30 Ağustos 2019

Isaac Asimov - Çelik Mağaralar (Robot Serisi - 1. Roman)

Isaac Asimov - Çelik Mağaralar (Robot Serisi - 1. Roman)


Isaac Asimov’un “Çelik Mağaralar” kitabı, Robot Serisi’nin ilk romanı. Robot serisinin ilk kitabı ise hikâyelerden oluşuyor ve “Ben Robot” başlığı ile yayımlanmıştı. Çelik Mağaralar romanı ise hem bir bilim kurgu hem de bir polisiye.

Bende Robot Serisi’ni okumak isteği, Asimov’un ünlü Vakıf Serisi’nden sonra doğru. Çünkü serinin iki devam kitabında Arz adıyla Dünya’dan, insanların robotların yardımıyla galaksiye yayılması ve bir galaktik imparatorluk kurmasından bahsediliyor. Bir de söz konusu romanların kahramanları, Arz’ı aramaya çıkarken, buranın nükleer saldırıya uğradığını öğrenirler. Arz’ın yüzeyi radyoaktif ve yaşanmaz hale gelirken, insanlar da yer altında yaşamaya zorlanmıştı.

Bu kitabın başlığının da “Çelik Mağaralar” olduğunu öğrendiğimde, böyle bir radyoaktif dünya ve yeraltında yaşayan insanları anlatacağını hayal etmiştim. Tabii buradaki çelik mağaralar, insanların zorla yer altında yaşamak zorunda kaldığı yerler değil, yerin üstünde kendi istekleri ile yaşadıkları çelik kaplı devasa şehirlerdir.

Asimov, romanda insanlığın 3000 yıl sonrasını anlatıyor. Hiperuzay yolculuk keşfedilmiş, Dünya yaklaşık 50 gezegeni kolonileştirmiş, buraya yerleşen insanlar da robotların yardımı ile teknolojik olarak daha gelişmiş gezegenler kurmuşlar. Hatta artık bir Dünya (kitapta genellikle Arz ismi ile anılıyor) kolonisi olmaktan çıkmış, Arz’a istediklerini dikte edebilecek hale gelmişlerdi. Her ne kadar farklı gezegenlere yayılan insanlar da Dünya kökenli olsalar da artık Uzaycılar adıyla anılıyor ve farklı görülüyorlar.

Arzlılar ile Uzaycılar arasındaki en büyük fark ise robotları kullanmaları. Arzlılar robotları pek sevmiyor, uzaylılar ise robot ve insanın iç içe olduğu bir toplum kurmuşlar. Bu başlıca farktan dolayı Dünya’da olaylar çıktığını bile öğreniyoruz.

“Uzaycıları hiç sevmiyorsun. Ben de öyle. Bu dünyada onları seven var mı? Birinin bu hoşnutsuzluğu sonunda nefret halini almış, işte o kadar."
"Evet ama..."
"Los Angeles'teki fabrikalarda çıkan yangınları unutma. Berlin'de R.'lerin parçalanmasını, Shanghai'deki ayaklanmalar!..."
"Tamam..."

Tek çatı altındaki dev şehirler


Gelelim kitabın ismine. Neden kitabın ismi “Çelik Mağaralar”. Çünkü insanlar artık açık havada, geniş alanlara yayılmış ve toprakla iç içe yaşamıyorlar. Bunun yerine kocaman ve tamamı kapalı alan olan dev şehirler var. Tabii bir de Arz’ın nüfusu o kadar artmış ki gezegen artık kendine yetmiyor. En başta nükleer enerji için gerekli uranyum tamamen birmiş ve dış dünyalardan getirmek zorunda kalıyorlar. Peki, bu dev şehirler nasıl? Bunlardan birine, romanın ana karakterlerinin yaşadığı ve olayın geçtiği şehre bakalım. Şöyle anlatılıyor:

“New York şimdi üç bin kilometrekarelik bir alana yayılıyordu. Son sayıma göre nüfusu yirmi milyondan fazlaydı. Dünyada ortalama onar milyon insanın yaşadığı sekiz yüz kadar kent vardı.
Her kent ekonomi bakımından hemen hemen kendi kendisine yeten, yarı özerk bir birim halini almıştı. Bu birimlerin her biri başının üzerine bir dam çekecek, etrafını duvarlarla saracak, toprağın derinliklerine dalacak durumdaydı. Sonunda kentler birer çelik mağaraya dönüşmüşlerdi. Çelik ve betondan yapılmış, kendi kendisine yeten, dev bir mağara.”

