Kitap Yorumu: Fyodor Dostoyevski – Suç ve Ceza (Psikolojik Bir Başyapıt)
Ünlü Rus yazar Fyodor Dostoyevski'nin Suç ve Ceza romanı, dünya edebiyatının en etkileyici başyapıtlarından biridir. 1866 yılında yayımlanan bu eser, yazarın olgunluk döneminin ilk büyük romanı olarak kabul edilir ve insan ruhunun en karanlık köşelerine inen derin bir psikolojik çözümleme sunar. Roman, eski bir hukuk öğrencisi olan Rodion Raskolnikov'un bir tefeci kadını öldürmesi ve ardından yaşadığı vicdan azabını konu alır. Ancak Suç ve Ceza yalnızca bir cinayet romanı değildir; aynı zamanda ahlak, suçluluk duygusu, adalet ve insanın kendi sınırlarını aşma çabası gibi evrensel temaları işleyen bir felsefi sorgulamadır. Bu yazıda, romanın konusunu, Raskolnikov'un cinayetinin ardındaki psikolojiyi, yan hikayeleri, önemli karakterleri ve Dostoyevski'nin ustalıkla işlediği psikolojik derinliği tüm ayrıntılarıyla ele alacağım. Ayrıca kitabın neden bu kadar akıcı ve etkileyici olduğuna dair kişisel izlenimlerimi de paylaşacağım.
Dostoyevski - Suç ve Ceza yorumum
Suç ve Ceza, dünya klasikleri arasında en başlarda yer alan kitaplardan biridir. Dostoyevski’nin zor okunan bir yazar olduğu ile ilgili genel bir kanı vardır. Ancak Suç ve Ceza benim için tam aksine çok zevkli ve çok akıcı bir okuma oldu. Hem konusu, hem anlatımı, hem de ana konuya destek veren yan öyküleriyle roman sürekli okurun ilgisini ve dikkatini çekmeyi başarıyor. Karakterleri de oldukça ilginçtir. Dostoyevski adeta bir psikolog gibi bu karakterlerin ruh dünyasını ilmek ilmek işliyor, onların iç çatışmalarını, korkularını ve saplantılarını en ince ayrıntısına kadar yansıtıyor. Bundan dolayı kitabı büyük bir zevkle okuduğumu rahatlıkla söyleyebilirim.
Dostoyevski’nin daha önce başka kitaplarını da okudum. Ama bu kitabındaki yazım tarzı ve anlatımının çok farklı olduğunu söyleyebilirim. Zaten bundan dolayı Suç ve Ceza, yazarın olgunluk döneminin ilk büyük romanı olarak kabul edilir. Romanda ahlak, vicdan, suçluluk psikolojisi ve insanın kendi sınırlarını aşma çabası gibi temel konular derinlemesine işleniyor. Dostoyevski, bu temaları yalnızca felsefi bir düzlemde tartışmakla kalmıyor; aynı zamanda bunları okurun neredeyse bizzat yaşayacağı bir gerilime dönüştürüyor. Böylece edebiyat tarihinin en derin psikolojik ve felsefi romanlarından biri ortaya çıkmış oluyor.
Ayrıca bakınız: F. M. Dostoyevski - Yeraltından Notlar
Dostoyevski’nin Suç ve Ceza romanının konusu
Suç ve Ceza, 19. yüzyıl Rusya’sının St. Petersburg kentinde geçiyor. Romanın ana karakteri, eski bir hukuk öğrencisi olan Rodion Raskolnikov’dur. Roman başladığında Raskolnikov’un artık eğitimini bıraktığını, fakirlik içinde bir hayat sürdüğünü görüyoruz. Çok küçük bir odalı bir dairede kalıyor. Ancak bu daire için kirayı ödeyemiyor. Kira vermediği için de ev sahibesi ona kira karşılığı sağlaması gereken yemeği vermiyor. Son zamanlarda ise geçimini elindeki birkaç değerli eşyayı tefeciye verip, borç para almakla sağlıyor. Tefeciye verdiği eşyalardan biri de çocukken kaybettiği babasından hatıra kalan tek şey olan saattir. Romanın konusu böyle bir ortamda başlıyor.
