de bir meslekte kariyer yapmaya ihtiyacı vardır. Hayatını istediği gibi yaşamaya başlar. Gezer, partilere katılır, koleksiyonlar yapar.

Bir süre sonra yaşamında bir şeylerin eksiklini hisseder. Daha doğrusu hiçbir şey hissetmemeye başlar. Bundan içindeki donuklaşma süreci diye bahseder. Ne bir şeyden zevk alıyor, ne korkuyor, ne bir merakı vardır ne de başka bir şey ilgisini çeker. Bunu şöyle açıklar:

“O an içimdeki bu donuklaşma sürecinin ne kadar ilerlemiş olduğunu birden görüverdim - hiçbir yere tutunmadan, hiçbir yerde köklenmeden, akan suyun üzerinde kayar gibi yaşıyordum ve bu soğuklukta ölü, cesedimsi bir yan olduğunu gayet iyi biliyordum; gerçi henüz çürümenin kötü kokan soluğu hissedilmiyordu, ama umarsız bir donukluk, acımasız, soğuk bir duygusuzluk yerleşmiş, yani bedensel anlamda gerçek ölümün ve çürümenin dışarıdan da görüldüğü aşamanın eşiğine gelmiştim.” (s. 9)

Bu durum uzun süre böyle devam eder. Çevresi bile ondaki bu değişikliği görür ancak anlam veremez. Ancak bir gün başına gelen bir dizi tesadüfü olay, içinde halen ölmemiş bazı duygularını harekete geçirir.

“Ah, canlılığım her zaman vardı elbette, sadece yaşamaya cesaret edememiştim, kendimi boğazlamış ve kendimden gizlemiştim; fakat şimdi bütün o baskı altındaki güç patlamıştı, yaşam denen o zenginlik, o tarifsiz kudret bana galip gelmişti. Şu andaysa yaşama hala bağlı olduğumu biliyordum, yaşamın gerçek yanının -bunu başka nasıl ifade edebilirim ki- sahici yanının, çarpıtılmamış yanının içimde filizlendiğini rahmindeki çocuğun ilk kez kıpırdadığını duyan bir kadının doygun mutluluğuyla hissettim.” (s. 36)

Bu beklenmedik durum sadece bir başlangıç olur. Bir kere bu canlanma hissini tatmıştır ve devamını ister. Bir yerde akşam yemeği yemek isterken, her zaman gittiği lüks lokantaya yönelir. Son anda durur ve asıl istediğinin burası olmadığını hisseder. Biraz ötede daha alt sınıftan insanların olduğu yerlere gider. Oradaki neşe, sevinç, müzik, insanların eğlenmesi, içindeki ateşi daha da canlandırır. Ancak üzerinde pahalı elbiselerle oraya ait olmadığı için hemen dikkat çeker. Aralarına karışayım derken, bunun olmayacağını da görür.

“Ah, ne olursa olsun bu canlılığın içine dalmalıydım, başkalarının bu nabız gibi atan, gülen, soluk alan tutkusuna bir şekilde ben de katılmalıydım, ne olursa olsun ben de içlerine karışmalı, damarlarında akmalıydım; kalabalığın ortasında iyice küçülmeli, adsızlaşmalıydım, dünyanın kirinin içinde bir tekhücreliden ibaret kalmalıydım, on binlerle birlikte çamurların içinde zevkten titreyerek kıvılcımlanan bir yaratık olmalıydım - ne olursa olsun bu bereketin, bu anaforun içine atlamalı, kendimi kendi gerginliğimden bir ok gibi fırlatmalıydım bilinmeyenin içine doğru, beraberliğin göklerine doğru.” (s. 42)

Güne her zamanki içsel ve duygusal donukluğu ile başlayan ana karakter, tesadüfi olaylar sonucu içinde her şeyin henüz tam ölmediğini anladıktan sonra başına bir dizi daha olay gelir.