Ancak artan nüfus ve dev mağara gibi şehirler artık sorun olmaya başlıyordu. Uzaycılar ise Dünya’dan göç almayı kabul etmiyordu. Yine de dünyaya müdahale etmekten de çekinmiyorlardı. Mesela New York yakınında bir Uzaycı kenti var. Arzlılar buraya giremez. Uzaycılar da insanların arasına karışmıyorlardı. Genel olarak onlara duyulan nefretten dolayı.

“Arzın nüfusu hâlâ artıyordu. Günün birinde, kentlerin gereken her şeyi yapmalarına karşın, insan başına düşen kalori temel yaşama düzeyinin altına inecekti.”
“Durum Uzaycıların varlığı yüzünden daha da kötü bir hal alıyordu. Arzdan giden ilk göçmenlerin torunları olan uzaydaki bu yaratıklar robotlarla dolu insanı az gezegenlerde lüks içinde yaşıyorlardı. Dünyalarındaki tenhalığın sağladığı rahatı ellerinden kaçırmamaya kararlıydılar. Bu yüzden doğum oranını düşük tutuyor, kalabalık Arzdan göçmenlerin gelmelerini engelliyorlardı.”

Asimov ve bilim kurgu polisiye romanı


Çelik Mağaralar, Robot Serisi’nin bir parçası olarak bir bilim kurgu romanı. Ama aynı zamanda bir polisiye. Romanın konusu şöyle: Uzaycıların kentinde bir cinayet işlenir. Bir uzaycı öldürülür. Bunun araştırma görevi New Yorklu dedektif Elijah Baley’e verilir. Ancak uzaycıların bir şartı var. Baley’in yanına soruşturma için insana çok benzeyen bir robot verecekler. Bu robotun ismi de R. Daneel Olivaw. İsmin önündeki “R” harfi, robot anlamına geliyor. Her ne kadar insana benzese ve bir insan ismi taşısa da robot olduğunu belirtmek için.

R. Daneel Olivaw çok özel bir robot. İlk bakışta robot olduğu bile anlaşılmıyor. Kendisi şöyle söylüyor: “Güdü bankalarıma özellikle güçlü bir istek kattılar. Adaletin yerini bulması isteği." Bundan dolayı olan detektif robot da diyebiliriz. Ancak Asimov’un Vakıf Serisi’nden “Vakıf ve Dünya” kitabını okuyanlar, kitabın sonunda “Robot Daneel Olivaw” isminin geçtiğini hatırlayacaklar. Hatta kitabın ana karakterlerinde biri “efsanelerde de böyle bir robot ismi var” derken, Daneel Olivaw da o robot olduğunu ve 30 bin yaşında olduğunu söylemişti.

Kitap hakkında daha fazlası için: Isaac Asimov - Vakıf ve Dünya (Vakıf Serisi 5. Kitap)

Konumuza dönersek, detektif Elijah Baley ve ortağı R. Daneel Olivaw, söz konusu cinayeti aydınlatmak için çalışmalar başlarlar. Baley her ne kadar robotları sevmese de sonunda Daneel Olivaw’a alışır ve hatta gerçek ve güvenebileceği bir arkadaşı olarak görmeye başları.

İnsanlar ile robotların ilişkisi


Az önce de belirttiğim gibi Baley ve genelde de insanlar robotları sevmiyorlar. Mesela, Baley’in babası bir hatasından dolayı işten atılmış ve yerine robot koymuşlar. Çünkü robot hata yapmıyor. Bundan dolayı insanlar genel olarak robotları sevmiyor ve onlara karşı. Ancak romanda da bahsedildiği gibi yeni şeylere karşı çıkmak insan doğasının bir parçası.