Böyle yoksul bir hayatla mücadele eden Raskolnikov’un aklında ise bir plan var. İlk sayfalarda bu planın ne olduğundan üstü örtülü kendi düşüncelerinde bahsediyor. Ancak kısa süre sonra bunun ne olduğunu öğreniyoruz. İçinde bulunduğu yoksulluktan kurtulmak için, eşyalarını rehin bırakarak borç para aldığı tefeci kadını öldürmek kararına gelir. Kadını öldürecek, evindeki paraları alacak, sonra da bunu bir sermaye olarak kullanarak kendisine iyi bir gelecek kuracak. Hatta maddi durumu olduğunda birçok hayır işleri yapmak düşüncesi de var. Onun bu düşüncesine göre, tefeci kadını öldürerek bir kötülük işleyecek. Ancak birçok insana da iyilik yapmış olacağını da düşünüyor. Birçok insanın tefeci kadına borcu var ve onlar da yoksulların "kanını emen" bu kadından kurtulmuş olacaklar. İşte, Raskolnikov’un planı ve düşüncesindeki iyi kötü dengesi buydu.
Raskolnikov bu planladığını yapar. Tefeci kadın Alyona İvanovna’yı öldürür. Ancak cinayeti işlediğinde o kadar kendinde değil ki kapıyı açık bırakır. Kadının değerli eşyalarını ve paralarını almak için sağı solu kurcalarken tefecinin üvey kız kardeşi Lizaveta beklenmedik şekilde eve gelir. Raskolnikov onu da öldürür. Üstelik daha sonra komşuluktaki evlerde bazı kişiler eve gelip zili çalar. Tam da cinayet mahallinde suçüstü yakalanacağı sırada son anda şans eseri kaçmayı başarır.
Raskolnikov cinayeti işler ve kaçar. Ancak iç dünyasında büyük bir çöküntü yaşar. Kadını öldürerek aldığı paraları bir yere gömer. Olayın etkisini ise bir türlü üstünden atamaz. Hastalanır ve günlerce yatağa düşer. Bu sırada eski bir okul arkadaşı onunla ilgilenir. Annesi ve kız kardeşi St. Petersburg’a gelirler. Bir yandan Raskolnikov'un işlediği cinayetle iç âleminde yüzleşmesi varken bir de bazı karakterler ve onların hikayeleri ile konu daha derin bir hal alır.
Raskolnikov’un tefeci kadını öldürmesinin arkasındaki psikoloji
Raskolnikov, tefeci kadını öldürür. Ama bunun arkasında birkaç sebep vardır. İlk başta görünen sebep şudur: Yoksulları sömüren bu tefeci kadını öldürerek bir anlamda “iyilik” yaptığını düşünür. Ayrıca onun parasını alarak kendisini yoksulluktan kurtarmak, iyi bir gelecek kurmak. Ama roman ilerledikçe Raskolnikov’un aklında başka sebepler ve düşünceler olduğunu görüyoruz. Bir tür felsefi bakış açısı var olaya.
Raskolnikov insanları sıradan ve olağanüstü insanlar olarak görür. Bunu yayınladığı bir makalesinde de açıklar. Ona göre olağanüstü insanlar istediklerini yapabilirler. Bu olağanüstü insanlara örnek olarak Napolyonu gösterir. Çünkü Napolyon gibi insanlara öldürmek izni bile veriliyor. Onlar istediklerini yaparlar. Napolyonu kastederek şöyle diyor:
“Hayır, öyle yaratılmış olamazlar o insanlar. Her şeyi yapmasına izin verilen gerçek hükümdar Toulon'u yıkar, Paris'te insanları keser, ordusunu Mısır'da unutur, Moskova seferinde yarım milyon insanı yok eder, Vilna'da bir sözcük oyunuyla paçasını kurtarır, sonra ölünce de heykelini dikerler... Demek her şeyi yapmasına izin vardır. Hayır, bu tür insanların bedenleri tunçtandır anlaşılan!” (s. 322)
Raskolnikov’a göre bu tür insanların vicdanı öldürmeye izin veriyor. Onlar çok insanın ölümüne sebep olmalarına rağmen vicdan azabı duymazlar. Bundan dolayı onları kimse yargılamaz, kimse yaptıklarından sorumlu tutmaz ve sonunda heykelleri bile dikilir. Bu tür insanlara olağanüstü insan diyen Raskolnikov, iktidar sahibi olma hakkının da bu tür insanlarda olduğunu söyler. Hatta onları “insan” olarak nitelendirirken geri kalanları da “bit” olarak niteler. Tefeci karıyı öldürmeden önce kendi kendine şöyle bir muhakemede bulunur:
