25 Nisan 2017

Neil Gaiman - Yolun Sonundaki Okyanus

Neil Gaiman’ın “Yolun Sonundaki Okyanus” isimli romanı, bir fantastik hikâye sunuyor okura. Ancak sadece iyi ile kötünün mücadele ettiği bir anlatı değildir, aynı zamanda hikâyeye sürrealist bir bakış açısı da yüklenmiştir. Peki, anlatıcının çocukluğunda hatırladığı iyiliğin tarafından olan sihir kullanan kişiler, kötülük saçan yaratıklar ve diğer olaylar gerçek midir, yoksa sadece 7 yaşındaki bir çocuğun hayal ürünüdür?

Romanın konusu şöyle: Anlatıcı, bir cenaze için çocukken yaşadığı şehredöner. Ancak gitmesi gereken yerin aksine, çocukluğunu geçirdiği ve eskiden evlerinin olduğu yere gider. Evleri artık yoktur, çünkü satılmış ve yıkılan evlerinin yerine yeni apartmanlar yapılmıştır. Ancak yolun sonunda, çocukken gittiği arkadaşı Lettie Hempstock’un evinde bulur kendini. Evde Lettie’nin ninesi vardır. Ondan izin alarak evin arkasındaki göle bakmaya gider. Arkadaşı göle hep okyanus derdi. Burada oturur ve çocukluğunda yaşadığı bir olayı hatırlar. 7 yaşındayken başından geçen fantastik bir olayı.

Hatırladıkları arasında evlerine gelen bir maden işçisi, kedisinin ölmesi, bu maden işçisinin intiharı var. İşte olaylar da bu intihardan sonra yaşanır. Aynı gün Lettie ile tanışır. Lettie ona okyanusunu (gölü) gösterir ve beraber zaman geçirirler. Ancak Lettie ve ailesi, yani annesi ve ninesi farklıdır. Büyü kullanan ve iyi tarafı temsil eden kişilerdir. Anlatıcı da çocukken evlerine musallat olan farklı bir dünyadan gelen kötü bir yaratıktan kurtulmak için onlardan yardım ister.

ANLATICI VE ÇOCUKLUĞU

Yazar bize kitap boyunca anlatıcının ismini vermez. Ancak bütün hikâyeyi onun ağzından dinleriz. Olayların büyük bölümü de çocukluk döneminde yaşananlardır.

Ana karakter bize ilk önce çocukluğundan bahseder. Nasıl bir çocuk olduğunu anlatır. Okulda ve yaşadığı yerde pek arkadaşı olmayan, genellikle itilip kakılan bir çocuktur. Okurun dikkatini çekebilecek bir diğer özelliği ise kitapları ve okumayı çok sevmesidir. 7 yaşında bir çocuktur ancak çok kitap okuduğunu görüyoruz. Hatta kimsenin gelmediği yedinci doğum günü kutlamasında da pastasına kitap figürü işlenmesini istemişti.

"Masa şekerler ve çikolatalarla donatılmıştı. Her iskemlenin yanında bir kukuleta, masanın ortasındaysa yedi mumlu doğum günü pastası vardı. Pastaya kitap figürü işlenmişti. Annem, pastanedeki hanımın, bir doğum günü pastasına ilk kez kitap çizdiklerini söylediğini anlattı, oğlanlar genellikle futbol topu veya uzay gemisi isterlermiş. Kitap isteyen ilk çocuk benmişim."

Kitaplar bu çocuk için sadece zamanını geçirmek ya da eğlenmek için bir araç değildir. Kitaplar onun için aynı zamanda bir sığınaktır, bir dosttur ve arkadaştır. Onun için güvenli bir limandır. Bunun için de “Romanlar insanlardan daha güvenilirdir.” diye düşünür.

İYİ VE KÖTÜNÜN MÜCADELESİ

Romanın ana karakteri olan anlatıcı, çocukken bir gün boğularak uyandığını söyler. Biri ağzına para atmış ve boğulmaktan son anda kurtulmuştur. Bu olayı arkadaşı Lettie’ye anlatır ve o da bunu farklı bir dünyadan gelen kötü bir yaratığın yaptığını söyler. Lettie ile o yaratığı, bulunduğu yere bağlamak için giderler. Başarılı olduklarını düşünseler de kötü yaratık dünyaya gelir ve bir dadı suretinde çocuğun evine yerleşir.

Aslında bu kötü dediğimiz yaratık, herkese para vermeye çalışıyor. Çünkü insanların istediğinin bu olduğunu görür ve şöyle der: “İnsanlar basit yaratıklarmış, tek istedikleri paraymış, daha fazlası değil. Para... Sadece para. İşlerinin karşılığı olarak verilen ödüller. Halbuki dilese, onlara bilgelik barış veya huzur bahşedebilirdim..."

Eskiden korkunç ve eski kumaşlar görünümünde olan yaratık, şimdi de evlerindedir ve bir dadı suretine bürünmüştür. Çocuk bütün bunların kendi hatası olduğunu düşünür ve Lettie ile düzeltmeye çalıştıkça her seferinde daha büyük ve daha baş edilmez bir durumla karşılaşırlar.