“Böyle sızlanıp yakınmak insan karakterinin bir parçasıydı. Kömür Çağında da insanlar buhar makinesinin icat edilmesinden şikâyet etmişlerdi. Shakespeare'in oyunlarından birinde bir adam barutun icat edilmesinden yakınıyordu. Bin yıl sonra da pozitronik beynin yapılmasından şikâyete kalkışacaklardı.”

Tabii insanlar en baştan robotlara karşıydı. Robot Serisi’nin ilk kitabı “Ben Robot”taki hikâyeler bunun sebeplerine açıklık getiriyor. Hikâyelerden oluşan ama ana teması itibariyle bir roman gibi de kabul edilebilecek bu kitap, insanlar ile robotlar arasındaki ilişkilerin temeline iniyor.

Daha fazlası için: Isaac Asimov - Ben Robot (Robot Serisi - Hikâyeler)

Bu arada bir yandan hiperuzay ve robot teknolojileri gelişirken, diğer yandan insanlar ortaçağ meraklısı ve hayranı olmaya başlıyor. Hatta böyle bir akım ve örgütler de kurulmuş. Tabii bunlar başta robotlara ve Uzaycılara karşı. Bunun da yine birkaç sebebi var.

“Arzlıların çoğu şu ya da bu bakımdan ortaçağ meraklısıydı. O zamanları düşünmek kolaydı. Çünkü insan geçmişe, Arzın elli gezegenden biri değil, tek dünya olduğu zamana bakıyordu. Üstelik Arz o elli dünyadan en geri olanı ve zamana ayak uyduramayanı da değildi o sırada.”

Aslında Uzaycılar da Arzlıları istemiyor. En başlıca sorun Arz’ın kocaman nüfusu. Çünkü Uzaycı gezegenleri göç almaya başlarsa hem iki farklı kültüre ayrışmış bu insan grupları uzlaşamaz hem de Uzaycılar sahip oldukları konfordan mahrum kalabilirler. Bundan dolayı da insanların dünyada kalmamalarını ve diğer gezegenlere göç etmelerini istiyorlar. Tabii Uzaycı gezegenleri dışındaki yeni gezegenlere.

“Arzdaki devamlı başarısızlık Dış Dünyalardaki milliyetçi partilerin güçlenmelerine neden oldu. Şimdi onlar Arzlıların Uzaycılardan farklı olduğunu, aynı törelere uyamayacaklarını söylüyorlar. 'Üstün gücümüzden yararlanarak Arzın robotları kabul etmesini sağlarsak, Galaksinin mahvolmasına yol açarız,' diyorlar. Anlayacağın hiç unutamadıkları bir şey var. Arzın nüfusunun sekiz milyar olduğu. Buna karşılık elli Dış Dünyanın nüfuslarının toplamı ancak beş buçuk milyar kadar.”

"Yeni Dünyalara göç etmeye ne dersiniz? Galakside yüz milyarlarca yıldız var. Yüz milyon gezegenin insanların yaşamasına uygun olduğu ya da bu duruma getirilebileceği saptandı."
"Saçma!"
Dr. Fastolfe heyecanla, "Neden saçma?" diye sordu. "Neden bu öneriyi saçma buluyorsunuz? Arzlılar geçmişte gezegenleri sömürgeleştirdiler. Elli Dış Dünyadan otuzuna Arzlılar doğrudan doğruya yerleştiler. Buna kendi Dünyam Aurora da dahil. Artık gezegenleri kolonileştirmek imkansız mı?"
"Şey..."
"Cevap veremiyorsunuz değil mi? Belki bu artık mümkün değil. Bunun nedeni de Arzda kent kültürünün gelişmiş olması. Kentlerden önce Arzda insan yaşamı özel bir amaçla geliştirilmemişti. Bu yüzden atalarınız buradan ayrılarak başka, vahşi bir gezegende her şeye yeniden başlayabiliyorlardı. Ve bunu otuz kez yaptılar. Ama artık Arzlılar çelik mağaralarında hapisler. Her türlü özen görüyorlar. Artık hapishanelerinden kurtulmaları da olanaksız.”