“- Sorun şu diye başladı. Bir gün şöyle sordum kendime: Sözgelimi, benim yerimde Napoleon olsaydı, mesleğine başlamak için önünde ne Toulon bulunsaydı ne Mısır ne de Mont Blanc geçidi... ama bütün bu güzel, anıtsal şeylerin yerinde düpedüz gülünç bir kocakarı, üstelik öldürülüp sandığındaki paralarının alınması gereken (anlıyorsun ya, mesleği için...) tefeci bir kocakarı olsaydı, yolunu kesseydi, başka bir çıkış yolu da olmasaydı, ne karar verirdi Napoleon? Bunun anıtsal bir şey olmadığını, ayrıca ... günah olduğunu düşünüp tiksinir miydi bunu yapmaktan? Sana açıkça söyleyeyim, bu "sorun" üzerine çok kafa patlattım ben. Öyle ki, sonunda (nasılsa birden) Napoleon'un bundan değil tiksinti duymak, bunun anıtsal bir şey olmadığını aklının ucundan bile geçirmeyeceğine... burada tiksinecek en küçük bir şeyin olmadığına karar vereceğini anlayınca kendimden çok utandım. Başka bir çıkış yolu olmasaydı soluk almasına fırsat vermeden bitirirdi kocakarının işini Napoleon, bir an bile düşünmezdi... İşte ben de... hiç düşünmeden... öldürdüm ... onun yapacağı şeyi yaptım yani ...” (s. 488)
Raskolnikov böyle bir sonuca vardıktan sonra tefeci kadını öldürmeye karar verir. Bir plan yapar. Sonra da bunu uygular. Ancak hiçbir şey beklediği gibi gerçekleşmez. Kendisini olağanüstü insan olarak görürken, işlediği cinayetten sonra vicdanının hiç sızlamayacağını düşünür. Ancak beklediği gibi olmaz. Öyle ki ilk günlerden hastalanır ve yatağa düşer. Sürekli gelip kendisini yakalayacaklar korkusu yaşar. Ayrıca öyle görünüyor ki “Ben bir insan mıyım bir bit miyim?” sorusuna da cevap bulur.
“Akıllı biri gibi gittim oraya, ama bu düşünceler dağıttı kafamı... Sözgelimi, kendime "iktidar sahibi olmaya" hakkımın olup olmadığını sorarken, böyle bir hakkımın olmadığını bilmediğimi mi sanıyorsun? Yoksa, insanın bir bit olup olmadığını sorarken, benim için onun bir bit olmadığını, oysa böyle bir şeyi aklının ucundan bile geçirmeyenler için, bunu kendi kendilerine sormayanlar için onun bir bit olduğunu bilmediğimi mi sanıyorsun?... Onca gün Napoleon'un kendine böyle sorular sorup sormadığını düşündükten sonra, sonunda anladım benim bir Napoleon olmadığımı... Bu saçmalığın tüm ıstırabını çektim ben Sonya! Üzerimden silkip atmak istedim tümünü... Amacımı bir nedene bağlamadan, kendim için, yalnızca kendim için öldürmek istedim Sonya! Bu konuda kendime bile olsa, yalan söylemek istemiyordum! Anneme yardım için öldürmediğime gelince, saçma bir şey bu! Büyük paralar elde edip iktidarı ele geçirdikten sonra, insanlara iyilik etmek için de öldürmedim! Bu da saçma! Basbayağı öldürdüm işte! Kendim için, yalnızca kendim için öldürdüm! Yoksa, insanlara yardım etmek, ya da yaşam boyu bir örümcek gibi köşeme sinip, herkesin ağıma düşmesini beklemek, düşenlerin kanını emmek... o anda hepsi birdi benim için... Hem o yaşlı kadını öldürdüğüm anda para değildi benim için en önemli olan, Sonya... Paradan çok daha başka bir şeydi... Şimdi çok iyi biliyorum bunun ne olduğunu. Anlamaya çalış beni, Sonya. Geçmişi bir kez daha yaşayacak olsam, sanırım bu cinayeti bir kez daha işlemezdim. Bir şeyi öğrenmem gerekiyordu çünkü. Başka bir şey yönetiyordu beni... Herkes gibi ben de bir bit miydim, yoksa bir insan mı, o anda öğrenmeliydim bunu, hemen o anda öğrenmeliydim... Sınırı aşacak gücüm var mıydı? Eğilip alabilir miydim iktidarı?... Korkudan tir tir titreyen zavallı bir yaratık mıydım, yoksa hakkım var mıydı?...” (s. 492-493)
Raskolnikov, cinayeti işler ve merak ettiği sorulara cevabını bulur. Zaten bundan dolayı günlerce azap çeker. Ancak sonunda önünde çok az seçenek vardır. Bunlardan biri de gidip polise teslim olmak ve her şeyi itiraf etmek.