HEMPSTOCK’LAR

Hempstock’lar üç kişidirler. Lettie, annesi Ginnie ve ninesi ihtiyar Bayan Hempstock. Ailede hiç erkek yok, daha doğrusu oldukları çiftlikte yok. Erkeklerin hiç evde olmadığını, dünyayı gezdiklerini söylerler küçük çocuğa.

Ancak konuşurken, kendilerinin asırların da ötesinden bu yana yaşadıklarını söylerler. Onlar da bir tür farklı yaratıktır. Ancak iyinin tarafından olanlardan. Evlerine dadı suretinde gelen kötü yaratığı eski halini bilen küçük çocuk, Lettie’nin de gerçekte nasıl göründüğünü merak eder ve sorar. Lettie ise şöyle cevap verir:

"Kimsenin içi dışı bir değildir. Senin de değil, benim de. İnsanlar bundan çok daha karışıktır. Herkes için geçerli bir kural bu."

SÜRREALİST BİR ANLATIM VE GERÇEKLİK

Ana karakter, çocukken başından geçenleri hatırlıyor ve anlatıyor. Hatırladıkları gerçek midir, yoksa bir çocuğun, kitap okumayı seven ve belki de kitaplarındaki kurmaca dünyalardan etkilenen bir çocuğun abartılı bir hayali midir? Buna cevap vermek için romandaki bazı önemli olaylara bakalım.

Çocuk yedi yaşında ve ailesi maddi sıkıntılar yaşar. Annesi çalışmak zorundadır. Evlerinde onun odasını kiraya verirler. Annesi çalışmaya başladığı için yabancı biri onlara dadılık yapmaya başlar. Ondan önce de odasını kiraya verdikleri maden işçisi bir araba kazası sonucu kedisini öldürür. Buna ek olarak da dadının (kötü yaratık) babası ile ilişki yaşadığına ve maden işçinin intiharına şahit olur. Bütün bunlar yedi yaşındaki bir çocuk için bir anda kaldırması zor olaylardır.

Belki bütün bu olayları anlamak, atlatmak ve kötü etkisinden kurtulmak için iyi ile kötünün mücadele ettiği bir fantastik öykü şeklinde hayalinde canlandırmış ve kaçış yolunu böyle bulmuştur. Hatırladığı olaylarda dadı yani kötü yaratık, Lettie’nin yardımı ile uzaklaştırılır ve yok edilir. Ancak kardeşi olayları farklı hatırlıyor. Dadısının babası ile ilişkisi olduğu için annesi tarafından kovulduğunu söyler ona. Peki hangisi doğrudur, hangisi gerçektir?

İşte ana karakter, yıllar sonra yani 40 yaşında döndüğü bu yerde, Hempstock’ların yani arkadaşı Lettie’nin çiftliğinde bunu ihtiyar Bayan Hempstock’a sorar. “Gerçek mi?” der.

“İhtiyar Bayan Hempstock omuz silkti. “Hatırladıkların mı? Muhtemelen. Aşağı yukarı. Farklı insanlar olayları farklı hatırlarlar. Ve iki insanın, aynı yerde olsalar bile aynı olayı aynı şekilde hatırladığını pek göremezsin. Yan yana duruyorsunuzdur ama iş olayları anlamlandırmaya geldiğinde, aranızda dağlar kadar fark vardır.”

Aslında iş okura kalmıştır. İsterse kitabı fantastik bir roman olarak okur, isterse de bir çocuğun yaşadığı olay ve travmaları gerçeküstü bir şekil vererek hatırlaması şeklinde yorumlayabilir. Kısacası öyküyü nasıl anlamlandırdığı her bir okura göre farklılık gösterir ve göstermesi gerekir de.

Son olarak, kitaptan beğendiğim iki alıntıyı paylaşmak istiyorum.

"Sana çok önemli bir sır vereceğim: İçlerine baktığında yetişkinler de yetişkin değildir. Dışarıdan, büyük, düşüncesiz veya ne yaptıklarını bilen kişilermiş gibi görünebilirler. Ama içleri çocukken nasılsa öyledir.”

“Elle tutulur bir şeylerden korkuyorsanız, korkunuzun kaynağı görebildiğiniz bir şeyse, işiniz her şeye dönüşebilen yaratıklarla baş etmekten çok daha kolaydır.”

Neil Gaiman
Yolun Sonundaki Okyanus
Çev: Zeynep Heyzen Ateş
İthaki Yayınları
İstanbul
2013
192 sayfa.

6 yorum:

  1. Kitabı tüm yönleriyle incelemişsiniz. Ben de bir çocuğun travması olarak düşündüm. Bazı fantastik kitaplar travma veya psikolojik durum olarak algılanmaya çok açık zaten.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yani kitabı isteyene göre iki tür okumak mümkün. Biri dediğiniz gibi çocuğun travması, diğeri ise fantastik bir roman olarak. Okurun tercihine kalmış.

      Sil
  2. Detaylı bir inceleme olmuş, emeğinize sağlık, imrendim doğrusu ;) Neil Gaiman'dan okuduğum ilk kitaptı, çok sevmiştim =)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim de Gaiman'ın okuduğum ilk kitabıdır. Ama beğendim ve diğerlerini de utlaka okurum. Teşekkürler.

      Sil
  3. Merhaba, bir kitap blogu daha bulduğum için şanslıyım. Kahve yanına da beklerim, sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güzel bloğunuz var. Takip ettim. İyi yayınlar...

      Sil