“Bütün gece yana tutuşa aradığım şeyi bulmuştum sonunda: Birisi bana ihtiyaç duyuyor, beni
arıyordu, ilk kez bu dünyaya ait birisi için var olduğumu hissediyordum.” (s. 57) derken aslında yıllardır kendinde eksik olan bir parçayı da bulmuş olur. Ancak o gece içinde bulunduğu durum hem karışmaya hem de tehlikeli olmaya başlar.

Bir yandan da hissettiklerinin bir daha kaybolmamasını ister. Eskisi gibi olmak istemez.

“Hayır, artık asla o insan olmak istemiyordum, geçmişteki o hatasız, duygusuz, dünyadan kopuk centilmen olmak istemiyordum, suçun ve dehşetin tüm derinliklerine dalacak olsam da artık gerçek yaşamı istiyordum!” (s. 66)

Yahudi asıllı Avusturyalı yazar Stefan Zweig, bu kısa eserinde, uzun uzun ama sıkmayan cümlelerle okura belki de her insanın hayatından en az bir kere yaşamış olabileceği içsel sıkıntıyı anlatıyor. Bazıları bu kısa ama bir o kadar da mesaj dolu eserde kendini, sıkıntılı anlarındaki durumunu bulacaktır. Eser ilk başlarda ana karakterin çökmüş ve karamsar halini de okura yansıtsa da, yine kahramanın içinde canlanma başlamasıyla okur da bu neşe ortak olur.

Stefan Zweig
Olağanüstü Bir Gece
Özgün adı: Phantastische Nacht
Çev: İlknur İgan
5. Basım
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
İstanbul
2016
70 sayfa.

14 yorum:

  1. Güzel bir eser. Emeğinize sağlık:)

    YanıtlaSil
  2. Güzel bir kitap ve güzel bir değerlendirme yazısı olmuş.

    YanıtlaSil
  3. bizim ülkede bir zweig furyası başladı, neden nasıl başladı acaba yaa, belki kitapları yeniden basıldığı için, kısa kısa kitaplar acaba ondan mı yaaa :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sadece o değil. 2012'de ölümünün 70 yılı tamamlandığı için kitaplarının telifi bitmiş oldu. Artık siteyen basabiliyor. Kısa olduğu için de tutuldu.

      Sil
    2. Stefan Zweig’in; Stendhal, Tolstoy, Nietzche, Balzac, Dickens, Dostoyevski gibi yazarlar hakkında kaleme aldığı biyografi/deneme yazıları birçok edebiyat incelemelerinde kaynak eser olarak gösterilmekte ve özellikle bu eserleriyle tanınmaktaydı. İş Bankası ve Can Yayınları gibi yayınevlerinin, son yıllarda neredeyse her bir öyküyü kitap haline getirmeleri ve bunu çok iyi pazarlamalarının yanı sıra, Zweig’in hayat hikayesi ve Amok Koşucusu, Sahaf Mendel, Satranç, Bir Çöküşün Öyküsü, Bir Kalbin Ölümü gibi kısa fakat etkisi ve yoğunluğu büyük (en azından benim için) eserlerin haklı olarak daha geniş kitlelerde etkili olduğunu düşünüyorum.

      Sil
    3. Çok doğru bir de bu yönü var. Hatta İlber Ortaylı da geçenlerde bir konuşmasında biyografi okuyacaksanız kaynağından, mesela Zweig'in yazdıkları gibi diyerek örnek vermişti.

      Sil
  4. Bu kitap benim listemde ve çok merak ettiğim bir kitap.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim de uzun süre listemdeydi ve en sonunda okudum. Size de iyi okumalar.

      Sil
  5. Stefan Zweig kitaplarının hepsini okumayı planlıyorum. Tanışmayanlar çok şey kaçırıyorlar.

    YanıtlaSil
  6. Zweig'in gezi kitaplarının etkisinden hala çıkamadım. Yeni basılan Geleceğin Ülkesi Brezilya kitabını tavsiye ederim.

    Okuduğum eserlere dair denemelerimi okumak isterseniz linkten ulaşabilirsiniz.

    https://forestofnoreturn.blogspot.com/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler sayfanızı ziyaret edeceğim.

      Sil