Suç ve Ceza’daki yan hikayeler ve olaylar
Romanın ana konusunun Raskolnikov’un cinayet işlemesi ve bu cinayet sonrası ağır bir ruhsal bunalım yaşaması olduğunu söyledik. Ancak Dostoyevski öyle roman kurgulamış ki burada diğer önemli karakterlerle ilgili dikkate değer yan hikayeler var. Daha romanın ikinci bölümünde Raskolnikov bir meyhanede Marmeladov isimli alkolik eski bir memur ile tanışır. Kitabın en başında yer alan bu olayda Marmeladov ona yaşadıklarını anlatır. Ayyaş olmasının nasıl ailesini mahvettiğini, işinden olduğunu ailesinin yoksulluk içinde olmasından bahseder. Onun öyküsünün okuru en çok etkileyen kısmı ise kızı Sonya’nın, bu yoksulluk yüzünden fahişeliğe başlamasıdır. Evde iki küçük üvey kardeşi var. Onların sürekli aç olması, Sonya’nın böyle bir kararı vermesine yol açar. İlk başta bu yan hikaye romanın ana konusu ile bağlantısız gibi görünse de daha sonra Raskolnikov Sonya ile tanışır ve bu iki karakter ana konunun merkezine oturur.
Romandaki bir diğer önemli yan hikaye ise Raskolnikov'un kız kardeşi Dunya'nın başına gelenlerle ilgilidir. Dunya, Svidrigaylov adında zengin bir toprak sahibinin evinde mürebbiyelik yapar. Svidrigaylov, evli olmasına rağmen Dunya'ya karşı uygunsuz tekliflerde bulunmaya, onu köşeye sıkıştırmaya çalışır. Durumu fark eden Svidrigaylov'un karısı Marfa Petrovna, olayı yanlış anlar ve asıl suçlu kocasıyken Dunya'yı namussuzlukla suçlar. Bu yüzden Dunya'yı halkın içinde aşağılar ve onu evden kovar. Olay tüm şehirde dedikodu haline gelir, Dunya'nın adı lekelenirken Raskolnikov'un annesi de büyük bir utanç içinde kalır. Ancak sonradan Svidrigaylov suçunu itiraf eder ve Dunya'nın tamamen masum olduğu ortaya çıkar. Marfa Petrovna bu gerçeği öğrendikten sonra pişman olur ve gittiği her yerde Dunya'nın namusunu savunur, onun tertemiz bir genç kız olduğunu herkese anlatır. Böylece Dunya'nın itibarı iade edilmiş olur. Bu olay, Raskolnikov'un suç işlemeden önce bile ailesinin ne tür sıkıntılardan geçtiğini göstermesi bakımından önemlidir.
Bunların dışında romanda, ana akışı besleyen başka yan olaylar da bulunur. Örneğin Raskolnikov'un kız kardeşi Dunya'nın evlenmek üzere olduğu avukat Lujin'in gerçek yüzü zamanla ortaya çıkar; hem Raskolnikov'a hem Sonya'ya oynadığı kirli oyunlar romanın gerilim hatlarından birini oluşturur. Yine Svidrigaylov'un geçmişi, onun sadece Dunya'ya musallat olan biri olmadığını, çok daha karanlık sırlar taşıdığını gösterir. Marmeladov ailesinin trajedisi de Sonya'nın fedakârlığıyla sınırlı kalmaz; babasının ölümü, üvey annesi Katerina İvanovna'nın giderek artan çılgınlığı ve küçük çocukların akıbeti romanın arka planında ince ince işlenir. Dostoyevski tüm bu yan hikayeleri, Raskolnikov'un iç dünyasından hiç uzaklaştırmadan, onun suç ve ceza sarmalını her açıdan çevreleyen birer ayna gibi kullanır.