Neden insan biçiminde robotlar?


Asimov romanda neden insan biçim robotlar yapıldığını da tartışıyor. Bu soruya verilen cevaba geçmeden önce şunu belirtmek gerekiyor. Asimov bununla insanın sahip olduğu şeklin aslında en iyi biçim olduğunu kabul ediyor. Mükemmel bir biçim de bunu yapan kusursuz bir yaratıcıya işaret eder. Asimov bir anlamda savunduğu ateist görüşü ile çelişiyor burada.

"Ama neden insan biçimi?"
"Çünkü bu, bütün doğada en başarılı genelleştirilmiş biçimdir. Sinir sistemimiz ve birkaç ayrıntı dışında, biz özel bir görevle yaratılmış hayvanlar değiliz. Bay Baley. Birbirine zıt birçok işi oldukça başarılı bir biçimde yapabilecek bir makine istiyorsanız, insan biçimini kopya etmekten daha iyi bir yol bulamazsınız. Zaten bütün teknolojimiz de insan biçimine göre geliştirilmiştir. Örneğin, bir otomobili alalım. Bunun kontrolleri belirli boyda insan elleri ve ayakları tarafından kolayca tutulacak ya da kullanılacak biçimde yapılmıştır. Bu eller ve ayaklar belirli boyda olan ve belirli biçimde eklemleri bulunan kollar ve bacaklarla gövdeye bağlanmıştır. Sandalyeler ve masalar ya da çatallar ve bıçaklar gibi en basit cisimler bile insan vücudunun çalışma biçimine ve ölçeklerine göre yapılır. Robotların yapımında insan biçimini kopya etmek, aletlerimizin temelindeki felsefeyi tümüyle değiştirmekten çok daha kolaydır."

"Önemli bakımlardan bir insan kadar iyi bir robot yapamayız. Hele insandan daha iyi bir makine hiç yaratamayız. Güzellik, ahlak ya da din kavramı olan bir robot düşünemeyiz. Bir pozitronik beyini kusursuz maddeciliğin bir parmak yukarısına bile çıkaramayız.”

Son olarak bu bir polisiye roman. Ortada bir cinayet var ve Baley ile Robot Olivaw bunu çözecek. Her ikisi de olaya farklı yaklaşıyor. Peki, bu ikiliden hangisi cinayeti çözecek? Tabii bir pozitronik beyne sahip robot detektif her şeyi daha iyi analiz etme gücüne sahip. Ancak bu her şeyi iyi ve kusursuz bilme özgüveni de cinayeti çözecek ayrıntılı görememesine yol açıyor. Diğer yandan ise Baley ise kaç defa yanlış yola saptı ve hatalı sonuca vardı. Yine de sonunda doğruyu görebildi. Bu açıdan Asimov, bütün üstünlüklerine rağmen robotların insanlardan üstün olmadıklarını gösteriyor.

“Merkez katına yaklaşıyorlardı. Baley, "Saat kaç?" dedi. Sonra da huysuzca, saçma, diye düşündü. Saatime bakabilirim. Bu daha az zaman alır. Ama saati R. Daneel'e neden sorduğunu da biliyordu aslında. Bu, Clousarr'ın R. Daneel'i tokatlama nedeninden pek de farklı sayılmazdı. R. Daneel'e yerine getireceği basit bir emir vermek onun robotluğunu iyice vurguluyordu. Tabii Baley'nin insanlığını da.”

Baskan Yayınları
Isaac Asimov
Çelik Mağaralar
Robot Serisi - 1. Roman
Özgün adı: Caves of Steel
Robot Series - Novel 1
Çev: Aslı Kayabal
Baskan Yayınları
İstanbul
1983
247 sayfa.

2 yorum:

  1. Çok güzel bir inceleme olmuş. Romanı okumuş olmama rağmen incelemenizden adeta yeniden okumuş kadar keyif aldım. Analizinize sağlık..

    YanıtlaSil