Romandaki önemli karakterler
Şimdi de romanın en önemli karakterlerini kısaca tanıyayım. Dostoyevski her bir karakterin hikayesini en ince psikolojisine kadar öyle güzel işliyor ki hayran olmamak elde değil.
Rodion Romanoviç Raskolnikov – Romanın ana karakteridir. Eski bir hukuk öğrencisi olan Raskolnikov, fakirlik içinde yaşıyor. Tefeci kadını öldürür ve roman boyunca suçluluk, hastalık ve felsefi bunalımlarla boğuşur.
Sonya Semyonovna Marmeladova – Romanın diğer bir önemli karakteridir. Ayyaş bir memur olan Marmeladov'un kızıdır. Ailesini açlıktan kurtarmak için kendini fahişeliğe vermiştir. Dindar, fedakâr ve sessiz bir yapıya sahiptir. Raskolnikov ile aralarında zamanla önemli bir bağ gelişir.
Porfiri Petroviç – Polis müfettişi. Zeki, kurnaz ve psikolojiye meraklı biridir. Raskolnikov'un suçlu olduğundan neredeyse emindir ancak doğrudan delil yoktur. Onunla yaptığı psikolojik düellolar romanın en gerilimli sahnelerini oluşturur.
Arkadiy İvanoviç Svidrigaylov – Zengin, ahlaksız ve gizemli bir toprak sahibidir. Raskolnikov'un kız kardeşi Dunya'ya saplantılıdır. Hayatın anlamsızlığını yaşamış, her türlü ahlaki sınırı aşmış bir karakterdir.
Dunya (Avdotya Romanovna Raskolnikova) – Raskolnikov'un kız kardeşi. Gururlu, zeki ve fedakâr bir genç kadındır. Ailesini kurtarmak için önce Luzhin'le evlenmeyi kabul eder. Sonra Razumihin’le aralarında yakınlaşma olur.
Dmitri Prokofyiç Razumihin – Raskolnikov'un üniversiteden arkadaşıdır. İyi yürekli, çalışkan, güvenilir ve hayat dolu bir gençtir. Hastalandığında Raskolnikov'a bakar, daha sonra annesi ve kız kardeşine yardım eder.
Pulheriya Aleksandrovna Raskolnikova – Raskolnikov'un annesidir. Oğluna körü körüne bağlı, fedakâr ve yaşlı bir kadındır. Oğlunun suçu öğrenince sağlığı bozulur ve romanın sonunda hastalanıp ölür.
Pyotr Petroviç Lujin – Avukattır, kendini beğenmiş, çıkarcı ve kibirlidir. Dunya ile evlenmek ister ancak asıl amacı ona hükmetmektir. Raskolnikov'a düşmanlık besler. Romanın "küçük kötü" karakteridir.
Alyona İvanovna – Yaşlı, açgözlü tefeci kadındır. Raskolnikov'un ilk kurbanıdır. Fakir insanları sömürmesiyle tanınır.
Lizaveta İvanovna – Alyona'nın üvey kardeşidir. Saf, iyi kalpli, biraz zihinsel engelli bir kadındır. Tefeci kadının aksine kimseye zararı yoktur. Raskolnikov onu tesadüfen öldürmek zorunda kalır.
Semyon Zaharoviç Marmeladov – Sonya'nın babasıdır. Eski bir memur, ağır bir alkoliktir. Ailesini sefahate sürüklemesine rağmen derin bir pişmanlık da taşır.
Katerina İvanovna Marmeladova – Marmeladov'un ikinci karısıdır. Gururlu, hastalıklı (verem) ve gergin bir kadındır. Aslında soylu bir aileden gelir. Kocasının ölümü ve yoksulluk içinde çıldırır.
Andrey Semyonoviç Lebezyatnikov – Lujin'in eski oda arkadaşıdır. Kendini "ilerici" ve "yeni düşünceli" olarak tanıtır ancak aslında naif ve aptaldır.
Dostoyevski’nin karakterlerinin psikolojisi
Dostoyevski’yi iyi bir yazar yapan şey, insan psikolojisini iyi gözlemlemesi ve bunu da romanlarında karakterlerine yansıtabilmesidir. Yazıda, Raskolnikov’un cinayeti işlemesinin arkasındaki psikolojisinden ve cinayet sonrası bilincinin nasıl tepki verdiğinden bahsettim. Diğer karakterlerin de hepsinin çok ince ayrıntısına kadar işlenmiş özellikleri ve psikolojileri var. Bunlardan birkaçına bakalım.
Raskolnikov’un kız kardeşi Dunya, Lujin ile evlenecek. Peki, Lujin bu kızla neden evlenmek istiyor. Dunya mürebbiye olarak çalıştığı evde bir iftiraya maruz kalır ve yaşadığı çevrede kimse onu yeniden işe almak istemez. Bu iftiraya sebep Svidrigaylov olsa da daha sonra gerçek ortaya çıkar ve Dunya’nın adı temize çıkar. Dostoyevski Lujin’in evlenme isteği ve özellikle bu kızı seçmesinin ardındaki psikolojiyi şöyle açıklar:
“Dunya düpedüz gerekliydi onun için. Ondan vazgeçemezdi. Uzun zamandır, birkaç yıldır evlenmeyi hayal ederek para biriktirmiş, beklemişti. Ruhunun derinliklerinde hep dürüst, yoksul (özellikle yoksul), çok genç, çok güzel, iyi bir aileden, okumuş, ürkek yaradılışlı, çok sıkıntılar çekmiş, onun karşısında her zaman boynu bükük duracak, ömür boyu onu kurtarıcısı olarak görecek, ona, yalnızca ona derin saygı duyacak, yalnızca onun her dediğini yapacak, yalnızca onu gözünde yüce bir insan olarak görecek bir kızın sıcak hayalini kurmuştu.” (s. 361)
Daha sonra polisin bir cinayeti araştırırken şüpheliye uyguladığı psikolojik baskı ile ilgili bir kısım var. Raskolnikov, müfettiş Porfiri Petroviç ile konuşurken şöyle bir ilginç diyalog geçer:
“Niçin komik oluyormuş görevim? diye sordu.
- Öyle ya, suçlu olduğunu söyleyene dek şu zavallı Nikolaycığa kendi yöntemlerinizle psikolojik işkence ettiniz, acılar çektirdiniz... Sanırım gece gündüz yineleyip durdunuz ona: "Katilsin, katilsin!..." diye. Ama şimdi de, katil olduğunu söylemeye başlayınca bu kez başının etini yemeye başlayacaksınız: "Yalan söylüyorsun, katil değilsin! Katil olacak adam değilsin sen! Birileri öğretti sana böyle söylemeni." Bu durumda komik değil de nedir göreviniz?"
- Ha! ha! ha! Demin Nikolay'a "Böyle söylemesini öğretmişler ona" dediğim nasıl da kaçmamış gözünüzden!
- Nasıl kaçsındı...
- Ha! ha! Çok zeki bir insansınız! Bir şey kaçmıyor gözünüzden! Gerçek bir ince zekanız var! Olayın en komik çizgisini hemen yakalıyorsunuz... Ha! ha! ha! Yazarlar içinde bu yeteneği en yüksek olanın Gogol olduğunu söylerler, öyle mi?
- Evet, Gogol'ün bu konuda üstün bir yeteneği vardır.” (s. 417-418)
Son olarak Svidrigaylov’un kadınlarla ilgili söylediği bu sözler de dikkate değer:
“Sonunda, kadın yüreğini esir almakta en etkili, en sağlam şeye (hiçbir zaman hiç kimseyi yan yolda bırakmayan, ayrımsız her kadını kesinlikle etkileyen şeye) başvurmuştum Bunun ne olduğu herkesçe bilinen bir şeydir: Pohpohlama. İçtenlikten zor, pohpohlamaktan da kolay bir şey yoktur yeryüzünde” (s. 559)
Romanın tek "sağlıklı" karakteri: Razumihin
Romandaki hemen hemen her karakter bir bunalımın, bir takıntının ya da bir çaresizliğin içindeyken Razumihin adeta bir denge unsuru gibidir. Raskolnikov'un üniversiteden arkadaşı olan Razumihin, fakir olmasına rağmen çalışkanlığı ve hayata sımsıkı tutunmasıyla öne çıkar. Raskolnikov hastalandığında ona bakan, parası olmadığı halde doktor getiren, onu polisten korumaya çalışan kişi odur. Roman boyunca hiçbir çıkar gözetmeden arkadaşına sadık kalır. Hem de Raskolnikov’un ona zaman zaman çok kötü davranmasına rağmen. Ona çok yardımı dokunan Razumihin’e Raskolnikov bir yerde şöyle diyor:
“- Bak Razumihin, dedi, senin yapacağın iyilikleri istemediğimi görmüyor musun? Senin ettiğin iyiliklerin içine tüküren... birine ille de sana iyilik edeceğim diye tutturmanın ne anlamı var? Üstelik bu yaptığın iyilikler ona ağır geliyorlarsa... Peki, hastalandığımda ne diye aradın buldun ki beni? Oysa seve seve ölürdüm... Söyler misin, bana acı verdiğini, senden nefret ettiğimi bugün yeterince belli etmedim mi sana? İnsanlara acı çektirmek mi amacın? Şuna inanmanı isterim, bu yaptıkların iyileşmeme gerçekten engel oluyorlar. Sürekli sinirlerimi bozuyorsun çünkü. Biliyorsun, sinirlerim daha çok bozulmasın diye çıkmıştı odadan Zosimov. Tanrı aşkına rahat bırak beni! Hem, zor kullanarak bana bir şey yaptırmaya ne hakkın var senin? Şu anda aklım tam anlamıyla başımda seninle konuştuğumun farkında değil misin? Ne olur, söyle bana, nasıl, nasıl inandırabilirim seni üzerime düşmemenin, bana iyilikler yapmamanın gerektiğine. . . Varsın nankör olayım, varsın aşağılık bir insan olayım, yeter ki rahat bırakın beni... Tanrı aşkına rahat bırakın! Bırakın! Bırakın !...” (s. 197)
Razumihin'in en önemli özelliği, romandaki hiçbir felsefi çıkmaza ya da ahlaki bunalıma saplanmamasıdır. Svidrigaylov'un karanlığı, Raskolnikov'un teorileri, Luzhin'in hesapçılığı ona yabancıdır. O, doğrudan ve içtendir. Bunun yanında romantik bir yanı da vardır: Raskolnikov'un kız kardeşi Dunya'ya âşık olur ve sonunda onunla evlenir. Romanın kasvetli St. Petersburg havası içinde Razumihin, okuyucunun nefes alabildiği nadir karakterlerden biridir. Dostoyevski onun üzerinden, büyük teorilere ya aşırı tutkulara kapılmadan da dürüst ve erdemli bir hayat sürmenin mümkün olduğunu gösterir.
Dostoyevski’nin Suç ve Ceza romanı ile ilgili çok daha fazla şey söylemek mümkün. Ancak bu yazıda romanın konusu, karakterleri, önemli felsefi ve psikolojik yönleri ile ilgili bilgi vermeyi amaçladığım için bu kadarı yeterli olacaktır.
Sonuç olarak şunu söyleyebilirim, Dostoyevski’nin olgunluk döneminin ilk romanı beni hem çok etkiledi hem de daha fazla meraklandırdı. Çok akıcı ve zevkli bir okuma oldu. Olayları, kurgusu ve karakterleri ile mutlaka okunması gereken klasiklerden biridir.
Eser Adı: Suç ve Ceza
Özgün Adı: Преступление и наказание (Prestupleniye i Nakazaniye)
Yazar: Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
Tür: Psikolojik Roman, Felsefi Roman, Polisiye Roman
Yayın Yılı: 1866 (İlk baskı: Rusça, Rus Habercisi dergisi)
Dönem: 19. yüzyıl Rus edebiyatı (Realizm)
Başlıca Temalar: Suç, vicdan, ahlak, nihilizm, üstinsan fikri, yoksulluk, kefaret






